Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Suud büyükelçiliği güvensiz de Türk elçilikleri güvenli mi?

Kaşıkçı cinayetiyle Suudi Arabistan büyükelçiliği tartışmaların göbeğinde. Bir de son dönemde dünyanın farklı yerlerinde Türk elçiliklerinde yaşananlar var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
MEDYABOLD/ÖZEL
[email protected]

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları son dönemde giderek artan biçimde Türk Büyükelçilikleri’nde güvenlik problemleri yaşamaya başladılar. Rutin işlemler için gittikleri elçilik binalarında, pasaportları ellerinden alınanlar, baskı ve tehdit görenlerin yanında kanunsuz biçimde sorgulananlar da var.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Aralık 2017’de verdiği rakamlara göre, Olağanüstü Hal döneminde 234 bin 419 kişinin pasaportu iptal edildi. Aradan geçen zamanda bu sayının daha ne kadar arttığını bilen yok. Pasaportu iptal edilenlere bu konuda hiçbir bildirimde bulunulmuyor, ta ki Büyükelçilik Binası’na girdikleri ana kadar.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nda öldürüldüğü iddiaları sonrası Türkiye Suudi Prens’e uluslararası çapta baskı başlatmıştı. Ancak dünyanın farklı büyükelçiliklerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadıkları da uluslararası diplomasi kurallarını yerle bir eden türden.

Sorunla karşılaşanların başında Gülen Cemaati gönüllüleri geliyor. Gülen Cemaati üyeleri özellikle Avrupa’daki konsolosluklarda fişleme, pasaportlarına el konması, tehdit ve Türkiye’ye geri gönderilme çabası gibi durumlarla karşılaşıyor. Almanya’da iki yıldır benzer birçok olay yaşandı. Önceleri başlarına gelenleri anlatmak istemeyen Türk vatandaşları, Türkiye’de Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı vakaasından sonra konuşmaya başladı. Fakat yine de görüştüğümüz 10 aileden 4’ü başlarına geleni müstear isim kullanılması şartıyla anlattı.

Frankfurt Türk Konsolosluğu:

‘DAHA FAZLASINI YAPMAYA HAKKIMIZ VAR’

Neriman-Orkun Yılmaz çifti bir yıldır çok sıkıntılı bir süreç yaşadı, hala yaşamaya devam ediyorlar.

Orkun Yılmaz: Ben İzmirli bir Türkçe öğretmeniyim. 28 yaşındayım. 2012’de yurt dışındaki bir Türk okulunda öğretmenlik yapmaya başladım. Bir yıl sonra evlendim. Eşimle birlikte orada bir hayat kurduk. 2017’e kadar beş sene orada yaşadık. 15 Temmuz darbe projesinden sonra yaşadığımız ülkenin Türk konsolosluğunda hiçbir işimizi halledemez olduk. Eşimin Türkiye’de bankada biraz parası vardı. Ülkemize sürekli gidip geldiğimiz için parayı çekme ihtiyacı duymamıştık. Bir yıl önce kayınpederimin paraya ihtiyacı oldu, eşim parayı babasına vermek istedi. Bunun için konsolosluktan vekalet çıkarmamız gerekiyor. Maalesef konsolosluk işimizi yapmadı. Biz de 2017 yazında Frankfurt’a geldik. Almanya, Avrupa ülkesi olduğu için bir sorunla karşılaşacağımızı hiç düşünmedik. Bundan sonrasını eşim anlatsın.

‘SADECE TÜRKİYE’YE GİDERSENİZ PASAPORT VEREBİLİRİZ’

