Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Battaniyeden çantayla hayatı kararan öğretmenin hikayesi

Öğretmen Selvan Erek, battaniyeden yapılmış sırt çantalı öğrencisine yardım istediği için ‘devletin yüzüne kara çalmak’ suçlamasıyla işinden olunca sitem dolu konuştu.

Muş’un ismi değiştirilmiş ücra Kürt köylerinden Çınarardı’ndaki iki ücretli öğretmenden biriydi Selvan Erek. Devlet, bu köye kadrolu öğretmen göndermeyi başaramamış, ancak ücretli öğretmenler gitmeyi kabul etmişti.

Selvan öğretmen üç yıldır köyde çocuklara ders veriyordu. Ta ki, fakir bir öğrencisi için yaptığı yardım paylaşımına kadar.

DEVLETİN YÜZÜNE KARA ÇALDIN

Okula annesinin battaniyeden yaptığı sırt çantasıyla gelen fakir bir öğrencisinin, ailesinden izin alarak yüzünü göstermeden fotoğrafını çekti ve sosyal medyadan paylaşarak, “Şartlarımız ne kadar zor olsa da sol cebimizden umudumuzu eksik etmeyeceğiz” yazdı.

O andan itibaren Türkiye bildik şekilde ikiye bölündü. Bir kısmı o çocuğa ve o köye yardım için Selvan öğretmene mesajlar yazmaya başladılar. Diğer kısmı ise devletin itibarını küçük düşürmekten, PKK propagandasına kadar demediklerini bırakmadılar.

Günün sonunda “devletin itibarının” yanında olanlar kazandı. Selvan öğretmen, Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü’ne çağrıldı ve “devletin yüzüne karalar çalmak”la ve “terbiyesizlikle” suçlanarak işinden atıldı.

“Bu kadar insani bir durum bu kadar nasıl çarpıtıldı bilmiyorum. Bir öğretmenin bu iyi niyetine bu kadar kötü bir karşılık verilir mi? Evet okulda çok eksikliklerimiz var. Öğrencilerimizin de çok eksiklikleri var. Türkiye’nin her yerinden öğretmenler bu tür yardımlaşma çağrılarını yapıyor ve karşılık da buluyor. Ama ben yapınca çok farklı yerlere çekildi. Üstelik ben bu paylaşımı kendi sayfamda yaptım ve en azından çocukların bu ihtiyacı giderilir diye düşündüm. Ben ücretli çalışan bir öğretmenim ve bu sıkıntıları karşılayamayacak durumdayım”

ÖĞRETMEN  KOPAN FIRTINADAN HABERSİZDİ ÇÜNKÜ ELEKTRİK YOKTU

Sosyal medyadaki yardım paylaşımından sonra kopan fırtınadan Selvan öğretmen habersizdi. Paylaşımından kısa süre sonra yaşadığı ücra köyde elektrikler gitmiş, saatler sonra gelmişti.

“Yeniden elektrikler geldiğinde tartışmanın farklı yerlere çekilmesi karşısında şok oldum.  Bu fotoğrafla ‘devletin adını kara çıkarmışım’ suçlaması yaptılar bana. Benim asla öyle bir niyetim olmadı. Ki bu ailenin 19 çocuğu var ve bunlardan 5’i benim öğrencim. Bu çocuklar bazen kışın ortasında kısa kollu elbiselerle okula geliyordu. Ben de ‘belki yardım edecek arkadaşlar çıkar’ diye bunu paylaştım.”

YANDAŞ MEDYA HEDEF GÖSTERİNCE

Sosyal medya lincini, yandaş medyanın hedef göstermesi izledi. Selvan öğretmeni terör örgütü ilişkili göstermekten, yalan propaganda yapmaya kadar çeşitli biçimlerde hedef gösterdiler. Ardından İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu hedef göstermenin gereğini yapmak üzere devreye girdi.

“İlçe Mili Eğitim Müdürü bana bir çok kez; ‘Terbiyesiz, sen adımızı kara çıkarmak için bunları yaptın’ dedi. Yani ilçe milli eğitimi bile bir öğretmene böyle yaklaştı. Ne kadar söylediysem de niyetimi anlamadı. Ben paylaşımı yaptıktan sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğrencilere çanta dağıtıldı, yine Kızılay aile ile görüştü. Bir çok kişi de köye gelerek çocuklara kırtasiye ve giyim malzemesi getirdi. Onlarca insan da çocuklar için eşya kargoya verdiler.”

