Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

28 Şubat’tan 15 Temmuz’a başörtülü bir hemşirenin hikâyesi…

28 Şubat’ta ikna odaları dahil her türlü baskıya maruz kalmış başörtülü bir hemşirenin gözünden 15 Temmuz kıyaslaması: “28 Şubat’ta baskı vardı, 15 Temmuz’da olan soykırım.”

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

28 Şubat’ın sembolü haline gelen iki başörtülü figürü kamuoyu geçen hafta iki farklı olayla hatırladı.

İlk isim 28 Şubat’ta Meclis’e başörtüsüyle girdiği için krize sebep olan ve Meclis’ten protestolar eşliğinde çıkartılan Merve Kavakçı’ydı. Kızı Mariam daha 20’li yaşlarının başında “Cumhurbaşkanı danışmanı” sıfatıyla Saray’a atandı. Kavakçı’nın diğer kızı Gülham Abushanab da Erdoğan’ın danışmanı olarak Saray’da. Merve Kavakçı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin Kualalumpur Büyükelçisi.

İkincisi ise Leyla Şahin Usta’ydı. Usta, “Türkiye’de insan hakları ihlali olduğunu dile getirme abesle iştigal. İnsan hakları ihlali deyince akla somut söylenebilecek bir-iki tane olay bile gündeme getiremiyorlar.” sözleriyle gündem oldu.

Leyla Şahin, 28 Şubat’ta Tıp Fakültesi’nde öğrenciydi ve derse başörtüsüyle alınmadığı için uygulamayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar götürüp sembolleşmiş bir isimdi. Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nda ise AKP adına üye.

28 Şubat’ta ayrımcılığa tabi tutulduğu için AİHM’e giden Leyla Şahin’e göre günümüz Türkiyesi’nde insan hakları ihlaleline 2 somut örnek dahi yok.

28 ŞUBAT’I MUMLA ARAYAN BAŞÖRTÜLÜLER

28 Şubat’ın bu iki figürü aileleriyle birlikte iyi konularda ve “Türkiye’de insan hakları ihlali olmadığını” savunurken; kendileri gibi 28 Şubat mağduru olan başka başörtülüler ise 28 Şubat’ı mumla arıyor.

Zeynep Sezer, bu başörtülülerden biri (Türkiye’de yaşadığı için ismi güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir). 28 Şubat’ın en güçlü biçimde kendisini hissettirdiği 1998 yılında üniversiteyi kazanmış ve hemşirelik okumaya başlamış.

Yaklaşık bir ay özgürce başörtüsüyle derslere girdikten sonra Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) başörtüsü yasağı gelmiş. Direniş, başörtüsü eylemleri, azarlanma ile dolu üniversite yıllarının ardından okulu dereceyle bitirmiş. Geriye dönüp 28 Şubat’a bakıp 15 Temmuz’dan sonra yaşadıklarıyla karşılaştırınca “28 Şubat’ta baskıya maruz kaldım, 15 Temmuz’dan sonra yaşadığım soykırım.” diyor.

“İKNA ODALARINI GÖRDÜM”

Zeynep hemşirenin 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a “gün yüzü görmedim” dediği hikâyesi şu an yargı kıskacındaki on binlerce başörtülünün hikâyesi aslında:

“İkna odaları denilen odaya bizzat girdim, yaşadım onu. Derslere başımızı açarak girmek zorunda kalıyorduk. Aile olarak MHP kökenli bir aileyim. Üniversitede ilk iki sene Ülkü Ocakları’na takılıyordum. Hizmet’le tanışmam sonradan oldu.” diye başlıyor söze.

Merve Kavakçı’nın Meclis’e başörtüsüyle girdiği o güne dönüyor:  “O güne kadar sadece derslerde başımızı açıyorduk. Üniversitenin geri kalanında başımızı kapatmamız serbestti. Merve Kavakçı’nın Meclis’e başörtüsüyle girdiğinin ertesi günü bizi başörtüsüyle yemekhaneye bile almamaya başladılar. O güne kadar hiçolmazsa yemekhane, sosyal etkinliklere başörtüsüyle girebiliyorduk. Bu hak da Merve Kavakçı’nın o hareketiyle elimizden alındı.”

Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atadığı Mariam Kavakçı.

