Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Erdoğan’ın danışmanı Hard Talk’ta soğuk terler döktü

Saray’daki baş danışmanlardan Prof. Gülnur Aybet, BBC’de Hard Talk programında zor anlar yaşadı, söylediklerine ise KHK’yla ihraç meslektaşlarından büyük tepki var.

Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından Prof. Dr. Gülnur Aybet, BBC‘de yayımlanan Hard Talk‘ta Stephen Sackur’un sorularını yanıtladı. Programda Aybet’in özellikle çalıştığı Yıldız Üniversitesi’nden ihraçlarla ilgili sözlerine, KHK’yla ihraç olan meslektaşlarından sert tepkiler geldi.

Stephen Sackur’un Gülnur Aybet’le yaptığı söyleşinin ilgili bölümü şöyle:

‘İÇERİDE HİÇ GAZETECİ YOK’

Cemal Kaşıkçı’nın ailesinin gerçekleri bilmesi gerektiği konusundaki mücadelenin liderliğini yürüten Türkiye’nin gazetecileri hapsetmekte dünya lideri olması derin bir ironi.

Sayıları nereden aldınız?

Dünyanın en saygı duyulan uluslararası kuruluşlarından.

Farklı kuruluşların verdiği sayılar birbiriyle çelişiyor, Uluslararası Af Örgütü de dahil. İlk söylemek istediğim şey bu. İkinci olarak, bu kuruluşların gazeteci olduğunu iddia ettiği kişilere gelince, Türkiye’de gözaltına alınanlara bir form verilir ve ne iş yaptığı sorulur. Bu formlara profesyonel gazeteci olduğunu yazanlar var ama muhakkak gazeteci değiller. Ayrıca verilen sayıların 90’lı yıllarda adi suçlardan tutuklanan isimleri de kapsadığını fark ettik.

Gazetecileri Koruma Komitesi şu anda 150 civarında gazetecinin tutuklu olduğunu söylüyor.

Civarında diyorsunuz.

Evet, belki birkaç eksik belki birkaç fazla.

Ben de 120’den fazla diye bir sayı gördüm. Kaç? 120 artı 1 mi, 3000 mi, 120’den fazla ne demek?

Siz cumhurbaşkanı başdanışmanısınız. Umurunuzda olsaydı bakıp bize gerçek sayıyı verebilirdiniz. Uluslararası kuruluşlar tam sayıyı veremiyor olabilir.
Numaralar değişiyor çünkü… Bugün Türkiye’de kaç gazeteci tutuklu?

Cezaevinde gazeteci yok.

Hiç gazeteci yok öyle mi? Peki ya tüm bu kuruluşların verdiği sayılar?

Cümlemi bitirmeme izin verin. İçeride gazeteci yok derken gazetecilik faaliyetinden mahkûm edilmiş kimse yok diyorum. Diğer suçlardan tutuklular.

Yani cezaevlerinde düzinelerce gazeteci var ve hiçbiri yaptığı meslekle bağlantılı olarak tutuklanmadı.

Evet.

Yani benim ve diğer tüm kuruluşların buna inanmasını bekliyorsunuz?

Size kalmış ama gerçek bu.

Türkiye’de gazeteciler bu kadar tehlike altındayken, hükümetinizin sivil topluma bir tür savaş açtığına ilişkin o kadar çok kanıt var ki… Cumhurbaşkanı tarafından işe alınmadan önce akademisyendiniz. Yüzlerce akademisyenin hapse atıldığını herkesten iyi biliyorsunuz.

Yüzlerce… Bu sayıyı şu an bize siz mi veriyorsunuz?

Tüm insan hakları kuruluşları politik görüşlerinden dolayı son üç yılda yüz binden fazla sivilin tutuklandığını söylüyor.

Akademisyenlere bakalım. Ben üniversitenin son derece muhalif bir bölümünden geliyorum. Hiçbiri işini kaybetmedi. Hiçbiri fikirlerinden dolayı soruşturulmadı. Ve cumhurbaşkanına da son derece muhalifler. Dolayısıyla konunun bunla ilgisi yok.