O ÜCRA KÖYÜN FAKİR ÖĞRENCİLERİ ARTIK SELVAN ÖĞRETMENSİZ

“3 yıldır burada ücretli öğretmenlik yapıyorum. Bu okula ve öğrencilere büyük bir emek verdim. Şuan o kadar üzülüyorum ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Görevden alınma kağıdım geldiğinde öğrencilerim bana sarılıp ağladılar. Bana; ‘Gitme, öğretmenim bizi bırakma’ dediler. Bu kadar emek verdiğim öğrencilerime ve okuluma veda etmek çok acıttı beni. En acısı öğrencilerimden ayrılmak. Bu beni çok yaraladı. Bir daha geri döner miyim bilmiyorum ama o kadar çok yıprandım ki, bir süre kendimi toparlamam lazım. Bu kadar masumca bir şey için daha fazla yıpranmak ve incinmek istemiyorum”

Demeç: Mezopotamya Ajansı

Gündem

Tarlası kundaklanan KHK’lı öğretmen için 7 saatte 30 bin TL

Kendi köyünde bile hayat hakkı tanınmayan KHK’lı öğretmene, Türkiye sahip çıktı. Tarlasındaki sulama boruları kundaklanan KHK’lı öğretmen Celalettin Tokmak için 7 saatte 30 bin lira toplandı.

BOLD – KHK’lı öğretmen Celalettin Tokmak’ın geçim kapısı olan sulama boruları tarlada ateşe verildi. Sesini sosyal medyadan duyuran Tokmak’ın imdadına tanımadığı insanlar koştu.

150 SULAMA BORUSU ATEŞE VERİLDİ

Öğretmen Celalettin Tokmak, on binlerce öğretmen gibi 15 Temmuz’un ardından KHK ile ihraç edildi. Geçimini sağlamak için Sivas’taki köyüne yerleşerek tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başladı. Ancak tarlasını sulamak için kullandığı 150 boru 29 Kasım gecesi kundaklandı.

JANDARMA: DELİL YOK, BİR ŞEY YAPAMAYIZ

Olay yerine jandarma çağırıldı. Ekipler tutanak tutarak yangını kayıt altına aldı. Ancak ‘delil’ olmadığı için bir şey yapılamayacağı söylendi.

Celalettin öğretmen su borularının yandığı anın görüntülerini sosyal medya hesabında “An itibariyle tarlada sulama borularımı yakmışlar. Bu yangının içinde bunu yakanlarda yanacaklar.” sözleriyle paylaştı.

7 SAATTE İHTİYACI KARŞILANDI

İnsanlar Celalettin Tokmak’ın mağduriyetine duyarsız kalmazken destek mesajları yağdı. Ardından açılan yardım hesabında 3 bin 304 dolar toplandı. 136 kişi bağışta bulunurken Tokmak’ın zararı 7 saat içerisinde hayırsever vatandaşlar tarafından karşılandı.

Okumaya devam et

Gündem

Erdoğan, Koca ve 81 valiye koronadaki sorumlulukları nedeniyle suç duyurusu

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve 81 ilin valisini, korona salgınındaki ölümlerin artmasından sorumlu tutan Halkın Kurtuluş Partisi, suç duyurusunda bulundu.

BOLD – Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak ve Avukat Fettah Ayhan Erkan’ın Çağlayan Adliyesinde yaptıkları suç duyurusunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sağlık Bakanı Koca ve 81 ilin valisinin ‘1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na aykırı hakaret ederek görevi kötüye kullanma’ suçunu işledikleri iddia edildi.

HKP avukatları tarafından başsavcılığa verilen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

“Kovid-19 salgını nedeniyle ülkemizde ilk vaka görüldüğü günden bugüne vaka sayısı, vaka sayılarındaki artışa oranla vefat sayısı da hızla artmaktadır. Gelinen süreçte ise salgının artık kontrolden çıktığı, vaka ve vefat sayısının resmi açıklamalardan çok daha fazla olduğu namuslu bilim insanları ve sağlık çalışanlarımız tarafından dillendirilmekte, hatta bizzat tarafımızca görülmektedir.”

Dilekçede, “Yapılan son açıklamalar, başta AKP Genel Başkanı olmak üzere, Sağlık Bakanı ve diğer yetkililerin gerek vaka sayılarında gerekse ölüm sayılarında gerçekleri söylemediklerinin, kamuoyuna doğru bilgi vermediklerinin de itirafıdır” denildi.

Sağlık Bakanı Koca’nın 26 Kasım tarihinde yapmış olduğu konuşma hatırlatılarak, “Namuslu bilim insanlarımızın, sağlık çalışanlarımızın ve partimizin aylardır dillendirdiği üzere, yetkili ve sorumlu konumunda bulunanların hem vaka sayıları, hem ölüm sayıları noktasında doğruları söylemediklerinin, Kovid-19 pandemisi ile ilgili bilimin emrettiği önlemleri almadıklarının da itirafı niteliğindedir” ifadelerine yer verildi.

