Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Merkez Bankası niçin “acil Genel Kurul” kararı aldı?

Hükümet, seçim öncesi nakit sıkışıklığını karşılamak için Merkez Bankası Genel Kurulu'nu nisan ayından ocak ayına çekti.

ANALİZ– Ticaret Sicil Gazetesi’nin 2 Ocak 2019) tarihli nüshasında dikkat çekici bir ilan yayımlandı. İlanda Merkez Bankası (TCMB) hissedarlarına 18 Ocak günü Olağanüstü Genel Kurul’da hazır bulunmaları çağrısı yapıldı.

TCMB Genel Kurulu normal şartlarda her yıl nisan ortasında yapılıyor. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti niçin bu yıl acil ve olağanüstü bir Genel Kurul istiyor?

Cevap aslında çok basit. Her yıl yapılan Genel Kurul sonrası TCMB bir önceki sene elde ettiği kârı Hazine’ye aktarıyor.

31 MART’A KADAR PARA LAZIM

Bu yıl 31 Mart’ta yerel seçim olduğu için nisanda gelecek parayı, seçim harcamaları için kullanma imkânı yok.

İşte olağanüstü genel kurulun esas amacı bu, Merkez Bankası 2018 kârını ivedilikle Hazine’ye aktarmak. TCMB Genel Kurulu için 3 ay beklemeye tahammül edilemedi.

Elbette seçim öncesi TCMB’den gelecek para altın kıymetinde. AKP hükümeti bütün muslukları açmışken böyle bir fırsatı kaçıramazdı. Nitekim kaçırmadı da!

Peki, Merkez Bankası’ndan hazineye ne kadar girecek?

25 MİLYAR TL SICAK PARA GELECEK

2018 yılında Merkez Bankası’nın net kârı  tahmini olarak 35 milyar TL civarında. Bunun 5 milyar TL’si Kurumlar Vergisi, 20 milyar TL’si ise temettü olarak Hazine’ye aktarılacak.

Yani seçim öncesi 25 milyar lira sıcak para, ekonomik krizde seçime giden bir iktidar için çok cazip bir kaynak.

İŞLERİN NE KADAR SIKIŞIK OLDUĞUNU GÖSTERİYOR

Eski Merkez Bankası Başkanı ve İyi Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz, sosyal medya hesabından attığı sıralı tweetlerle tepkisini dile getirdi.

Seçim öncesi piyasada nakit sıkışıklığını gidermek için TCMB’nin işleyişine müdahale edildiğini vurgulayan Yılmaz şunları yazdı:

“Bir önceki yılı kapsayan Merkez Bankası bilançosu ve Kâr&Zarar tablosu takip eden yılın birinci çeyreğinde hazırlanır ve Merkez Bankası Esas Mukavelesi’nde de öngörüldüğü şekilde nisan ayında genel kurulda görüşülür.

Kâr üzerinden gerekli karşılıklar ayrıldıktan ve Kurumlar Vergisi ödendikten sonra kalan tutar nisan sonunda veya mayıs başında hazineye devredilir. Normal genel kurul yerine olağanüstü genel kurulu toplanmasının sebebi ne olabilir? Herhalde Hükümetçe ihtiyaç duyulan nakit/kaynak sıkışıklığı.”

ALLAH SONUMUZU HAYREYLESİN

Durmuş Yılmaz, ocak ayında yıllık bilanço ve kar zarar hesabının henüz belli olmadığına dikkat çekerek, “Olağanüstü Genel Kurul dokuz aylık faaliyet karı üzerinden görüşmesini yapacak ve devredilmesi gereken dokuz aylık tutarı Hazineye normal zamanından üç ay önce avans olarak devredecektir. Bu da işlerin ne kadar sıkışık olduğunu göstermektedir.” ifadesini kullandı.

2018 yılında Merkez Bankası’nın kârının çok yüksek olacağı öngörüsünde de bulunan Yılmaz, bu sebeple Hazine’ye yüksek oranda nakit girişi olacağını kaydetti.

Yılmaz, “Sonuç olarak şirazesinden çıkan ekonomi politikaları kısa vadeciliğin önemli bir örneğini vermekte, seçim ekonomisi tüm hızıyla devam etmektedir. Allah sonumuzu hayreylesin.” dedi.

ORASI SEÇİM MATBAASI DEĞİL!