Neriman Yılmaz: Konsolosluğa gittik. Sıra bana geldi. Üç kadın görevlinin çalıştığı bir odaya girdim. Kimliğimi verdim. Normalde vekalat çıkarmak için Türk kimliği yeterli. Pasaport gerekmiyor. Görevli, “İşleminizi yapacağım ama pasaportunuza da ihtiyacım var.” dedi. Ben de verdim. Bir sorun olacağını düşünmedim. Kadın görevli, pasaportu alıp başka bir yere gitti ve kısa bir süre sonra döndü, “Pasaportunuz iptal olmuş, buna el koyuyorum.” dedi. O andan itibaren bize karşı tavırları değişti. “Ta Türkiye’den … gitmişsiniz, ne işiniz vardı orada?” diye bizi sorgulamaya başladılar. “Bunu yapmaya hakkınız var mı? Neden alıyorsunuz?” diye karşı çıktık. Aldığımız cevap aynen şöyle: “Daha fazlasını yapmaya hakkımız var!” Bu ne demek? Donup kaldık. Hiçbir şey yapamadık. Sonra da şu teklitfe bulundular: “Size sadece Türkiye’ye uçabilmek için bir-iki günlük geçici pasaport verebiliriz. Onu da, bir Türkiye bileti alıp bize getirirseniz vereceğiz.” Yani Türkiye’ye kesin gideceğimizi onlara ispatlamamız gerekiyor. Pasaportlarımızı alarak bizi fişlediler, sonra tehdit ettiler, en son da Türkiye’ye göndererek tutuklanmayı teklif ettiler. Biz kime ne yaptık? Sıradan öğretmenleriz.

Orkun Yılmaz: Hemen konsolosluktan ayrıldık. Frankfurt polisine durumu anlattık. Polis, orasının Türkiye toprağı olduğu için bir şey yapamayacağını ve başka konsolosluklara gidersek de aynı sorunla karşılaşacağımızı söyledi. Mecburen iltica etmek durumunda kaldık. Almanya’ya geldiğimizin üçüncü günü kendimizi mülteci kampında bulduk. İlticamız reddedilince ikinci şoku yaşadık. Türkiye’den uçakla rahatça çıkmış olmamız, bizim için bir sorunun olmadığı anlamına geliyormuş. Pasaportumuza el konulmasını görmezden geldiler. İtiraz ettik. Alman avukatımız, red kararını bir skandal olarak itirazımıza yazdı. Almanya dünyanın en demokratik ve zengin ülkelerinden biri ama her şey o kadar güllük gülistanlık değil. 15 aydır buradayız. İlk üç ay kendimize gelemedik, o psikolojiyi atlatamadık. Yeni evlenmiştik. Bir evimiz, bizi dört gözle bekleyen öğrencilerimiz vardı. Eşim şu anda 8 aylık hamile. 9 Kasım’da mahkememiz olacaktı. Avukatımızın tatiline denk geldiği için ertelemek durumunda kaldı. Yeni bir mahkeme tarihi bekliyoruz.

Şeyma Candan: BENİ KARANLIK BİR ODAYA GÖTÜRDÜLER

2016’da Alman vatandaşlığına müracaat ettim. Fakat kabul alabilmem için Türk vatandaşlığından çıkış kağıdı gerekiyordu. Randevu alarak eşimle birlikte Essen Türk Konsolosluğu’na gittik. Görevliler adımı bilgisayara girer girmez istediğim işlemleri yapamayacaklarını söylediler ve bizi bekleme salonuna aldılar. Nedenini sorduğumuzda; TC. vatandaşlık numaramda bir sorun olduğunu, herhalde bir yanlışlık yapıldığını, bunu İçişleri Bakanlığı’na bildireceklerini ve 6-8 hafta içinde cevap geldikten sonra benimle tekrar görüşeceklerini söylediler ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Bu durumu Almanya Vatandaşlık Ofisi’ne bildirdim. Onlar da konsolosluğa tekrar başvurmamı istediler. Tekrar başvurdum ama ne yazılı ne telefonla hiçbir cevap alamadık. Bu yılın ocak ayında randevu aldık, yine gittik. Yine yapamayacaklarını söylediler. Artık somurtmalar başladı. Müdürle görüşmek istediğimi belirttim. Sonuçta bu kağıdı almak benim hakkım. Müdüre hanımla görüştüm. Bu arada başka bir müdür geldi ve bu adam beni üst katta karanlık bir bekleme odasına götürdü. Orada yaklaşık yarım saat bekledim. Bu arada sürekli takım elbiseli erkekler odaya girip çıktı. Bu durumdan çok rahat rahatsız oldum. Psikolojik baskı yaşadım resmen. Hatta oradan kaçma planları kurdum kafamda. Yukarı çıkmadan önce eşime arabanın anahtarlarını teslim etmiştim. Herhangi bir durumda sen hemen kendini kurtar diye…