“MERVE KAVAKÇI’NIN KIZI SARAYDA, BİZ İHRAÇ”

Merve Kavakçı’nın Meclis’e yaptığı bu çıkarmadan kendisi ve diğer başörtülüler için çok zor günler başladığını anlatan Zeynep Hemşire, Kavakçı’nın 28 Şubat’ta attığı bu adımın kendi hayatındaki yansımasını somut bir örnekle anlatıyor:

“Ben başarılı bir öğrenciydim. Stajlarda başımızı açıyorduk ama her halimizden başımızı açtığımız belli oluyordu. Bir gün stajda öğle arası oldu, kantine inerken başımı bağladım ama üzerimde okul forması var. Yanıma biri gelip ismimi sordu, üzerimde hırka olduğu için yaka kartı altında kalmıştı. Yakamı açmaya çalışınca ben de elini ittim. Meğerse Tıp Fükültesi’nin dekanıymış. Kim olduğunu bilmiyordum. O söylemeyince ismini ben de söylemedim. Sonra kantine indim, peşimden gelip herkesin içinde bana bağırıp çağırdı. Bu olaydan sonra ben çok kötü oldum psikolojik olarak, Kredi Yurtlarda kalıyordum. 30 saate yakın uyuyamadım beni acile kaldırdılar.”

Kavakçı’nın şimdi Devletteki üst düzey görevini, kızlarının Saray’da olmasını ve kendi durumunu ironik biçimde yorumlayan Zeynep Hemşire’ye göre bazıları için ikinci sınıf olmak hiç değişmiyor:

“Ben o zaman da ikinci sınıftım şimdi de öyle. Hiç bir zaman gün yüzü görmedim. Üçüncü olarak bitirdim bölümümü ama mezuniyete katılamadım. Mezuniyet yıllığına verdiğim fotoğrafta başörtüsünün üstüne kep taktım diye ondan da soruşturma geçirdim. Bütün üniversite hayatımda başörtüsü yüzünden baskı gördüm. Sonra çalışma hayatımda da aynı oldu perukla çalışmak zorunda kaldım ta başörtüsü sorunu çözülene kadar.”

Zaman Gazetesi’ne el konulmasını protesto eden başörtülü kadınlara polis Toma’larla saldırmış ve pek çok kadın yaralanmıştı.

BİR BAŞÖRTÜSÜ MAĞDURUNUN GÖZÜNDEN 15 TEMMUZ

Zeynep hemşirenin 28 Şubat’ta yaşadıkları 15 Temmuz’da yaşadıklarının yanında oldukça hafif kalacaktır:

“2016 yılının temmuz ayında mesaideyken ilçe sağlık müdürlüğünden aradılar. İvedilikle, bu kelimeyi hiçbir zaman unutmuyorum, ‘ivedilikle Müdürlüğe gelmemi’ istediler. Tabii ne olacağı belli. Elim-ayağım titredi, çok kötü oldum. Aşı yapmakta olduğumu söyledim, ‘hayır yapma hemen gel’ dediler. Bırakıp çıktım, yolda kaza yapmadığıma şükrediyorum. Beni açığa aldılar. Sonra gelip çalıştığım yerde doktorlara filan sormuşlar. İçlerindeki troll bir doktor vardı o bile ‘iyi’ demiş. Mesaime çok dikkat eden biriydim. Doğum yaptığımda rapor dahi kullanmamıştım. Sonra bir ara üye olup ayrıldığım sendika nedeniyle ihraç edildim. Eşim de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. O sendika üyesi olduğu için ihraç edildi.”

MERVE KAVAKÇI’NIN ÇOCUKLARI VE ZEYNEP ÖĞRETMENİN ÇOCUKLARI

Karı-koca işsiz kalınca önce arabalarını satarlar. Ardından Zeynep hemşire, sigortasız olarak zaman zaman özel hastanelere nöbete gitmeye başlar. 28 Şubat’ta Merve Kavakçı’nın çocuklarının okulda yaşadığı baskıya dikkati çekerken, kendi çocuklarının iki yılı aşkın süredir yaşadıklarını anlatıyor:

“Biz başta ihraç olduğumuzu kimseye söyleyemedik. Tecrit vardı. Mahalledeki komşular çocuğumu sıkıştırmışlar, ‘annen baban niye artık işe gitmiyor, hep evde mi kalıyorlar?’ diye. O zaman 8 yaşındaydı. Gelip bana ‘anne yalan söylemek zorunda kaldım, işe gidiyorlar dedim’ diye konuştu. Çocuğuma psikolojik baskı yaptılar. Bir gün kapının önünde komşularım konuşuyordu. Bizi de biliyorlar. Komşumun biri dedi ki; ‘bunların çocuklarını da okullara almayacaksın’. Benim duyacağım şekilde söyledi. Bu sözü hiç unutmayacağım. Bizi topyekün yok etme fikrinde adam. İki ay sonra çocuğu hastalandı, gece benim kapıma geldi. Ama benim çocuklarıma yaşama hakkı tanımıyor.