Yapılan işleme tepki gösteren ekonomist Uğur Gürses ise,  “Ülkenin ulusal parasına imza atanların, ulusal parayı basan kurumu ‘siyasete para basan matbaa’ konumuna sokmaları çok üzücü.” yorumunu yaptı.

Döviz kuru füze gibi çıkarken TL’yi savunmak için “olağanüstü toplanarak faiz artırma” ihtiyacı duymayan Merkez Bankası yönetiminin, yerel seçim öncesinde Ankara’daki siyasetçilerin ihtiyacı olan parayı aktarmak için olağanüstü genel kurul kararı almasına sert tepki gösteren Gürses, şöyle devam etti:

İSTİFA ETSELER DAHA İYİ OLURDU

“Bu gerçekten de bir merkez bankası için ‘ağır hasarlı’ bir durum. Yıllar sonra çocuklarına kalacak kötü bir miras. Döviz kurunun yükselişini seyredip, sonrasında bundan oluşan ‘kârı’ Ankara siyasetine seçime yetişsin diye seçim mühimmatı olarak aktarmak için bu karara imza atmak yerine istifa dilekçesine imza atmaları daha iyi olurdu.”

ŞİRKETLER BATARKEN HÜKÜMET KURTARMAK

Döviz krizin yaşandığı 2018’de, binlerce şirket konkordato ilan edip bunların önemli bölümünün kapısına kilit vurdu. İşsizler ordusu ise büyümeye devam etti.

Merkez Bankası dövizdeki şoku lehine çevirerek, kriz döneminde döviz işlemlerinden yüksek kâr elde etti. Zira ekonominin kötü yönetildiği dönemlerde Merkez Bankası kârları da daha yüksek olur.

Normal zamanlarda bu kâr işletmelere can suyu olsun diye kamuya aktarılır, bu yıl ise hükümete seçim öncesi can suyu verilecek.

Hükümetin TCMB Genel Kurulu’nu alelacele toplantıya davet etmesinin tek sebebi kasadaki 25 milyar TL’yi seçimden önce alıp harcamak.

BOLD ÖZEL

Ankara TEM’deki işkence mağduru iki avukat ve bir mühendis tutuklandı

Ankara TEM şubede 10 gündür işkenceye maruz kaldıkları Ankara Barosu tarafından kanıtlanan, gözaltındaki iki avukat ve bir mühendisin tutuklandığı öğrenildi.

BOLD ÖZEL -17 Ocak’tan bu yana Ankara Terörle Mücadele (TEM) Şube’de gözaltında bulunan 2 avukat ile 1 mühendis bugün çıkarıldıkları mahkemenin kararıyla tutuklandı.

Ankara Emniyeti’nde 10 gündür gözaltında olan hukukçu, asker ve ev hanımlarına yapılan işkenceleri araştıran Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi avukatları ile baronun yönetimi arasında “işkence raporuyla” ilgili dün gece kriz çıkmıştı.

İşkence iddialarının doğru olduğunu ve müdahale ettiklerini Twiter hesabından duyuran Ankara Barosu’nun işkence raporunu yayınlamamasına milletvekilleri ve aktivistler tepki göstermişti.

Ayrıntılar hazırlanıyor.

Ankara Barosu’nda “işkence raporu” krizi

Ankara TEM’de işkence iddiası: Oğlumun hayatından endişe ediyorum

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Acılar cumhuriyeti: Ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi

67 yaşındaki İbrahim Söylemez’in hayatı, 2017’de bir gece çıkartılan KHK ile alt üst oldu. Önce ihraç edildi, daha sonra 5 çocuğu da işsiz kaldı. Kızı Feyza, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp kanserden öldü. 2021 Eylül ayında Söylemez yaşananlara daha fazla dayanamadı, vefat etti. Bütün yaşanan acılardan sonra devlet, İbrahim Söylemez’e dün “pardon” dedi. OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edildi. Söylemez, ne görevine iade edildiğini görebildi ne de kızını kurtarabildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

19 Eylül 2021’de hayatını kaybeden KHK’lı memur İbrahim Söylemez (67), OHAL Komisyonu tarafından dün görevine iade edildi. ByLock kullandığı iddiası ve bir tanık ifadesine dayanılarak ihraç edilen Söylemez hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma, kovuşturmaya gerek görülmediği için vefatından 5 ay önce kapatılmıştı.

