Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Harekete geçemeyen hareket: HAMAMÖNÜ

“Hamamönü Hareketi” diye isimlendirilen, öncülüğünü Abdullah Gül’ün yaptığı, AKP içerisindeki muhalif kanadın harekete geçememesi üzerine bir analiz…

BOLD / ANALİZ

“Hamamönü Hareketi”, “Kefaret Hareketi”, “Muhalifler Hareketi” bütün bu isimler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) takip ettiği çizgiden rahatsız olan, başını Abdullah Gül’ün çektiği, parti dışına itilmiş eski bakanların gerçekleştirmesi beklenen siyasi çıkışa verilen isimler olarak dikkati çekiyor.

HAREKETE Mİ GEÇİYORLAR?

31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak yerel seçim öncesinde sözkonusu ekibin harekete geçip geçmeyeceği yine tartışma konusu.

Önceki günlerde Konya’da eski bakanlardan Ömer Dinçer’in babasının cenazesine katılan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehdi Eker, Taner Yıldız, Nihat Ergün ve Beşir Atalay’ın verdiği fotoğraf tartışmaları yeniden alevlendirdi.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLADI

İktidara yakın yazarlar linç kampanyasına başlarken, siyaset kulislerinde yorumlar birbirini izledi. Konu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e de soruldu.

Akşener, seçime giderken böyle bir partinin kuruluşunu çok mümkün görmediğini yerel seçim sonuçlarının görülmek isteneceğine dikkat çekti. Gül’ün yakınındaki isimler yeni parti kurulacağı iddiasını teyit etmiyor.

TARTIŞMALAR GEZİ OLAYLARINA UZANIYOR

AKP içerisindeki fikir ayrılıklarının ilk gün yüzüne çıkışı, 2013 yılının mayıs-haziran aylarında patlak veren Gezi hâdiselerine kadar uzanıyor.

Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Gezi’ye yumuşak yaklaşımları, dönemin başbakanı Erdoğan ile aralarında var olan fikir ayrılıklarını körüklemişti.

Erdoğan’ın bir toplantıda azarlar gibi konuşması, toplantıyı terk eden Arınç’ı istifanın eşiğine getirmişti. İkna çabaları Ankara kulislerinin en ilgi çeken konuları arasındaydı.

YOLSUZLUKLA ANILMAKTAN RAHATSIZ OLDULAR

17/25 Aralık 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına karşı, Erdoğan ve ekibinin tutumu da bu ayrılığı derinleştirdi.

‘AKP’nin ağır abileri’ partinin adının yolsuzluk ve rüşvetle anılmasından rahatsızdı. Soruşturmalarda ismi geçen 4 bakanın (Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar) yargılanması isteniyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan komisyona yapılan müdahaleler, Yüce Divan oylamalarına yapılan baskılar rahatsızlığı iyice gün yüzüne çıkardı.

REİSÇİ EKİP LİNÇ KAMPANYASINA BAŞLADI

İşte bu ayrışmanın ardından gerek hükümete yakın havuz medyası gerekse AKP içerisinde ağır abilerin ‘çile çekmemiş yeni yetmeler’ diye tanımladıkları reisçi ekip, sistematik bir linç kampanyası yürüttü.

Konuşmaya teşebbüs edene yargı sopası gösterildi. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in isimlerinin cemaat davalarında hazırlanan bir iddianamede geçtiği dahi konuşuldu.

KILIÇ’IN HAMAMÖNÜNDEKİ OFİSİ

Tartışmalar arasında eski bakanlardan Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde bulunan ofisinde bir araya gelen AKP’den dışlanmış ekip, toplantılar düzenlemeye başladı.

Sohbet ve dertleşme toplantıları giderek istişare toplantılarına evrildi. Toplantılara Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Nihat Ergün gibi önemli isimler katılmaya başladı.

Bazı gazetelerin Ankara temsilcileri de zaman zaman toplantılara iştirak etti.

