Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Prof. Haluk Savaş’ın videosu 500 bin etkileşimi geçti, OHAL Komisyonu’na isyan büyüyor

OHAL Komisyonu, beraat etmesine rağmen Prof. Dr. Haluk Savaş’ın göreve iade talebini kabul etmedi.

KHK’lılar ve OHAL Komisyonu mağdurlarının başlattığı videolu tepkiler çığ gibi artıyor. Prof. Dr. Haluk Savaş’ın yaşadıklarını anlattığı video 500 binden fazla etkileşim aldı.

BOLD- Gaziantep Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 1 Eylül 2016’da görevinden uzaklaştırılan Prof. Dr. Haluk Savaş, hakkında açılan davadan geçen hafta itibarıyla beraat etti.

Ancak Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonu, Savaş’ın beraat etmesine, “terörist” olmadığının mahkeme tarafından anlaşılmasına rağmen akademisyenin göreve iade başvurusunu reddetti.

“OHAL KOMİSYONU KENDİSİNİ MAHKEMENİN ÜZERİNDE GÖRÜYOR”

Bu karar, OHAL Komisyonu’nun kendisini mahkemenin üzerinde gördüğüne ilişkin onbinlerce örnekten biri olarak gösterildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 15-23 Ocak tarihleri arasında OHAL Komisyonu’na karşı sosyal medyada kampanya başlattıklarını duyurmuştu.

OHAL’in celladına karşı #bitmeyenohal kampanyası

Prof. Dr. Savaş da bu kapsamda dün Twitter’dan #OHALKomisyonusuçişliyor etiketiyle yayımladığı bir video ile OHAL Komisyonu’nun hukuksuzluklarını ve KHK’lılara yapılanları bir kez daha gözler önüne serdi.

Paylaşımında 29 Eylül 2016’da gözaltına alındığını ve ardından da tutuklandığını hatırlatan Savaş, yaklaşık 50 gün tutukluluk ve hapishane hayatı yaşadığını söyledi.

Hapishanede kanser olduğu anlaşılan akademisyen ameliyat olduğunu, sonrasında ise yoğun bakımda görevlilerin kendisini yatağa kelepçelemeye kalktığını dile getirdi.

SAVAŞ: TERÖRİST OLMADIĞIM MAHKEMECE ANLAŞILDI

Savaş, şöyle devam etti: “Çok kötü muamelelere uğradım. Bunların çok özel bir önemi yok. Bir çok işkenceye varan muameleye uğradıktan sonra geçen hafta itibarıyla da beraat ettim. Benim bir terörist olmadığım mahkemece anlaşıldı. Ama beni devletim bir terörist olarak üniversiteden attı.

Tüm bunlar karşısında hiçbir şey talep etmiyorum. Benim gibi kötü muameleye uğramış tüm meslektaşlarıma, tüm KHK’lılara, onların ne kadar masum olduğunu bilerek sesleniyorum: Rahat olun. Bizleri bu hallere mahkum eden ve başımıza bu işleri açan kişiler, uzun vadede mutlaka bu yaptıklarının hesabını verecekler.

Hiçbir şey talep etmiyorum. KHK’lar zulümdür. KHK’ların sonunda ortaya çıkan OHAL Komisyonu lağvedilmelidir.”

Prof. Dr. Savaş’ın paylaştığı video, şu ana kadar yaklaşık 230 bin kişi tarafından izlendi.

KAMPANYA YAYILIYOR

OHAL Komisyonu’nun hukuksuzluklarına karşı başlatılan kampanya kapsamında Twitter’da paylaşılan videoların sayısı artmaya devam ediyor.

Yine 672 sayılı KHK ile ihraç edildiğini söyleyen bir kadın, Ekim 2017’de hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen OHAL Komisyonu’nun hala kendisini incelemeye devam ettiğini bildiriyor.

Ramazan Faruk Güzel isimli eski hakim de son dönemde ihraç edilen yaklaşık 5 bin yargı mensubundan biri olduğunu ve ihraç edildikten sonra avukat dahi bulamadığını anlatıyor.

675 sayılı KHK ile ihraç edilen bir biyolog ise 2.5 yıldır iş bulamadığını ve eşinin tutuklu olduğunu aktarıyor. Söz konusu sürede çok ciddi mağdur olduğuna vurgu yapan KHK’lı, bir an önce haklarının iade edilmesini istiyor.

Kampanya kapsamında yapılan diğer bazı paylaşımlar ise şu şekilde:

Gündem

Türkiye’de Kürt gazeteci olmak: Ya sürgün ya hapis

Mezopotamya Ajansı’nın Van Bürosu son iki ayda iki kez polis ekipleri tarafından kuşatıldı ve ofisteki tüm bilgisayarlara el konuldu. MA, Kürt medyasının ayakta kalabilen son güçlü kurumu olarak biliniyor.