YILLARCA FİZİK ÖĞRETMENLİĞİ YAPTI

Uzun yıllar İzmir’de fizik öğretmeni olarak çalışan İbrahim Söylemez, emekli olmak istemediği için öğretmenlikten huzurevine geçiş yaptı. Bir devlet memuru eğer görevinde başarılıysa, takdir ve teşekkürleri varsa kurum içi geçiş talepleri kabul ediliyor. Talebi kabul edilen İbrahim Söylemez, 2007’de Buca Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmaya başladı.

YAKIN BİR ARKADAŞI SAVCILIĞA MEKTUP GÖNDERDİ

14 Temmuz 2017’de 692 sayılı KHK ile ihraç edilene kadar Buca Huzurevi’nde gören yapan Söylemez, mesleğini çok seviyordu. Evde bakıma ihtiyacı olanları ziyaret edip maaş bağlanıp bağlanmamasına dair rapor hazırlıyordu.

Buradaki görevinde de birçok takdir ve teşekkür aldı. Gerçekten ihtiyacı olan insanlara maaş bağlansın diye titiz çalışıyordu. Gördüğü manzaralar onu o kadar çok etkiliyordu ki her akşam eve geldiğinde yardıma muhtaç insanları anlatıyor, üzüntüsünü dile getiriyordu.

İbrahim Söylemez’in ihraç edilmesine, yakın bir arkadaşının yazdığı uzun bir mektup neden oldu. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen mektupta Söylemez ve etrafındaki herkesin örgüt üyesi olduğu iddia ediliyordu. Savcılık, 5 yıl süren soruşturmadan sonra Söylemez hakkındaki iddiaları kovuşturmaya gerek duymadı ve Nisan 2021’de dosyayı kapattı. Ancak bu süreçte ailece çok yıprandılar.

KIZINI KANSERDEN KAYBETTİ

Feyza Söylemez

5 evlat sahibi olan İbrahim Söylemez’in tüm çocukları işlerini kaybetti. Eve her gelen bir acı anlatıyordu. Söylemez’i en çok etkileyen olay ise kapatılan bir dershanede kayıt görevlisi olarak çalışan ikinci kızı Feyza Söylemez’in vefatıydı. 38 yaşındaki Feyza Söylemez, yaşadıkları sıkıntılara dayanamayıp yakalandığı doku kanseri nedeniyle 30 Eylül 2017’de vefat etti.

GÖZALTI İÇİN GELEN POLİSLERE KIZININ ÖLÜM KAĞIDINI GÖSTERDİ

Arkadaşları tutuklanan, suçsuz yere hapse gönderilen Ferda Söylemez, o kadar çok üzülmüş ve endişelenmişti ki hep ‘bir gün beni de alacaklar’ korkusuyla yaşadı. Ölümünden kısa bir süre sonra da polisler gözaltı için evlerine geldi. Babası çıkarıp kızının ölüm kağıdını gösterdi.

İbrahim Söylemez ölmeden önce ailesini aramış ve “Beraat ettim” diye müjdeli haberi vermişti. Ama onun da kalbi yaşananlara daha fazla dayanamadı. Kalp krizi diye hastaneye kaldırıldı. Kalp kapakçığı yırtıldığı için ameliyata alınan Söylemez 19 Eylül 2021’de hayatını kaybetti. Ne görevine iade edildiğini görebildi ne kızını kurtarabildi. Tüm acılarıyla birlikte Bornova Beşyol Köyü’ne defnedildi.

Yaşanmamış bir ömür bıraktı geride: KHK’lı öğretmen öldükten sonra görevine iade edildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ankara’da işkence: “Adliyede 3-4 polis beni dövdü, 4 aylık bebeğimi düşürdüm”

Hacer Karaşal, mahkeme koridorunda işkence görerek doğmamış kızını kaybeden bir anne. İki yıl önce tam bugünlerde gerçekleşen olayı asla unutamayacağını söyleyen Karaşal, “Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, dayak yiyerek kızımı kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Ankara Emniyeti’nde 17 Ocak’ta gözaltına alınan avukat, ev hanımı ve askerlere işkence yapılması, işkence mağduru birçok insanın tepkisine neden oldu. Eşi tutuklandığında 4,5 aylık hamile olan Hacer Anlı Karaşal, Ankara Adliyesi’nde dört polis tarafından dövüldüğünü ve akabinde bebeğini kaybettiğini söyledi.