VİRÜSÜN YAYILMASINA HİZMET ETTİLER

Ulusal bayramlara ve baroların kongrelerine yasak getirildiği hatırlatılan dilekçede, şu değerlendirmeler yapıldı:

“23 Nisanlara, 19 Mayıslara, 30 Ağustoslara, 29 Ekimlere, 10 Kasımlara, baroların kongrelerine yasak koyan şüpheliler, AKP kongrelerine yasak getirmeyerek virüsün yayılmasına hizmet etmişlerdir. Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi Kurban Bayramı öncesinde; ‘Bu salgından kurtuluyoruz inşallah, iki bayramı birlikte yapacağız’, diyerek insanlarımıza bu salgın bitiyor artık, tehlike geçmiş durumda diye düşündürterek, insanlarımızın salgını hafife almalarına neden olmuşlardır. Şüpheliler, 1 Mayıs’tan itibaren de ekonomik alandaki eksik gedik kısıtlamaları da kaldırarak artık her şeyin normale döndüğü mesajı vermişler, halkımızın bu açıklama ve uygulamalardan etkilenerek virüsün etkisinin geçtiği algısını uyandırmışlar, dolayısıyla virüsün rüzgâr hızıyla yayılmasına neden olmuşlardır.”

Hıfzıssıhha Kanunu’nun 83, 76 maddeleri hatırlatarak, “İşte bu madde Devletin sosyal devlet olma özelliğinin bir sonucudur. Ancak AKP iktidarı, Cumhuriyetin olmazsa olmaz birçok temel ilkelerinde olduğu gibi sosyal devlet ilkesini de ortadan kaldırmış, halk yararına olan temel hükümler yok sayılmıştır ve 276 madde sağlıklı istatistik verilerin kamuoyu ile paylaşılması gereğini, gerekçeleriyle birlikte sorumlularını da açıklamıştır. Ancak yukarıda da sunduğumuz gibi bu maddelere de tüm şüphelilerin aykırı hareket ettiği aşikârdır” denildi.

Erdoğan, Koca ve 81 İl Valisinin Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesine göre görevi ihmal suçu işlediklerini ifade eden HKP avukatları dilekçede, “Bu maddeye aykırı hareket ederek binlerce insanımızın hastalanmasına, vefat etmesine, açlık ve yoklukla baş başa kalmalarına sebep olan şüpheliler hakkında soruşturma başlatılmasını talep etmek zorunlu olmuştur” ifadelerine yer verildi.

Okumaya devam et

Gündem

Sürgün profesör Münih Teknik Üniversitesine kabul edildi

Türkiye’nin ilk aile hekimi profesörlerinden biriydi, işinden atıldı, 14 ay hapis yattı. 15 Temmuz’dan sonra hayatı alt üst edilen Prof. Dr. Zekeriya Aktürk’ü Münih Teknik Üniversitesi kısa sürede akademisyen kadrosuna aldı.

BOLD  Beş ay önce Almanya’ya göç etmek zorunda kalan sürgün profesör Zekeriya Aktürk, dünyanın en iyi 50 üniversitesi arasında gösterilen Münih Teknik Üniversitesi Aile Hekimliği Enstitüsüne kabul edildi. Türkiye’deyken kapatılan Şifa Üniversitesinde akademisyen olarak görev yapan Prof. Dr. Zekeriya Aktürk, Türkiye’de yaşadıklarını, yeni hayatını hem Youtube kanalında hem de TR724’ten Metin Yıkar’a anlattı.

Çocukluğunun bir kısmı Almanya’da geçen Aktürk, Türkiye’ye döndükten sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Aile hekimliği ihtisası yaptı. Hayatının büyük bir kısmını üniversitelerde akademisyen olarak geçirdi. Sırasıyla Trakya Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Şifa Üniversitesinde görev yaptı. Erzurum’da dekanlık yaptı.

Prof. Dr. Zekeriya Aktürk, Suudi Arabistan’da da 4 yıl çalıştı. 11 meslektaşıyla birlikte aile hekimliğiyle ilgili yenilenme projesinde görev almak üzere Suudi Arabistan’a tekrar giderken havaalanında gözaltına alındı.