BOLD – Yayınladıkları işkence dosyaları nedeniyle son günlerde art arda polis baskınlarına uğrayan Mezopotamya Ajansından (MA) Adnan Bilen ve Cemil Uğur, askerlerin 11 Eylül’de gözaltına aldığı iki Kürt köylüye işkence yaptıklarını ortaya çıkardı. Köylülerden Servet Turgut, işkence sonucu hayatını kaybetti. Diğer işkence kurbanı Osman Şiban’ın ise iki ayı aşkın süredir tedavisi sürüyor. Polis haberin ardından MA’ya operasyon düzenledi, tüm bilgisayarlara el konuldu ve haberi yayınlayan gazeteci Bilen ile Uğur, 9 Ekim’de tutuklandılar.

Bugün (24 Eylül) ikinci kez polis baskınına uğrayan Mezopotamya Ajansı, yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı coğrafyadan haberler yayınlıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın medya üzerindeki baskısından en çok etkilenen gruplardan biri de Kürt gazeteciler. Türkiye’nin Başkanlık Sistemine geçtiği 2018’den itibaren Kürt gazeteciler basın kartı verilmemeye başlandı.

Kürt medyasının en zorlu dönemi ise 15 Temmuz Darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağan Üstü Halle (OHAL) birlikte başlamıştı. OHAL sonrası bu güne kadar 16 televizyon kanalı, 24 radyo, 63 gazete ve 20 dergiyle birlikte 178 medya kuruluşu kapatıldı. Bunların önemli kısmını Kürt medyası oluşturuyor. Kürtçe yayın yapan Türkiye’nin tek gazetesi Azadiya Welat da bunlardan biriydi.

MA, bu süreçte kuruldu. Ajansın çoğunluğu gönüllü ya da çok düşük ücrete çalışan muhabirleri, Kürt coğrafyasından yayın yapan tek alternatif sesi oluşturuyor. Avrupa’dan yayın yapan Kürt medya kuruluşlarının tek haber kaynağı da ajansın geçtiği haberler. Ekonomik güçlükler içinde yayın yapan Mezopotamya Ajansı, polisin sürekli olarak bilgisayarlarına el koyması nedeniyle yayınlarını güçlükle sürdürebiliyor.

İSMAİL SAĞIROĞLU’NA GÖRE İKİ SEÇENEK VAR

Cezaevindeki gazetecilerin sesinin duyurulması için çalışan Jailed Journos Platformu Koordinatörü İsmail Sağıroğlu, Kürt medyasının karşılaştığı zorlukları şu ifadelerle anlattı:

“Türkiye’de Kürt medyasına yönelik her zaman baskı vardı. Fakat 15 Temmuz’dan sonra bu daha da arttı. Adeta felç edildi. KHK’larla Kürtçe yayın yapan gazete, radyo ve TV’ler kapatıldı. Özgür Gündem Gazetesi’ne destek veren insanlar dahil ceza aldı. Mezopotamya Ajansı, özellikle Türkiye’nin doğusunda olup bitenleri anlamak için önemli bir kaynak. Van’da helikopterden atılan köylüleri onların haberi olmasa öğrenemezdik. Şu anda Türkiye’nin 2 ötekisi var. Kürtler ve Gülen Hareketi. Bu iki gruba mensup gazetecilere en ağır cezalar veriliyor. En son Van’da gözaltına alınan 2 kadın gazeteci, Şehriban Abi ve Nazan Sala’nın pis bir karantina koğuşuna konulması, temizlik ve hijyen taleplerinin virüs koşularında bile dikkate alınmaması en çarpıcı örnek. Kürt gazeteciler hapishaneyle korkutuluyor ve baskı altına alınıyor. Bunu aşmak isteyen ya mülteci olup Avrupa’ya kaçmak zorunda kalıyor ya da hapishaneye giriyor. Kürt gazeteciler sürgün ya da hapishane seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda.”

KÜRT BASINI SÜREKLİ BASKI ALTINDA

Kürt medyasına yönelik baskılar Türkiye’ye Osmanlı’dan miras. İlk Kürt gazetesi yasaklar nedeniyle 1989 yılında Kahire’de (Mısır) kuruldu. Osmanlı’nın baskısı nedeniyle gazete kısa sürede kapandı ve çalışanları İsviçre’ye giderek yayıncılığı buradan sürdürdüler. Günümüzde de yüzlerce Kürt gazeteci Avrupa’da sürgünde yaşıyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Kürt gazetecilere yönelik son polis operasyonlarıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Durmuş, her dönemde iktidarın düşmanının değiştiğini ancak Kürtlerin baki düşman olduğunu söyledi:

“Kürtler, Kürt gazeteciler her daim hedefte. Bölgede hiçbir kural tanımayan politikalarının ifşa edilmesini istemiyorlar bu nedenle de bölgede çalışan Kürt gazeteciler daha fazla baskıya maruz kalıyor. Mesleklerinin özü olan gerçekleri ortaya çıkarıyorlar.”

