Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Eşine ‘git or…luk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

Komiser Ali Osman Gözağaç şimdi Norveç'te mülteci

Komiser Gözağaç, sessiz meslektaşlarının aksine her platformda Türkiye’de yaşananları anlatan bir isim. Ressam profili ve ailece yaşadıkları dramla bir Mülteci Komiserin hikâyesi..

CEVHERİ GÜVEN
Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle yollara düşmüş bir Mülteci. Hikâyesi binlerce meslektaşı gibi 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra başlıyor. Gözağaç şimdi Norveç’te yaşıyor, ancak hayatını hapisteki meslektaşlarına adamış durumda. “Orası benim teşkilatım” dediği Polislik görevine döneceği umudunu ise kalbinde taşıyor.

Komser Gözağaç, Avurupa’daki meslektaşlarının sessizliğine ise kırgın. 17/25’ten sonra pek çok birinci sınıf emniyet amirinin yaşananlara tepki verdiğini, Emniyet Teşkilatı’nda kıyım yapılması nedeniyle il emniyet müdürlerinin istifa ettiklerini, Polis Akademisi’nin kapatılmasını protesto etmek için her hafta eylem yaptıklarını söyleyen Gözağaç, “Onlar 17/25’ten sonra çıkıp konuştular, şimdi hepsi hapiste. Şimdi biz Avrupa’da olan polisler konuşmazsak bu vefasızlık olur.” diyor.

Gözağaç, meslektaşlarına yapılanları sadece Uluslararası medyaya demeç vererek anlatmaya çalışmıyor. Aynı zamanda amatör bir ressam. Çizimlerini sosyal medya üzerinden paylaşarak, yaşananlara tepki vermeye, mağdurların sesi olmaya çalışıyor.

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çizdiği resim

KOMİSER ALİ’NİN HİKÂYESİ

Ali Osman Gözağaç, Polis Akademisi mezunu ve komiser rütbesiyle Başkent Ankara’da Personel Dairesi’nde görevli başarılı bir polismiş. Hukuka ve mevzuata hakimiyeti nedeniyle bu alanda ilerlemiş. Marmara Hukuk’u kazanıp ikinci üniversite okuma çabası da hukuka olan ilgisinden.

Gözağaç için işler, pek çok meslektaşı gibi 17/25 Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonra değişmiş. Personel Dairesi’ndeki bütün polislerin Hizmet Hareketi ile ilgili olduğu ön kabulüyle Kars’a sürülmüş.

Bu etiketlemeden sonra meslek hayatı soruşturmalar ve sürgünlerle geçmeye başlamış.

“Yurt dışı görevlendirme sınavına girmek istedim. Sınava girmeme izin vermediler. Hakkım olduğu halde neden izin vermediklerini bir dilekçeyle sordum. Sadece bunu sorduğum için soruşturma açıldı, 24 Ay Kıdem Tenzili cezası aldım. Sonra devam soruşturmasında bir 24 ay daha.

Başkomiserlik sınavına girdim. 90 puan aldım. 17/25’ten sonra mülakat diye bir şey icad etmişlerdi. Ankara’da mülakata girdim. Annemi, babamı, zengin olup olmadığımı sordular. Polislikle ilgili hiçbir şey sormadılar. Sebebini sorunca verdikleri cevaptan fişlenmiş olduğumu anladım. Mülakatta 5 puan vererek ortalamamı 50’nin altına düşürdüler ve başkomiser olamadım”

Komiser Ali Osman’ın kariyeri aldığı cezalar ve bu tip engellemelerle durma noktasına gelmişken, ilginç bir olay yaşanır:

“Şehre terörist bir grup geleceği istihbaratı gelmişti. O gün ekipler şehir dışı görevlerdeydi. Beni ve ekibimi gönderdiler. Önlem aldık. Aracı durdurduk, içinden beklenen teröristler çıkmadı ama çok sayıda silah vardı. Şahısları gözaltına alınca anons edip durumu telsizle bildirdim. İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, telsizle tebrik etti. Ama 10 dakika sonra sanırım benim fişleme listesinde olduğumu farkettiler. Herşey değişti. Orada ölsem fişleme listesinde olduğum unutulacaktı. Ama ölmeyince tebrik yerine Müdür Karaduman beni makamına çağırıp, uğradığım haksızlıklar nedeniyle verdiğim dilekçeler için bana hakaretler etti. Ardından beni ölümle tehdit etti. Üzerime telsiz fırlattı. Sonra Muş’a sürüldüm.”

Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle Norveç’te yaşıyor.

HAKKINDAKİ BÜTÜN DAVALARI KAZANIR

Hukuk öğrencisi Komiser Ali Osman’ın hukuk mücadelesi bitmez. Hakkında açılan soruşturmalar ve aldığı cezalarla ilgili bütün davaları kazanır.

“Erdoğan’ın kontrolünde olan hukuk düzeninde bile aklandım ama beni Koruma Şube’de boş boş oturtuyorlardı. Ben de hukuk fakültesindeki derslerime yoğunlaştım. Zaten 17/25’ten sonra binlerce arkadaşımı böyle pasifize etmişlerdi. Ama hepsi bunu bir fırsat bilip, ikinci üniversite, yeni bir hobi öğrenmek, okuma ile değerlendiriyorlardı.

15 TEMMUZ GECESİ DARBECİLERE DİRENİRKEN…

Komiser Ali Osman’ın hayatı Türkiye’deki yüz binlerce insana olduğu gibi 15 Temmuz’la birlikte köklü biçimde değişir:
“15 Temmuz akşamı mesaim vardı çalışıyordum. Sonra askeri hareketlilik haberleri medyaya düşünce Muş’taki Askeri Kışla’nın önüne gitmem emredildi. 3 gün eve gitmedim. Çelik yelekli ve silahlı biçimde, kışlanın girişinde , çıkış olursa ‘vur emriyle’ görevlendirildim. Böyle beklerken, 18 Temmuz sabahı bir mesaj aldım. Personel Şube’ye gitmem gerektiği belirtiliyordu. Kışladaki görevimi devredip Personel Şube’ye gittim. Tabi ülkenin nereye gideceği az çok belliydi.
Üç gün darbecilere karşı silahla görev aldıktan sonra darbeci diye açığa alındım.”

LİSTE 15 TEMMUZ’DAN ÖNCE HAZIRLANMIŞ

Geçmişte Personel dairede görevli olması ve hukukçu kimliğiyle Komiser Ali Osman, görevden alma yazısında ilginç bir nokta keşfeder:

“Yazıda ‘bakanlık kararıyla açığa alındınız’ yazıyordu sadece. Ne bir bakanlık kararı sayısı var ne de açığa alınmama gerekçe gösterilen bir şey. Kararı imzalamayacağımı söyleyince bu kez Bakanlık Yazısı’nı çıkardılar. Şunu farkettim: Bakanlık yazısı 16 Temmuz gece 03’te yazılmış. Her şeyin önceden hazırlandığını gösteriyor bu. Darbeciler listeleri darbeden önce yapar. Listeyi hazırlayanların kim olduğuna bakıp 15 Temmuz’un failini bulabilirsiniz. “

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çalışması.

KOMİSER ALİ OSMAN’IN EVİNE POLİS BASKINI

Görevden alındıktan sonra iki çocuğu ve eşini alıp Ankara’ya ailesinin yanına dönen komiser Ali Osman’ın Muş’taki evi 21 Temmiz sabahı baskına uğrar:

“Çilingirle içeri girip herşeyi dağıtmışlar. Benim İslam tarihi üzerine çalışmam vardı. Ebu Hanife’de Sivil İtaatsizlik diye bir kitap vardı. Onu almışlar, isminde “sivil itaatsizlik” tanımı geçtiği için. İdareye karşı sivil itaatsizliğinde bulunduğumun delili olarak bu kitabı delil torbasına konmuş. 15 Temmuz’dan sonra hukuk kalmamıştı. Kendinizi yargı önünde savunmanız anlamsızdı. Bu yüzden gidip teslim olmadım. Ailemden ayrı yaşadığım süreç başladı.”

