Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Eşine ‘git or…luk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

Komiser Ali Osman Gözağaç şimdi Norveç'te mülteci

Komiser Gözağaç, sessiz meslektaşlarının aksine her platformda Türkiye’de yaşananları anlatan bir isim. Ressam profili ve ailece yaşadıkları dramla bir Mülteci Komiserin hikâyesi..

CEVHERİ GÜVEN
Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle yollara düşmüş bir Mülteci. Hikâyesi binlerce meslektaşı gibi 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra başlıyor. Gözağaç şimdi Norveç’te yaşıyor, ancak hayatını hapisteki meslektaşlarına adamış durumda. “Orası benim teşkilatım” dediği Polislik görevine döneceği umudunu ise kalbinde taşıyor.

Komser Gözağaç, Avurupa’daki meslektaşlarının sessizliğine ise kırgın. 17/25’ten sonra pek çok birinci sınıf emniyet amirinin yaşananlara tepki verdiğini, Emniyet Teşkilatı’nda kıyım yapılması nedeniyle il emniyet müdürlerinin istifa ettiklerini, Polis Akademisi’nin kapatılmasını protesto etmek için her hafta eylem yaptıklarını söyleyen Gözağaç, “Onlar 17/25’ten sonra çıkıp konuştular, şimdi hepsi hapiste. Şimdi biz Avrupa’da olan polisler konuşmazsak bu vefasızlık olur.” diyor.

Gözağaç, meslektaşlarına yapılanları sadece Uluslararası medyaya demeç vererek anlatmaya çalışmıyor. Aynı zamanda amatör bir ressam. Çizimlerini sosyal medya üzerinden paylaşarak, yaşananlara tepki vermeye, mağdurların sesi olmaya çalışıyor.

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çizdiği resim

KOMİSER ALİ’NİN HİKÂYESİ

Ali Osman Gözağaç, Polis Akademisi mezunu ve komiser rütbesiyle Başkent Ankara’da Personel Dairesi’nde görevli başarılı bir polismiş. Hukuka ve mevzuata hakimiyeti nedeniyle bu alanda ilerlemiş. Marmara Hukuk’u kazanıp ikinci üniversite okuma çabası da hukuka olan ilgisinden.

Gözağaç için işler, pek çok meslektaşı gibi 17/25 Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonra değişmiş. Personel Dairesi’ndeki bütün polislerin Hizmet Hareketi ile ilgili olduğu ön kabulüyle Kars’a sürülmüş.

Bu etiketlemeden sonra meslek hayatı soruşturmalar ve sürgünlerle geçmeye başlamış.

“Yurt dışı görevlendirme sınavına girmek istedim. Sınava girmeme izin vermediler. Hakkım olduğu halde neden izin vermediklerini bir dilekçeyle sordum. Sadece bunu sorduğum için soruşturma açıldı, 24 Ay Kıdem Tenzili cezası aldım. Sonra devam soruşturmasında bir 24 ay daha.

Başkomiserlik sınavına girdim. 90 puan aldım. 17/25’ten sonra mülakat diye bir şey icad etmişlerdi. Ankara’da mülakata girdim. Annemi, babamı, zengin olup olmadığımı sordular. Polislikle ilgili hiçbir şey sormadılar. Sebebini sorunca verdikleri cevaptan fişlenmiş olduğumu anladım. Mülakatta 5 puan vererek ortalamamı 50’nin altına düşürdüler ve başkomiser olamadım”

Komiser Ali Osman’ın kariyeri aldığı cezalar ve bu tip engellemelerle durma noktasına gelmişken, ilginç bir olay yaşanır:

“Şehre terörist bir grup geleceği istihbaratı gelmişti. O gün ekipler şehir dışı görevlerdeydi. Beni ve ekibimi gönderdiler. Önlem aldık. Aracı durdurduk, içinden beklenen teröristler çıkmadı ama çok sayıda silah vardı. Şahısları gözaltına alınca anons edip durumu telsizle bildirdim. İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, telsizle tebrik etti. Ama 10 dakika sonra sanırım benim fişleme listesinde olduğumu farkettiler. Herşey değişti. Orada ölsem fişleme listesinde olduğum unutulacaktı. Ama ölmeyince tebrik yerine Müdür Karaduman beni makamına çağırıp, uğradığım haksızlıklar nedeniyle verdiğim dilekçeler için bana hakaretler etti. Ardından beni ölümle tehdit etti. Üzerime telsiz fırlattı. Sonra Muş’a sürüldüm.”

Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle Norveç’te yaşıyor.

HAKKINDAKİ BÜTÜN DAVALARI KAZANIR

Hukuk öğrencisi Komiser Ali Osman’ın hukuk mücadelesi bitmez. Hakkında açılan soruşturmalar ve aldığı cezalarla ilgili bütün davaları kazanır.

“Erdoğan’ın kontrolünde olan hukuk düzeninde bile aklandım ama beni Koruma Şube’de boş boş oturtuyorlardı. Ben de hukuk fakültesindeki derslerime yoğunlaştım. Zaten 17/25’ten sonra binlerce arkadaşımı böyle pasifize etmişlerdi. Ama hepsi bunu bir fırsat bilip, ikinci üniversite, yeni bir hobi öğrenmek, okuma ile değerlendiriyorlardı.

15 TEMMUZ GECESİ DARBECİLERE DİRENİRKEN…

Komiser Ali Osman’ın hayatı Türkiye’deki yüz binlerce insana olduğu gibi 15 Temmuz’la birlikte köklü biçimde değişir:
“15 Temmuz akşamı mesaim vardı çalışıyordum. Sonra askeri hareketlilik haberleri medyaya düşünce Muş’taki Askeri Kışla’nın önüne gitmem emredildi. 3 gün eve gitmedim. Çelik yelekli ve silahlı biçimde, kışlanın girişinde , çıkış olursa ‘vur emriyle’ görevlendirildim. Böyle beklerken, 18 Temmuz sabahı bir mesaj aldım. Personel Şube’ye gitmem gerektiği belirtiliyordu. Kışladaki görevimi devredip Personel Şube’ye gittim. Tabi ülkenin nereye gideceği az çok belliydi.
Üç gün darbecilere karşı silahla görev aldıktan sonra darbeci diye açığa alındım.”

LİSTE 15 TEMMUZ’DAN ÖNCE HAZIRLANMIŞ

Geçmişte Personel dairede görevli olması ve hukukçu kimliğiyle Komiser Ali Osman, görevden alma yazısında ilginç bir nokta keşfeder:

“Yazıda ‘bakanlık kararıyla açığa alındınız’ yazıyordu sadece. Ne bir bakanlık kararı sayısı var ne de açığa alınmama gerekçe gösterilen bir şey. Kararı imzalamayacağımı söyleyince bu kez Bakanlık Yazısı’nı çıkardılar. Şunu farkettim: Bakanlık yazısı 16 Temmuz gece 03’te yazılmış. Her şeyin önceden hazırlandığını gösteriyor bu. Darbeciler listeleri darbeden önce yapar. Listeyi hazırlayanların kim olduğuna bakıp 15 Temmuz’un failini bulabilirsiniz. “

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çalışması.

KOMİSER ALİ OSMAN’IN EVİNE POLİS BASKINI

Görevden alındıktan sonra iki çocuğu ve eşini alıp Ankara’ya ailesinin yanına dönen komiser Ali Osman’ın Muş’taki evi 21 Temmiz sabahı baskına uğrar:

“Çilingirle içeri girip herşeyi dağıtmışlar. Benim İslam tarihi üzerine çalışmam vardı. Ebu Hanife’de Sivil İtaatsizlik diye bir kitap vardı. Onu almışlar, isminde “sivil itaatsizlik” tanımı geçtiği için. İdareye karşı sivil itaatsizliğinde bulunduğumun delili olarak bu kitabı delil torbasına konmuş. 15 Temmuz’dan sonra hukuk kalmamıştı. Kendinizi yargı önünde savunmanız anlamsızdı. Bu yüzden gidip teslim olmadım. Ailemden ayrı yaşadığım süreç başladı.”

EŞİ TUTUKLANIR

Komiser Ali Osman ve ailesini bekleyen felaketler bununla bitmez. İşsizlik, kaçak yaşam, ailesini aylardır göremeye, bir de eşinin tutuklanması eklenir:

“Eşim öğretmendi görev yeri Muş’a döndü. Artık onları göremiyordum. 25 Nisan 2017’de okulda görev yaparken, sınıf içinde gözaltına alındı. Üç gün boyunca gözaltında kaldı ve sorulan tek soru benim nerede olduğumdu. Savcı, polis hep bunu sormuş. Sonunda terör müdürü gelmiş ‘çocuklarını yetiştirme yurduna veririz’ diye tehdit etmiş. 3 günün sonunda Bylock listesinde ismi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Sonunda eşim mahkemeye çıktı ve 15 dakikada tutuklandı. O sırada küçük oğlum 6 aylıktı. Ayaklarında problem vardı. O an ben bu ülkede durulamayacağını anladım.