Hacer Karaşal’ın eşi KHK’lı üsteğmen Recep Karaşal, Ekim 2018’de gözaltına alındı. Hacer Karaşal, hamile olduğunu o gün Ankara TEM’in önünde fenalaşınca öğrendi. Daha 98 günlük evliydiler.

Eşi tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderilen Karaşal, 24 Ocak 2019’da görülen duruşmada eşinin tutukluluğuna devam kararı verilince dayanamadı. Ertesi gün hakimin yanına gitti ve olanlar ondan sonra oldu.

Bir kız bebek dünyaya getirecek olan Karaşal, eşyalarını hazırladığı, adını bile koyduğu bebeğini kaybetme sürecini Bold Medya’ya anlattı.

“MAHKEME KORİDORUNDA DAYAK YEDİM”

“İlk dönemlerde bu konuyu çok gündeme getirmek istemiyordum. Psikolojik olarak hiç hazır hissetmiyordum. Bu olayı kişiliğinize, ruhunuza kabul ettirmek, sindirmek zor oluyor. Ankara Adliyesi’nde 27. Ağır Ceza ve 26. Ağır Ceza’nın karşılıklı olarak bulunduğu ara koridorda 3-4 polis tarafından dayak yedim. Polislerden biri karnıma karnıma vurdu. Bu bir kadın için çok zor bir şey ve bu benim ilk hamileliğim.

Kocam hapiste. Hiçbir suçu yok. Siz kalkıyorsunuz benim karnıma tekmeleri basıyorsunuz, bir de bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın” diyorlar. Bu ne kadar acımasız bir söz. Bebeğinizi parçalanarak alıyorlar içinizden, 4,5 aylık bir bebek, ismi, cinsiyeti belli, hazırlıklar yapmışım, heyecanlıyım, ilk annelik tecrübem olacak. Bütün olumsuzlara rağmen karnımda bir can taşımak beni çok mutlu ediyor.

“KARI-KOCA NE İLE YARGILANDIĞIMIZI BİLMİYORUZ”

24 Ocak 2019’da eşimin mahkemesi vardı. Tutukluluğuna devam dediler. 25 Ocak 2019 cuma günü de eşimin Sincan Cezaevinde görüş vardı. Sabah saat 09.00’daydı. Görüşten çıktım ağlayarak. Karı-koca ne ile yargılandığımızı bilmiyoruz. Saçma sapan tutuklanmış eşim. Yeni evliyiz. Karnımda bir çocuk var. Hakimin yanına gittim. Tutukluluğa itiraz sürecinde belki bir şey yapabilirim diye.

“HAKİM BİRDEN BAĞIRMAYA BAŞLADI”

Başka duruşması vardı. Duruşma bitti çıktılar, yanına gittim. Kendimi tanıttım. ‘Sayın hakim eşimin tutukluluğuna devam dediniz. Niye böyle oldu. Ne olur çıkartın. Bakın hamileyim’ dedim. Ben öyle söyleyince hakim birden bağırmaya başladı. O esnada koruma polisi beni dışarıya çıkarttı. Ben de o esnada haklı olarak bağırdım. Kocamın suçu ne, hamileyim, görmüyor musun, diye. Ortada ne var? Bir tane ankesörden aranma. Bir insanı tutuklamak için sebep midir bu?

“BANA İLK VURAN BAŞÖRTÜLÜ BİR KADIN POLİSTİ”

O sırada adliyenin polisleri geldi. Bir tanesi kolumdan tuttu beni, çok sert çekti. O sert çekince ben de tepki gösterdim. Ben de onu elimle ittim. Kimseyi öldürmeye gelmedim, hakkımı aramaya geldim dedim. Başörtülü bir kadın polis vardı. Bana vuran ilk oydu. Kimse yanlış anlamasın, ben başörtülü kızlar üniversiteye girsin diye yıllarca mücadele verdim ama o başörtülü polisin bana tekme atması çok ağrıma gitti. Beni iten diğer polis de göğsüme vurdu.

“HAMİLEYİM DEMEME RAĞMEN DEFALARCA KARNIMA TEKME ATTILAR”

Göğsüme vurunca yere çömeldim, gayri ihtiyarı karnımı korumaya çalıştım. Bu sefer sırtımdan tekme attılar ve ben yere düştüm. Bana vuran ilk polis karnıma karnıma vurmaya başladı, ayağını tuttum, karnıma vurmayın, hamileyim dedim. Sırtımdan da darbe yedim. En hassas noktaları, bel kısmımı korumaya çalışırken karnıma daha çok tekme yedim ve o polis dönüp bana ‘Pensilvanyanın p… doğuracaksın’ dedi.