İLK HEDEF PARTİYİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRMEK

Hamamönü Hareketi’nin öncelikli hedefi partiyi yıpratmadan fabrika ayarlarına döndürme ve tek adam sultasına evrilen gidişatın önünü kesmekti. Bunun için sistematik bir planları bile vardı.

Ancak gerek ‘Reis ve Ekibi’nin tutumu, gerekse ülkede yaşanan gelişmeler Hamamönü hareketinin hedeflerini gerçekleştirmesine imkan tanımadı.

Bu sırada Ali Babacan ve Taner Yıldız gibi isimler de harekete dahil oldu.

YENİ PARTİ FİKRİ TARTIŞILIR OLDU

AKP içerisinde Erdoğan hakimiyeti tartışılmazdı. Parti içerisinde bir netice alamayacağını anlayan hareket yeni bir parti konusunu gündemine aldı.

Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indikten sonra partinin başına geçmesine müsade edilmeyen Gül liderliğinde yeni bir parti fikri tartışılır oldu.

Ancak yeni bir oluşumun Erdoğan’ın karşısına çıkması için siyasi ortamın da uygun olması gerekiyordu.

7 HAZİRAN HAREKETİ UMUTLANDIRDI

AKP’nin yoğun tartışmalar arasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında girdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Hamamönü Hareketi’ni umutlandıran bir netice çıktı.

AKP tek başına iktidar olma yeterliliğini ilk defa kaybetmişti. Parti içerisinde seçim sonucu, cemaate yönelik operasyonlar, parti içi muhalefet, yolsuzluklar gibi gerekçelere bağlandı. Oysa Erdoğan için çıktığı yoldan dönüş yoktu.

DEVLET BAHÇELİ CAN SİMİDİ ATTI

AKP’nin bu en sıkıntılı döneminde devreye Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli girdi. Birçok durumda olduğu gibi daha seçim akşamı erken seçim diyerek muhalefetin iktidara gelmesinin önünü kapattı.

Hamamönü Hareketi de bu dönemde hareketlendi. Sürekli yapılan toplantılar neticesinde 1 Kasım seçimlerinin beklenmesi kararı alındı. Bu seçimde de koalisyon çıkması durumunda hareket sahaya inecekti.

KORKUTMA POLİTİKASI TUTTU

Erdoğan yine bildik siyasi manevralarına başladı. Hizmet Hareketi ve Kürtler üzerinden siyaset yürüttü. Ülkede meydana gelen patlamaların, şehitlerin faturası 1 Haziran’da alınan oy oranına çıkarıldı.

Vatandaşa “bana oy vermezsen istikrar bozulur”, “terör daha da azar” imasında bulunuldu. Korkutma politikası netice verdi ve AKP yüzde 49,5’lik oy ile yeniden tek başına iktidar oldu.

HAMAMÖNÜ HAREKETİ GERİ ÇEKİLDİ

Seçimlerden çıkan netice ile yeni bir oluşuma siyasi ortamın hazır olmadığına kaanat getiren Hamamönü Hareketi de beklemeye başladı. Erdoğan için iktidarda olmak yeterli değildi.

Başkanlık tartışmaları ülke gündemi oturdu. Hamamönü hareketi başkanlığa karşıydı. Cılız da olsa Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç’tan çıkışlar geldi.

Çözüm süreci ve hizmet hareketine uygulanan haksızlıklar gündeme taşındı. Başta Suriye olmak üzere dış politika eleştirilerini de unutmamak lazım.

AKP DE HAMAMÖNÜ DE ENDİŞELİ

O günden bu güne her seçim dönemi öncesi “Hamamönü”, “Kefaret”, “Muhalifler” diye adlandıran bu ekibin AKP’ye bayrak açma ümidi ve endişesi birlikte yaşanıyor.

Her ne kadar bir güçleri olmadığı ve Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecekleri görüşü hakim olsa da, AKP içerisinde böyle bir çıkışın nereye varabileceği kestirilemiyor.

