Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Türkiye’yi terk etmek mecburiyetinde kalan Doç. Dr. Şadi Aydın, Yunanistan’da Türk ve Fars edebiyatı üzerine eserler kaleme almaya devam ediyor.

Doç. Dr. Şadi Aydın, Türk ve Fars edebiyatı üzerine eserler kaleme aldı. Hayırseverlerin “Mevlana” ismini verdiği üniversite ve araştırma merkezinde gecesini gündüzüne kattı. 15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketi ile irtibatlı kişi ve müesseselerin maruz kaldığı baskı, yağma ve zulüm onun da hayatını altüst etti. Üzerinde çalıştığı eserler yarım kaldı. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in “Maarif” isimli eserin Türkçe tercümesini ise sürgünde tamamladı. 

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Türk ve Fars edebiyatı uzmanı Doç. Dr. Şadi Aydın, Mevlana ve ailesinin eserlerini Farsça’dan Türkçeye çeviren önemli bir akademisyen. Üç sene önce Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divanı’nı çevirmişti.

Bu çalışma biter bitmez babası Bahaeddin Veled’in Maarif’ine başlamıştı. Fakat 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin içine düştüğü kaos sebebiyle çeviri yarım kaldı.

15 TEMMUZ’DAN SONRA MEVLANA ARAŞTIRMA MERKEZİ DE KAPATILDI

Yıllardır emek verdiği Konya Mevlana Üniversitesi ve müdürü olduğu Mevlana Sosyal Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (MEVSAM) kapatıldı. Kendisi de 26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

Bosna, ABD, Kosova, Arnavutluk, Selanik derken uzun bir yolculuktan sonra artık ailesiyle birlikte Yunanistan’a yerleşti. Eşi de aslen Selanik göçmeni bir ailenin kızı.

15 aydır Selanik’te yaşayan Aydın, akademik çalışmalarına burada devam ediyor. İki yıldır hiç boş durmamış, önce yarım kalan çalışmasının çevirisini tamamlamış.

Maarif (Rumi Yayınları) artık Türkçe’de. Aydın, ayrıca Yunanistan’daki kütüphaneleri gezerek İslamî elyazmalarını tespit etmiş. Toplamda 100 olan bu elyazmalarının içeriğini, bir makale ile yakında ilim dünyasının istifadesine sunacak.

Maarif, Rûmî Yayınları tarafından yayımlandı.

13 KİTAP YAZDI, MÜKÂFATI “SÜRGÜN” OLDU

Şadi Aydın, sadece Konya’da değil birçok üniversitede ders verdi, yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Kendi alanında çeşitli dillerde 13 kitap ve onlarca bilimsel makale yazdı. “Mevlana bu eseri elinden hiç bırakmamış. Yüzlerce kez okuduğu biliniyor. 8-9 asır sonra çevirmek bize nasip oldu.” dediği Maarif, 13’üncü yüzyılda yazılmış, Mevleviliğin ana kaynaklarından kıymetli bir eser.

Böyle bir eserin Türkçeye bu kadar geç çevirilmesi bir yana, bu çalışmaları yapan akademisyenlere ‘terörist’ muamelesi yapıp, sürgüne zorlamak da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetine nasip oldu.

En büyük arzusu; insan hakları, adalet, demokrasi, özgürlük, barış, hukuk ve eşitliğin ülkesine geri dönmesi olan Doç. Dr. Şadi Aydın, 15 Temmuz’dan sonra yaşadıklarını ve yayımlanan kitabına dair düşüncelerini BOLD’a anlattı.

Türkiye’den neden ve ne zaman ayrıldınız?

15 Temmuz darbe projesinden sonra yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok üniversitenin yanında bizim de çalıştığımız Mevlana Üniversitesi kapatıldı.

Çalışanlarına terörist muamelesi yapıldı, dolayısıyla Türkiye’de akademide çalışma imkanımız kalmadı. Biz de iş bulabilmek ve mesleğimizi sürdürebilmek için 26 Temmuz 2016 tarihinde yurt dışına çıkmak zorunda kaldık.

Hakkınızda bir ihbar, arama kararı var mıydı?

Ayrıldığım tarihlerde herhangi bir durum söz konusu değildi. Lakin 8 Eylül 2016 tarihli bir mahkeme kararıyla üniversitemizden, aralarında bizim de bulunduğumuz 43 akademisyene terör örgütü üyeliğinden arama ve gözaltı kararı verildi.