YENİ PASAPORT ÇIKARMAYA KALKMAYIN YOKSA…

Bulunduğum oda aslında bekleme salonuydu ama o gün kullanılmıyordu sanırım. Sadece ben vardım ve karanlıktı. Camını açtım ve atlayıp kaçabilir miyim diye düşünmeye başladım. Başıma orada ne geleceği belli değildi. Sonra görevli geldi. Aslında benimle ilgili bir sorunları olmadıklarını ama pasaportuma el koyduklarını ifade etti. 39 yıldır Almanya’da yaşıyorum ve hep Alman şirketlerinde çalıştım. Türk kurumlarıyla hiçbir alakam olmadı. Görevli, eşimden dolayı pasaportuma el konulduğunu söyledi. İstersem bu durumu İstanbul’a gidip halledebileceğimi söyledi. Bu ne demek diye, kızdım. Bana bunu alay ederek söylüyor; madem sorun yok, gidin işinizi orada halledin diyorlar. Oradan ayrılmadan önce şöyle bir ithamda da bulundular; ‘hanımefendi sakın başka bir konsolosluğa gidip pasaportum kayboldu diye yeni bir pasaport çıkartmayın. Aksi takdirde daha kötü muamele görürsünüz, dedi.
Şu an Türkiye’ye değil, hiçbir yere gidemiyorum. Almanlar da ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü sadece ben değil, bu sorunu yaşayan başka birçok insan var. Almanlar her ay, Türk konsolosluğuna çıkış kağıdı istediğime dair taahhütlü mektup göndermemi söyledi. Biliyorum hiçbir sonuç çıkmayacak ama sırf belgelemek için gönderiyorum.

Münih Türk Konsolosluğu:
HEMEN BURADAN ÇIKIP GİDİN!

Behra-Serkan Doğru:
Ben ve eşim yıllardır Almanya’da yaşıyoruz. Üniversiteyi burada okuduk. Burada tanışıp evlendik. Artık Almanca’ya, Alman kültürüne vakıf insanlarız. 12 Mayıs 2017 tarihinde Alman vatandaşlığına geçmek için başvuru yaptık. 26.01.2018 tarihinde ‘sizi vatandaşlığa kabul ediyoruz’ diye cevap geldi. Vatandaşlığa geçiş işlemlerinin başlayabilmesi için Türk vatandaşlığından çıktığımıza dair bir belge almamız gerekiyor. Bu yüzden Münih’teki Türk Konsolosluğu’na gittik. İçeri girdik. Görevli önce eşim Serkan Doğru’nun pasaportunu aldı, baktı. İlk etapta bir sıkıntı yoktu. Benimkine bakınca donup kaldı. Sağına baktı, soluna baktı. Sonra işlem yapamıyoruz pasaportunuza, dedi.

NE SİZ BİZİ GÖRDÜNÜZ, NE BİZ SİZİ
Başka bir bölüme götürdüler beni. Orada ‘pasaportu iptal etmişler, sebebini bilmiyoruz, bir avukat tutun, dava açın, pasaport hakkının geri alınması lazım, dediler. O arada şefleri olduğunu düşündüğüm biri geldi. Ne oldu, ne var diye sordu. Durumu anlayınca bize doğru döndü ve ‘hemen çıkıp gidin buradan, ne siz bizi gördünüz, ne de biz sizi gördük. Dua edin pasaportlarınızı almıyoruz’ diye bağırdı ve bizi bizi apor topar konsolosluktan kovdular. Neye uğradığımızı şaşırdık. Bizi kovan görevlinin korkudan gözlerinin yerinden fırlayacak gibi olduğunu görmek ise apayrı bir duyguydu. Acınası bir durumdu.