BİLDİKLERİ ORTAYA SAÇILABİLİR

Siyasi arenada bir rakiplik durumunda söylemlerin giderek sertleşeceği açık. Hal böyle olunca, yıllarca AKP’nin her mahremine tanıklık etmiş bu isimlerin hafızalarındakilerin ortaya saçılmasının, zaten yıpranmış olan partiyi iyice zora sokabileceği biliniyor.

Diğer taraftan AKP’nin en büyük kozu bir alternatifinin olmayışı. Hareketin alternatif oluşturma tehlikesi de parti içerisindeki isimleri endişelendiriyor.

ORTAM BEKLEME HASTALIĞI

Hamamönü ekibi ise hala siyasi ortamın kendilerinin çıkışına uygun hale gelmesini, yani AKP’nin kaybetmesini bekliyor.

Ya bir kurtarıcı gibi gelip AKP’yi yeniden AK Parti kodlarına döndürecekler, ya da yeni bir parti kurup iktidara gelecekler. Ancak siyasette 2+2 her zaman 4 etmez gerçeğini unutmamak lazım. Siyaset aklın yanında bir cesaret işidir.

Hamamönü Hareketi’nin var olduğundan şüphe duyulmayan siyasi akıl ve tecrübesinin yanında siyasi cesaretten yoksun olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

DARISI ERDOĞAN SONRASINA

Hal böyle olunca geçmişte daha uygun siyasi ortamlarda harekete geçemeyen Hamamönü Hareketi’nin 31 Mart yerel seçimleri sonrasında da harekete geçmesi pek de mümkün görülmüyor.

Aslında Tayyip Erdoğan iktidarda olduğu sürece Hamamönü ‘nün onunla bir siyasi kavgaya girmesi beklenmiyor. Hamamönü için darısı Erdoğan sonrasına demek yanlış olmasa gerek.

“Erdoğan kendini Mobutu Sese Soko sanmaya başladı”

BOLD ÖZEL

15 Temmuz’un ayırdığı öğretmen çift: Biri mezarda biri gurbette

15 Temmuz’un simge isimlerinden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi ve aynı zamanda öğretmen olan Tülay Açıkkollu, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü eşinden ve işinden ayrı geçirdi. Tülay öğretmen, “Öğretmenler günü büyük bir acı gibi içime oturuyor” diyor.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz yaklaşık 60 bin öğretmeni işinden etti. Onlardan biri de Tülay Açıkkollu’ydu. Ancak Tülay öğretmenin acısı işini kaybetmekten çok daha büyük oldu. Çünkü 23 Temmuz’da gözaltına alınan öğretmen eşi Gökhan Açıkkollu, 13 gün boyunca gördüğü ağır işkenceler sonrası 5 Ağustos’ta hayata veda etti.

“EŞİMİN DOSYASINA BAKAN SAVCI BENİ DE GÖZALTINA ALDIRDI”

Gökhan öğretmene vefatından 1.5 yıl sonra görevine dönme izni çıktı. Bu trajik kararı kamuoyuna açıkladığı için 24 Şubat 2017’de gözaltına alındığını açıklayan Tülay öğretmen “O haberlerden sonra masum birinin kendini devlet tarafından, kendini devlet adamı olarak sayan birileri tarafından öldürülmesi gündeme gelince çok tepki topladı. Sonrasında eşimin dosyasına bakan savcı bu sefer beni gözaltına aldırdı” dedi.

ACISI 24 KASIM’DA KATLANDI

Cezaevine girme ihtimali doğunca, babalarını kaybeden 2 çocuğunu bir de annesiz bırakmak istemeyen Tülay öğretmen yurt dışına çıkma kararı aldı. Şimdilerde gurbetin yanı sıra vefat eden eşini de bırakıp yurt dışına çıkmanın acısını yaşıyor. Ancak 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde acısı daha da bir çoğalıyor.