Bu süreçten kızım çok etkilendi. Rehber öğretmeni aradı, ailede bir sorun olup olmadığını sordu. Gittim. Çocuğun çok içe kapandığını, kimseyle konuşmadığını, kimseyle arkadaşlık yapmadığını söyledi. Ben de anlattım. İhraç olduğumuzu, çevremizde sürekli hapse giren insanlar olduğunu, bunları ister istemez çocuğun yanında konuştuğumuzu ve psikolojisinin bozulduğunu söyledim. Ama bunları AKP’li öğretmenler olabilir diye başkasına anlatmamasını tembihledim. Kızım ikilemde kalıyor, diğer çocuklarla arkadaşlık yaparsa yalan söylemek zorunda kalacak, bu konulara sözün gelme ihtimali var. Konuşulmasın diye kimseyle arkadaşlık yapmıyor.

Bazen o kadar çaresiz kalıyorum ki. Çok zor durumda insanlar var. Çocuklar perişan. Aileleri tarafından yalnız bırakılan insanlar var. Benim ailem bana sahip çıkmasa, biz ikimiz de hapse girsek, eşimin ailesi çocuklarımı yetiştirme yurduna verirler, sahip çıkmazlar. Sormadılar bir kere bize ‘aç mısınız, susuz musunuz?’ diye. Bir kere aramadılar bizi.”

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

“28 ŞUBAT’TA BASKI VARDI, ŞİMDİ SOYKIRIM”

İkna odalarından, başörtüsü eylemlerine kadar 28 Şubat’ı bütün boyutlarıyla yaşamış Zeynep hemşire, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ardından da mağdurlarından biri olarak iki süreci tüm bu yaşadıklarının eşliğinde değerlendiriyor:
“28 Şubat ve 15 Temmuz karşılaştırılamaz bile. 28 Şubat’ta baskıya maruz kaldım. Bana dediler ki, ‘başını aç gel oku’. Farklı görüşteki hocalar da haksızlık yaptı bize. Ama ben yine okulu dereceyle bitirdim. Kimse o hakkımı elimden almadı. Ama bu dönemde bize yaşam hakkı tanımıyorlar. Soykırım bu. Ellerinden gelse Nazi Almanyası’nda Yahudilere yaptıklarını bize yaparlar. Yapacak insanlar biliyorum. Benim öz dayım benim ne zaman hapse gireceğimi bekliyormuş. Başıma bu gelenlerden neden mutlu oluyor bilmiyorum?

28 Şubat’ta gözaltına alma endişesi, hapis endişesi bir kere taşımadım. Başörtüsü eylemlerine katıldığım halde. Ama şimdi bir trafik çevirmesinde GBT’ye girdiğim zaman ‘alacaklar’ korkusuyla yaşıyorum. Yazın otobüsle çocuklarla köye gidiyorduk. Yolda çevirme olursa, kimlik kontrolünde beni alırlarsa çocuklar otobüste yanlız kalır, onlara ne olur diye 12 saat bu korkuyla yol gittim.

SIRAYLA ALIYORLAR

Niye alacaklar? Bilmiyorum. Aramam var mı, yok mu? Onu da bilmiyorum, ama sırayla alıyorlar bizi. İhraç KHK’lıyız ya. Pazartesi bir de cuma sabahları çok operasyon oluyordu. Eşimle helalleşip yatıyorduk o günler. Akşamları evi topluyordum. Polisler gelirse dağınık olmasın diye, çocuklu ev. Hatta bazen yerleri siliyordum. Geleceklerinden eminim, sırayla alıyorlar.
Her asansör sesine irkiliyorsun, her kapı sesine irkiliyorsun. Ben bu süreci en hafif yaşayanlardan biriyim. Okuduğunuz mağduriyetlerin hepsi gerçek. Bir çoğu duyulmuyor bile.”

