Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

En kötü geride kalmadı, kriz 2019’da derinleşecek

2018 yılını ekonomide ciddi çalkantılarla geçiren Türkiye’yi, 2019’da daha zor bir dönem bekliyor.

BOLD– 2018 yılını ekonomide ciddi çalkantılarla geçiren Türkiye’yi, 2019’da daha zor bir dönem bekliyor.

Ekonomistlere göre 2019 krizin derinleşeceği bir yıl olacak. Büyüme eksiye düşecek, işsiz sayısı 7 milyona yaklaşacak, şirket iflasları artacak. Türkiye 220 milyar dolar dış borcu ödeyebilmek için yeniden Uluslararası Para Fonu (IMF) ile masaya oturmak zorunda kalacak.

KRİZİN AYAK SESLERİ DUYULUNCA SEÇİM ERKENE ALINDI

Türkiye ekonomisi 2018 yılını erken genel seçimlerin gölgesinde geçirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) daha bir buçuk yıllık süre olmasına rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin önerisiyle erken genel seçim kararı aldı.

2019 yılı kasım ayında gerçekleşmesi gereken genel seçimler, 2018 yılı 24 Haziran’da yapıldı.

ERKEN SEÇİMİN GEREKÇESİ EKONOMİYDİ

Pek çok uzmana göre AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, önceki söylemlerinin tersine, aniden erken genel seçim kararı almasının sebebi, ekonomide beklenen çöküntüydü.

Erdoğan, ekonomik kriz başlamadan, en azından krizin etkileri halka ulaşmadan seçime giderek koltuğunu sağlamlaştırmak istedi ve istediğini büyük ölçüde almayı başardı.

AĞUSTOSTA DÖVİZ KURU YÜZDE 35 ARTTI

Ülke ekonomisi, 24 haziran seçimlerinden hemen sonra özellikle yaz aylarını kapsayacak şekilde döviz şokuyla sarsıldı.

Ağustosta dolar ve euro kuru, Türk Lirası karşısında yüzde 35 artarak tarihi zirvelerini gördü. 1 euro, 8 TL, dolar kuru da 7 liranın eşiğinden döndü. Bu gelişmeler özellikle yüksek döviz borcuna sahip özel sektörü ve şirketleri olumsuz etkiledi.

20 temmuz 2016’da ilan edildikten sonra, tam iki yıl yürürlükte kalan ve 20 temmuz 2018’de kaldırılan olağanüstü hal rejimi (OHAL) boyunca, şirketlerin iflastan korunmak için kullandıkları “iflas erteleme” yasaklandı.

OHAL’in kalkmasından sonra döviz şokuna maruz kalan şirketler, iflastan korunmak için bu sefer ticaret hukukunda yer alan başka bir yöntemi devreye soktu.

Konkordato ilanları her sektörde adeta patlama yaptı. 2018 sonu itibariyle Ticaret Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 1.000 şirket, iflastan önce son çıkış denebilecek, konkordato ilan etti.

(KAYNAK:TÜİK)                                                                                                           (BOLD MEDYA)

Peki, bunca olumsuzluğun ardından karşılamaya hazırlandığımız 2019 yılında ülke ekonomisini neler bekliyor? BOLD, ekonominin seyrine dair öncü göstergeleri derledi.

2018 yılı ocak ayında, yüzde 10,35 olarak gerçekleşen yıllık enflasyon oranı, ekim ayında son 15 yılda ilk kez yüzde 25 seviyesinin üzerine çıkmıştı.

Mobilya, beyaz eşya ve motorlu araçlarda uygulanan vergi indirimleri ve petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte, kasımda enflasyon yüzde 21’e geriledi. Ekonomistler, 2019’un ilk yarısında enflasyonun yüzde 20 üzerinde seyretmesini bekliyor.

Yılın ikinci yarısında düşüş görülebilir ancak enflasyon çift haneli rakamlarda kalmaya devam edecek.

10 YIL SONRA TEKRAR EKSİ BÜYÜME

Türkiye ekonomisi 2018’in ilk ayında yüksek büyüme performansı gösterdi. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 7,3, ikinci çeyrekte yüzde 5,3 büyüdü.

Üçüncü çeyrekte ise büyüme, beklentilerin üstünde yavaşlayarak yüzde 1,6 oldu. Uzmanlar yılın son çeyreğinde eksi büyüme bekliyor. Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik, önümüzdeki üç çeyrek eksi büyüme yaşanacağını belirtti.