EŞİ TUTUKLANIR

Komiser Ali Osman ve ailesini bekleyen felaketler bununla bitmez. İşsizlik, kaçak yaşam, ailesini aylardır göremeye, bir de eşinin tutuklanması eklenir:

“Eşim öğretmendi görev yeri Muş’a döndü. Artık onları göremiyordum. 25 Nisan 2017’de okulda görev yaparken, sınıf içinde gözaltına alındı. Üç gün boyunca gözaltında kaldı ve sorulan tek soru benim nerede olduğumdu. Savcı, polis hep bunu sormuş. Sonunda terör müdürü gelmiş ‘çocuklarını yetiştirme yurduna veririz’ diye tehdit etmiş. 3 günün sonunda Bylock listesinde ismi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Sonunda eşim mahkemeye çıktı ve 15 dakikada tutuklandı. O sırada küçük oğlum 6 aylıktı. Ayaklarında problem vardı. O an ben bu ülkede durulamayacağını anladım.

Eşim tutukluydu, çocuklarımı da göremiyordum. Haber gönderdim cezaevine ‘gelip teslim olayım mı’ diye sordum. Eşim, ‘Kesinlikle gelme, beni boş yere tutukladılar ama seni bırakmazlar, sakın gelme’ dedi. Böylece 7 ay yattıktan sonra eşimi yine benimle ilgili tehdit ederek serbest bıraktılar.”

“OĞLUM KÖŞELERDE AĞLADI”

“Büyük oğlum Hasan Sami anaokuluna gidiyordu. Eşim tahliye olunca öğretmeni çağırmış. Hasan Sami’nin her gün bir köşeye çekilip ‘annem babam yok’ diye ağladığını anlatmış. Öğretmen bunu 7 ay saklamış, cezaevindeki annesine söylerler de o içeride çok üzülür diye. Duyarlı bir öğretmendi.

Küçük oğlum 6 ayıktı annesi tutuklandığında tabi zaman içinde büyüdü. Cezaevinde annesini gidip gelirken görüşlere sürekli arama oluyor insanları görüyor. Ve bir arama sırasında o da ellerini kaldırıyor. Orada bir kadın astsubay gülüp ‘Yiğit Ünal’ı tanıyoruz, onu aramaya gerek yok’ diyor. Bir çocuğun yaşadığı bu. Ben bunları yaşadım. Benim çocuğum köşelerde ağladı.

Bu yaşadıklarımla yarın mesleğime dönersem insan hakları konusunda son derece duyarlı olarak mesleğimi yaparım. Bu yaşadıklarım beni bazı şeylere hazırladı.

MERİÇ’LE MÜLTECİLİK HAYATI BAŞLAR

Tahliye’den sonra, eşiyle gizlice buluşan Komiser Ali Osman, artık Türkiye’de yaşayamayacaklarını anlatır. Ve pek çok Türkiyeli Mülteci gibi bir bota binip Meriç Nehri’yle memleketi geride bırakırlar:

“O sırada Meriç’ten bazı insanlar geçerken hayatını kaybetmişlerdi. Normalde iki çocukla ölüm tehlikesi olan bir yoldan geçmek akıl karı değil. Ama özgürlük için bu kararı verdik ve Meriç’ten geçip Yunanistan’a gittik. 2.5 ay sonra da Norveç’e geldik.”

KALEMİ ELİNE GÖZYAŞLARI ALDIRIR

Komiser Ali Osman, şimdi eşi ve iki çocuğuyla Norveç’te yaşıyor. Ancak Türkiye’de geride kalanlar için hem sanat alanında hem de yaşananları karşılaştığı her bir insana anlatarak vefa borcunu ödemeye çalışıyor geride kalanlara:

“Lisede resim yapıyordum ama yıllarca hiç yapmamıştım ta ki eşim tutuklanana kadar. Tutuklandığı gece 3 saat ağlayarak oturdum ve bir çizim yaptım. İki çocuğumun Muş Cezaevi’ne baktığı bir resim çizdim.

“GİT OROSPU OL”

Benim tek bir görevim var. Geride kalan tutuklu olan arkadaşlarım için çalışmak. Tanıdığım bir şube müdürümüzün eşini ziyarete gitmiştim kaçak olduğum dönem. Sağdan soldan birkaç kuruş bulup yardım için gitmiştim. O müdürümüzün eşi kapıda beni görünce ağladı.

