Bizimle iletişime geçiniz

Ekonomi

Vehbi Bey, oğlu Rahmi Koç’u hiç anlamadı

Vehbi Koç'un çocukları Semahat Arsel ile kardeşi Rahmi Koç, Koç Holding'in ikinci kuşağını temsil ediyor.

Koç Grubu’nun kurumsal dergisi, “Bizden Haberler” Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç ile ablası Semahat Arsel’in iş ve özel hayatını anlatan bir sayı yayınladı.

Dergide, Rahmi Koç’un kız kardeşi (merhum) Sevgi Gönül’ün ilginç bir sözü yer aldı: “Vehbi Bey’in hayatında en önemli konu ‘işi’ olduğu için, Rahmi’nin de tıpkı kendisi gibi, yalnız işlerle ilgilenmesini beklemiştir. Rahmi’nin deniz sevgisini, antika merakını, seyahat tutkusunu anlamamıştır.”

BOLD- Koç Holding’in kurumsal dergisi “Bizden Haberler”, son sayısını Koç Holding Şeref Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Rahmi M. Koç ile Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Semahat Arsel’e ayırdı.

Özel dosyada iş hayatında Rahmi Koç’un 60, Semahat Arsel’in ise 55 yılını geride bıraktıkları vurgulandı. İki ismin çocukluk ve gençlik yıllarıyla, iş hayatlarından anekdotlar ve hatıralara yer verildi.

Koç Holding şeref başkanı Rahmi Koç 1930, ablası Semahat Arsel 1928, diğer kız kardeşlerinden merhum Sevgi Gönül 1938 ve Suna Kıraç 1941 doğumlu.

Rahmi Mustafa Koç’un gençlik yılları… (Kaynak: Bizden Haberler Dergisi)

ANKARA’YA GİTMEK İSTEMEDİM AMA GÖNDERDİLER

İş hayatına 1958 yılında Koç Holding’in Otomotiv Grubu’nda başlayan Rahmi Koç’un, çalışmak için Ankara’ya gönderildiği ve Koç’un bu durumdan duyduğu rahatsızlık dergide Rahmi Koç’un ağzından anlatılmış.

Rahmi Bey o dönemi şöyle anlatıyor: “Askerliğimi bitirince bana ‘Ankara’ya gideceksin’ dediler. Oysa benim gönlümden İstanbul geçiyordu. Beni Bernar Nahum’un yanına verdiler. Bir gün Bernar Nahum beni çağırdı, ‘Bak kuzum, ben müdürüm. Sen Vehbi Koç’un oğlusun, ama burada, benim yanımda çalışacaksın’ dedi.”

Bernar Nahum’un yanında, babası Vehbi Koç’un talebiyle iltimas gösterilmeden yetiştirilen Rahmi Koç, Nahum’un bu konudaki sert duruşunu ise, “Bir kere ona sormadan bir adamı işe almıştım. Benim yanımda o adamı işten attı ve dedi ki ‘Burada patron benim!’ Sesimi çıkaramadım.” örneğini vererek açıkladı.

1966 yılında Rahmi Koç’un girişimiyle fiberglass malzemeden üretilmiş ilk Anadol otomobilin banttan indirilirken, 1985 yılında ise yine Koç’un girişimiyle sac otomobil üretimi gerçekleştirildi. Ford’un Taunus modelinin imalatına aynı sene başlandı.

HOLDİNGDE İKİNCİ KUŞAK DÖNEMİNİ BAŞLATTI

Rahmi Koç, Otokoç Otomotiv’de işe başladıktan altı yıl sonra Koç Holding Koordinatörü, 1970’te İcra Kurulu Başkanı, 1975’te İdare Meclisi Başkan Yardımcısı, 1980’de ise İdare Komitesi Başkanı oldu. Bizden Haberler dergisi o yılları “Holding için uzun ve önemli bir büyüme döneminin başladığı yıllar” diye niteledi.

Rahmi Koç’un 1984’te yönetim kurulu başkanı olmasıyla Koç Holding’de ikinci kuşak direksiyona geçti. Bu dönemde topluluk şirketlerinin mali bünyeleri güçlendirilerek, karar mekanizmalarını hızlandırıldı ve üretim teknolojilerini yenileyen yatırımlara ağırlık verildi.

Dergide, Rahmi Koç’un 19 yıldır yürüttüğü Yönetim Kurulu Başkanlığı görev süresi boyunca, topluluğun yatırımlarının hem değerlerinin hem de boyutlarının arttığı da vurgulandı. Bu duruma örnek olarak, Arçelik, Beko ve topluluğun otomotiv sanayisine yaptığı yatırımlar ile söz konusu sektörün hem Koç Topluluğu’nun hem de Türkiye’nin yıllar sonra ihracat rekorları kırması verildi.

Rahmi Koç holdingde toplantı esnasında. (Kaynak: Bizden Haberler)

ZAMANINDA ÇEKİLMESİNİ BİLMEK FAZİLETTİR

Rahmi M. Koç, Vehbi Koç’tan aldığı bayrağı Mustafa V. Koç’a teslim ettiğinde ise takvimler 2003 yılını gösteriyordu. Babası Vehbi Koç’tan teslim alıp oğlu Mustafa Koç’a devrettiği Koç Topluluğu dünyanın en büyük şirketleri sıralamasında 451’inci sıraya yükselmişti.

Dergide, devir teslimi gerçekleştiren Rahmi Koç’un, “Zamanında çekilmesini bilmek fazilettir. Sağlığımda, elim ayağım tutarken ve müessesenin emin ellerde olduğuna inandığım 2000 senesinde çekilme kararı verdim. Kurucuların işi bırakması çok zordur. Bunu Vehbi Bey başarmıştı. Ben de bugün bayrağı benden sonrakilere teslim ediyorum.” sözlerine yer verildi.