Maalesef, bu arkadaşlarımın önemli kısmı haksız ve hukuksuz olarak uzun zaman hapis yattı.

Mevlana Üniversitesi’nde yaptığınız bilimsel çalışmaları kısmen biliyoruz fakat yine de anlatabilir misiniz?

Çalışma sahamız; klasik Türk ve Fars edebiyatının yanı sıra Mevlana ve Mevlevilik. Üniversitede Mevlana Araştırmaları Merkezi’ni idare ediyorduk. Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili çalışmalar yaptık. Mevlana ve Mevlevilikle ilgili birçok kitap yayınladık ve bilimsel toplantılar düzenledik.

Üniversitede Hz. Mevlana’nın “Mesnevi” adlı eserini kampüs dersi haline getirdik. Türkiye’de ilk defa Barış Enstitüsü’nün temellerini attık. Yüksek Öğretim Kurulu’ndan (YÖK) enstitü kuruluş izni aldık. Fakat siyasi şartlar enstitünün faaliyete geçmesine müsaade etmedi. Mevlevilikle ilgili birçok çalışma ve projeye imza attık.

Hatta şunu söyleyebilirim; menhus 15 Temmuz günü yine Mevleviliğe dair mühim bir eser üzerinde çalışıp yorgun argın eve dönmüştük ki o meş’um hadise meydana geldi.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyor musunuz?

O uğursuz temmuz günlerinde Hz. Mevlana’nın babası, âlimler sultanı Bahaeddin Veled’in “Maârif” isimli eserini Türkçeye kazandırmak için çaba sarfediyorduk.

15 Temmuz hadisesiyle eser maalesef yarıda kalmıştı. Yurt dışına çıktıktan bir müddet sonra tercümeye devam ettik ve nihayet geçen ay çalışmayı bitirerek eseri yayınladık.

Tercüme kaç yılda tamamlanmış oldu?

Tercüme toplamda üç yılda bitti. Zorlu üç yıl. Aslında 2016 yılında bitirmeyi hedeflemiştik. Fakat Türkiye’de ortalık iyice kararmaya başlamıştı. Biz gece gündüz tercümeyi bitirmeye çalışıyorduk.

Maârif’in içeriğinde ne var, ana konuları nedir?

Maârif, Bahaeddin Veled hazretlerinin farklı zamanlarda farklı meclislerde dile getirdiği Farsça vaaz ve sohbetleri içeriyor. Bu vaaz ve sohbetler fasıl fasıl kendi talebeleri tarafından kayda alınmış ve kitaplaştırılmıştır.

Hz. Mevlana’nın elinden düşürmediği başucu kitabıdır. Bu kıymetli eseri ilk defa Türkçeye biz kazandırdık.

Eser ne zaman yazıldı? Siz İran’daki neşrini esas alarak yaptınız bu çalışmayı. O ne zaman ve nasıl yayınlanmıştı?

Maârif 13. asırda yazılmıştır. Mevleviliğin en temel eserlerinden biridir. Meşhur âlim merhum Bediüzzaman Fürüzanfer tarafından Türkiye ve İran’da bulunan elyazma nüshalar karşılaştırılmak suretiyle ilk defa 1954 yılında Tahran’da basılmıştır. Biz de bu ilmi neşri gözönünde bulundurarak tercümemizi bu eser üzerinden yaptık. 8-9 asır sonra çevirmiş olduk.

Maârif Mevlevilik açısından neden önemli? Mevlana’nın Mesnevi’sini ne ölçüde etkiledi?

Maârif bir açıdan Mevleviliğin ilk kitabı sayılır. Bu yönüyle oldukça önemlidir. Mevlana menkıbelerinde zikredilen rivayetlerde Hz. Mevlana’nın bu kitabı yüzlerce kez okuduğu hatta elinden hiç bırakmadığı rivayet edilir.

Maârif sadece Mesnevi’yi değil Mevlana’nın bütün eserlerini etkilemesinin yanında onun düşünce dünyasına da şekil veren bir iman ve itikat kitabıdır.

Mevlana ve Mevlevilik açısından önemli olan bu eser neden bu zamana kadar tercüme edilmedi?

Üzülerek söyleyeyim; Türkiye’de Mevlana ve Mevlevilik çok ihmal ve istismar edilmiş bir konudur. Zira daha çok meselenin magazin ve görsel boyutuyla ilgileniliyor.