Bold Medya’ya konuşan Tülay öğretmen “Eğer Türkiye’de olsaydım kesinlikle eşimin mezarına giderdim. Sadece 24 Kasım’da değil, herhalde her gün ziyaret ederdim mezarını. Şu an sanki garip kalmış gibi orada. Tanıdık tanımadık insanlar gidiyor ziyaret etmeye ama biz uzakta kaldık. Ancak dualarımızı okuduğumuz Kur’an’ları hediye edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

ÖĞRENCİLERİN CIVILTILARI BENİ ÇOK AĞLATTI

Aradan yıllar geçmesine rağmen mesleğini ve öğrencilerini unutamadığını ağlayarak anlatan Tülay Açıkkollu, “Okulun yanından geçmek istemiyordum ama işlerim için mecburen geçiyordum. Çocuk sesleri cıvıltıları o caddeden geçerken beni çok ağlatmıştır. Okulun önünden geçerken karşılaşıyordum öğrencilerimle. O zil sesi eskiden çok heyecanlandırırken beni, ‘okula gideyim, dersimi anlatayım, çocuklarla birlikte olayım’ heyecanı yaşatırken şimdi büyük bir acı gibi oturuyor insanın içine” dedi.

VATANINA KÜSMEDİ

Tülay öğretmen ülkesinde maruz bırakıldığı muameleye kırgın olduğunu “24 kasımda içimde bir sızı hissediyorum. Mesleğimizden 1 günde ihraç edildik. Yıllarca takdirnameler almış öğretmenler olarak, öğrencileriyle özdeşleşmiş öğretmenler olarak, öğrencileri kendi evladı olarak gören öğretmenler olarak bir gecede darbeci, terörist ilan edildik. Bir gecede mesleğimizden uzaklaştırıldık” ifadeleriyle anlattı. Bu kırgınlığına rağmen öğretmenlik ideallerinden vazgeçmeyen Tülay Açıkkollu, şöyle devam etti:

“Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek bırakabilmek için belki, onların da önceliklerini daha iyi belirleyebilmeleri için onlara çok daha iyi anlatabilmemiz lazım bu dönem yaşanmış olanları. Yine vatanımıza toprağımıza küstürmeden vatan millet düşmanı yapmadan bu çerçeveyi onlara güzel çizmek gerekiyor. Bu günün vazifesi bu diye düşünüyorum.”

ÖĞRENCİLERİNİN MEKTUPLARINI HALA SAKLIYOR

Tülay öğretmen her ne kadar üzgün ve kırgın olsa da geçmiş 24 Kasım’ları unutamadığını anlattı. “Öğrencilerin getirdiği bir çiçek kendi yaptıkları bir resim, yazdıkları bir mektup çok mutlu ediyordu bizi. Zaten maddi bir beklentimiz de olamazdı öğrencilerimizden. Ben öğrencilerimin bana yazdığı sevgi dolu mektupları hala saklıyorum” diye konuştu. Tülay Açıkkollu, eşi Gökhan Açıkkollu’ya öğrencilerinin verdiği hediyeleri hala saklamaya çalıştığını belirtti.

Gökhan öğretmenin tercihi ise çiçekti. Tülay öğretmen, eşinin Öğretmenler Günü ve Anneler Gününde kendine çiçek hediye ettiğini söyledi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Anne ve babayı cezaevine gönderip üç çocuğu ortada bıraktılar

Özlem ve Mehmet Demirtaş çifti, Edirne’de tutuklanıp ayrı cezaevlerine gönderildi. 9, 5 ve 2 yaşında üç çocukları ise halaya teslim edildi.  

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan bu yana birçok öğretmen darbe bahanesiyle tutuklanıp hapse gönderildi. Ancak tutuklamaların ardı arkası kesilmiyor.

Mobilya ve dekorasyon işleri öğretmeni Mehmet Demirtaş ve yurt idareciliği yapan eşi Özlem Demirtaş 27 Ekim’de Edirne’de gözaltına alınıp tutuklandı. Burak (9), Elif (5) ve Tarık (2) adında 3 çocukları bulunan Demirtaş çifti ayrı ayrı cezaevlerine gönderildi. Çocuklar ise halalarına teslim edildi.