Eşim tutukluydu, çocuklarımı da göremiyordum. Haber gönderdim cezaevine ‘gelip teslim olayım mı’ diye sordum. Eşim, ‘Kesinlikle gelme, beni boş yere tutukladılar ama seni bırakmazlar, sakın gelme’ dedi. Böylece 7 ay yattıktan sonra eşimi yine benimle ilgili tehdit ederek serbest bıraktılar.”

“OĞLUM KÖŞELERDE AĞLADI”

“Büyük oğlum Hasan Sami anaokuluna gidiyordu. Eşim tahliye olunca öğretmeni çağırmış. Hasan Sami’nin her gün bir köşeye çekilip ‘annem babam yok’ diye ağladığını anlatmış. Öğretmen bunu 7 ay saklamış, cezaevindeki annesine söylerler de o içeride çok üzülür diye. Duyarlı bir öğretmendi.

Küçük oğlum 6 ayıktı annesi tutuklandığında tabi zaman içinde büyüdü. Cezaevinde annesini gidip gelirken görüşlere sürekli arama oluyor insanları görüyor. Ve bir arama sırasında o da ellerini kaldırıyor. Orada bir kadın astsubay gülüp ‘Yiğit Ünal’ı tanıyoruz, onu aramaya gerek yok’ diyor. Bir çocuğun yaşadığı bu. Ben bunları yaşadım. Benim çocuğum köşelerde ağladı.

Bu yaşadıklarımla yarın mesleğime dönersem insan hakları konusunda son derece duyarlı olarak mesleğimi yaparım. Bu yaşadıklarım beni bazı şeylere hazırladı.

MERİÇ’LE MÜLTECİLİK HAYATI BAŞLAR

Tahliye’den sonra, eşiyle gizlice buluşan Komiser Ali Osman, artık Türkiye’de yaşayamayacaklarını anlatır. Ve pek çok Türkiyeli Mülteci gibi bir bota binip Meriç Nehri’yle memleketi geride bırakırlar:

“O sırada Meriç’ten bazı insanlar geçerken hayatını kaybetmişlerdi. Normalde iki çocukla ölüm tehlikesi olan bir yoldan geçmek akıl karı değil. Ama özgürlük için bu kararı verdik ve Meriç’ten geçip Yunanistan’a gittik. 2.5 ay sonra da Norveç’e geldik.”

KALEMİ ELİNE GÖZYAŞLARI ALDIRIR

Komiser Ali Osman, şimdi eşi ve iki çocuğuyla Norveç’te yaşıyor. Ancak Türkiye’de geride kalanlar için hem sanat alanında hem de yaşananları karşılaştığı her bir insana anlatarak vefa borcunu ödemeye çalışıyor geride kalanlara:

“Lisede resim yapıyordum ama yıllarca hiç yapmamıştım ta ki eşim tutuklanana kadar. Tutuklandığı gece 3 saat ağlayarak oturdum ve bir çizim yaptım. İki çocuğumun Muş Cezaevi’ne baktığı bir resim çizdim.

“GİT OROSPU OL”

Benim tek bir görevim var. Geride kalan tutuklu olan arkadaşlarım için çalışmak. Tanıdığım bir şube müdürümüzün eşini ziyarete gitmiştim kaçak olduğum dönem. Sağdan soldan birkaç kuruş bulup yardım için gitmiştim. O müdürümüzün eşi kapıda beni görünce ağladı.

Öncesinde bir işte çalışıyormuş, bulaşıkta çalışıyormuş. Bu müdür büyük bir ilin mali şube müdürüydü. Şu an o illerin mali şube müdürlerinin kaç evi olduğunu sayamazsınız. Ama elinden trilyonların geçtiği bu dürüst müdürün karısı bulaşık yıkıyordu. O gün çalıştığı iş yerinin sahibi kocasının kim olduğunu ve neden tutuklu olduğunu öğrenmiş. Ablayı çağırıp işten atmış. Kadın ‘ne yaparım ben çocuklarım var’ deyince ‘git orospuluk yap’ demiş.