Mevleviliğin en büyük şahsiyetlerinden ve Mevleviliği kurumsallaştıran Sultan Veled hazretlerinin fevkalade hacimli olan şiir divanı da yine tarafımızca tercüme edilerek Mevlana Üniversitesi tarafından basılmıştı.

Türkiye’de Mevlana ve Mevlevilik üzerine çalışan akademisyenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Bunların arasında da Farsça bilenlerin sayısı azdır. Arapça bilmeksizin ilahiyatçı, Farsça bilmeksizin de tasavvufçu olmak Türkiye’de olağan bir şeydir.

Bahaeddin Veled’in eseri dil ve içerik bakımından çok zor bir eserdir. Zannediyoruz ki bundan ötürü eserin tercümesiyle kimse ilgilenmemiş. Şu da ilave edilmelidir ki; Mevlana ve Mevlevilik ile ilgili neşredilmeyi bekleyen epeyce eser bulunmaktadır.

Yine bu konuyla alakalı henüz tespit edilmemiş bir eser üzerinde yakında çalışmaya başlayacağımız müjdesini de vermiş olalım.

Mevlana Araştırmalar Merkezi’nden önce, yani sizin yaptığınız çalışmalardan, tercümelerden önce Mevlevilikle ilgili neler yapıldı? Bu çalışmalar ne zaman kesintiye uğradı?

Mevlana ve Mevlevilikle ilgili olarak Türkiye’de Feridun Nafiz Uzluk, Veled Çelebi İzbudak, Tahirü’l-Mevlevi, Abdulbaki Gölpınarlı ve Şefik Can gibi muhakkikler tarafından çok mükemmel eserler ortaya konmuştur.

Bu çalışmalar daha çok Mevlana ve Mevleviliğe ait eserlerin tercüme, şerh, tefsir ve tahlilini içermekteydi. Bu isimler sonrasında bu sahada entelektüel bir boşluk hasıl oldu ve bunun sonucunda bu alanda ihmaller yaşandı. Son 20-30 yıldır yapılan çalışmalar yüzeysel araştırmalardan ibarettir.

Bu mühim husus son zamanlarda da sadece Şeb-i Arûs ihtifallerine indirgendi. Zira Mevlana’nın fikirlerinin yeni Türkiye’de politik ve siyasi bir karşılığı bulunmamaktadır. Çünkü o hep sevgiden, aşktan, bağışlamaktan, barıştan, erdemden, diyalogdan, hoşgörüden ve sanattan bahsetmektedir..

Mevlana’nın ailesiyle ilgileniyor, onların eserlerini çeviriyorsunuz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divanı’nı çevirdiniz. Babasının Maârif’ini tercüme ettiniz. Ailede başka kimler var, neler yazmışlar?

Hz. Mevlana’nın babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled, Şeyh Necmeddin-i Kübra hazretlerinin talebesidir. Kendisi Belh’ten siyasi sebeplerin yanı sıra birtakım saray ulemasının haset ve çekememezliğinden dolayı bulunduğu beldeden göçü ihtiyar etmiştir.

Bahaeddin Veled hatırı sayılır bir İslam âlimidir. Mevlana çocuk yaşta iken bu yolculuğa çıkmıştır. Burada ilginç olan durum şudur ki; Hz. Mevlana, babasının mesleği olan Kübreviliği takip etmemiş ve kendi duyuş, anlayış ve hislerine göre yeni şeyler söylemiştir.

Kendisinden sonra oğlu Sultan Veled, Hz. Mevlana’nın bıraktığı miras, hatıralar, tecrübeler ve eserler üzerine Mevleviliği inşa etmiş ve bu düşünceyi kurumsallaştırmıştır. Sultan Veled, babası gibi oldukça entelektüel bir şahsiyettir. Yazdığı eserler bu ifadenin şahididir. Ancak daha sonra Mevlevi postuna oturanlar yazma işinde bu kadar velud değiller.

Genellikle Hz. Mevlana’nın baş eseri “Mesnevi” okunmuş ve okutulmuştur. Bunun dışında Mevlana’nın Divan-ı Kebir adlı şiir mecmuası okunmuş ve bestelenmiştir. Elbette Sultan Veled’in eserleri de yine en çok okunan ve okutulan eserler arasındadır.

Doğrusu Mevleviliğin esası; Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in eserleridir.

