Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Babasını döve döve öldürdü, suçu başkalarına attı

Süleyman Doğru, 60 yaşındaki babasını döverek öldürdü, savunması oldukça tanıdıktı: “FETÖ’cüler babamı öldürdü, suçu benim üzerine atmaya çalışıyorlar”

Babası Hüseyin Doğru’yu (60) döverek, öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Süleyman Doğru’nun (37) yargılanmasına başlandı. Mahkeme başkanı, duruşmada Doğru’ya, arkadaşına gönderdiği mesajını sordu.

DÖVEREK ÖLDÜRDÜ

Antalya’nın Kepez ilçesine bağlı Zafer Mahallesi’nde 14 Ağustos’ta Hüseyin Doğru çocukları tarafından evinde kanlar içinde ölü bulunmuştu.

Polisin yaptığı araştırmada, Süleyman Doğru’nun babasını döverek öldürdüğü belirlendi. Gözaltına alınan Doğru tutuklandı. Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası talebiyle dava açılan Süleyman Doğru ilk kez hâkim karşısına çıkarıldı.

Doğru savunmasında suçlamayı reddetti: “Olay günü babamın, evine geldim, aramızda tartışma çıktı. Sonra dışarı çıkarak sitenin bahçesinde bir süre dolaştım. Geri döndüğünde babamı yerde kanlar içinde yatarken gördüm. Sağlık ve polis ekiplerine haber vermem gerekiyordu ama kendimin suçlanacağını düşünerek, bunu yapmadım. Her şey, beni suçlu gösterir nitelikteydi. Aksine şahitlik edecek hiçbir şahit yoktu. Evden çıkıp, çarşıya gittim. Daha sonra amcamın kızını arayarak, babama bakması için eve gönderdim.”

MESAJ SAVUNMASINI ÇÖKERTTİ

Süleyman Doğru’nun savunmasını ise attığı Türkiye’nin genel ruh halini yansıtan mesaj çökertti. Mahkeme Başkanı, “FETÖ’cüler babamı öldürdü, suçu benim üzerine atmaya çalışıyorlar.” diye arkadaşına gönderdiği mesajı hatırlatınca Doğru mesajı kabul etmek zorunda kaldı.

Ekonomik durumu iyi olmadığı için babasının yanında kalmak istediğini, bu sebeple aralarında tartışma çıktığını anlatan Doğru, “Ben Mersin’de yaşıyordum. Antalya’ya gelerek yanlarında kalmak istiyordum. Kardeşlerim beni istemediğinden babamla tartışıyorduk. Ayrıca babam, bana her ay 500 lira harçlık gönderiyordu; göndermediği zaman aramızda tartışma oluyordu.” şeklinde konuştu.

DİĞER KARDEŞLERİ ŞİKÂYETÇİ OLDU

Süleyman Doğru’nun kardeşleri davaya iştirak ederek şikyâyetçi oldular. Sanığın olaydan birkaç ay önce babasını bıçakla kovaladığını ve bunun üzerine savcılığa giderek, şikayet ettiklerini anlatan kardeşler, yaklaşık 4 yıl önce de babasını darp ettiğini ifade etti.

Doğru kardeşlerin avukatı ise mahkemeye, sanığın olaydan önce sosyal paylaşım sitesindeki hesabından yaptığı iddia edilen ‘Kusursuz bir cinayet’, ‘Şimdiden hazırlanın’, ‘Olacaklardan ben sorumlu değilim, her şeye son vereceğim’ paylaşımlarının belgelerini sundu.

Duruşma bazı belgelerin tamamlanması için bir sonraki celseye ertelendi.

Gündem

Gergerlioğlu cezaevinden yazdı: Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe…

Milletvekilliği düşürüldükten sonra hapse gönderilen Ömer Faruk Gergerlioğlu, hapisteki ilk yazısını anne-babası tutuklu, lösemi Hakan Dağdeviren için kalem aldı.

BOLD – 3 Nisan’da tutuklanıp Sincan 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne konulan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde de masum ve mağdurları unutmadı. Anne-babası tutuklandıktan sonra lösemi teşhisi konulan 11 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in durumunu kaleme alan Gergerlioğlu, “Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe daha yüzyıllarca kimlikler üzerinden birbiriyle çatışan bir toplum oluruz.” dedi.

Gergerlioğlu’nun Gazete Davul’da yayınlanan yazısı:

Sanatçı Suavi, “Bir annemin ölümüne ağladım, bir de Hakan’ın yataktaki fotoğrafını görünce ağladım” demiş.

Hakan, anne babası hükümlü bir ailenin kanser olmuş çocuğu. Annesinin cezaevinden bana göndermiş olduğu mektubu mecliste gündem ettiğim ailenin çocuğu. Daha çocuk hasta değilken bana gönderilen içli mektubun zarfına çizilmiş resimde bir aile hasreti tablosu vardı. Hapisteki anne babanın rüyaları çocukları ile birleşiyor ve bu hülyalar masum bir aile yuvasında buluşuyordu.

Hepsinin rüyası bir çatı altında birlikte yaşamaktı.

Ama olmadı… Ailenin her biri ferdi ayrı bir yerde yaşadı ve anne-baba hüküm giydi.

Dedeleri ve akrabalarının yanında ayrı illerde kalan çocuklara ne mi oldu?

Hakan, kanser oldu. Büyük ihtimal anne ve babasının hasreti ile bağışıklık sistemi zayıflayan küçük çocuk bundan dolayı kanser oldu.

Dedesinin, ninesinin yanındaki çocuk hastaneye kaldırıldı, ama tedaviye cevap iyi değildi. Annesinden kemik iliği uysa şansı dönecekti.