Almanya Yabancılar Dairesi’ne durumu anlattık. Bize tutanak tutmamızı söylediler. Neler yaşadığımız yazdık. Eşimin pasaportunda sorun olmadığı için o tekrar gitti konsolosluğa. Onca insanın girip çıktığı yerde bizim adımızı hiç unutmamışlar. Görevli eşimi görür görmez, ‘Çıkış belgesi filan alamazsın, pasaportunuzu iptal ettik. Boşuna bekleme’ diyerek tekrar kapıyı gösterdi.

Mainz Türk Konsolosluğu:

SANA PASAPORT MASAPORT YOK!

Ahmet Can: Ben 34 yaşında bir eğitimciyim. On üç yıldır Almanya’da yaşıyorum. 2017’nin Ocak ayında Alman vatandaşlığına geçmek için başvuru yaptım. 6 ay sonra kabul edildiğime dair cevap geldi. Türk vatandaşlığından çıktığıma dair belge almak için Mainz Konsolosluğu’na gittim. İlgili bölümde bekliyorum. Sıra bana geldi. Büyük bir masanın arkasında bir görevli oturuyordu. Pasaportumu aldı ve bana da bekleme odasına geçmemi söyledi. Aradan birkaç dakika geçti. Görevli geldi. ‘Pasaportunuzu konsolos beye gösterdim, iptal edilmiş, sana pasaport masaport yok!’ diyerek çekmeceyi açıp fırlattı. Ne sebeple el koyuyorsunuz, dedim. Cevap vermediler. Belki Türkiye’de yanlış işlem yapmışlardır. Avukat tutup sordurabilirsiniz, dediler. Sonra da size sadece tek yönlü seyahat belgesi verebiliriz, dediler. Yani Türkiye’ye gidip işimi orada halletmemi teklif ediyor!

ÇEVREMDE KİMSE BANA İNANMADI
Bir anda hiçbir sebep göstermeden keyfi bir işlem karşısında hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dedim ki, en azından aldığınıza dair bir yazı verin. Onu da yapamazlarmış. Sonradan öğrendim ki, yasa dışı işlerin belgesi olmuyor. Konsoloslukta yaşadıklarımı çevremde kime anlattıysam inanmadı. Ben, kimseye zararı olmayan, aksine buradaki Türklerin çocuklarına sosyal ve kültürel anlamda destek veren, etkinlikler yapan bir dernekte çalışıyorum. Sanki Türkiye’de adam öldürdüm de burada pasaportuma el konuldu! Alman Vatandaşlık Ofisi’ndeki görevli bir türlü inanmak istemedi bana. Zamanla konsolosluğa yazdığım mailleri gösterince inandılar. Almanlar yaptığım girişimleri yeterli bulursa çifte vatandaş olacağım. Yetersiz derlerse her şeye yeniden başlayacağım. Bu demektir ki, 2 sene daha Almanya’da esir kalacağım. Pasaport olmadan burada bir şey yapmanız mümkün değil.

EDİTÖRÜN NOTU: Haberdeki isimler kişisel güvenlik ve benzer sebeplerle kişilerin isteği üzerine değiştirilmiştir.

 

Gündem

2,5 milyon yeni iflas dosyası açıldı: Tayyip Erdoğan’a hakkınızı helal eder misiniz?

AKP yönetimindeki Türkiye’de ekonomik kriz derinleşiyor. Bu yılın ilk 4 ayında 2,5 milyona yakın yeni icra ve iflas dosyası açıldı. Yeni dosya sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 500 binden fazla arttı. Muhtarlar vatandaşa gelen icra ihbarnamelerine yetişmek için yeni personel alıyor.

BOLD –  Türkiye İstatistik Kurumu eliyle işsizlik ve enflasyon rakamlarını düşüren AKP Hükumeti, icra ve iflas dosyalarındaki artışı engelleyemiyor. 2021 yılının ilk 2 ayında tüketici kredisini ödeyemeyen 75 bin kişi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen 76 bin kişi bankalar tarafından icraya verildi.