Abla eve gelirken yolda ne yapacağını bilemeden gelmiş, araçların altına kendini atmayı dahi düşünmüş. Cebinde 20 lira varmış. Ucuz pirinç görmüş bir yerde makarnayla pirinç almış, yemek yaparım diye. Son parasını harcadığı anda kapı çalmış ve ben gelmişim.

Bu insanları kimse bilmiyor. En yakın akrabalarının bile umurunda değil bu insanlar. Ölüme terkedilmişler. Toplumdan tecrit edilmiş durumdalar. Ağaç kabuğu yesinler diyorlar ya bu durumdalar. Eşi 2.5 yıldır içeride ama abisi kardeşi bile korkudan kapılarını çalmıyor.

Böyle bir durumda ülke ve ben bu insanların sesi olmak için çiziyorum ve konuşuyorum. İşe yarıyorsa, bu insanların hislerine tercüman olursam yeter bana. Silahımı elimden aldılar ama kalemimi alamadılar.

Bu insanların dertlerini dünyaya duyurmaya çalışmaya çalışıyorum. Bir kişiye dahi bu hukuksuzluğu duyurabilirsem mutlu oluyorum. Dil kursunda yeni mülteci bir öğrenci görsem bile anlatıyorum Türkiye’de neler yaptıklarını.

Geride bıraktığım devrelerim meslektaşlarım tutuklu, bazıları eşleriyle birlikte tutuklu. Ve ben buradaysam onların sesini duyurmak benim boynumdaki vebaldir.

“MESLEKTAŞLARIM KONUŞMALI”

Komiser Ali Osman, Türkiye’de binlerce tutuklu meslektaşı ve onların aileleri için Batı’da yaşayan polislerin konuşması gerekliliğini bir vebal olarak anlatıyor:

“Susayım başıma bir şey gelir ya da bunlar düzelecek demek insan fıtratına aykırı. Yaşadıklarımızı anlatmamız, cezaevindeki arkadaşlarımın hislerine tercüman olmamız lazım. Arkadaşlarımın hayatını ellerinden aldılar. Eşleri işlerinden atıldı, ‘git orospuluk yap’ denildi, çocuklarının psikolojileri alt üst oldu. Bunların bilinmesi lazım. Tek amacım bu.

Polislik emir hiyerarşi içinde bir meslek ve akademide devlet ‘anne’ olarak anlatılır. Bu alt kültürle yetiştiğimiz için meslektaşlarımın sessizliğini de bu etkiliyor belki. Ancak yapılanların bununla ilgisi yok.

Şöyle bir şey de var; polisler medyatik olmak istemezler. Yarın mesleğe döndüklerinde medyatik olmak istemezler. Böyle bir düşünce var ama ben uzun yıllar insanların mesleğine dönebileceğini sanmıyorum, dönseler bile bunların önemi kalmayacak.

Belki alt kademedeki polisler, müdürlerin konuşmasını bekliyorlardır ama ben rütbe gözetmeden herkesin konuşması gerektiğini düşünüyorum.”

“O AMİRLERİM KONUŞTULAR BU BİZE VEBALDİR”

Komiser Ali Osman’ın bu noktada 17/27 sürecinden önceki emniyet kadrosuyla ilgili çarpıcı bir tespiti geliyor.
“17/25’ten sonra polis müdürleri çıkıp konuştular, yapılan hukuksuzluklara tepki gösterip istifa edenler oldu. Hatta tutuklu kalıp çıkanlardan da hem medyada hem sosyal medyada konuşanlar vardı. Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek gibi isimler çıkıp konuştular. Cuma günleri müdürlerimiz Polis Koleji’nin kapatılmasını düzenli olarak protesto ettiler Güvenpark’ta. Daha işkence, cadı avı, sürgünler, kitlesel tutuklamalar yoktu. Şu an pekçok polis yurt dışında. Şimdi 17/25’ten sonra konuşan müdürlerimiz cezaevinde , onlar konuştular ama şimdi çok daha büyük hukuksuzluklar yaşanmasına rağmen yurt dışında olanlar konuşmuyorlar, çıkıp bilgilendirme yapmıyorlar. Korku mu kopukluk mu vurdumduymazlık mı sözlerinin işe yaramayacağını düşünmek mi var bilmiyorum.