‘FLORİAN’A YAZIKLAR OLSUN, BU YAPTIĞI AHLAKSIZCA’

Eski meslektaşınız Florian Bieber tarafından yazılan bir mektuptan bölüm okuyacağım size. 2017’de yazılmış. Ama bana yine de hala çok doğru geliyor. Size hitaben yazılmış. Sizin tanıdığınız biri. Diyor ki, “Otoriter bir rejimin savunucusu oldunuz. Bir otokratın danışmanı, destekleyicisi ve savunucusu olduğunuz için sessiz kalamam. Erdoğan hükümeti binlerce meslektaşınızı işten attı. Bunlardan 100’ü sizin okulunuz Yıldız Teknik Üniversitesi’nden. Kariyer ilerleminizi büyük insan hakları ihlallerinin üzerine inşa ettiniz ve bu affedilemez. İmza: Eski bir arkadaşınız.”

Florian’ın benim yeni işimle bir meselesi olduğu belli. İstediklerini söylemekte tabii ki özgürdür. Bu sadece bloğunda yayımladığı bir yazı. Bunu fark etmemişim bile. Belli ki benim işimle ilgili bir meselesi var. Kamuoyuna açık bir şekilde kişisel bir saldırıda bulundu ve bunu akademik olmayan bir dilde çirkin bir şekilde yaptı. Türkiye hükümetini eleştiren ancak benle hala dost olan birçok akademisyen arkadaşım var. Florian’a yazıklar olsun diyorum çünkü bu yaptığı ahlaksızca. Bir meselesi varsa bana kişisel olarak söyleyebilirdi. Bu işe yaramaz kağıdı bu programa taşımanıza şaşırdım.

İşe yaramaz kağıt mı?

Evet, işe yaramaz bir kağıt. Çünkü çok kindar ve kişisel olarak saldırgan bir metin. Bunları yüzüme söyleyemezdi.

Çirkin düşünceler demişken…

Hayır hayır, sözümü kesmeyin. Soruları çarpıtıyorsunuz. Bana bu soruyu sordunuz, cevaplamak istiyorum.

Kendi çevrenizde mevcut baskılardan hiçbir akademisyenin etkilenmediğini söylüyorsunuz. Ama o da onlarcası işini kaybetti diyor.

Benim eski üniversitemde, cezevine atılan ya da işini kaybeden akademisyenler oldu ama terörizmi yücelten bir bildiriye imza attıkları için. Bunun neden olduğunu kendimize sormalıyız. Hiç neden diye sormuyorsunuz. Hiçbir darbe duruşmasında bulundunuz mu? Duruşmalarda insanların ağlayan akrabalarını gördünüz mü? PKK’nin elinde kaç kişi öldü biliyor musunuz? Sizce terörü yüceltmekte sorun yok mu?

Bu akademisyenlerin tamamının terörist olduğunu mu söylüyorsunuz?

Biri ya da diğeri, terörist organizasyonları destekliyorlar. Aksi takdirde başları belaya girmezdi.

Daha spesifik bir dosyayı soracağım. Osman Kavala hakkında konuşalım. Kendisi bir iş adamı ve filantropist. Türk ve Kürt toplumu arasında köprüler kurmaya çalışıyor. Bir yıldan uzun süredir cezaevinde. Aylardır iddianame bekliyor.

Kavala soruşturması devam ediyor. Dolayısıyla devam eden bir hukuki süreç hakkında konuşmam doğru olmaz. Ancak sürenin uzunluğu açısından bakacak olursak tek bir dava üzerinden değerlendirmemek lazım. Yargıda adli süreçlerle ilgili bir sorun var. Bunun nedeni Gülen hareketinin yargıya ve diğer tüm devlet birimlerine sızması. Yargıya diğer hepsinden daha fazla sızdılar.

Patronunuz, yani Cumhurbaşkanı, Kavala’yı “ünlü Macar Yahudisi George Soros tarafından desteklenen biri” olarak tarif etti.

Soros tarafından destekleniyor ama öyle değil mi?

Biliyorum. Ama “Ünlü Macar Yahudisi George Soros” ne demek? Soros ayrıca Viktor Orban tarafından komploların arkasında olmakla da suçlanıyor.

Cumhurbaşkanı’nın söylediği her şeyi bağlamından kopararak alıntılıyorsunuz.

Öyleyse bağlam ne?

Soros ünlü biri değil mi? Yahudi olduğunu inkar edebilir misiniz?

Yahudi olup olmamasıyla ilgilenmiyorum. İlgilendiğim şey patronunuzun Kavala’ya “Ünlü Macar Yahudisi’nin desteklediği biri” diyerek nereyi işaret ettiği ve George Soros’un Türkiye’de terörizmi desteklediği yönündeki iddialarınız.