Üyelerinin çoğunluğunu Kürt gazetecilerin oluşturduğu Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Başkanı Serdar Altan ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye çapında ve Kürdistan’da ses çıkarabilen neredeyse bir avuç gazeteci kaldı. Bunlar da baskılanmaya çalışılıyor. AKP iktidarı toplumun duymasını istemediği hiçbir şeyin yazılmasını da istemiyor. Kürt medyası belli bir geleneğin sürdürücüsü ve baskılara karşı koyma konusunda direngendir. Yakın zamanda Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri tutuklandı, bu sabah bir arkadaşımız daha gözaltına alındı. Aslında halka ulaştırılması gereken doğrular Kürt basını ile ulaştırılıyor. Bu noktada da iktidarın baskısından daha fazla nasibini alıyor” ifadelerini kullandı.

 

Okumaya devam et

Gündem

Bilim Kurulu Üyesi, devam eden ev ziyaretlerinden yakındı

Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, alınan önlemlerle birlikte kamusal alanların kontrol edilebildiğini savunarak, asıl tehlikenin yasaklar sonrasında kafe, restoranda bir araya gelemeyenlerin evlerde toplanmaları olduğuna dikkat çekti.

BOLD – Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, bulaştırma hızını artıran kafeler ve restoranları kapattıklarını belirterek, asıl tehlikenin ev içi ziyaretler olduğunu açıkladı. Özlü, vatandaşları bu konularda bilinçli olmaya çağırdı.

YENİ TEDBİRLER ALINABİLİR

Sağlık Bakanlığı Korona virüs Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, CNN Türk’te katıldığı programda koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında yeni alınan önlemleri ve son durumu değerlendirdi. Alınan tedbirlerinin sonuçlarını ancak önümüzdeki hafta sonu anlayabiliriz diyen Prof. Dr. Özlü, bu sonuçlar sonrası salgın seyrine göre yeni kararlar alınabileceğini belirtti.

KAMUSAL ALANLAR KONTROL EDİLEBİLİYOR

Kamusal alanları kontrol edebildiklerini ifade eden Özlü, “Şu anda restoran ve kafelerde paket servise geçilmiş gibi görünüyor. 20 yaş altı ve 65 yaş üstü sokağa çıkmıyor. Haftasonu yasağı da etkili gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

EVLERDEKİ TOPLANMALAR TEDBİRLERİN GÜCÜNÜ AZALTIR

Denetleyemeyen alanlar da bulunduğunu söyleyen Özlü, “Evlerde kendi içinde toplanmaları bilmiyoruz. Yani restoranda ve kafede bir araya gelemeyenlerin evlerde toplanması, birlikte film seyretmesi, maç izlemesi ve sohbet etmesi bu tedbirlerin gücünü azaltacaktır. Vatandaşlar bu konuda bilinçli davranırsa, tedbirlerden sonuç alırız” dedi.

Vaka ve can kaybında tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşıldı

Okumaya devam et

Gündem

İstanbul’daki Kovid-19 ölümleri yine Türkiye genelini geçti

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de son 24 saatte 177 kişinin koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıklarken; sadece İstanbul’da bulaşıcı hastalık nedeniyle 179 kişinin hayatını kaybettiği öğrenildi.

BOLD – İstanbul’da bugün bulaşıcı hastalık nedeniyle 179 kişi yaşamını yitirdi. Bu rakam yine Sağlık Bakanlığının açıkladığı Türkiye geneli koronavirüs kaynaklı ölüm rakamını geçti.

Sözcü’nün İBB Mezarlıklar Müdürlüğü kaynaklarından edindiği bilgiye göre, İstanbul’da bugün hayatını kaybeden kişilerin toplam sayısı ise 397 oldu. ‘Bulaşıcı hastalık’ kodu ile sağlık kurumlarından İBB Mezarlıklar Daire Başkanlığı’na bildirilen can kaybı sayısı 179 oldu. Sağlık Bakanlığı’nın bugün açıkladığı verilerine göre, son 24 saatte Türkiye’de 177 kişi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Hizmet Hareketi gönüllülerine hakaret ve saldırıya ‘ağır ceza’

Okumaya devam et

Popular