Bir aydır annesiz-babasız kalan 3 çocuğun perişan olduğunu söyleyen hala, “Tarık geceleri uyanıp anne diye ağlıyor, uyuyamıyor. En son annesiyle 10 dakikalık telefon görüşmesinde 1-2 dakika konuşabildi. Ağlayarak anne gel diye kendini yerlere attı. Özlem Demirtaş’ın tutuksuz yargılanamaz mı? Üç çocuk annesi neden tutuklanıyor” dedi.

“NE YAPACAĞIMIZI ŞAŞIRDIK”

Tarık’ı görüşe götüremediklerini, Elif’in de görevlilerden korktuğu için görüşe gitmek istemediğini söyleyen hala şöyle devam etti: “Elif çok etkilenmiş, polisleri görünce korkuyor, bizi mi alacaklar diyor. Hakim beye durum açıklandı ama hiçbiri kabul edilmedi. Yeter ki bu çocuklar duruma düşmesin diye çok uğraştık. Beş yaşındaki çocuk polisleri görmek istemediğini söylüyor. Annesi babası arayınca ağlıyorlar. Ne yapacağımızı şaşırdık.”

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Demirtaş çifti, en son Isparta’da kapatılan özel bir yurtta ve dernekte idarecilik yapıyorlardı. Dosyaları hakkında gizlilik kararı bulunan Demirtaş çiftinin neden gözaltına alındığı henüz bilinmiyor. 35 yaşındaki Özlem Demirtaş Edirne Kadın Kapalı Cezaevinde, 37 yaşındaki Mehmet Demirtaş ise Edirne F Tipi Cezaevinde kalıyor.

Burak, Elif ve Tarık anne-babaları tutuklandığında adliye bahçesinde akrabalarıyla böyle kaldı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Eşimi öldürdüler, sorumlular hakkında hukuki süreç başlatıyoruz

On gün önce koronavirüs teşhisiyle hayatını kaybeden hasta mahpus Hüseyin Özen’in eşi Sabiha Özen, cezaevi yönetiminin ihmallerine işaret etti. Maskesiz koğuş aramaları nedeniyle eşinin hastalandığını savunan Özen, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Yaklaşık üç yıldır tutuklu bulunduğu Bursa H Tipi Cezaevinde koronavirüs kapan eski Türk Telekom Bursa Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Özen’in (59) ölümünün üzerinden 10 gün geçti. Özen, 15 gün Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımında kaldı. Durumu ağırdı. Ne zaman virüs kapmıştı, ne olmuştu, birdenbire ne zaman bu kadar ağırlaşmıştı bilinmiyordu.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımdan bir gün sonra 14 Kasım 2020’de hayatını kaybetti. Spor yapan, sağlığına çok dikkat eden ve o güne kadar cezaevinde herhangi bir sorun yaşamadığı belirtilen Özen’in ölümü ailesinde şok etkisi yaptı.

Kendi çabalarıyla eşinin yaşadıklarını araştıran Sabiha Özen, Hüseyin Özen’in ölümünde cezaevi yönetiminin ihmalleri olduğunu düşünüyor. Son 2 ayda yapılan maskesiz koğuş aramaları yüzünden eşinin virüs kaptığını ifade eden Sabiha Özen, “Başka nereden kapacaklar? Salgın başladığından beri hiç arama yapmadılar. İki aydır o kadar sık arama yapmışlar ki koğuşlarda. Üstelik maskesiz” diyor.

Doktora gitmek için koğuş arkadaşlarıyla birlikte defalarca dilekçe verdiklerini ama sonuçsuz kaldığını ifade eden Özen, eşinin 8 ay boyunca polyester bir maske ile kendini koruduğunu vurguluyor. Maske için birçok kez dilekçe yazmalarına rağmen sonuç alınamıyor. Hastanedeki doktorun “Getirilmek için çok geç kalınmıştı” dediğini aktaran Sabiha Özen ile eşiyle yaptığı son görüşmeleri, hapiste neler yaşadığını konuştuk.