SON 5 YILDA KREDİ BORCU ÖDEYEMEYENLER

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer de icra dosyalarındaki artışa yönelik Meclis Başkanlığı’na önerge sundu. Buna göre son 5 yılda bankalara 2 milyon 357 bin kişi tüketici kredisini,  2 milyon 475 bin kişi kredi kartı borcunu ödeyemedi. İcra dairelerindeki dosya sayısı da 22 milyona ulaştı

ÇİFTÇİDEN ESNAFA HERKES ZORDA

Üreticiler ve çiftçiler tarlasını, bağını, bahçesini ve traktörünü sattığı halde borçlarından kurtulamıyor. Esnaftan çiftçiye, işçiden sanayiciye toplumun tüm kesimleri pandemi döneminde iyice yoksullaştı. AKP lideri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, esnaflardan helallik istemişti.

Okumaya devam et

Gündem

Müebbet verilen Harbiyeli Burak Cansever’in annesi öldü

Beş yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu olan Harbiyeli Burak Cansever’in annesi Elmas Cansever, stres nedeniyle demans hastalığına yakalandı ve 55 yaşında hayata gözlerini yumdu.

BOLD – Müebbet hapis cezasına çarptırılan askeri öğrenci Burak Cansever’in annesi Elmas Cansever hayatını kaybetti. Doktorların ifadesine göre stres nedeniyle demans hastalığına yakalanan Cansever 55 yaşındaydı.

Elmas Cansever’in ölüm haberini Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya sosyal medya hesabından duyurdu. Cansever’in oğluna çok üzüldüğünü belirten Çetinkaya, “Bir anne daha evladına hasret gitti.” dedi.

15 Temmuz Sultanbeyli Davası’nda yargılanan ve müebbet hapis cezasına çarptırılan Burak Cansever, 5 yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

 

Okumaya devam et

Gündem

Eminağaoğlu: Mafya kanunları işliyor yargı oturmuş seyrediyor

Eski YARSAV Başkanı ve Savcı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili soruşturma başlatılmamasını yargının AKP’ye bağımlı olduğunu gösterdiğini söyledi. “Yargı oturmuş bunu seyrediyor. HSK, tarihinin en bağımlı dönemini yaşıyor. Ticaret Bakanı’nda görüldüğü gibi, AKP’den asla hesap sorulamıyor” dedi.

BOLD – Eski Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolarındaki ağır iddialarına henüz hiçbir savcı tarafından soruşturma açılmamasına tepki gösterdi.

Gazete Kolektif’ten Miray Mert’e konuşan, Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, yaşananları adeta bir mafya dizisine benzeterek bu dizideki karakterlerin ve rollerin gerçek olduğunu belirtti. Anayasa’nın AKP iktidarı için bağlayıcılığının kalmadığını, hukuk ve yargının, AKP’yi denetleyemeyecek, hesap soramayacak hale getirildiğini belirten Eminağaoğlu, Peker’in videolarıyla ilgili şunları söyledi:

KİRLİ İLİŞKİLER ORTAYA KONULUYOR

“Türkiye’de televizyonlar yayınladıkları dizilerle halkı ekranlara bağlamıştı. Bu yetmezmiş gibi şimdi de adeta bayramda gösterime giren yeni bir dizi gibi, bu mafya dizisinin her seferinde yeni bir bölümü, her bölüm hakkında da dizi kahramanlarının beyanları gündemde. Diğer dizilerden farkı ise bu dizideki karakterler gerçek ve bu karakterler kendi gerçek rollerini oynuyor. Kirli ilişkiler ortaya konuluyor. İşin en ilginç yani özellikle yargı oturmuş bunu seyrediyor. Evet bu anlatım şaka değil gerçek ve de içler acısı, yaşanan gerçekler de keşke bu kadar olsa. Yaşananlar, izlenenler ve bir kısmı toplum önüne konulan ilişkiler, bu ilişkilerin iktidar dahil güç odakları ile bağlantıları.