BAŞÖRTÜLÜ BACIM DİYEN YOK

28 Şubat’ın başörtülülerine toplumun farklı kesimleri yanında tüm cemaat ve dini oluşumlar da güçlü biçimde sahip çıkmıştı. Zeynep hemşire, şu an binlerce başörtülü kadının hapishanelerde, çocuklarından ayrı, işsiz olduğunubelirterek  sözü İslami kesime getiriyor:

“Hiçbir dindar kesimden destek görmedik. Ben inancımdan dolayı başörtülüyüm, ama birçok başörtülüden tiksiniyorum. Çarşaflıları sakallıları görmek istiyorum. Bu duruma geldim. Ben bundan sonra asla bir sağ partiye destek vermem. İnancım sağlam olmasa çok farklı yerlere kayabilirdim. Bırakın cemaatlerin bize destek çıkmasını kendi akrabalarımız bize destek çıkmadı. Benim abim ihraç olduğumuzda bana şu lafı söyledi: ‘Siz IŞİD’çılardan PKK’dan daha tehlikelisiniz’. Şu an özür diliyor, ama o geçti. Unutulur mu?”

“ALEVİ ARKADAŞIM ARADI AYNI MESCİTTE NAMAZ KILDIĞIM ARKADAŞIM ARAMADI”

Zeynep hemşire, İslamcıların duyarsızlığını KHK ile ihraç edildikten sonra yaşadıklarıyla daha somutlaştırıyor:

“28 Şubat’ta sınıf arkadaşlarım ilk ateşli dönemde bir tepki vardı. Dersler aksıyordu. Sınıfa ilk başta başörtülü giriyorduk. Bir arkadaş vardı biraz provokatör gibiydi. Zaten şimdi yandaş. Sonra tabi bunlar aşıldı. En yakın arkadaşım askılı giyen bir kızdı. Sokaklarda yan yana yürüyorduk. Şu süreçte ihraç olduktan sonra, beraber çalıştığım Alevi arkadaşım beni aradı ama aynı mescitte birlikte namaz kıldığım arkadaşım aramadı, sormadı.”

“BİZ DÜŞÜNCE BİR DE BEN VURAYIM DEDİLER”

“2016 yılı için tatil paketi almıştık önceden. Açığa alınınca şehir dışına çıkmak yasak olduğu için arayıp tatilimizi bir dahaki seneye ertelettik. Tatilimizi Bank Asya’nın kredi kartından ödemiştik. Parasını ödediğimiz otel, ödemeyi Bank Asya kredi kartından yaptık diye, ‘bunlara devlet vurmuş bir de ben vurayım’ diye ertesi sene (2017) bize tatil yaptırtmadı. Parasını ödediğimiz tatili yaptırtmadılar. Bütün belgeleri elimde şu an hakkımı arayamam, ama onun da zamanı gelecek.”

28 ŞUBAT’TAN BUGÜNE HAK ARAYIŞI ARASINDAKİ KORKU FARKI

Zeynep hemşire 28 Şubat’ta geçirdiği soruşturma, derslere alınmayışı, bazı hocalardan gördüğü ayrımcılığa rağmen korku hissetmemiş. Şimdi ise hak araması sırasında yaşadığı korkuyu anlatıyor:

“İhraç olunca idari mahkemeye başvurdum. Anayasa Mahkemesi’ne kadar gittim. Sonra OHAL Komisyonu çıktı, şu an orada. İnceleme devam ediyor. OHAL Komisyonu’na giderken bir taraftan da korkuyorum. Orada kimlikleri verip GBT oluyor. İstanbul Cağaloğlu’ndan yokuş çıktık çok susadım. Eşime diyorum ki girmeden içeri bari su al. Bizi tutuklarlarsa ‘bunlara su bile yok’ demişlerdi ya su vermezler diye düşündüm. Kimlikleri verdikten sonra içeride uzun kaldım. Eşim tutukladılar beni zannetmiş. Sürekli bu psikolojidesin. Suç ne? O da yok.”

ASGARİ GEÇİNMEYİ ÖĞRENDİK

Zeynep hemşire şimdi özel bir hastanede düşük maaşla iş bulmuş. Eşi ise el emeği şeyler yapıyor. Kendilerini “bu süreçte durumu iyi olanlardan biri” diye niteleyen Zeynep hemşire, psikolojik durumu sebebiyle kanser tahlillerinin yüksek çıktığını ancak arkadaşlarının yaşadıklarının yanında bunların önemsiz olduğunu söylüyor:

“Asgariyle yaşamayı öğrendik, ama çok kötü durumda olanlar var. Kirasını ödeyemeyenler var. Hapse düşenler, çocuğundan ayrı düşenler, yuvası dağılanlar var. Sosyal medyada duyduklarınız, okuduklarınızın hepsi gerçek. Hatta bir çoğu duyulmuyor bile.”