Bildiğim kadarıyla bazı sızıntılar var. Dava hakkında konuşamam, hukuk uzmanı değilim. Ama gazeteler yoluyla yöneltilen suçlamaları biliyorum. Kavala’nın vakfı Gezi olaylarını organize ve finanse etmek ve hükümeti devirmekle suçlanıyor. Tabii ki bu suçlamalara karşı kendini savunabilir ama suçlamalar bunlar, değil mi? Ve kuruluşunun Soros’un kuruluşuyla yakın bağları olduğu söyleniyor. Tüm bunlar gerçekler.

Bu iddialarınızı Bay Soros da Bay Kavala da reddedecektir.

Evet çünkü çok açık ki yargı bağımsızlığına saygıları yok.

Hükümetin bu ve diğer birçok davayı ele alış biçiminin Avrupalıları Türkiye’nin Avrupa Birliği kavramlarıyla kucaklaşmasının mümkün olmadığına ikna ettiğini anlayabiliyor musunuz?

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ticaret ve göçmen anlaşması konusunda çok iyi ilişkilere sahip olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de 3,5 milyon mülteci yaşıyor ve dünyanın bir numaralı insani yardım yapan ülkesi. Avrupa devletleri Suriye’den kaç mülteci aldı?

Geçen eylül ayında Merkel “Türkiye’nin AB üyesi olmaması gerektiği açık. Meslektaşlarımla üyelik müzakerelerini durdurmanın karşılıklı anlaşmalı olarak bir yolunu arayacağım” dedi. Erdoğan döneminin Türkiye’sinin AB’yle ilişkisi bu oldu.

Seçimden sonra bunu tekrarladı mı? Bunu kendinize sorun.

Bunu kendime neden sorayım?

Çünkü bunu seçim için kullandı. Türkiye, Almanya, Fransa ve Rusya’yla İstanbul’da Suriyeli için Küçük Grup’la Astana sürecini bir araya getiren bir toplantı düzenledi. Bunu orada söyledi mi? Sayın Merkel ve Sayın Macron, Cumhurbaşkanımızla işbirliği yapmaya, Putin’le konuşmaya çok niyetliydi. Avrupalı liderlerin Türkiye’yle ilgili söylevlerinde büyük bir istikrarsızlık var.

DEMİRTAŞ 30 FARKLI DOSYADA YARGILANIYOR

Türkiye’nin en etkin muhalefet liderlerinden birini engellediniz ve AİHM bunu kesinlikle kabul edilemez buldu. Derhal salınması gerektiğini söyledi ama Türkiye bunu görmezden geldi.

Hayır, çünkü AİHM böyle bir karar verdiğinde 3 ay cevap süreniz var. Bu hala araştırılıyor, kesin bir sonuç değil. Daha sonra itiraz edebiliyorsunuz. Bahsettiğiniz kişi 30 farklı dosyada yargılanıyor. AİHM kararı sadece birisiyle alakalı. Suçlandığı davalardan birine göre insanları sokağa çağırdı ve birçok şiddet olayı meydana geldi. Birçok insan öldürüldü. Bunun sorumlusu o. Birisi de 20 yaşında bir çocuktu. Öldürülenler PKK’yi desteklemeyen Kürtlerdi. Onların insan hakkı ne olacak?

ULUSLARARASI KAMUOYUNU MANÜPLE EDİYOR

Aybet’in, HDP’nin önceki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve ihraç edilen akademisyenleri suçlaması tepki çekti.

Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir, Aybet’in “yalan beyanda” bulunduğunu söyledi. KHK ile ihraç edilen, Barış Akademisyenleri’nden Doç. Dr. İsmet Akça da Aybet’in “uluslararası kamuoyunu manipüle etmeye çalıştığını” belirtti.

YANLIŞ VE YALAN BEYANLAR…

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün eski öğretim üyesi Akça, Aybet’in “yanlış veya yalan beyanlarda” bulunduğunu söyledi.

Akça, “Örneğin YTÜ’deki kendi bölümünün yarısı OHAL KHK’sıyla ihraç edildi, bunun tek sebebi barış talep eden bir metnin imzalanmasıydı. O metinde herhangi bir şekilde terörü övecek bir ifade bulunmamaktaydı. Bunu aklı ve vicdanıyla metne bakan herkes görebilir” dedi.

KAYNAK: KRONOS

Gündem

AKP’li belediyenin skandal Ramazan kolileri

İzmir’in Bergama Belediyesi, 116 kişinin hayatını kaybettiği 6,6’lık deprem sonrası depremzedeler için toplanan gıda yardımlarını, aylarca bekleterek Ramazan kolisine dönüştürdü.