Türkiye, küresel krizin etkilerinin hissedildiği 2009 yılından bu yana ilk kez eksi büyümeyi görecek.

2019 yılının geneli için resesyon (durgunluk) beklentisi var. Ekonomist Mahfi Eğilmez, gelinen noktayı şöyle değerlendiriyor:

“3’ncü çeyrek itibarıyla Türkiye ekonomisi stagflasyona (durgunluk içinde enflasyon olgusu) çok yaklaşmış durumda. Son çeyrek için tahminler eksi büyümeye işaret ediyor. Bu eğilim devam ederse Türkiye, önümüzdeki iki çeyrekte slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) olgusunu yaşayabilir.”

2017 ve 2018 ENFLASYONDA DEĞİŞİM (Kaynak: TÜİK) 

BBC Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan, merkezi Londra’da bulunan BlueBay portföy yönetimi şirketinin gelişmekte olan piyasalar masasından stratejist Timothy Ash, Türkiye’de geçmişteki büyümenin büyük oranda banka kredilerinden beslendiğini ifade ediyor.

Bankaların bilançolarında onarma yapmanın, daha az risk alan pozisyona geçilmesiyle mümkün olacağını vurgulayan Ash “Bankalar aslında kredi portföylerini genişletmek istemiyor. Bu sebeple büyüme gelecek yıl çok zayıflayacak. Türkiye oldukça sert bir inişe hazırlanıyor.” ifadelerini kullandı.

YILLAR SONRA YENİDEN IMF KAPISINDA

Hollanda merkezli yatırım bankası ABN Amro, 18 Aralık’ta yayınladığı 2019 yılı öngörülerinin yer aldığı “Türkiye görünümü” raporunda, IMF ile anlaşılacağına dair ipucu vermişti.

Raporda, “IMF’nin Türkiye’ye krizde yol göstermek için yardım ettiği söylentileri artıyor ve bu da yapısal reform umutlarını artırıyor.” iddialarına yer verilmişti.

Konuyu, Para Analiz sitesindeki yazısında değerlendiren ekonomist Dr. Atilla Yeşilada, 2019’da Türkiye’nin resmi IMF programı ile yoluna devam edeceğini belirtiyor. Hükümetin seçime kadar durumu idare edeceğini kaydeden Yeşilada, yazısında şunları dile getiriyor:

“Yerel seçimlere kadar durumu idare edeceğiz. IMF ile gayri resmi temaslar. IMF antetli kağıda yazılıp bakanlar tarafından okunan 2019-2023  istikar ve rehabilitasyon programı. Back-loaded, yani şimdi söz vereceğiz, yerel seçimlerden sonra yapacağız. Nisan’da IMF, mayısta sünnet (yani herkes istikrarın bedelini  ödeyecek), haziranda da dibe vuruş. 2020’de yeni bir vizyon, global kapitalizm ve neo-liberal dünya görüşüne re-entegrasyon.”

2019’DA EKONOMİ YÜZDE 5 DARALACAK

Para Analiz yazarı Güldem Atabay Şanlı, “Türkiye ekonomisindeki iç talebe dayalı büyüme hikayesi, yaratılan aşırı ısınmanın enflasyon ve cari açıkta oluşturduğu dengesizlikler ve dış konjonktürdeki dalga ile birleşince, 2018 özellikle üçüncü çeyrek dönemi tam bir kur krizi olarak Türkiye’nin krizler tarihinde yerini aldı.” ifadesini kullanıyor.

Ekonomist Güldem Atabay Şanlı

Açıklanan verilerin sanayi tarafında üretimin ve yatırımların durma noktasına geldiğini ve hatta yatırım tarafının çoktan eksiye döndüğünü ispatlar nitelikte olduğunu kaydeden Şanlı, “Kamunun büyümeye harcamalarını artırarak verdiği desteğin 2019 ikinci yarıda devam edebilmesi de mümkün değil.” tespitini yapıyor.

Şanlı’ya göre, 2018 son çeyrek için yüzde 3 civarı 2019 ilk yarı için de yüzde 5 civarı bir daralma beklemek çok abartılı değil.

SEÇİMDEN SONRA ACI REÇETEYE HAZIR OLUN

DW Türkçe’ye konuşan ekonomist Dr. Mustafa Sönmez, hükümetin ardı ardına açıkladığı ekonomik destek paketlerinin seçim öncesinde enflasyonun etkilerini kırmaya dönük bir çaba olduğunu dile getiriyor.