Hukuksuzca gasp edilen şirketlerin değeri 56,5 milyar lira

BOLD ÖZEL

Anne öldü, baba 4 yıldır hapiste, geride ise 2 çocuk kaldı!

Dört  yıldır tutuklu olan edebiyat öğretmeni Yusuf Coşkun’un ALS hastası eşi Yeşim Coşkun, dün saat 15.00’te hayatını kaybetti. 18 ve 13 yaşında iki çocuk sahibi olan Yeşim Coşkun, bugün öğle vaktinde Ordu Yıldızlı Köyü’nde defnedildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Babaları yaklaşık 4,5 yıldır tutuklu olan Coşkun kardeşlerin annesi, ALS hastası Yeşim Coşkun hayatını kaybetti.

KOMADAYKEN ZİYARET EDEBİLDİ

Eşi hapse girdikten sonra Als hastalığına yakalanan 44 yaşındaki Yeşim Coşkun, uzun zamandır tedavi görüyordu. Tekerlekli sandalyeye mahkum olduktan sonra ‘Eşim beni bu halde görmesin’ diye hapisteki kocasını ziyarete gidemeyen Coşkun, 4-5 ay önce beyin kanaması geçirdi ve komaya girdi. Yusuf Coşkun, savcılığın özel izniyle eşini en son o zaman görebildi. Anneleri ölen, babaları da hapiste olan Coşkun çiftinin çocukları köyde artık anneanneleriyle yaşıyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında Ocak 2017’de tutuklanan Yusuf Coşkun (45) önce Bitlis Cezaevine gönderildi. Bir buçuk yıldır Diyarbakır Cezaevinde kalan Yusuf Coşkun, en son Bitlis Yavuz Sultan Selim Eğitim Kurumları’nda yöneticilik yapıyordu. 13 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Coşkun’un Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İşkencecilere hapiste bile boyun eğmeyen Şeref hoca koronavirüse yenildi

Koronavirüs vakalarıyla anılan 2 bin mahpusun kaldığı Kocaeli 2 Nolu T Tipi Cezaevinde kalan Bilgisayar öğretmeni 2 çocuk babası Şerif Vatansever 47 yaşında koronavirüsten yaşamını yitirdi. Koğuş arkadaşının, onun vefatı sonrası paylaştıklarıysa Şeref Vatansever’in maruz kaldığı işkenceyi gözler önüne serdi.

BOLD – Kocaeli Cezaevinde yakalandığı koronavirüs yüzünden kaldırıldığı hastanede tedavi gören bilgisayar öğretmeni Şeref Vatansever hayatını kaybetti.

47 yaşında hayatını kaybeden Vatansever’in kaldığı koğuşta mahkumların tamamının koronavirüse yakalandığı öğrenildi.

TABUTTA TAHLİYEYE SON

Cezaevleri İhlalleri adlı sosyal medya hesabı Vatansever’in vefat haberini şöyle duyurdu: “Kocaeli 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde Bilgisayar öğretmeni Şerif Vatansever koronadan 47 yaşında yaşamını yitirdi. Koğuşunun hepsi korona olan Şerif Vatansever bir haftadır tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Tabutta tahliyeye son verin!”

GECELER BUNA ŞAHİT

Vefat haberine gelen yorumlardan biri de Vatansever ile birlikte hapis yatan Cihat adlı kullanıcıdan geldi. Vatansever’in cezaevinde kaldığı süre boyunca da işkence gördüğünü anlatan koğuş arkadaşı şunları söyledi: “Kardeşim, Allah’ın huzuruna alnın ak yüzün pak olarak çıkacaksın. Beraber yattığımız 42 ay bunun şahididir… Mahkeme devam ederken koğuştan götürüldüğün ve bir hafta boyunca polisin elinde işkenceye maruz kaldığın o gün ve geceler buna şahittir. Bize de şefaatçi ol nolursun.”