YARGI, TARİHİNİN EN BAĞIMLI DÖNEMİNİ YAŞIYOR

Anayasa’nın AKP için neredeyse bağlayıcılığın kalmaması bir yana, hukuk sistemi ve yargı öyle bir hale sokulmuş durumdaki, AKP iktidarını sınırlandıramıyor ve denetleyemiyor. Türkiye’de mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesinden sorumlu ve görevli olan organ HSK. 13 üyesi olan bu Kurul’un 13 üyesinin 13’ü de partili Cumhurbaşkanı ve de Cumhur İttifakı’nın sayısal çoğunluğuyla TBMM tarafından belirlenmiş durumda. HSK, tarihinin en bağımlı dönemini yaşıyor. Yargı organlarının, başsavcılıkların bu yaşananlar karşısında doğrudan soruşturma açması gerekirken, tüm bu yaşananları seyreden iktidar gibi yargının da yaşananları seyretmesi demek, yargının bağımsız olmadığı, hatta iktidara ne kadar bağımlı olduğu ve iktidarın da yaşanan ilişkilerin ne kadar içinde olduğu demek. Aksi halde bu sürecin yargı tarafından seyredilmesi düşünülebilir mi? Bir hukuk devletinde bu süreci seyreden savcı ve başsavcıların görevde kalması veya böyle hareketsiz kalan o savcı veya başsavcılara HSK’nın soruşturma açmaması, soruşturma açmayan HSK üyelerine bile soruşturma açılmaması düşünülebilir mi? Yani yargı hele de 2017 Anayasa değişikliği sonrası HSK’dan alıp ilgili başsavcılıklardan çıkarsak tepeden tırnağa bağımsızlığı elinden alınmış durumda.

YARGI SUSTU MAFYA ÖNE ÇIKTI

Her sınırlandırılamayan, denetlenemeyen iktidar gibi AKP iktidarı da, mafya ile söz düellosuna girerek, onlara koruma bile tahsis ederek, süreci seyrederek, onlara alan ve ortam yaratarak, hatta açık davranmayıp, ilişkileri konusunda anayasal organlar önünde hesap vermeyip kaçarak olabildiğince kirlenmiş durumda. İddialar karşısında alnım ak, veremeyecek hesabım yok demeden, ancak çatışma ve sataşma dili ile gündemin değiştiriliyor. Bu arada Peker’in açıklamaları karşısında yargı susunca yine mafya öne çıkıyor ve mafyadan devlet yasalarıyla değil mafya hesap sorar; mafya, mafya kanunları ile hareket eder, mafya kendi ilişkilerini ortaya dökmez misali mafyadan mafyaya cevaplar bile söz konusu oluyor.

YARGI AKP’LİLER İLE İLGİLİ ADIM ATMIYOR

Geçmişteki ve şimdiki İçişleri Bakanları da iç işlerini, iç düzeni sağlayan değil aksine bozan açıklamalardan ve bu çerçevedeki ilişkilerden de geri durmayınca devlet kanunları işlemiyor o zaman da sanki mafya kanunları işliyor. Daha çok yakın bir zamanda Ticaret Bakanı konusunda da görüldüğü gibi, AKP’den asla hesap sorulamıyor. Hatta hukuk düzeni içinde söz konusu olamayacak bir iş AKP üzerinden gerçekleştirildiğinde, hatta bir şekilde AKP’ye bulaştığında, hesap sormak bir yana neredeyse adeta meşruiyet kazanıyor. Türkiye’de hukukun üstünlüğünün yerini gücün hukuku almış durumda. Tüm bu ilişkilere bakınca görülenin tek adama dayalı parti devleti yaratan AKP iktidarında devletin hukuk düzenin işlemez hale geldiği, hesap sorulamayan bir iktidarın ortaya çıkıyor. FETÖ ile ilgili yaşananlar, diğer yandan çıkar amaçlı suç örgütü konularında yani mafyatik ilişkilerde yaşananlar, işte Peker ve Çakıcı konularında yaşananlar, 128 milyar dolar konusunda yaşananlar, öne çıkan ihaleler ve daha birçok konularda yaşananlar… Tüm bunlarda yargı ya hiç adım atmıyor ya da hukukun dışında ve mağduriyet yaratacak biçimde, sonradan her şeyin boşa çıkmasına yol açacak biçimde adımlar atıyor. Diğer yandan ise iktidar gücü karşısında hukuk ve demokrasi içinde hareket eden herkes üzerinde yargı da kullanılarak baskılar yaratılıyor.”

Soylu’nun zengin danışmanı ‘yabancı servisler’e sığındı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0