Sönmez, “Bir yandan ücretli çalışanlara dönük iyileştirmeler yapılırken, diğer yandan şirketlerin aşırı borçlanma sorununu kısa vadede öteleyecek devlet destekleri veriliyor. Açıkçası hükümet seçim öncesinde tüm kesimlere seçim şekeri dağıtıyor.” diyor

Saray’ın seçime giden süreçte bütçe açığını görmezden gelerek hareket ettiğini dile getiren Sönmez, şunları söylüyor: “Her zamanki gibi politik hedefler için ekonominin sorunları öteleniyor. 31 Mart’a kadar seçim rüşvetleri sürecek. Ama sonrasında, yani Nisan ayından itibaren para ve maliye politikalarında çok acı bir reçete uygulanacak diye düşünüyorum. Bu kadar indirim ve destekten sonra, seçim sonrasında yeni bir zam ve vergi dalgası kaçınılmaz olacak.”

KRİZİN ÜÇÜNCÜ AŞAMASI SEÇİMDEN SONRA

2019’a yönelik ekonomik beklentileri blog yazılarında değerlendiren ekonomist Dr. Ümit Akçay ise 2018-2019 ekonomik krizinin üçüncü aşamasının, mart seçimlerinden sonra başlayacağını vurguluyor.

Akçay şu tespitleri yapıyor:

“Bu aşamada artık seçimler geride bırakıldığından, bazı sermaye gruplarının elenmesi ile sonuçlanacak olan firma kurtarma operasyonuna girişilebilir. Özellikle 2016’daki bir çeyreklik ekonomik daralma sonrasında aktive edilen Kredi Garanti Fonu marifetiyle yaratılan zombi firmaların tasfiyesi, mart sonrasında ekonomi yönetiminin temel gündemlerinden biri olabilir.”

Firmaların krizden çıkış için öncelikle işgücü maliyetini azaltmayı tercih edeceği tespitini yapan Dr. Akçay, bunun da kitlesel işsizlik anlamına geleceğini vurguluyor.

EKONOMİK KRİZİN SATIR BAŞLARI
  • Resmi işsiz sayısı bir önceki yıla göre 330 bin kişi artarak, 3 milyon 750 bine yükseldi.
  • Geniş tanımlı işsiz sayısı 6,4 milyona ulaştı.
  • Genç işsizlik oranı yüzde ise 21,6 oldu.
  • 2018 yılı içerisinde 1,2 milyon kişi işsizlik maaşı için başvurdu. Sadece Kasım ayında 207 bin kişi İşsizlik Sigortası Fonu’na müracaat etti.
  • Hayat Varlık Genel Müdürü Hilmi Güvenal’ın tespitlerine göre Türkiye’de icrada dosyası bulunan kişi sayısı 7 milyon. (Resmi kayıtlarda görülmeyenlerle birlikte)
  • Mahkemelerde bekleyen icra dosyası sayısı 25 milyon.
  • Kredi kartı ve ihtiyaç kredisinden dolayı icraya düşmüş kişi sayısı 3,5 milyon
  • Konkordato ilan eden şirket sayısı 1.000 (Ticaret Bakanlığı resmi açıklaması) Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre sayı 4 bini buldu.
  • Bankalardaki batık kredi tutarı yılbaşından bu yana yüzde 52 artışla 96 milyar liraya yükseldi.
  • Halk Bank, Vakıf Bank ve Eximbank’ın sermaye açığını kapatmak için üç bankaya işsizlik fonundan 11 milyar TL aktarıldı.
  • Ziraat Bankası yurtdışından 3 milyar dolar sermaye benzeri kredi bulabilmek için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) müracat etti.
  • Akbank, ödenmiş sermayesini 4 milyar TL’den 5 milyar 200 milyon TL’ye yükselteceğini açıkladı. Bu artırım bedelli olarak yapılacak. Fatura küçük yatırımcıya kesilecek.
  • Hane Halkı’nın toplam borcu 542 milyar liraya çıktı. Bu 2002’ye göre 80 kat artış demek.
  • Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına, döviz kuru artışı sebebiyle yüzde 40 ila yüzde 70 arasında değişen oranlarında zam yapıldı.
  • Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 30’u buldu.
  • Merkez Bankası kur artışını durdurabilmek için haftalık repo faizini yüzde 24’e yükseltti. Mevduat faizleri yüzde 30–35’i buldu.
  • Hazine geçen yıl yüzde 11’le borçlanırken, hazli hazırda iki yıllık vade için yüzde 20 faiz ödüyor. Yüzde 1 puanlık artış Hazine için 1,7 milyar TL ilave maliyet anlamına geliyor. Sadece faiz artışının Hazine’ye getirdiği ilave yük 20 milyar TL’yi aştı.
  • 2018 bütçesinde faiz ödemeleri 77 milyar TL oldu. 2019 bütçesinde ise faize 118 milyar TL ödenecek.
  • Hükümet birkaç ay önce vatandaşa “döviz bozdurun” derken, Hazine yüksek faizli euro- dolar tahvili satmaya başladı.
  • Bütçe açığı tarihi seviyeyi görerek 55 milyar TL’ye çıktı.