O kadar zulüm yokken onlar konuştular kendilerini öne attılar şimdi hepsi hapisteler, şimdi bizim vefa borcumuz var.”
Onlar birinci sınıf emniyet müdürüyken, il emniyet müdürü iken istifa ettiler, kariyerlerini sıfırlama pahasına konuştular. Şimdi birkaç meslektaşımızın çıkıp Ali Fuat Müdürümüzü anlatmasını, kızlarına yapılanları anlatmasını istiyorum.“

“RENKLİ POLİS KADROSU VARDI”

Komiser Ali Osman, Norveç’te bir gün mesleğine geri döneceği günü bekliyor. Eski arkadaşlarını ve teşkilatını anlatırken oldukça duygusallaşıyor:

“Benim görev yaptığım zaman, müzik çalan, resim yapan, ekşi sözlükte yazar olan, farklı dallarda hobileri olanlar vardı. Mesela benim devrem heykeltraş vardı. Sabaha kadar Narkotik’te uyuşturucunun peşinde koşup, sabah boşlukta hekyel yapıyordu. Hayatımızın vitrindeki meslek kısmını elimizden aldılar. Ama hayatımızın geri kalanına döndük.
Süleyman Soylu, ‘bize akademik kariyer yapan değil işini yapan polis lazım’ demişti. Bizim amacımız mesleğe bişeyler katmaktı. Bunun için insanlar lisans, doktora yapıyordu, yurt dışına gidiyordu. Pek çok analizler çıkartıyorduk, sorunların kaynağını çözme adına çalışıyorduk. Şu an polis 90’lara döndü. Uygulama yapan, işkence yapan, küfreden kimliğine döndü.

Komiser Ali Osman Gözağaç, Kars’ta görev yaparken

“GÜNÜN BİRİNDE DÖNECEĞİM”

Kars’tan sürülürken, çektiğim bir fotoğrafım var. Arkam dönüktü yukarıda Kars Valiliği yazıyor. Döndüğümde bu kez yüzüm dönük bir fotoğraf çektireceğim. O teşkilat benim teşkilatım. Yıllarımı gecemi gündüzümü verdim. Bu teşkilat için üzülüyorum. Her şeyimdi benim bu teşkilat. O yüzden bu yapılanlar çok ağırıma gidiyor. Bu yüzden kendimi hazırlıyorum, teşkilatın eksikleri yeniden yapılanması adına çalışmalarımı da sürdürüyorum bir taraftan.”

BOLD ÖZEL

Adalet tiyatrosu: Sahnede yakalayıp cezaevine attılar!

Tiyatrocu Mustafa Salim, sahnede gösteri yaptığı sırada polisler tarafından gözaltına alındı. Hakime ifade vermeden tutuklanarak cezaevine atıldı. 3.5 ay sonra mahkemeye çıkan Salim, hiç savunma yapmadan tahliye oldu. Salim aylar sonra tekrar gözaltına alındığında ise sinema setindeydi.

BOLD ÖZEL – Derin Sahne Tiyatrosu’nun Silifke İlçe Emniyet Müdürlüğü için organize edilen  ‘Yarınlara Geç Kalmadan’ oyunu için sahneye çıkan Mustafa Salim, polisler tarafından önce alkışlandı. Sonra aynı polisler tarafından terör suçlaması ile gözaltına alındı. İfade vermek için Emniyete götürülen Mustafa Salim o anları “ Bir arkadaş çağırmış da çay içmeye gidiyormuşuz gibi oldu” sözleri ile anlattı.

SAVCI KIZINCA MAHKEME YERİNE DİREK CEZAEVİNE GÖNDERDİ

Terör örgütü üyesi iddiası ile ifadesi alınan Mustafa Salim gözaltındaki ilk gecesini nezarette geçirdi. Trajik bir güne uyandığını söyleyen Mustafa Salim hakim karşısına bile çıkarılmadan demir parmaklıkların ardına gönderildi. Hiç görmediği hakimin tutuklama kararı ise günler sonra cezaevine gönderildi.

İfadesinde savcı, Salim’e Hizmet Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen Canik Başarı Üniversitesine neden gittiğini sordu. Yüzde 100 burs kazandığını belirten Salim, kendini “Savcı Bey! Okulun açılışına zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı geldi. Ben bu insanlara güvenmeyeceksem kime güveneceğim bu devlette” sözleri ile savundu. Bu sözlerine savcının çok sinirlendiğini anlatan Salim şöyle devam etti:

“Savcı ters ters baktı. İçtiği sigarayı yüzüme üfledi. ‘Sayın savcım kayda değer bana bir şey sorun. Yoksa ben gitmek istiyorum’ deyince vurdu masaya elini. ‘Sen kimsin? Ben savcıyım burada. Çık dışarı! Alın bunu buradan!’ dedi.”