BOLD – Geçen Ekim ayında İzmir’in Seferihisar İlçesi’nde meydana gelen depremde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi ise yaralandı.

Ajansbakircay haber sitesinde yer alan habere göre, yıkıcı depremin ardından Türkiye’nin her yerinden depremzedeler için gelen yardımlar valilik eliyle kaymakamlıklara gönderildi.

CHP’li Meclis Üyesi Selim Tok, depremzedeler için Elazığ, Balıkesir, Isparta, Gümüşhane gibi valiliklerden gelen gıda yardımlarının aylardır Bergama Belediyesi’nin tekstil fabrikası depolarında bekletildiğini ve Ramazan kolisine dönüştürüldüğünü ortaya çıkardı.

BAŞKANININ ADINI TAŞIYAN TORBALAR

Tok’un Bergama Belediyesi’nin tekstil fabrikasında tesadüfen karşılaştığı manzarayı anlatan CHP Bergama İlçe Başkanı Mehmet Ecevit Canbaz: “Bergama Belediyesi, İzmir depremi sonrası depremzedeler için ülkemizin değişik vilayetlerinden gelen yardımları depremzedelere dağıtmayarak ya da bir kısmını dağıtıp, bir kısmını ayırarak belediyenin depolarına kaldırdılar. Depremden tam altı ay sonra bugün, depremzedeler için alınan yardımlar belediye başkanının adını taşıdığı torbalarla Ramazan yardımı olarak dağıtılıyor. Bunu doğru bulmuyoruz, kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” dedi.

KOLİLER DEPREM YARALARINI SARMAK İÇİN GELDİ

Propaganda amaçlı yapılan işlemi kınadığını söyleyen CHP Bergama Meclis Üyesi Selim Tok ise, “Tekstil fabrikasına tesadüfen yaptığımız bir ziyaret sonucunda, ülkemizin çeşitli vilayetlerinden yaraları sarmak için İzmir’e gönderilen gıda yardım kolilerinin belediye başkanı Hakan Koştu adını taşıyan torbalara konularak Ramazan yardımı olarak dağıtıldığını gördük” diye konuştu.

İktidarın cevap veremediği soru: 128 milyar dolar nerede?

Okumaya devam et

Gündem

Bildiriyi imzalayan amiralle Dolmabahçe Sarayında Balyoz davasını görüşmüş

Amiraller Bildirisine imza atan Atilla Kezek’in 2012 yılında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’la Ergenekon ve Balyoz davalarını görüştüğü ve tutuklu askerlerle ilgili rapor sunduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet Yazarı Barış Terkoğlu, yazısında Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğla ilgili “Tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum” dediğini aktardı.

BOLD – Cumhuriyet Yazarı Barış Terkoğlu, Amiraller Bildirisine imza attığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve serbest bırakılan 14 amiral arasında yer alan emekli Koramiral Atilla Kezek’in Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanıyken 2012 ve 2013 yıllarında Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeyi yazdı.

Terkoğlu yazısında, Kezek’in Dışarıdakiler isimli kitabında Erdoğan’la yaptığı görüşmeye dair notlarını yazdı. Kezek’in, Ergenekon-Balyoz davalarıyla denizcilerin nasıl tasfiye edildiğine dair bir dosya sunduğunu ve bu dosyanın Erdoğan tarafından saklandığını anlatan Terkoğlu, Kezek’in görüşmede Erdoğan’ın eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasından rahatsızlık duyduğuna dair sözler sarf ettiğini aktardı.

BU BENDE KALABİLİR Mİ?

Kezek’in kitabında o ayrıntılar şöyle ifade edildi: “Bana, ‘Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum’ demişti. Sanki olanlardan o da rahatsızmış gibi bir izlenim edindim…Başbakan yapmış olduğum çalışmayı göstererek ‘Bu bende kalabilir mi’ diye sordu. Ben de bir kopyası olduğu için memnuniyetle kendisine teslim ettim.”

Emekli Koramiral Atilla Kezek

Emekli Koramiral Atilla Kezek, Kasım 2013’te Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevinden istifa etmişti. Kezek’in Balyoz davasında verilen kararlara tepki olarak istifa ettiği belirtilmişti.