Hüseyin Özen’in tutuklanma nedenlerinden biri Ankara Kızılcahamam’daki termal otelde ailece tatil yapmalarıydı. Sabiha Özen, “Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi.” diyor.

Eşinizi en son ne zaman gördünüz?

21 Ekim’deki kapalı görüşte gördüm. Öksürüyordu. Neden doktora çıkmıyorsunuz diye sordum. Doktor mu var, diye cevap verdi. Daha önce başka mahpuslar da dilekçe vermiş, doktora gidelim diye. Gripsiniz demişler. Birer tane şurup verip geçirmişler.

Kaynınız, öksürük şurubunu kantinden satın aldığını söylemişti. Bu doğru mu?

Reçetesiz satılan bir şurup. Kantinden mi aldılar, revirden mi veriyorlar bilemiyorum. Aldık bir şurup, içiyorum ama beni daha çok öksürtüyor, bırakacağım, dedi. E ne yapıyorsunuz diye sordum. Bal, zencefil, zerdeçal yiyorum dedi. Aradan 6 gün geçti. 27 Ekim 2020 salı günü telefon görüşümüz vardı. Öksürmekten konuşamadık, o kadar çok öksürüyordu ki…

Eşi ve küçük oğluyla birlikte bir görüş gününde.

Hastaneye götürülmeden önce eşiniz hastalıkla epey mücadele ediyor. O süreçte cezaevinde neler yaşıyor, biliyor musunuz?

Geceleri ateşi yükseliyormuş, nefes darlığı yaşıyor, koğuş arkadaşları ateşini düşürmeye çalışıyor. Çok endişe etmişler. Hastaneye götürülmeden önceki son gece, yatağından kalkıyor. Alt kata iniyor. İstifra ediyor. Yukarı çıkmak için geri dönüyor. Bir daha istifra ediyor. Merdivenlere yöneldiğinde birkaç basamak çıkıyor çıkmıyor, yığılıp kalıyor. Koğuş arkadaşları ‘adam ölüyor, adam ölüyor’ diye bağırıyorlar. Gardiyanlar geliyor. Eşimle ilgilenmek yerine siz niye bağırıyorsunuz’ diye diğerlerini tartaklıyorlar.

O gece hastaneye götürmüşler mi?

Ertesi gün götürüyorlar. Eşimi ve ağır birkaç kişi daha varmış. O bağırıp çağıranları da karantina koğuşu diye pis bir yere koyuyorlar. Eşim de hapse ilk girdiği zaman onları da tavanı akan, pis bir yere koymuşlar. Ertesi gün 4-5 kişiye de test yapılıyor ve onlar da pozitif çıkıyor. Koğuşta kalan diğerlerine de test yapıyorlar. Onlar da pozitif çıkıyor. Ama o 4-5 kişiyi o pis yerde tutuyorlar. Hepsi korona, bir araya getirelim demiyorlar.

Eşiniz tam olarak hangi gün hastaneye götürüldü?

28 Ekim’de korona testi yapılmış, test sonucu 29 Ekim gece yarısı e-nabızda görünüyor. Zaten 30 Kasım’da da yoğun bakıma kaldırıyorlar. Ekrem Uysal diye bir doktor vardı. Tecrübeli bir doktor, o yatırıyor zaten.

Doktoruyla siz görüşebildiniz mi?

Bir kere görüşebildim. Ölmeden bir gün önce. 13 Kasım’da. Hastaneden resmi olarak bir kere bilgi alabildik. Bilgi almak mümkün değil ki… Doktor, durumu çok kritik dedi. Bilgi alma sürecinde de cezaevi bizi çok sıkıntıya soktu.

Ne yaptılar?