HAKİMİ SONUNDA GÖRDÜ AMA SAVUNMA YAPMASINA İZİN VERİLMEDİ

Mustafa Salim’in cezaevine girmesi gibi tahliye olması da bir hukuk garabetiydi. 3.5 ay sonra tek sayfalık bir iddianame ile bu kez hakim karşısına çıkabildi ama savunma yapmasına yine izin verilmedi. Hakim “Savunmaya gerek yok” diyerek 6 yıl 3 ay ceza verdi. Ardından tahliye etti.

SİNEMA SETİNDE İKİNCİ KEZ GÖZALTINA ALINDI

Mustafa Salim, yarım kalan oyunculuk hayalini tamamlamak için kararlıydı. Kısa film yarışması için Kayseri’ye gitti. Polisler bir kez daha gözaltına aldı. Bu kez sinema filmi yarım kaldı. Sorgusunun ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Salim, hakim ile olan diyaloğunu hayatı boyunca unutamayacağını söyledi. İkinci seferde, telefon görüşmesindeki ifadeleri için gözaltına alındığını belirten Salim “Tahliye olduktan sonra telefonumu dinlemişler. Silifke’deyken bir arkadaşın iddianamesinde suç gerekçesi Kuran-ı Kerim öğreticisi yazıyordu. Telefonda konuşurken bunu bir arkadaşıma söylediğim için beni çağırmışlar. Hakim, ‘Sen ne demek istiyorsun. O zaman bütün imamlar suçlu mu’ diye sordu” cümleleriyle ifade anısını anlattı.

Mustafa Salim ilk davasından 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. İkinci davası ise devam ediyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yüzde 60 engelli Bilal Danış’ı cezaevinde esir tutuyorlar

Cezaevinde iki kez mide kanaması geçiren, 15 gün önce de koronavirüs teşhisi konulan yüzde 60 engelli Bilal Danış’ın cezaevinde yatması gereken süre dolduğu halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Türkiye cezaevlerinde tahliye hakkı doğduğu halde serbest bırakılmayan birçok mahpus var. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan son düzenlemeye göre engelli tutuklular cezasının son 3 yılını, diğerleri ise son bir yılını dışarıda geçirmesi gerekiyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Kasım 2016’da gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan yüzde 60 engelli Bilal Danış, Bank Asya hesabı, kapatılan bir etüt merkezinde sigortasının olması ve içeriği olmayan mesajlaşma programı Bylock kullandığı gerekçesiyle 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

4 yıldır İzmir Şakran 2 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu olan Danış’ın cezaevinde kalması gereken süre 20 Kasım 2020’de doldu. Son 3 yılını dışarıda geçirebilmek için dilekçe yazıp cezaevi yönetimine veren Danış’a hala bir cevap verilmedi.

Geçen yıl ekim ayında iki kez üst üste mide kanaması geçiren Bilal Danış, bir kolunu 2010 yılında meydana gelen bir trafik kazasında kaybettiği için hapse girdiğinden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. İki kez mide kanaması geçiren, bağırsaklarında da sürekli sancısı ve kanaması olan Danış’ın tedavisi salgın nedeniyle aksadı. İki aydır sağlık kurulu raporu için hastaneye gidip gelen Danış, 13 Kasım 2020’de tek başına kaldığı karantina hücresinde koronavirüse yakalandı.

“BÜTÜN İŞLERİNİ TEK KOLUYLA YAPMAYA ÇALIŞIYOR”

Cezaevi kampüsünün içindeki hastanede tedavi gören 30 yaşındaki Danış, 8 gün sonra tekrar hapse gönderildi. Şu anda yine tek kişilik koğuşta yaşıyor ve bütün işlerini tek koluyla yapmaya çalışıyor.

Bold Medya’ya konuşan annesi Mukadder Danış, “Tek koluyla bulaşığını, çamaşırını, her şeyini kendisi halletmeye çalışıyor. Geçen cuma görüşe gittik. Eline eldiven geçirmişti. Nasıl yaptın dedim, dişimle dedi. Koğuştayken arkadaşları yardımcı oluyordu. Kantinden aldığı paketleri de dişiyle açıyor. Acaba o yüzden mi virüs kaptı?” dedi.