Türkiye’de baskı ve zulümden kaçan Doç. Dr. Şadi Aydın, hayatını eşi ve çocukları ile Yunanistan’da idame ettiriyor.

Kaç aydır Yunanistan’da yaşıyorsunuz? Nasıl bir ortamınız var?

Yaklaşık 15 aydır Yunanistan’da yaşıyorum. Komşularımız genelde Lozan mübadillerinin çocukları ve torunları. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen ailelerin fertleri.

Yaklaşık yüzyıl geçmesine rağmen atalarından tevarüs ettikleri malumat ve gelenekleri fark etmek mümkün. Aslında burada pek yabancılık çekmiyoruz. İnsana bakış, bazı kültür unsurları ve yaşam felsefesi bakımından özlediğimiz eski Türkiye’yi hatırlatıyor. Bizi anlayışla karşılıyor ve empati yapıyorlar.

Yan komşumuz Bursalı bir diğeri Niğdeli… Evimiz Trabzon caddesinde…

Burada yaptığınız herhangi bir akademik çalışma var mı?

Biz nerede olursa olsun çalışmaya alışkınız. Mekan değişikliği bizim için önemli değil. Zaten akademik hayatımız boyunca çok farklı coğrafya ve ülkelerde çalıştık.

Karadenizliyiz, eşim de Selanik göçmeni bir ailenin evladı, yaşadığımız mahalle de bahsettiğim üzere Anadolu’dan gelen Rumlarla dolu. Çok şükür bu açıdan bir sıkıntımız yok.

Akademik çalışma noktasında en büyük eksikliğimiz ana kaynaklara ulaşamamak ve kütüphane yokluğu. Türkiye’de iken içinde 5 bin kitabı barındıran şahsi kütüphanemiz vardı. Artık maalesef yok. Geçmiş yıllarda hem yurt içinde hem de yurt dışında elyazma eserler üzerinde çalışmıştık.

Bu konuda kitaplar ve makaleler yayınlamıştık. Şu günlerde Yunanistan kütüphanelerinde bulunan İslami elyazma eserlerle ilgili bir araştırmayla meşgulüz. Kısmetse birkaç haftaya kadar bu çalışmayı bitirip yayınlamayı düşünüyoruz.

Kaç İslamî el yazması buldunuz? Bunların içeriği nedir?

Yunanistan kütüphanelerinde bulunan Türkçe, Arapça ve Farsça eserler yani İslamî elyazmaları Lozan antlaşması çerçevesinde karşılıklı olarak Türkiye’ye nakledilmiş.

Fakat bir miktar İslami elyazma eser sağda solda kalmış ve daha sonra bunlar bir şekilde Yunanistan kütüphanelerinde yer almış. Biz işte bu eserlerin izini takip ettik. Toplamda yüz kadar İslami elyazma eseri -Kur’an-ı Kerim, tefsir, tarih, edebiyat ve dil ile ilgili- tespit ettik ve evsafını çıkardık.

Akademik geleceğinizle alakalı neler planlıyorsunuz?

Şimdilik Türkiye dışındayız. Türkiye’ye dönmek bugünkü şartlar itibarıyla bizim için neredeyse mümkün değil. Bütün sahalardan eğitimli insanlar ve akademisyenler ülkeyi terk ediyor.

Ülkedeki baskı ve şiddet ortamı, özgürlük ve demokrasinin bulunmayışı ve hukukun iflası maalesef bu neticeleri veriyor. Ancak gün gelir bütün bu olumsuzluklar bir mucize eseri olarak ortadan kalkarsa biz de o günkü durumu değerlendirir ve faydalı olacağımız yerde bulunmaya gayret ederiz.

Yapmayı planladığımız bazı bilimsel projeler var. Kısmen bunlara başlamış durumdayız. Sanırım bu projelere Avrupa’da devam ederek bilime katkıda bulunmaya devam edeceğiz.

“Cezaevinde saçlarımızdan fırça yapıp özgürlüğün resmini çizdik”

Türkiye’den çok ciddi bir beyin göçü var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yüzbinlerce insan mesleğini ve sanatını icra etmekten men ediliyor. Bir ülkede üniversiteler, araştırma merkezleri, hastaneler ve okullar kapatılıyor ve bütün bunların yerine hapishaneler inşa ediliyorsa elbette ilim ve bilim ehli kimseler orada durmazlar.