Hakan’ın iyiye gitmediği haberleri üzerine dedesi ve anneannesi ile ÖFG TV programında bir araya gelmiştim. Eskişehir Tıp Fakültesi’ndeki dede, nine hastanenin mescidine inerek canlı yayına bağlanmıştı.

Dede ile konuşmaya başladığımda, çok zorlu bir konuşma olacağı ortaya çıkmıştı. Karşımda derin bir hüzün, acı, hasret ve çaresizlik yaşayan bir insan vardı.

Ağlamaktan kendisini tutamıyor, beni de ağlatıyordu. Kendimi tutmaya çalışıyordum, ama karşımda o denli içi yanan bir insan vardı ki empati yapmamam, ona eşlik etmemem mümkün değildi. Konuşamayan dede telefonu eşine veriyor nine ile konuşuyorduk.

Biraz toparladıktan sonra dede ile yine konuşmaya başladık. Kızı ve damadı KHK ile ihraç edilmiş. Dede “biz ne yaptık da bize bu acıyı yaşatıyorlar” diyordu.

Önemli bir soruydu. Bu değişmez devlet geleneği devreye girmiş ve acımasızlık hakim olmuştu. İşte onun kurbanlarından bir çocuk, dede ve nine vardı karşımda.

Aileleri yıkan anne-baba tutukluluk gerçeğini defalarca gündem etmiş, ama iktidar cephesinden vicdanlı bir cevap alamamıştım. Sonuçta yatağında perişan, bitkin bir şekilde yatan bir çocuk, gözyaşlarını tutamayan bir dede. ‘Tepelerine acımasızca binin” buyruğunun olduğu bir yerde böyle vicdan sızlatan görüntülerin ortaya çıkmaması mümkün mü?

Küçük Ahmet Burhan, küçük Salman, küçük Hakan, bilemediğimiz daha nicesi.

İşte Suavi bu tabloya ağlıyordu. Sol camiadan vicdanlı bir insan olarak buna dayanması mümkün değildi. Haklıydı, kimliğine göre bakmayan vicdanlı bir insandan beklenen doğal sonucu sergiliyordu.

Çocuğun anne babasının kimliğine takılmıyor, vicdan sızlatan görüntünün yürek sızlatan haline odaklanıyordu. Doğru yapıyordu. Tersi olsa kaç dindar fotoya, tabloya bakıp içi sızlardı? Fazla olamazdı sanırım. Çünkü vicdani bakış açısı olması gerekiyordu ve maalesef inanç çoğunlukla vicdanın önüne geçiyordu. İnancın vicdanı besleyen bir değer olması gerekirken niye bu hal?

Sorulması gereken bir soru. Maalesef çağlar boyu inançlar, siyasi görüşler, vicdanı destekleyeceğine fanatik taraftar olmayı seçmişti.

Suavi’nin bu hali toplumumuzun kurtuluş reçetesidir. Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe daha yüzyıllarca kimlikler üzerinden birbiriyle çatışan bir toplum oluruz.

Okumaya devam et

Gündem

Koronavirüse yakalanan Mısra Öz Sel yoğun bakıma kaldırıldı

Çorlu’da 2018 yılında meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda’yı kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüs nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Mısra Öz Sel, 5 gün önce hastaneye yatırılmıştı.

BOLD – Çorlu’da meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüse yakalandı.

Mısra Öz’ün babası Mehmet Öz, sosyal medya hesabından, “Kızım Mısra Öz, Kovid-19’dan dolayı an itibarı ile yoğun bakımda” paylaşımı yaptı.

Mısra Öz Sel, 5 gün önce solunum sıkıntısı sebebiyle hastaneye yatırılmıştı. Mısra Öz Sel, sosyal medya hesabından ‘“Oksijen desteği olmadan nefes alamıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Kamu Denetçiliği Kurumu: KHK ile kapatılan okula ödenen ücretin iadesi yapılmalı

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye’deki İhvan mensupları Mısır’a iade endişesi yaşıyor

Türkiye’nin Mısır’la giderek yaklaşması, Türkiye’de yaşayan 8 bin İhvan hareketi mensubunu endişelendiriyor. İhvan mensupları, 2019’da Türkiye’nin iade ettiği ve idam edilen genç gibi Mısır’a iade edilme endişesi yaşıyor.  

BOLD – Mısır ile yeniden normalleşmeye başlayan Türkiye, Abdülfettah es‑Sisi aleyhine yayın yapan İhvan-ı Müslimin hareketine bağlı Al Sharq, Mekameleen TV ve Watan adlı üç kanaldan eleştirilerini yumuşatmasını istemişti.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER ENDİŞELİ

Türkiye’nin “İhvan” jestine Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, “Jestlerini takdir ediyoruz” diyerek karşılık verirken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Mısır Türkiye’den bir heyeti davet etti. Mayıs başında bir heyet Mısır’a gidecek” diye karşılık verdi. Türkiye’nin Mısır ile giderek yakınlaşması, Sisi yönetimi tarafından terörist olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin hareketini endişelendirmeye başladı.

2019’DA İADE EDİLEN GENÇ İDAM EDİLDİ

Mısır’da büyük baskıya maruz kalarak aileleriyle birlikte Türkiye’ye sığınan İhvan’a mensup 8 bin kişi bulunuyor. Mısır’la Türkiye’nin yakınlaşmasıyla sınır dışı edilme korkusu yaşayan İhvan’a mensup gençler, 2019’da Mısır’a iade edilen ve idam cezasına çarptırılan Muhammed Abdulhazım gibi bir sonla karşılaşmaktan korkuyor.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0