“KOĞUŞ ARKADAŞLARI İLTİHABI BOŞALTTI”

Oğlunun hapse girdiğinden beri çok çektiğini ifade eden Danış,  “İlk dönemde yerde yatıyordu. Yatağını tuvalet kapısının önüne koymuşlar. Birinin ayağı kayınca oğlumun kırık koluna basabilmiş, kaç zaman onun ağrısını çekti. Sırtında, omurilik üzerinde çıban çıktı. Günlerce onunla uğraştık. En sonunda koğuştaki arkadaşları iğnenin ucuyla iltihabı boşalttılar. Hangi zamandayız? Nelere mecbur kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

1990 doğumlu Bilal Danış, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’ne devam ederken 2010 yılında geçirdiği trafik kazasında sol kolunu kaybetti. Yüzde 60 engellilik raporu verilen Danış, İzmir Sağlık Müdürlüğünde çalışırken tutuklandı. Danış, hem hakkı olduğu halde tahliye edilmeyerek hem de engelli olmasına, koronavirüse yakalanmasına ve farklı sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde tutularak hak ihlaline uğruyor.

Hasta tutuklu Bilal Danış cezaevinde koronavirüs kaptı

Yüzde 60 engelli hasta tutuklu iki kez mide kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu üsteğmen Silivri’den yazdı: Toplu tıbbi deneye tabi tutulduk 

Silivri Cezaevinde Kovid-19 teşhisi konulan Hava Üsteğmen Yasin Solmaz, plastik torbada verilen isimsiz 12 adet hap ile toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını iddia etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Mart 2020’de tüm kıtalara yayılan koronavirüs salgını Türkiye’de kısa süre içinde cezaevlerinde de görüldü. Silivri Cezaevinde Mayıs 2020’de 44 mahpus koronavirüse yakalandı. Cezaevi yönetimi tarafından saklanan bu olay medyada gündeme gelince savcılık açıklama yapmak zorunda kaldı.

51 aydır Silivri’de tutulan Yasin Solmaz da koğuşta virüs kapan 44 kişi arasında bulunuyor. O günlerde eşi Şakire Solmaz’la yaptığı telefon görüşmesinde “Bize vebalı gibi davranıyorlar, son görüşmemiz olabilir” diyen üsteğmen, doktor onayı olmayan, reçetesiz, prospektüssüz, kutusuz, tabletsiz, ambalajsız, tamamı açılmış olarak kendilerine plastik bir torbada 12 adet hap verildiğini yazdı. Bu haplarla toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını, toplu ölüme gönderildiklerini söyledi. Cezaevi yönetiminin sistematik ve nitelikli işkenceyle kendilerini öldürmeye çalıştığını iddia etti.

“DİLEKÇEMİ, HAYVAN HAKLARI DERNEKLERİNE GÖNDERİN”

Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okurken 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıp ardından ihraç edilen Yasin Solmaz, Harp Akademileri Davası’nda 125 kişiyle birlikte yargılandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 28 Ekim 2020’de “Avukat Hanım (Acele)” başlıklı bir dilekçe yazarak avukatına gönderen Solmaz, 5 sayfalık dilekçesinin başta Yargıtay, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Adalet Bakanlığı olmak üzere 13 ayrı kuruma acil gönderilmesini istedi. Solmaz, cezaevinde “hayvandan daha aşağılık bir muameleye tabi tutulduğu için” dilekçesinin tüm illerin hayvan hakları derneklerine gönderilmesini de ironik bir dille belirtti.

“ZALİMANE VE AŞAĞILIK UYGULAMALARLA ÖLÜME MARUZ KALIYORUZ”

Koğuş olarak zalimane ve aşağılık uygulamalar maruz kaldıklarını ifade eden Solmaz, “Yedi hayvanlık bir kafese, bir hayvan daha eklenmez ve barındırılmaz iken 51 aylık tutukluluk süresince 7 kişilik kapasite ve altyapı ile inşa edilen koğuşa 35-45 insan (?) 7 gün/24 saat “Covid-19 Hastası” olarak, izole edilmeden, sosyal mesafe uygulanmadan, acımasız bir şekilde insafsızca hayvandan daha aşağılık bir muamele ile zalimane sıkıştırılarak, aşırı kalabalık yaşama/ölüme maruz bırakılıyoruz.” dedi.

Cezaevlerinde kalabalık koğuşlar, az yemek verilmesi, gece yarısı bile beklenen tuvalet ve banyo sırası, insanların yerde yatmak zorunda kalması, yanmayan kaloriferler gibi birçok sorun olduğu biliniyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk  Gergerlioğlu tarafından da defalarca gündem getirilmesine rağmen bu sorunlar bugüne kadar giderilmedi. Geçici çözümlerle mahpuslar susturulmaya çalışıldı.