Eşimin hastaneye götürüldüğünü bir koğuş arkadaşının eşinden öğrendim. Hemen e-Nabız’a baktık. Koronel yoğun bakım, 2. basamak pandemi tedavisi yazıyor. Cezaevini aradığımda yoğun bakımda hastamız yok dediler. İki gün böyle geçti. Pazartesi artık, neden yalan söylüyorsunuz diye memura tepki gösterdim. E-nabızdan görüyorum. O zaman bir bakalım deyip kapattılar telefonu. Sonra beni geri aradılar. Cezaevi psikoloğunu bağladılar bana, ‘iyiymiş durumu, kendi ihtiyaçlarını kendi görüyormuş’ dedi. Yoğun bakımdaki bir hasta kendi ihtiyaçlarını nasıl görecek! Zannetmiyorum öyle bir şey yapabildiğini. Sonraki gün psikolog yine aradı. Yine iyi dedi.

Durumu ne zaman ağırlaştı?

5 Kasım 2020 perşembe sabahı entübe olduğunu öğrendik. Ve o gün tahliye olduğu haberi geldik. E-nabızdan tahlilleri indirip avukata götürmüştüm. Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe verdik, tahliyesini istiyoruz diye. Perşembe sabahı tahliye ettiler. Ama tahliye olduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Sonradan öğrendiğime göre eşimle ilgilenen doktor bey, “Getirilmek için çok geç kalınmıştı.” diyor. Keşke o doktor çıkıp konuşsa… Bir milletvekili, hakimler cüzdanlarıyla vicdanları arasında sıkıştı demişti, şimdi bütün insanlar cüzdanlarıyla vicdanları arasına sıkıştı. Çünkü herkes işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Bir şey de diyemiyorsunuz insanlara.

Eşiniz ne kadar zamandır tutukluydu?

Tam 33 ay. 33 ayın dolduğu gece vefat etti. 14 Kasım 2020’de, Bursa Şehir Hastanesi’nde. 15 Şubat 2018’de gözaltına alındı. 27 Şubat’ta Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi tutukladı.

Bu süre içerisinde cezaevinde herhangi bir hastalık ya da başka bir sorun yaşadı mı?

Hiç yaşamadık. Mektuplarımızda da var. Telefon konuşmalarımız da hep kayıt altındadır. Eşim iyi davrandıklarını, beyefendi olduklarını, hep kolaylık gösterdiklerini anlatırdı. Hiç beklemediğimiz bir şey bu aslında.

Durumu size öyle yansıtmış olabilir. Mektuplar okunuyor, telefon görüşleri de bildiğim kadarıyla dinleniyor.

Bilmiyorum. Söylerdi yine de. Bu kadar susmazdı. Bir de şu var: Pandemi sürecinde, 8 ay geçti. İlk 6 ay koğuşlarda hiç arama yapmıyorlar. Son iki aydır ne değiştiyse acayip bir arama yoğunluğu başladı. Açık görüş yok, eşyaları bir gün bekletiyorlar. Didik didik arıyorlar. Nereden ne gelecek? Yani ne değişti, ne oldu bilmiyorum.

Eşinizin o aramalarda mı virüs kaptığını düşünüyorsunuz?

E tabi ki. Başka ne zaman kapacaklar? Cezaevine dışarıdan gardiyanlardan başka kimse gelmiyor ki. Üstelik gardiyanlar koğuşlara maskesiz giriyor. Bahçenin duvarları 8 metre yükseklikte. Havadan da yağmayacağına göre, gardiyanlardan başka koğuşa giren yok. Eşyalar da bir gün havalandırılıp öyle veriliyor.

Eşinizin eşyalarını aldınız mı?

O da ayrı bir mevzu. Eşyalarını istediğimi söyledim. Tamam dediler. Koğuş arkadaşlarına toplatmışlar, kendileri de toplamıyor. İmzasız kaşesiz bir tutanağa eşyalarını yazmışlar. 3 ayakkabısı var, orada 2 ayakkabı yazıyor. Eşim bütün görüşleri açık kapalı görüşleri, tarihleriyle hep not almış. Kimler gelmiş, kimlerle görüşmüş onları yazmış. Bir de maskesi var.

Cezaevinde kullandığı maskeyi de mi verdiler?