Koronavirüsle anılan Kocaeli 2 Nolu T Tipi Cezaevinde bilanço ağırlaşıyor. Cezaevinde koronavirüs testi pozitif çıkan çok sayıda tutuklu olduğu öğrenildi. Bir aile yakınının iddiasına göre 300 kişi koronavirüs kaptı. Durumları ağır olan mahpuslar Kocaeli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

“NE HASTANE NE CEZAEVİ SAĞLIKLI BİLGİ VERMİYOR”

Ağustos 2020’den beri Kocaeli 2 Nolu T Tipi Cezaevinde bulunan ve adının açıklanmasını istemeyen başka bir aile yakını, eşine 16 Nisan’da yapılan testin pozitif çıktığını söyledi.

Tüm koğuşun karantinaya alındığı belirten eş, “Ne hastane ne cezaevi sağlıklı bilgi vermiyor. Mektuplarım ulaşıyor mu onu dahi bilemiyorum. Eşimden gelen mektup belli ki hastalık öncesi tarihten ve eşimle ilgili haberleri yan koğuşlarında bulunan tanımadığım insanların yakınlarından almaya çalışıyorum. Her birimiz apayrı mağduriyet içerisindeyiz. 16.04.2021 tarihinden beri cezaevinin genelleme yaparak verdiği bilgiler dışında bir bilgi alamıyor, aksine telefonlar yüzümüze kapanıyor. 2000 kişiyi aşkın cezaevinde bu ne salgın, bu ne sorumsuzluk, tutuklu yakınlarına bu ne saygısızlık.” dedi.

17 GÜNLÜK EVLİYDİ

Eşi tutuklandığında henüz 17 günlük evli olduğunu söyleyen eş, “Bir gece gözaltı sonrası mahkeme denetimli serbestlik verdi. 4 saat sonrası evimize ve ailelerimizin evlerine eş zamanlı yapılan operasyon ile savcının kararı bozduğunu ve tutuklanma talebiyle cezaevine götürüldü. İlk mahkemede hüküm belli denerek 8 yıl 9 ay karar verildi. İstinaf direkt onayladı. Dosyamız Yargıtay’da.” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs Kocaeli 2 Nolu T Tipi Cezaevinde

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Evindeki kitaplar suç sayıldı eşi ikiz bebeğini düşürdü

Öğretmen Sefa Gökalp, 17 -25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik cadı avının ilk kurbanlarından. Devlet memuru değildi ancak zimmet suçlamasıyla tutuklandı. Evindeki kitaplar örgüt üyeliğine delil sayıldı. Tutuklandığında eşi yaşadığı üzüntüyle ikiz çocuklarından birini düşürdü.

BOLD ÖZEL – 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasının ardından Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan cadı avının ilk mağdurlarından Sefa Gökalp hukuksuz şekilde tutuklandı.

Gökalp ailesi 17-25 Aralık’la başlayan hukuksuz sürecin ilk kurbanlardan. Dershanede öğretmen olarak görev yapan Sefa Gökalp, devlet memuru olmamasına rağmen haksız bir şekilde zimmetine para geçirmekle suçlandı. Evinde arama yapıldı. Polisler evinde buldukları Fethullah Gülen’in kitaplarını terör örgütü üyeliğine delil saydı. Tutuklandı ancak delil yetersizliği sebebiyle 27 gün sonra tahliye edildi. Eşi, o tutuklandığı dönemde ikiz çocuklarına hamileydi. Yaşadığı üzüntünün etkisiyle ikiz çocuklarından birini düşürdü. İkinci çocuğu da erken doğumla hayata tutunabildi.

Sefa Gökalp, eşi ve çocuklarıyla.

KARDEŞİ DE DÜĞÜN GÜNÜ TUTUKLANDI

Cadı avı Sefa Gökalp ile sınırlı kalmadı. Hukuksuz gözaltı ve tutuklamalar tüm aileye sıçradı. Gökalp’in babası işten çıkarıldı. Eşinin ailesinden 2 kişi daha tutuklandı. Eşinin kız kardeşiyle evlenen Sefa Gökalp’in erkek kardeşi düğün sırasında tutuklanarak hapse konuldu.

YENİ BİR HAYATA TUTUNMAYA ÇALIŞIYORLAR

Eşi hakkında da yakalama kararı çıkarılınca Gökalp ailesi zor bir karar alarak çok sevdikleri vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. 2 çocuğuyla İsviçre’ye gelen Gökalp ailesi yeni bir hayata ‘merhaba’ dedi. Şimdi yeni bir düzen kurmaya çalışıyorlar.

En fazla KHK’lıyı bağrından çıkaran Kavşut Köyü belgesel oldu

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0