Dilekçesinde bu sorunları ayrıntılı bir şekilde kaleme alan Yasin Solmaz, fayanslarından kurtçukların çıktığını, tavandan vıcık vıcık yosunların üzerlerine düştüğünü, salgın varken tamamen hijyenden uzak bir ortamda yaşadıklarını vurguladı. Yaşamaya mecbur bırakıldıkları koğuşun ulusal ve uluslararası yasalar ve sözleşmeler kapsamında suç olduğunu dile getiren Solmaz şöyle devam etti:

“Hemen hemen her gün yedi kişilik karavanca ile 35-45 kişiye bir karavana yemek verilerek, verilen öğünlerin ve beslenmenin çok ciddi yetersiz olduğu, 35-45 kişiye iki tuvalet-banyo ve bir mutfak lavabosunun olduğu sürekli sıra bekleyerek ve ihtiyaç gideremeyerek (sinir harbinin yaşandığı ve krizlere girildiği), tuvalet-banyo-oda kapılarının paslı/talaşlı olduğu (TETANOZ riski yaşattığı), banyo tavanının yosunlu olduğu ve vıcık vıcık üzerimize/vücudumuza düştüğü (MANTAR ve cilt enfeksiyonları yaşattığı), banyo ve zemin fayansları kırık aralıklardan kurtçuk ve parazitlerin çıktığı (Atık Su Bulaşıcı Hastalık riski yaşattığı), daha birçok yapısal sorunların/yetersizliklerin olduğu, tuvalet-banyo-bulaşık-çamaşır-deterjan kokularının (klor, amonyak, ozon…vb. gazların) çok yoğun olduğu, (kimyasal kokulardan kurtulmak isteseniz pislikten/kirlilikten hasta olma riski, yeterince temiz olmaya çalışırsanız kimyasal gaz koklamaktan veya kimyasalla aşırı temastan hasta olma riski yaşandığı), insan ve ihtiyaç sirkülasyonunun sürekli ve çok fazla olması sebebiyle havalandırmanın, zemin temizliğinin, tuvalet-banyo-lavabo temizliğinin, ortam temizliğinin, ve kullanılan tüm malzemelerin kesinlikle steril ve hijyenik olmadığı, her türlü bulaşıcı hastalık riskinin çok yüksek ve iyileşmenin çok zor olduğu ve normale nazaran uzun zaman aldığı, 10 m2’lik tek kişilik odalarda altı kişinin dolap ve ranzalarla sıkıştırıldığı, ya havasızlıktan ya sıcaktan ya soğuktan ya horlamadan yada koğuştaki uğultu/yüksek sesten uyunamadığı, 30 m2’lik ortak alanda 7-10 masa 35-45 sandalye ile insanların sığmadığı, sürekli uğultu ve yüksek TV sesinin olduğu, aşırı kalabalık ortamdan- insanların ihtiyaçlarından ve ruh hallerinden kaynaklı olarak -sürekli- gürültülü, tartışmalı, kavgalı, gerilimli, sürtüşmeli, anlaşmazlıklarla dolu, yıldırıcı, yıpratıcı, çıldırtıcı, intihara sürükleyici, kurumun ve kurum personelinin her türlü ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığı/ karşılamadığı/ karşılayamadığı, acil olmadıkça hiçbir tedavi ve muayenenin yapılmadığı tüm bu şartlarda halen tutuklu bulundurulma Ulusal ve Uluslararası yasalar/sözleşmeler kapsamında HEM SUÇTUR HEM DE HAYATİ TEHLİKE YAŞATMAKTADIR.”

Yasin Solmaz, dilekçesinde ayrıca cezaevi yönetiminin kendisine her türlü maddi ve manevi çok ciddi zararlar ve rahatsızlıklar verdiğini, telafisi, tarifi imkansız derin üzüntü, ızdırap, zulüm, işkence, acılar yaşattığını ve yaşatmaya devam ettiğini de dile getirdi.

YASİN SOLMAZ’IN DİLEKÇESİNİN TAMAMINI YAYINLIYORUZ.

 

(Dilekçenin diğer iki sayfası avukatına özel yazıldığı için bu haberde yer verilmedi.)

 

 

 

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Okumaya devam et

Popular