İFTİRACILARININ İSİMLERİNİ AÇIKLADI

“Hayatımın altını üstüne getirdiler. İşimden, memleketimden, sevdiklerimden oldum. İşsiz kaldım. Çok sevdiğim babamdan ayrı düştüm. İş bulmak için vatanımı terk ettim. Hapse atıldım. Ailemden koparıldım. İşin kötüsü, güvendiğim, sevdiğim insanlar, akrabalarım, iş arkadaşlarım ya bu zulmün bir parçası oldular, iftiranın tarafı oldular, ya da alkışladılar veya sessiz kaldılar…” diyen Aktürk, hapis yatmasına vesile olan, kendisine iftira atan meslektaşlarının isimlerini kanalında açıkladı:

“Dedim ki bakayım bu iftiracıların hali nedir. Masum insanları harcayan zalimlerin durumu nedir diye bakayım dedim. Ne görsem iyi: Fatih Akdemir bıraktığım yerde otluyor hala. On küsür yıllık yardımcı doçent… Rezil olsun! Oğuz Tekin emekli olmuş, herhalde bahçe kazıyordur. Ama ben kendime yeni bir hayat kurmakla meşgulüm. Yusuf Kara’nın esamesi okunmuyor zaten, kaybolmuş. Yerin dibine batsın! Şimdi de kalkmış bir mayın eşeği diyor ki ‘Bizim haberimiz yoktu. Hakimler tutukluyormuş, Allah Allah! Nasıl yaparlar? Çok yanlış! Tutuklamamak lazım; niye tutukluyorlar ki?’ 14 ay hapis yattım sayın mayın eşeği! Çocuklarıma anlat, aileme anlat!”

“MAZLUMUN AHI YERDE KALMAYACAKTIR”

Kendisine haksızlık yapan herkesin Naziler gibi Nürnberg mahkemelerinde yargılanmasını isteyen Aktürk, “Mazlumun ahı yerde kalmayacaktır. Bu dünyada da hesabının sorulmasını dilerim. Ama esas öldükten sonra bir ebedi hayat var, onu kaybettiniz. Gidecek yeriniz yok. Yazık size! Vatan, millet, din deyip insanları kandıranlar ve onlara inanan diğer zavallılar, yazık size!” ifadelerini kullandı.

“GÖZALTINDA 40 AKADEMİSYEN VARDI”

Gözaltına alındıktan sonra Erzurum’daki polis okulunun spor salonunda 90 kişiyle birlikte ifade vermeyi beklediğini söyleyen Aktürk şöyle devam etti:

“O 90 kişinin 40’ı akademisyendi. Bir üniversite kuracak kadar akademisyen vardı. Ben Şifa Üniversitesi’nde çalışıyordum. Bank Asya’da hesabı vardı. Onların aradığı profile uyuyordum. İki ihbarcı da vardı. Üniversitede yardımcı doçent olarak görev yapan bir akademisyen ile Aziziye Koleji’nde okuyan kızımın öğretmenlerinden biri adımı vermişti. Bu nedenle tutuklandım. 11 ay sonra iddianame yazıldı. Ablama gönderdiğim paralarla burs diye beni suçladılar. Ablama ev aldığı için 50 bin TL vermiştim, o banka hareketleri suç sayılmıştı.

“AMELİYAT OLDUM, YATAĞA KELEPÇELENDİM, ÇOK ZORUMA GİTTİ”

14 ay sonra mahkeme sırası bana geldi. O arada ameliyat oldum. Yemek borumla ilgili bir sorun çıktı. 10 gün yoğun bakımda attım. Mahkeme günü geldiğinde ağır hastaydım. O halde yatağa kelepçelendim. Ameliyat olmuşum, yoğum bakımdayım, iki de asker var başımda. Bir uzman çavuş geldi, her tarafımda sondalar takılı. Sancılarım, ağrılarım var. Beni yatağa kelepçeledi. Çok zoruma gitti. Öyle ağladım ki hayatımda hiç öyle ağlamadım. Sonra bir hemşire geldi. Gülüç yüzlü hanımefendi. Hocam geçmiş olsun dedi. Ne kadar değerliydi. Sonra o halimle hastaneden çıktım mahkemeye gittim. Tahliye ettiler. İki sene sonra da beraat ettim. Serbest kaldıktan sonra İzmir’de 8 yere başvuru yaptım. Kabul edilmedim. Balkonumda tercüme yapmaya başladım. Kaça tercüme yapıyorsun diye bir hakim benimle dalga geçti. Avrupa kongrelerine gidebilmek için eşimin altınları satmış bir akademisyenim. Almanca ve İngilizce biliyorum. Almanya’da 3-4 yer kabul etti beni. Münih’i tercih ettim. ”

Bir akademisyenin 15 Temmuz’u: Üniversitede sorgu, hapishane, ölüme yolculuk, dağılan bir aile…

Okumaya devam et

Popular