“EVDE YIĞILIP KALMIŞIM”

Ondan sonra dolmuşla eve geldim. Kanama olmuş ama vücudum o kadar çok ağrıyordu ki hissetmedim. Kapının girişinde kan lekeleri gören apartmandaki bir kadın kapıya vuruyor, sesini duyuyorum ama kalkamıyorum. Öyle yığılıp kalmışım. Çilingir çağırıyor, beni yerde kanlar içinde buluyorlar, o ana kadar hatırlıyorum ondan sonrası bende yok. Hastaneye kaldırmışlar.

“HASTANEDEKİ DURUM DAHA DA VAHİM”

Gözümü açtım, hastanedeydim, 26 Ocak 2019. Önce doktor, ardından da polisler geldi. Doktor, ‘Polisler ifadenizi alacak’ dedi. ‘Tabi buyrun, bebeğime ne oldu’ dedim. Bir şey demediler, ‘Konuşacağız’ dediler. Ben o ana kadar daha bebeğimi kaybettiğimi bilmiyorum. Çok fazla kan kaybetmişim, kaç saat yerde orada yerde yattım, hiçbir şey hatırlamıyorum.

Polisler ‘Eşiniz mi size şiddet uyguladı’ dedi. Eşimin cezaevinde olduğunu söyleyince ‘Açık cezaevinde mi izinli mi geldi’ diye sordular. Bu sefer daha açık anlattım. ‘Benim eşim asker, Sincan’da C-16 koğuşunda, cemaat soruşturmalarından tutuklu. Adı Recep Karaşal. Beni eşim dövmedi, adliyede polisler dövdü’ dedim.

RAPORU DEĞİŞTİRDİLER: “ŞİDDET GÖREREK ÖLDÜ” YERİNE “ANNENİN STRESİ” YAZDILAR

Ben öyle söyleyince size yemin ediyorum doktor ve polisler birbirlerinin yüzüne baktı, şaşırdılar, hiçbir şekilde tutanak tutulmadı. Hepsi dışarı çıktılar. Başucumda bir dosya vardı. Ben onu açıp baktım, “Cenin şiddete bağlı travmadan ex olmuştur” yazıyordu. Bebeğin kalbi durmuş karnımda, kalp krizi geçirmiş ve öyle ölmüş. 20 Ocak’ta kontrole gitmiştim, bebek gayet sağlıklıydı. Anne karnındaki bebek kalp krizi geçirir mi?

Bebeğimin öldüğü ben o raporda gördüm ama o raporun fotoğrafını çekmek hiç aklıma gelmedi. O dosya gitti, aradan 1-1,5 saat geçti başka bir dosya geldi. “Annenin stresine bağlı olarak bebek kalp krizi geçirerek ex olmuştur” yazıyordu. Raporu değiştirdiler yani.

HER YER KAMERA DOLU ADLİYE AMA O GÜN KAMERALAR ÇALIŞMAMIŞ!

Cumartesi hastaneden taburcu oldum. Pazartesi avukata anlattım olayı, evdeki kanların fotoğrafını çektik. Ankara Adliyesi’ne gittik, şikayette bulunduk. Benim dayak yediğim yerdeki kamera görüntülerini istedi savcı. Her yer kamera dolu adliyede ama o güne dair kamera görüntüsü yokmuş, ne hikmetse o gün kameralar çalışmamış. Polisler böyle bir olayın olmadığına dair ifade vermiş. Soruşturmayı böylece kapattılar.

“BEN DAYAK YİYEREK ÇOCUĞUMU KAYBETTİM, ACISINI HİÇBİR ŞEY UNUTTURAMAZ”

Ben 33 yaşındayım, isterse bundan sonra 10 çocuğum olsun, bu bebeğin acısını bana hiçbir şey unutturamayacak. Ben evimde otururken çocuğumu kaybetmedim, ben dayak yiyerek çocuğumu kaybettim. Adliyenin ortasında işkenceye maruz kaldım, bunun ötesi yok.”

KHK’lı üsteğmen yoğun bakımda: Bu zulmü hak edecek ne yaptık?

Okumaya devam et

Popular

Shares