 

Batık krediler 8 yılın zirvesine çıktı

 

 

BOLD ÖZEL

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Özel eğitime ihtiyaç duyan yüzde 100 engelli Nurefşan Ketenci, sırf babası KHK ile kapatılan kurumda çalıştığı için okuldan atıldı. Annesinin ve babasının ‘cennet kuşu’ diye sevdiği 16 yaşındaki Nurefşan’a mülteci olarak geldiği Almanya sahip çıktı.

BOLD ÖZEL – Nurefşan Ketenci, Kedi Miyavlaması Sendromu ile yüzde yüz engelli olarak doğdu. Henüz 16 yaşında ama doktorların tespitine göre 94 yaşındaki bir insanın kalbini taşıyor. Nurefşan’ın akciğerleri de yorgun. Akciğerinin bir bölümü hiç çalışmıyor, bir bölümü ise kısmen görevini yerine getiriyor.  Oksijen tüpüne bağımlı yaşayan Nurefşan Ketenci yüzde yüz engelli bir çocuk ama 15 Temmuzun hemen ardından babasının çalıştığı kurum bahane edilerek okuldan kovuldu.

ENGELLİ ÇOCUK SAHİBİ OLMAK!

Nurefşan, dünyada 50 bin kişide bir görülen ve tıptaki ismiyle “Cri du Chat“ hastalığı yani Kedi Miyavlaması Sendromu ile dünyaya gözlerini açtı. Kızının hasta olduğunu doğumdan üç gün sonra öğrenen Senanur Ketenci, o günleri “Gözleri görmeyebilirmiş, kulakları duymayabilirmiş. Eşim o kadar çok şey söyledi ki, toparlayamadım kafamda… İlk olarak gözlerinin gördüğünü öğrenmiştik. O zaman eşimin o yüz ifadesi, o şükrü, o hamdi hiç gözümün önünden gitmiyor. Daha sonra bir hemşire bize gelip ‘Neden seviniyorsunuz ki! Sadece gözlerinin görmesi yetmiyor. Bu çocuğun bir sürü rahatsızlığı var. Önünüzde çok zor bir yol var’ deyip bizim moralimizi bozmuştu. Ama biz Nurefşan’la ilgili moralimizi hiç bozmazdık” diyerek anlattı.

“KIZIMIZ AĞLADIĞINDA KEDİLER KULAK KABARTIRDI”

Hastalığın en önemli belirtisi ağlarken kedi gibi ses çıkması ve gelişimin yavaş olması. Kızını “cennet kuşu” diye seven Senanur Hanım çevredekilerin verdiği ilk tepkileri “Doğduğunda kedi miyavlaması gibi ağlıyordu. Sesi hala öyle çıkıyor. Sesi çok gelişmiyor. Ablam geldiğinde söylemişti, kedi gibi miyavladığını. Alt komşum gelmişti. ‘Evde kedi mi var? Kediyi sevmeye geldik.’ diye. Bunların hepsini gülerek karşıladık o zaman. Hiç alınmadık. Dışarıda parka giderdik mesela. Parkta Nurefşan ağladığında kediler kulak kabartırdı.”sözleriyle özetledi.