İlim ve bilim demokratik ve özgür ortamlarda gelişir, demokrasi, özgürlük ve hukukun bulunmadığı ülkelerde ilim ve bilim olmaz. Bu sebeplerle Türkiye’nin beyin gücü batıya göçmektedir.

Daha dün Hitler’den kaçanlar Türkiye’ye sığınırken bugün Türkiye’den ayrılanlar Almanya başta olmak üzere diğer batı ülkelerine gitmek mecburiyetinde kalıyor. Tarih bir şekilde tekerrür ediyor.

Ömrü kütüphanede geçen genç bir akademisyen

Doç. Dr. Şadi Aydın gençlik yıllarında Fatih Üniversitesi’nde, daha sonrasında ise Türkmenistan’da Uluslararası Türkmen-Türk Üniversitesi ve İran’da Tahran Allame Tabatabai Üniversitesi’nde klasik Osmanlı edebiyatı dersleri verdi.

Doktorasını 2004’te Tahran Üniversitesi’nde tamamladı. Ömrü kütüphanelerde geçti desek yeridir.

Doç. Dr. Şadi Aydın’ın bugüne kadar kaleme aldığı eserler.
  • Fars Kültür ve Edebi Unsurlarının Osmanlı Divân Şiirine Tesiri, Tahran-2007, (Farsça).
  • Sebk-i Hindî ve Türk Edebiyatında Hint Tarzı, (Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan ile birlikte), İstanbul-2007.
  • İran Kütüphaneleri Türkçe Yazmalar Kataloğu, Timaş Yayınları, İstanbul-2008.
  • Osmanlı Şiiri Antolojisi, Tahran-2010, (Türkçe-Farsça).
  • Türk Edebiyatında Farsça Divân ve Divânçeler, Ankara-2010.
  • Şeh-nâme’nin Dünya Kültür ve Dillerindeki Varlığı, Türk Edebiyatında Hâkim Firdevsî-i Tusî ve Şeh-nâme, (Kitapta Bölüm, Birinci Yazar, Farsça), Tahran-2010.
  • Çağdaş İran Edebiyatı, (Prof. Dr. İsmail Hâkimî’den Çeviri), Ankara-2012.
  • Şark İlyada’sı Şehnâme, Muallim M. Cevdet, Ankara-2012.
  • Klasik Fars Şiirinde Sevgili, Ankara-2012.
  • Keşkül: Mesnevi’den Seçmeler, Konya-2013, (Farsça-Türkçe).
  • Sultan Veled Divânı Tercümesi, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), Konya-2015.
  • Sultan Veled Divânı’ndan Seçmeler, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), İstanbul-2015.
  • Maârif Tercümesi, Sultanü’l-Ulema Bahâeddin Veled, (Doç. Dr. Elvir Musiç ile birlikte), İstanbul-2018.

BOLD ÖZEL

Türkiye orucunu İsrail hurmasıyla açıyor

Daha önce hurma ithalatının büyük kısmının yapıldığı Suudi Arabistan’la yaşanan sorunların ardından Türkiye rotayı İsrail’e çevirdi. İsrail son yıllarda Türkiye’nin en çok hurma ithal ettiği ikinci ülke oldu.

BOLD ÖZEL – İstanbul’un önemli alışveriş merkezlerinden tarihi Mısır Çarşısı’nda Ramazan alışverişi sürüyor. Tarihi çarşıda yıllarca en pahalı hurma olarak Arabistan’dan getirilen acve hurması satılırken, Arabistan’la yaşanan sorun sonrası acve hurmasının yerini İsrail’den getirilen jumbo Kudüs hurması aldı.

ARTIK TANE İLE SATILIYOR

Mısır Çarşısı’nın artık en gözde hurmaları İsrail’den alınan Kudüs hurmaları. 58 liradan 140 liraya kadar çıkan fiyat aralığında satılan Kudüs hurmaları çarşıdaki tezgahları süslüyor. Halk pahalı olması nedeniyle jumbo olarak nitelendirilen büyük Kudüs hurmalarını kilo yerine tane ile alıyor. Çarşının en pahalı hurması olan jumbo Kudüs hurmasının tanesi 5 liradan satılıyor.

İSRAİL HURMASI KUDÜS ADIYLA SATILIYOR

Sıcak bölgelerde yetişen hurmanın binin üzerinde çeşidi bulunuyor. Türkiye’de ise üretimi bulunmuyor. Hurma üretiminde Suudi Arabistan, Irak, Mısır, İran, Tunus, Fas ilk sırayı alsa da Türkiye daha çok Arabistan ve İsrail hurmaları satılıyor. Kudüs hurması adıyla satılan hurmalar son yılların gözde hurmaları arasında bulunuyor.