Öncesinde bir işte çalışıyormuş, bulaşıkta çalışıyormuş. Bu müdür büyük bir ilin mali şube müdürüydü. Şu an o illerin mali şube müdürlerinin kaç evi olduğunu sayamazsınız. Ama elinden trilyonların geçtiği bu dürüst müdürün karısı bulaşık yıkıyordu. O gün çalıştığı iş yerinin sahibi kocasının kim olduğunu ve neden tutuklu olduğunu öğrenmiş. Ablayı çağırıp işten atmış. Kadın ‘ne yaparım ben çocuklarım var’ deyince ‘git orospuluk yap’ demiş.

Abla eve gelirken yolda ne yapacağını bilemeden gelmiş, araçların altına kendini atmayı dahi düşünmüş. Cebinde 20 lira varmış. Ucuz pirinç görmüş bir yerde makarnayla pirinç almış, yemek yaparım diye. Son parasını harcadığı anda kapı çalmış ve ben gelmişim.

Bu insanları kimse bilmiyor. En yakın akrabalarının bile umurunda değil bu insanlar. Ölüme terkedilmişler. Toplumdan tecrit edilmiş durumdalar. Ağaç kabuğu yesinler diyorlar ya bu durumdalar. Eşi 2.5 yıldır içeride ama abisi kardeşi bile korkudan kapılarını çalmıyor.

Böyle bir durumda ülke ve ben bu insanların sesi olmak için çiziyorum ve konuşuyorum. İşe yarıyorsa, bu insanların hislerine tercüman olursam yeter bana. Silahımı elimden aldılar ama kalemimi alamadılar.

Bu insanların dertlerini dünyaya duyurmaya çalışmaya çalışıyorum. Bir kişiye dahi bu hukuksuzluğu duyurabilirsem mutlu oluyorum. Dil kursunda yeni mülteci bir öğrenci görsem bile anlatıyorum Türkiye’de neler yaptıklarını.

Geride bıraktığım devrelerim meslektaşlarım tutuklu, bazıları eşleriyle birlikte tutuklu. Ve ben buradaysam onların sesini duyurmak benim boynumdaki vebaldir.

“MESLEKTAŞLARIM KONUŞMALI”

Komiser Ali Osman, Türkiye’de binlerce tutuklu meslektaşı ve onların aileleri için Batı’da yaşayan polislerin konuşması gerekliliğini bir vebal olarak anlatıyor:

“Susayım başıma bir şey gelir ya da bunlar düzelecek demek insan fıtratına aykırı. Yaşadıklarımızı anlatmamız, cezaevindeki arkadaşlarımın hislerine tercüman olmamız lazım. Arkadaşlarımın hayatını ellerinden aldılar. Eşleri işlerinden atıldı, ‘git orospuluk yap’ denildi, çocuklarının psikolojileri alt üst oldu. Bunların bilinmesi lazım. Tek amacım bu.

Polislik emir hiyerarşi içinde bir meslek ve akademide devlet ‘anne’ olarak anlatılır. Bu alt kültürle yetiştiğimiz için meslektaşlarımın sessizliğini de bu etkiliyor belki. Ancak yapılanların bununla ilgisi yok.

Şöyle bir şey de var; polisler medyatik olmak istemezler. Yarın mesleğe döndüklerinde medyatik olmak istemezler. Böyle bir düşünce var ama ben uzun yıllar insanların mesleğine dönebileceğini sanmıyorum, dönseler bile bunların önemi kalmayacak.

Belki alt kademedeki polisler, müdürlerin konuşmasını bekliyorlardır ama ben rütbe gözetmeden herkesin konuşması gerektiğini düşünüyorum.”

“O AMİRLERİM KONUŞTULAR BU BİZE VEBALDİR”

Komiser Ali Osman’ın bu noktada 17/27 sürecinden önceki emniyet kadrosuyla ilgili çarpıcı bir tespiti geliyor.
“17/25’ten sonra polis müdürleri çıkıp konuştular, yapılan hukuksuzluklara tepki gösterip istifa edenler oldu. Hatta tutuklu kalıp çıkanlardan da hem medyada hem sosyal medyada konuşanlar vardı. Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek gibi isimler çıkıp konuştular. Cuma günleri müdürlerimiz Polis Koleji’nin kapatılmasını düzenli olarak protesto ettiler Güvenpark’ta. Daha işkence, cadı avı, sürgünler, kitlesel tutuklamalar yoktu. Şu an pekçok polis yurt dışında. Şimdi 17/25’ten sonra konuşan müdürlerimiz cezaevinde , onlar konuştular ama şimdi çok daha büyük hukuksuzluklar yaşanmasına rağmen yurt dışında olanlar konuşmuyorlar, çıkıp bilgilendirme yapmıyorlar. Korku mu kopukluk mu vurdumduymazlık mı sözlerinin işe yaramayacağını düşünmek mi var bilmiyorum.