YÜZDE YÜZ ENGELLİ NUREFŞAN 15 TEMMUZ’UN ARDINDAN OKULDAN KOVULDU

“Hiçbir zaman Nurefşan’ı saklama ihtiyacı hissetmedik.” diyen anne Ketenci Türkiye’de kızı için büyük mücadele verdi. Ama 15 Temmuz Ketenci ailesi için de kabus oldu. Ankara’da Sistem Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitimine devam eden Nurefşan, babasının KHK ile kapatılan bir kurumda çalışması bahane edilerek 2017 yılında okuldan kovuldu. Nurefşan’ı okuldan alması için okul müdürünün baskı ile  dilekçe imzalattığını söyleyen Ketenci,  “Çok çirkin bir şekilde attılar okuldan. Okul müdürü benim sürekli ağzımı arıyordu. Sürekli sorular soruyordu. Bir gün ‘Çocuğunuzu artık okuldan alın, istemiyoruz’ dedi. Normal şartlarda ancak veli çocuğunu isterse okuldan alabiliyor. Bana dilekçe gönderdi. Bende mevcut şartlardan dolayı imzalamak zorunda kaldım. “ ifadelerini kullandı.

ALMANYA’DA EĞİTİME TEKRAR BAŞLADI

Babanın işsiz kalması, engelli çocuklarının okuldan atılması ve 15 Temmuz sonrası Türkiye’de nefes alamayacak hale gelen Ketenci ailesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Yüzde yüz engelinin yanı sıra artık bir de mülteci olan Nurefşan’a Almanya sahip çıktı. Almanya’da çok güzel imkanlar sunulduğunu anlatan Senanur Ketenci, “Elektirikli hastane yatağı verdiler. Evin hem girişine hem banyoya lift taktılar. Ayakta durma sandalyesi verildi. 3 kez boyuna ve kilosuna göre tekerlekli sandalye yapıldı. Okulda bire bir kendisine bakıcı verildi. Türkiye’deki gibi 2 gün ve 90 dakika eğitim verilmiyor. Her gün sabah 8’den 3’e kadar okula gidiyor. Bakıcısı altını temizleyip, mamasını yediriyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de okuldan kovulan Nurefşan yarım kalan eğitimine Almanya’da devam etti. Ancak hastalığının ağırlaşması ve pandemi sebebiyle eğitimine şimdilik ara verdi.

“BİZİM BÜYÜMEYEN DEV BEBEĞİMİZ”

Nurefşan 7 yaşında diğer çocuklardan farklı olduğunu keşfetti. Çocuklarla iletişim kuramayan ve kendisini ifade edemeyen Nurefşan zaman zaman kendine zarar veriyor. “O bizim büyümeyen dev bebeğimiz.” diyen anne Ketenci,  “Kendine zarar verdiği zaman çaresiz kalıyorsunuz. Dilini, damağını koparmaya çalışıyor. Hiç bir şekilde ona engel olamıyorsunuz. Bu bizi çok üzüyor ve yoruyor” cümleleriyle belirtti.

“CENNETTEN MİSAFİR AĞIRLIYORUM”

Kızı için ‘cennetten misafir’ yorumunda bulunan Ketenci, “Rabbim dese ki  seni dünyaya tekrar göndereceğiz ama yine Nurefşan olacak, ben buna kesinlikle itiraz etmem. Nurefşan’ın eşime, çocuklarıma ve ailemize, etrafımızdakilere çok şey kattığını düşünüyorum. Bir arkadaşım demişti ki, ‘cennetten bir misafir sürekli senin evinde’ yani düşününce bakıyorsunuz, diğer çocuklarınızın sevgisiyle onun sevgisi çok farklı. Ben ağladığımda gelip yanaklarımı okşar. Beni teselli eder. Saçımı okşar, dokunur” dedi.

3 Kasım Dünya Engelliler Gününde Türkiye’deki gerçek engelli sayısı tam olarak bilinmiyor. Ancak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehre Zümrüt Selçuk’un açıkladığı 2020 yılı Temmuz ayı verilerine göre Ulusal Engelli Veri Tabanına kayıtlı ve hala hayatta olan engelli sayısı 2 milyon 530 bin 376.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İktidarın hedefindeki Mezopotamya

150’yi aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu Türkiye’de son dönemde iktidarın hedefinde Mezopotamya Ajansı (MA) var. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları haberleştiren ajansın 5 muhabiri birkaç hafta arayla tutuklandı. Polis ablukasındaki ajansın editörü Sedat Yılmaz, neler yaşadıklarını anlattı.