İSRAİL EN ÇOK HURMA İTHAL EDİLEN İKİNCİ ÜLKE

Bol miktarda vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, yağ içeren hurmalar, yaş ve kuru olmak üzere çeşitli şekillerde piyasaya sunuluyor. Her gün hurma yemek, kişinin birçok temel besin ihtiyacını karşılıyor. Lifli gıda olması nedeniyle acıkmayı geciktirdiği gibi az yemeyi de sağlayan hurmanın acve, mebrum, meşruk, sukkari, amber, sogay, safavi, berni, hudri, behri gibi türleri bulunuyor. Hurmanın Türkiye pazarında 50’den fazla türü satılıyor. Türkiye, yılda Suudi Arabistan, İsrail, İran, Filistin, Tunus, Irak, Cezayir gibi ülkelerden on binlerce ton hurma ithal ediyor.

Adalet ve Uyuşturucu Partisi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

1 ayda 470 bin aile fakirleşti: #MilletDeğilZilletAç

açlık, yoksulluk,

Sosyal medyada #MilletDeğilZilletAç etiketi üzerinden AKP’li trollerle vatandaşların tartışması büyüyor. Sosyal Güvenlik Kurumunun verileri ise resmi yoksul sayısını ortaya koyuyor. Aylık geliri 1.192 liranın altında olan aile sayısı bir ayda 469 bin 652 arttı. İşsiz olan bu ailelerin 107 liralık Genel Sağlık Sigorta primini devlet yatırmaya başladı.

BOLD ÖZEL – SGK’nın yeşil kart verileri Türkiye’deki yoksulluğun boyutunu gözler önüne serdi. Lise ve üniversiteden mezun olup iş bulamayanlar ile işten çıkarılanları ilgilendiren bu rakamlar asgari ücretin üçte birinden az geliri olanları kapsıyor.

İŞ YOK AŞ YOK

SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’ndan herhangi birinde sigortası olmayan bu kişiler kaymakamlıklara gidip gelir testi yaptırıyor. Bu kişilerin hem işi yok hem de evde pişirecek bir aşı yok. Gelir testinde hane içinde kişi başına gelir, brüt asgari ücret 3 bin 577 lira 50 kuruşun üçte birinden az çıkarsa primi devlet karşılıyor.

1 AYDA 469 BİN AİLE FAKİRLEŞTİ

2020 yılı aralık ayında gelir testine giren ve asgari ücretin üçte birinden az geliri olan aile sayısı 7 milyon 825 bin 828 idi. 1 ay gibi bir sürede geliri asgari ücretin üçte birinden az olanlara 469 bin 652 aile daha eklendi. 2021 ocak ayında yoksul olduğu için primi devlet tarafından ödenen aile sayısı 8 milyon 295 bin 480’e fırladı.

41 MAAŞLA GEÇİNEMEYENLER, BEDAVA PATATES SOĞAN BEKLEYENLER

Bir tarafta 30 günde 470 bine yakın aile fakirleşirken, diğer tarafta 40 maaşla geçinemediği için 41. maaşa bağlanan AKP’liler bulunuyor. Aylık 250 bin lira maaş alan AKP’lilerin Ziraat, Halkbank, Vakıfbank, Türk Telekom, Borsa İstanbul gibi kuruluşlardan yönetim kurulu üyeliği adı altında aldıkları ballı maaşlara yenileri ekleniyor. Yoksulları unutmayan AKP de market ve pazar fiyatlarına gelen zamlara yetişemeyen fakir fukaraya, çiftçinin elinde kalan patates ve soğanı dağıtacak. Garip gureba Ramazan ayında bedava patates soğanla iftar sahur yapıp oruç tutacak.

60 BİN MESAJLA YOKSULLUĞU ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Resmi yoksul sayısını umursamayan AKP’li troller sosyal medyada açtıkları #MilletDeğilZilletAç tabelasına gönderdikleri mesajlarda muhalefet partilerinin sofralarını paylaştı.

Vatandaşlar ise aynı tabela altında paylaştıkları mesajlarda AKP’lilerin lüks yaşamından fotoğraflarla şatafatı gözler önüne serdi.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0