Barış Terkoğlu’nun yazısında şunlar kaydedildi:

Pazartesi günü, bu köşede hedefe konmuş amirallerin hikâyelerini okudunuz. Yine de eksik kaldı… Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kurmay başkanıyken istifa eden Atilla Kezek’in, o yıllarda, iki kez Erdoğan’la görüştüğünü yazmıştım. Acaba iki kişi neler konuşmuştu?

ERDOĞAN: HÂLÂ KABULLENEMİYORUM

Yanıtını bulmak için Kezek’in kitabı “Dışarıdakiler”i açtım. (Galeati Yayıncılık) Kitapta anlattığına göre, görüşme Kezek’in isteğiyle gerçekleşmiş ve bunda “Kasımpaşalılık” etkili olmuştu:

“Çocukluğumda babamın teyzesi ve ailesi, Kasımpaşa’nın Kulaksız semtinin Sinanpaşa Mahallesi’nde oturuyordu. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi ile aynı mahallede yakın komşuydular. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beni hatırlamasa da kardeşimi tanıyordu. Kardeşim vasıtasıyla randevu talep ettim.”

“Randevu talebimden kısa bir süre sonra kabul cevabı geldi. Görüşme 1 Mayıs 2012 saat 14.00’te Ankara’da Başbakanlık’ta olacaktı” diyor Kezek. “Oldukça riskli bir işe girişmiştim” diye devam ediyor. Sadece eşi ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Murat Bilgel’e haber verdiğini de ekliyor. (Kezek, Bilgel’in görüşmeye karşı çıktığını, buna rağmen gittiğini de not etmiş.)

Fetö takibinden kurtulmak için telefonunu kapatıp İstanbul’da bırakan Kezek, tam saatinde Erdoğan’ın odasına girdi:

“Önce mahalle ve akrabalar bilahare Kasımpaşa ve Okmeydanı sohbetinden sonra iş, ziyaretin esas konusuna gelmişti. Konuyla ilgisi olmadığından Başbakan’dan müsaade isteyip kardeşimi görüşme salonundan çıkardım.”

Devamını şöyle aktarıyor:

“Genel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu, başta Deniz Kuvvetleri personeli olmak üzere liyakatli, başarılı personelin hedefe koyularak tasfiye edilmeye çalışıldığını, Balyoz diye bir şeyin olmadığını, başta dijital belgeler olmak üzere, belgelerin sahte olduğunu kendi üslubumla anlatmaya çalıştım. Deniz Kuvvetleri’nde en önemli muharip görevlerden olan fırkateyn komutanlıklarının doldurulamadığını, bu zafiyeti gidermek için makineci personelin komutan yapılmaya başlandığını anlattım.”

Sohbetin geldiği nokta ne yapılabileceğine kilitlenmiş görünüyor:

“Kendisinin arkadaşlarımızın suçsuzluğunu görüp inandığını belirtmesi halinde her şeyin yoluna gireceğini söylediğimde, bu konuda bir şey söylemesi halinde herkesin ve basının ‘yargıya müdahale’ diye saldırıya geçtiğini söyledi.”

Kezek, bir ayrıntı daha veriyor:

“Bana, ‘Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasını hâlâ kabullenemiyorum’ demişti. Sanki olanlardan o da rahatsızmış gibi bir izlenim edindim.”

2013’TE DOLMABAHÇE’DE GÖRÜŞTÜLER

Kezek’in anlattığına göre, kumpaslar tam gaz devam etti. TSK’de tasfiye davaları sürüyordu. İkinci bir adım attı. Bir kez daha randevu istedi. 20 Temmuz 2013’te Başbakan’ın Dolmabahçe’de kabul edeceği söylendi. Bu kez eşinden başka kimseye haber vermemişti. Yine de içi içini yiyordu:

“Bir taraftan da yaptığımı sorguluyordum. Her zaman iftihar ettiğim, meslek hayatım boyunca her yerde söylediğim Kasımpaşalılığımın o günlerde parmaklıklar arkasında da herkes tarafından olmasa da bir kısım arkadaşım tarafından, fısıltı halinde bir şeylere bağlanmaya çalışıldığını biliyordum.”

Kezek, ikinci karşılamadaki havayı şöyle anlatıyor:

“Başbakan yine ayakta ve oldukça sıcak karşıladı. Oturduk, genel kısa bir sohbetten sonra doğrudan konuya girdim.”