BOLD – 15 Temmuz 2016 sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükumeti, 165 medya kurumunu kapattı. Bunlardan önemli bir kısmı Kürt medyasına aitti. Mezopotamya Ajansı (MA), Eylül 2017’deki büyük kapatmaların ardından kuruldu. Son dönemde Kürt medyasına özellikle MA’ya yönelik baskılar arttı. Kısa sürede 5 muhabiri tutuklanan ajans, adeta polis ablukasında tutuluyor. Ajans muhabirlerinin sokakta çekim yapması engelleniyor, ajans çalışanlarının kamu kurumlarındaki etkinlikleri takip etmesine izin verilmiyor. Ajansın ofislerine yapılan polis baskınlarında arşivine ve bilgisayar altyapısına defalarca el konuldu. Artan baskıları ajansın Haber Editörü Sedat Yılmaz, turkishminute.com’dan Cevheri Güven’e anlattı.

İŞKENCEYLE ÖLÜM SONRASI BASKILAR ARTTI

MA’ya yönelik var olan baskıların son iki ayda artması yayınladıkları bir işkence haberiyle başladı.

11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesinde yakınlarının yanında sağlıklı olarak gözaltına alınan iki köylü birkaç saat sonra ağır yaralı olarak hastaneye götürüldüler. Köylülerden 57 yaşındaki Servet Turgut hayatını kaybetti. 50 yaşındaki Osman Şiban ise uzun süre yoğun bakımda kaldı. Köylülerin yaşadığı işkenceyi MA, bütün boyutlarıyla ve belgeleriyle haberleştirdi.

Polis, haberi yayınlayan MA Van Bürosuna baskın düzenledi. Tüm bilgisayarlar ve dijital materyallere el konuldu. Haberi yazan MA muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur tutuklandılar.

MA’nın şuanda 5 muhabiri tutuklu durumda. 40 çalışanı hakkında onlarca dava bulunuyor. Ajansın web sitesine 27 ayrı mahkeme kararıyla erişim engeli yasağı getirildi.

Sedat Yılmaz, haberi nasıl yayınlamaya karar verdiklerini anlatıyor:

“Van’da iki köylünün uğradığı işkence olayını bizden önce bilen gazeteciler vardı. Ama yayınlama cesareti göstermemişler. Bizim sonradan haberimiz oldu ve büyük baskıya maruz kalacağımızı bilmemize rağmen yayınladık. Haberin yapılması gerekiyordu ve yaptık. Haber masaya geldiğinde yayınlayıp yayınlamama konusunda tartışmadık bile. Bu tip hak ihlalleri konusunda her editörün bağımsızlığı vardır.”

ÇEŞİTLENDİRİLMİŞ BASKI YÖNTEMLERİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Sedat Yılmaz, Kürt basınının 30 yıldır baskı altında olduğunu ancak son dönemde yaşanan baskının çeşitlendiğini ve farklılaştığını söylüyor:

“Bugün, Kürt basınının önemli gazetelerinden Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 25. yıl dönümü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emriyle yapılan bir bombalamaydı. O dönemin kadroları bugün hala siyaset sahnesinde ve iktidar ortaklıkları sürüyor. Haliyle o günden buyana Kürt basınının içinde yer alan gazetecilerin karşılaştığı anti demokratik sorunlar, engellemeler devam ediyor. Son olarak yaygın biçimde Kürt basınına yönelik kapatmalar, el koymalar sonrasında bir araya gelerek kurduğumuz bir oluşum Mezopotamya Ajansı.”

Sedat Yılmaz, geçmişte Kürt basınının yaşadığı baskıyla bugünü kıyasladığında, baskı yöntemlerinin farklılaşıp, çeşitlendiğini söylüyor:

“Son beş yıldaki baskı yöntemleri başkalaştı. Türkiye’nin 90’lı yıllardaki dinamikleri daha kaba yöntemlerdi. Öldürme üzerine yoğunlaşıyorlardı. 78 arkadaşımız enselerinden vurularak aynı yöntemlerle öldürüldü. Şimdi ise yaygın öldürme yok ama mülkiyete el koyma yaygınlaştırıldı. Medya kurumlarına el konuluyor. Muhabirlerimizin sokakta çalışması engelleniyor. Sokakta kamera kullanmak, görüntü almak, fotoğraf çekmek yasaklandı. Bu Türkiye’deki diğer medya kurumları için de yaygınlaştırıldı. Haberlere erişim engeli getirilmesi, medya kurumlarının defalarca kapatılması gibi farklı yöntemler kullanılıyor baskı aracı olarak.”