O kadar zulüm yokken onlar konuştular kendilerini öne attılar şimdi hepsi hapisteler, şimdi bizim vefa borcumuz var.”
Onlar birinci sınıf emniyet müdürüyken, il emniyet müdürü iken istifa ettiler, kariyerlerini sıfırlama pahasına konuştular. Şimdi birkaç meslektaşımızın çıkıp Ali Fuat Müdürümüzü anlatmasını, kızlarına yapılanları anlatmasını istiyorum.“

“RENKLİ POLİS KADROSU VARDI”

Komiser Ali Osman, Norveç’te bir gün mesleğine geri döneceği günü bekliyor. Eski arkadaşlarını ve teşkilatını anlatırken oldukça duygusallaşıyor:

“Benim görev yaptığım zaman, müzik çalan, resim yapan, ekşi sözlükte yazar olan, farklı dallarda hobileri olanlar vardı. Mesela benim devrem heykeltraş vardı. Sabaha kadar Narkotik’te uyuşturucunun peşinde koşup, sabah boşlukta hekyel yapıyordu. Hayatımızın vitrindeki meslek kısmını elimizden aldılar. Ama hayatımızın geri kalanına döndük.
Süleyman Soylu, ‘bize akademik kariyer yapan değil işini yapan polis lazım’ demişti. Bizim amacımız mesleğe bişeyler katmaktı. Bunun için insanlar lisans, doktora yapıyordu, yurt dışına gidiyordu. Pek çok analizler çıkartıyorduk, sorunların kaynağını çözme adına çalışıyorduk. Şu an polis 90’lara döndü. Uygulama yapan, işkence yapan, küfreden kimliğine döndü.

Komiser Ali Osman Gözağaç, Kars’ta görev yaparken

“GÜNÜN BİRİNDE DÖNECEĞİM”

Kars’tan sürülürken, çektiğim bir fotoğrafım var. Arkam dönüktü yukarıda Kars Valiliği yazıyor. Döndüğümde bu kez yüzüm dönük bir fotoğraf çektireceğim. O teşkilat benim teşkilatım. Yıllarımı gecemi gündüzümü verdim. Bu teşkilat için üzülüyorum. Her şeyimdi benim bu teşkilat. O yüzden bu yapılanlar çok ağırıma gidiyor. Bu yüzden kendimi hazırlıyorum, teşkilatın eksikleri yeniden yapılanması adına çalışmalarımı da sürdürüyorum bir taraftan.”

BOLD ÖZEL

Koronavirüsten ölen tutuklu akademisyen Halil Şimşek son yolculuğuna uğurlandı

5 yıldır Çanakale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan ve kaldırıldığı yoğun bakımda hayatını kaybeden Yrd. Doç. Dr. Halil Şimşek bugün Bayramiç’te toprağa verildi.

BOLD ÖZEL – Çanakkale E Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalandıktan sonra hayatını kaybeden akademisyen Halil Şimşek’in cenazesi bugün Bayramiç Mezarlığı’na defnedildi. 15 gün önce testi pozitif çıkan Şimşek, durumu ağırlaşınca geçen hafta Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Hastanesi yoğun bakımına kaldırılmıştı.

5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 19 Temmuz 2016’da tutuklandı ve Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

TAHLİYESİNE 3 AY VARDI

Aynı cezaevinde tutuklu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e de danışmanlık yapan Şimşek, Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine ise 3 ay vardı.