Bu kez daha somut konuşmuştu:

“Olayların zirve yaptığı 2009-2012 yılları arasında Deniz Kuvvetleri’ndeki kadro ve atamaları mercek altına alıp kritik görevlerde bulunan ve kumpasa uğrayan personel ile ilgili bir çalışma yapmıştım.(…) Başbakan, ‘Yan tarafa geçelim’ dedi. Geçtik ve yaptığım çalışmayı masanın üzerine serdim…”

Emekli Tuğamiral Ertürk: Gözaltı şartları onur kırıcı ve çok zordu

Okumaya devam et

Gündem

Emekli Tuğamiral Ertürk: Gözaltı şartları onur kırıcı ve çok zordu

Amiraller Bildirisi’nde imzası olduğu gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Ankara Emniyetindeki 8 günlük gözaltı sırasında yaşadıklarının onur kırıcı olduğunu söyledi.

BOLD – Amiraller Bildirisi nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada 8 gün gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan emekli Tuğamiral Türker Ertürk, gözaltında yaşadıklarını anlattı.

HIRSIZLIK MI YAPTIK?

Cumhuriyet’e konuşan Ertürk, polisin gözaltına almasına tepki gösterdi. Ertürk, “31 yıl vatanına hizmet etmiş, sicilinde en ufak leke olmayan bir insana böyle bir muamele yapılamaz. Sabah 6’da eve geliyorsun birçok polis ne yaptık biz? Kaçakçılık mı yaptık, adam mı öldürdük, hırsızlık mı yaptık , ihalelerden komisyon mu aldık, kokain mi kullandık yoksa kokain mi sattık? Nedir bu? Bana şu saatte şurada ol, ifadeni alacağız deseler giderdim” ifadelerini kullandı.

CEZALANDIRILDIĞIMI DÜŞÜNÜYORUM

Yaşadıklarının bir cezalandırma süreci olduğunu savunan Ertürk, “Benim dijital materyalimi incelemek istiyorlardı ve el koydular zaten. Peki 8 gün süresince benim kaçma şüphem var mı, delilleri karartma şüphem var mı? Yok. Peki neden 8 gün gözaltında tutuldum? Bunlar doğru şeyler değil, gerçekten üzücü. Bazen bizim gibi az gelişmiş veya gelişmesini, çağdaşlaşmasını henüz tamamlayamamış ülkelerde ne yazık ki vatana hizmet zaman zaman cezalandırılıyor. Ben bu konuda cezalandırıldığımı düşünüyorum” diye konuştu.

YEMEKLER ÇOK AZ VERİLDİ

Gözaltı şartları hakkında da konuşan Ertürk, şunları söyledi: “Uygun şartlarda gözaltı yaşamadık. Kötü bir davranış söz konusu değildi ancak şartlar onur kırıcı ve çok zordu. Emekli amirallerin yaşlarının ileri olduğunu düşünürsek beslenmenin de çok kötü olduğunu değerlendirirsek ve pandemiden dolayı daracık alanlarda onları böyle yaşamaya zorlamak iyi bir uygulama olmamıştır. Yemeklerde tuz, yağ, protein, vitamin yoktu ve miktar çok çok azdı. Bu şekilde vücudun bağışıklık sistemi ve direnci çöküyor. Kolaylıkla hastalığı kapacak duruma geliyorsunuz. Bu konuyu fazla istismar etmek istemiyorum. Biz askeriz, denizciyiz zor şartlara alışığız ama yaşları ilerlemiş hastalıkları olan emekli amirallere böyle davranmak doğru olmadı. Çağdaş ve demokrat bir Türkiye’yi böyle kuramayız.”

Cemaat soruşturmalarında gözaltına alınanlarla aynı hücreye kapatıldıklarını söyleyen Ertürk, “Bunu sorduğumuzda şartlar nedeniyle olduğu ifade edildi. Aynı zamanda FETÖ soruşturulması yapıldığından başka yer olmadığını dile getirdiler. Bence bu iyi bir mazeret değildi” dedi.

RÜTBELERİMİZ GENETİK SÖKÜLEMEZ

Rütbelerinin idari kararla sökülüp sökülmeyeceğiyle ilgili soru üzerine Ertürk, “Rütbelerin sökülmesi söz konusu bile olamaz. Bu çok yanlış ve düşünülmeden söylenmiş bir sözdür. Bizim yaşamamız vatana hizmetle geçmiştir. Hatta genetik devamlılığı içinde bulunduğumuz ailelerimiz, vatan ve millete hiç suç işlememiş aksine vatana ve millete hizmet etmiş ailelerin çocuklarıyız” ifadelerini kullandı.

Cezaevlerinde onlarca Ahmet Altan özgür kalacağı günü bekliyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0