“İNSANLAR GAZETECİLERLE KONUŞMAYA KORKUYOR”

Medya üzerindeki baskıların insanları gazetecilerle konuşmaya korkar hale getirdiğini söyleyen Sedat Yılmaz, işkence görenlerin bile yakınlarına zarar verilir korkusuyla konuşmaktan çekindiğini anlatıyor:

“Baskı yöntemleri ifade özgürlüğü durumunu da kötüleştirdi. Geçmişte işkence gören biri yaşadıklarını anlatabiliyordu. Ancak şimdi işkence gören kişinin, çevresi, ailesi, ekonomik kaynakları hedef alınıyor. Örneğin işkence mağdurları isimlerinin yazılmasını istemiyor. Çünkü eşi, kardeşi, babası ya da çocukları işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. 90’larda kişi işkenceyi anlatıyordu ama devlet memuru babası işinden atılmıyordu. Şimdi işkenceye uğrayan kişi devlet düşmanı ilan ediliyor ve aile fertleri de bir devlet düşmanının yakınları olarak işlerini kaybediyorlar.”

“EKİPMANLARIMIZA SÜREKLİ EL KONULUYOR”

Ekonomik olarak da baskı gördüklerini anlatan Yılmaz, özellikle polis baskınlarında bilgisayar, dijital arşiv gibi ekipmanlarına el konularak yayıncılık yapmalarının zorlaştırıldığını söylüyor:

“Abone gelirlerimizle ayakta durmaya çalışıyoruz. Gelirlerimiz ve şirketimiz sürekli sıkı denetim altında. Çok büyük bir gelirimiz yok, zaten çalışan arkadaşlarımız da ciddi bir maaş almıyorlar. Mümkün olduğunca kazandığımız parayı hem Ajansın teknik gelişimine harcıyoruz hem de arkadaşlarımızın yaşamlarını sürdürmesi için kullanıyoruz.

Baskınlarda bilgisayarlarımıza el konması yayıncılığımızı çok aksatıyor. Arşivimiz, belliğimiz, dijital materyallerimizin hepsi bir anda yok ediliyor. Sürekli yeniden arşiv tutmak zorunda kalıyoruz. Güncel haberleri aktarmakta sıkıntı yaşıyoruz. Teknolojik olarak ilerlememiz gerekirken sahip olduklarımızı sürekli kaybediyoruz.

El konulan ekipmanlar, tutuklanan muhabirler, haberci ile kaynağı arasında uçurum oluşturuyor. İnsanların bizimle iletişime geçmeye korktuğu bir iklim oluşturuyorlar. Geçmişteki koşullar gibi haber üretme zeminimiz yok edildi. Bu sistemsel bir durum. Şiddete uğrayan, baskıya uğrayan birisi bile uğradığı şiddeti açıklamaktan korkuyor, gizliyor, kendisine otosansür uyguluyor.”

“ÇALIŞANLARIMIZ TEHDİT ALTINDA”

Tutuklamalar dışında MA çalışanlarının sistematik olarak baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Yılmaz, iki hafta önce Ankara’daki meslektaşlarının yaşadıklarını örnek veriyor:

“İki hafta önce Ankara’da iki gazetecinin önünü polis çevirdi ve tehdit etti. Buna benzer örnek çok var. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağında gazeteciler serbestken, bizim çalışanlarımız sokağa çıktığında para cezası veriliyor. Van’da polis tüm gazetecilerin önünde açıkça ‘Mezopotamya Ajansı çekim yapmayacak’ dedi.”

ULUSLARARASI KURULUŞLAR SESSİZ

Yaşadıkları baskıya yerel meslek örgütlerinden destek görmediğini anlatan Sedat Yılmaz, uluslararası kuruluşların da farksız olduğunu söylüyor:

“Türkiye’deki yerel mesleki ve insan hakları kuruluşlarının hep çekingen, korkak ve ama’lı bir dili oldu. Uluslararası örgütlerin temsilcileri ise sonuçta Türkiye’deki medya kuruluşlarının çalışanları ya da parçaları. Aynı çekingenliği onlardan da görüyoruz. Yaşadığımız baskılara karşın ciddi bir destek gördüğümüzü söyleyemem.”