Evet verdiler. Onun çöpe atılması gerekmiyor muydu? Polyester bir maske. Sekiz ay boyunca o maskeyi kullanmış. Tek maske o. Başka maske yok. Defalarca dilekçe yazdıkları halde olumlu cevap verilmedi. Kantine getirin, kantinden alalım dediler. Her şeyi satıyorsunuz, neden maske getirmiyorsunuz? Benim eşim rahatsızdı. Bel fıtığı vardı. Özel yatağını, iki kat para verip kantinden aldık. Eşim entübe olduktan sonra diğer mahpuslara 10’ar tane maske vermişler. Ayyuka çıkınca artık.

Hüseyin Özen’in cezaevinde kullandığı polyester maske.

Eşinizin hakkında iddialar neydi peki? Ne ile suçladılar?

Birincisi Bank Asya’da paramız vardı. Çocuklarımız kapatılan Bursa Nilüfer Koleji’nde okumuştu. Üçüncüsü de Kızılcahamam’daki Asya Termal tatil köyüne, kaplıcaya gitmiştik. Hangi yıldı hatırlamıyorum. Biz gittiğimiz zaman orada, tutuklanan birileri varmış. Biz de oraya onlarla görüşmeye gitmişiz. İddia bu. Bu kişilerle telefon görüşmesi var mı diye sorduk. Mahkemede ortaya çıkarılmadı. Bylock yoktu. Olamazdı da zaten.

Kızılcahamam’daki kaplıcaya giden birçok insanı tutukladılar maalesef bu süreçte.

Biz Kızılcahamam’da olduğumuz zaman Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi. Eşim tutuklanmadan 10 gün önce emniyetten çağırdılar, ifade vermeye gitti. Bank Asya, çocukların okulu o zaman sorulmuş kendisine. O zaman bir şey olmadı, tutanağı imzaladı geldi. Sonra bir itirafçı, sohbetlerde gördüğünü, gezilere gittiğini söylüyor. Adam kendini kurtarmak için 40 küsur kişinin adını veriyor. Yargılanma sürecinde ise savcı iki kez tahliyesi istedi. Hakim bırakmadı. Karar duruşmasında savcı değişti. Yine tahliye isterse tahliye etmek zorunda kalırız diye mi değiştirdiler, artık bilemiyorum. 7 yıl 6 ay hapis cezası verdiler.

Eşiniz Türk Telekom’da çalışıyor muydu, yoksa işten çıkarılmış mıydı?

Bursa Türk Telekom’da bölge müdür yardımcısıydı. Yıllarca çalıştı. Şubat 2016’da emekli olmuştu. Darbe olduğunda çalışmıyordu, evdeydi. Ailenin toparlayanı direğiydi eşim. Hepimiz çok yıkıldık. Kayınvalidem 85 yaşında kalp pili ile yaşıyor. Kayınbiraderim yerinden kalkamadı vefat haberini alınca. Allah’tan gelene bir şey diyemeyiz elbet ama burada bir ihmal var.

Bundan sonraki süreçte ne yapacaksınız? Bir planınız var mı?

Dava sürecini birkaç güne kadar başlatıyoruz. İhmalden dolayı cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Daha sonra tazminat davası da açacağım. Sonuçlanır mı bilmiyorum. Allah-u alem. Ama eşimin hakkını sonuna kadar arayacağım, çünkü onu öldürdüler. Eşimi tanıyan biri Twitter’da şöyle yazmış: “Hüseyin bey sporcu adamdı, bisiklet turlarına katılırdı, sağlam bir bünyesi vardı, bu adamı öldürmek için çok uğraşmış olmaları lazım.” Günde mutlaka 1 saat spor yapardı. Bisiklet soruyla ilgilenirdi. Hafta sonları en az 4-5 saat bisiklet sürerdi.

Hüseyin Özen’in Batuhan ve Berkehan adında iki oğlu bulunuyor.

14 Kasım 2020’de Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımda hayatını kaybeden Hüseyin Özen’in cenazesi Bursa Hamitler Mezarlığı’na defnedildi.

Cezaevinde koronaya yakalanan Hüseyin Özen hayatını kaybetti

 

 

 

Okumaya devam et

Popular