İhraç edilmeden önce de birçok haksızlığa maruz kalan Halil Şimşek, Çanakkale’de yerel bir gazeteye verdiği röportajda “Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım.” demişti.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

ŞİMŞEK’İN KOĞUŞ ARKADAŞLARININ AİLELERİ ENDİŞELİ

Öte yandan Çanakkale E Tipi Cezaevinde birçok koğuşun karantinada olduğu öğrenildi. 20 kişilik koğuşta kalan Halil Şimşek’in koğuş arkadaşlarının aileleri sosyal medya hesaplarından endişelerini dile getirdi. 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor. Kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında mahpusların denetimli serbestlik hakkı da verilmiyor.

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4 yaşındaki Serra annesiyle telefonda bile görüştürülmedi

13 aylık sütten kesilmemiş ikiz bebekleri ve 4 yaşında bir kızı olmasına rağmen tutuklanan ev hanımı Merve Hande Kayış’a telefon hakkı verilmedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

22 Nisan’da tutuklanıp Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen üç çocuk annesi Merve Hande Kayış’a telefon görüş hakkı verilmedi. Sabahtan beri annesinin aramasını bekleyen 4 yaşındaki kızı Serra’nın hayal kırıklığına uğradığını söyleyen babası Emre Kayış, “Çocuk 3 saattir telefonun başında bekliyor. 20 gündür annesinin sesini duymuyor. 2 dakika sadece kızımızla görüştürün dedim, kabul etmediler” dedi.

Telefon hakkı için aranacak numaranın, mahpusun ailesine ait olduğuna dair telefon şirketinden resmi evrak isteniyor. Kayış ailesi, Vodafone bayileri kapalı olduğu için Vodafone müşteri hizmetleriyle görüşerek istenilen belgeyi temin etti ve cezaevine gönderdi. Cezaevi müdürü, belgede ıslak imza olmadığı için bu sabah Merve Hande Kayış’ı ailesiyle görüştürmedi.

“SABAHTAN BERİ CAMIN ÖNÜNDE, TELEFON ELİNDE BEKLEDİ”

Tam kapanma döneminde ıslak imzaya ulaşmalarının mümkün olmadığını söyleyen Emre Kayış, “Pandemi şartları malum, her yer kapalı. Telefon hakkıyla ilgili bizden belge istediler. Vodafone bayileri kapalı olduğu için müşteri hizmetleriyle görüştük. Bize mail gönderdiler. Biz de cezaevine teslim ettik. Eşim aramayınca ben cezaevini aradım. Görevli memur haklısınız diyor ama müdür bey kabul etmemiş. Sonuçta her yer kapalı, biz alamıyoruz. Bu çocuğa yalan söylemekten yoruldum. 9’dan 12’ye kadar telefonun başında, camın önünde bekledi. Telefonu aldı elimden, bana vermedi” ifadelerini kullandı.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Nisan’da İstanbul’da gözaltına alınan Merve Hande Kayış, daha önce hiç yaşamadığı Gölcük’te bir öğrenci evinde bulunan kitapta parmak izi çıktığı için, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak hapse gönderildi. Kayış’ın Serra dışında 13 aylık, sütten kesilmemiş ikizleri de bulunuyor.

Merve Hande Kayış’ı sütten kesilmemiş bebeklerinden ayırdılar

 

Hande Kayış’ın annesi isyan etti: Bu nasıl adalet, bu nasıl hukuk?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Temmuz 2016’dan bu yana cezaevinde tutulan Yrd. Dr. Halil Şimşek, cezaevinde yakalandığı Kovid-19 nedeniyle can verdi.

BOLD ÖZEL – 5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs’ta hayatını kaybetti. 15 gün önce virüs kapan Şimşek geçen hafta yoğun bakıma kaldırılmıştı. Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Temmuz 2016’da tutuklanan Şimşek 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Dün entübe olan Halil Şimşek, Çanakkale Cezaevi’nde koronavirüse yakalanan ve yoğun bakıma kaldırılan eski Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e danışmanlık yapmıştı. Şimşek aynı zamanda Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine tahliyesine 3 ay kalmıştı.

Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Halil Şimşek’in cenazesi Bayramiç Kabristanlığında bugün toprağa verilecek.

BİRÇOK KOĞUŞ KARANTİNADA

Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre, 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor ve birçok koğuş karantinada. Bu kadar kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında denetimli serbestlik verilmiyor.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0