TUTUKLU GAZETECİ KARATAŞ: BASKININ NEDENİ YAŞANANLARI TEŞHİR ETMEMİZ

MA’nın tutuklu muhabiri Dindar Karataş ise cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Ajansımıza dönük baskıların ana nedeni bölgede yaşanan hak ihlalleri ve işkenceleri teşhir etmemizdir” dedi. Karataş, 24 Kasımda gözaltına alındı ve yaptığı haberler ve kaynaklarıyla olan telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Görme engelli mülteci Oktay Özdemir mültecilerin sesi engellilerin nefesi oldu

Görme engelli Türkiyeli mülteci Oktay Özdemir, Avrupa’da kurduğu Engelli Hakları Platformu ile Avrupa’ya gelen çoğunluğu mülteci mağdur engellilerin sesi oldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD MEDYA

Oktay Özdemir 7 engelli arkadaşıyla birlikte Almanya’da Engelli Hakları Platformu (Hand in Hand) kurdu. İnsan hakları kurumu Human Right Defenders (HRD) çatısı altında faaliyet gösteren platformun amacı hem Türkiye’deki KHK’lı engellilerin haklarını duyurmak hem de Avrupa’ya gelebilen engellilere danışmanlık yapmak. Farklı milletlerdeki insanlara da ulaşmayı hedeflediklerini söyleyen Oktay Özdemir, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan sürgün eğitimcilerden. Özdemir, kendisi de mağdur olduğu halde yaptığı çalışmalarla mağdurların en önemli destekçilerinden. Özdemir hem mültecileri hukuksal açıdan bilgilendirme platformu yürütüyor hem de engellilere destek veren bir platform kurdu.

ŞİRKETİNE EL KONULDU

Oktay Özdemir, Yenibosna’daki SAMA Eğitim ve Danışmanlık Şirketi’nin sahibiydi. Asıl mesleği İngilizce öğretmenliğiydi. Ancak üniversiteyi bitirdikten sonra 4 yıl uluslararası firmalarda pazarlama müdürlüğü yaptı, daha sonra kendi şirketini kurdu. 15 Temmuz’dan sonra ise şirketinin hesaplarına bloke konuldu, bütün çalışanlarına dava açıldı. En sonunda da şirketi tamamen kapatıldı.

Almanya’ya iltica eden Oktay Özdemir, danışmanlık refleksiyle burada da işini devam ettirdi. İltica için ilk başvuruyu yapanlardan olduğu için bu konudaki tecrübelerini tüm sosyal medya platformlarından @ilticahaberleri adı altında herkesle paylaşmaya başladı. 4 yılda 10 binden fazla kişiyle bire bir görüşerek Avrupa’da mülteci olmak konusunda ihtiyacı olanlara yol gösterdi. Hala daha bu görevine devam ediyor.

2010 yılında gece körlüğü hastalığına yakalandığını öğrenen Oktay Özdemir’in yüzde 97 görme kaybı var. Başkalarına yardımcı olurken Almanya’da eğitimine de yatırım yapmaya ve kendini geliştirmeye devam ediyor. 200 görme engellinin kayıtlı olduğu Würzburg’daki görme engelliler okulu Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor.

“ARKADAŞLARIMA YAPILANLAR BENİ DERİNDEN SARSTI”

Almanca dil sertifikası almak isteyen görme engellilerin başvurduğu okulda şu anda iki Türk olduklarını söyleyen Özdemir, “Gökhan Açıkkolu ile Silivri Cezaevinde kanser olduktan sonra hayatını kaybeden Deniz Hakan Şen benim liseden arkadaşımdı. Onlara yapılanlar beni derinden sarstı. Almanya’ya gelince onlar için ne yapabilirim diye düşünürken platform fikri oluştu. En iyi bildiğim yerden başladım.” dedi.

Normal insanların zorluk yaşadığı bir süreçte engellilerin hapiste olmasının, işlerinden atılmasının insanlık dışı bir uygulama olduğunu vurgulayan Özdemir, “Yapılanlar insan onurunu kırıcıdır. Türkiye bir an önce hukuka dönmeli ve gerek tutuklu engellilerin gerek de KHK’lı engellilerin kaybedilmiş haklarını geri vermelidir. Yalnız değilsiniz, bu süreçte yanınızdayız.” ifadelerini kullandı.

Oktay Özdemir, hafta içi yatılı olarak Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor, hafta sonu ise ailesinin yanına gidiyor.

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Okumaya devam et

Popular