Rahmi Koç’un, 73 yaşına kadar sürdürdüğü görevi Mustafa V. Koç’a devretmesinden yıllar sonra, iki dönem arasında Türkiye’deki değişimi ise, “Ben işi devraldığımda Türkiye’nin nüfusu 48 milyondu, görevi bıraktığımda ise 71 milyondu. Benim zamanımda tüm yumurtaları bir sepete koymak o zamanın değişken şartlarında tehlike arz ediyordu. Halbuki bugün başarının sırrı seçtiğiniz sektörlerde uzmanlaşmak, büyümek ve piyasa hissesi çoğaltmaktan geçiyor.” sözleri ile özetlediği aktarıldı.

Mütevelli Heyeti Onursal Başkanı olduğu Koç Üniversitesinde Rahmi Koç’un “itibar” konulu verdiği dersten de alıntılar yapan Bizden Haberler’de, Koç’un şu ifadelerine yer verildi:

“İtibar kelimesi kısa, ama ne Türkçe’de ne de İngilizce’de tek kelime ile ifade edilemiyor. İllaki bir şey söylemek gerekirse ‘dürüstlük’ diyebiliriz. Hayat üniversitesine atılacak siz gençler için, gerek profesyonel gerekse kendi işiniz olsun, genç yaşta itibar kazanmak çok önemlidir. İtibar için iyi bir tahsil şart değildir, fakat olursa da ilave bir değer arz eder. İtibarı elde etmek uzun seneler ister. İtibar kelimesinin önemini, şimdiden anlayın, içinize sindirin, kendinize çeki düzen verin. Bu, kısa vadede fedakârlık ister, ama uzun vadede mutlaka kazançlı çıkarsınız.”

Rahmi M. Koç, babası merhum Vehbi Koç ile (Kaynak: Bizden Haberler)

VEHBİ BEY RAHMİ’NİN TUTKULARINI ANLAMADI

Rahmi Koç’un iş yaşamı haricinde kişisel özelliklerinin de anlatıldığı dergide, Koç’un her konunun zaman içerisinde çözüleceğine inandığı aktarıldı.

Dergide babasını tarif eden Ömer Koç’un, “Babamın en belirgin vasfı sevecenliği ve insanlara karşı müsamahakâr tutumudur. Hiçbir zaman kin tutmaz, çatışmadan ziyade uzlaşma yollarını arar. Ufak tefek ehemmiyetsiz şeylere sinirlense bile büyük meselelerde soğukkanlılığını kaybetmez. Bizlerle olan ilişkilerinde her zaman anlayışlı ve sabırlı olmuştur. Meraklarımıza ve zevklerimize karışmaz. İkbal devrinde insanlara gösterdiği sevgi ve saygıyı idbar devrinde fazlasıyla gösterir.” ifadesi de yer aldı.

Semahat Arsel’e göre ise Rahmi Koç’un, Vehbi Koç’tan bir yönüyle farklı olduğunun altı çizildi. Buna göre, Vehbi Koç’un bütün hobisinin çalışmak olduğu, Rahmi Koç’un ise çok çeşitli hobileri olduğu belirtildi.

Sevgi Gönül’ün de Rahmi Koç hakkında ki görüşleri dergiye taşındı. Buna göre, Sevgi Gönül’ün Rahmi Koç için kullandığı, “Gerçekte Vehbi Bey, oğlu Rahmi’ye tutkundur, ona hayrandır. Tek erkek evlat oluşu, doğumundan beri Rahmi’ye bir ayrıcalık kazandırmıştır. Vehbi Bey’in hayatında en önemli konu ‘işi’ olduğu için, Rahmi’nin de tıpkı kendisi gibi, yalnız işlerle ilgilenmesini beklemiştir. Rahmi’nin deniz sevgisini, antika merakını, seyahat tutkusunu anlamamıştır. Bu yüzden Vehbi Bey’in, oğluna olan sevgisi, dikkatli gözlerden bile kaçmaktadır.” ifadeleri aktarıldı.

GÜNÜN 24 SAATİ TEMPOMA YETMİYOR

Dergide, Rahmi Koç’un aktif iş yaşamındaki hareketliliğini emekliliğinde de sürdürdüğü belirtilerek, Koç’un emeklilikle ilgili, “Bugünkü devirde emekli olunca inzivaya çekilip, köşende oturmak gibi bir şey yok. İnsanların zihinleri ve bedenleri çalışmazsa birçok melekemizi kaybederiz. Dolayısıyla her zaman bir şeyle meşgul olmak lazım. Ben kendimi emekli addetmiyorum, sadece kulvar değiştirmiş olarak görüyorum ve şu anda geçmişe nazaran daha çok meşguliyetim var. Bir günün 24 saati benim tempoma yetmiyor ve bundan çok memnunum.” sözlerine yer verildi.

Rahmi Koç, büyük oğlu (merhum) Mustafa Koç ile

KOÇ MÜZESİNİN İLHAMINI HENRY FORD’DAN ALDI

Rahmi M. Koç müzesini açmanın Rahmi Koç’un çocukluğundan gelen bir merak olduğunun belirtildiği Koç Holding’in kurumsal dergisi ‘Bizden Haberler’ de, Koç’un Detroit’teki Henry Ford Museum’u görmesiyle müze açma hayalini gerçeğe taşımaya karar verdiği belirtildi.

Rahmi Koç’un, çocukluğundan beri bir deniz aşığı olduğu da bildirilirken, çok küçük yaştan itibaren tekne ve balık tutma hobisinin bulunduğu bilgisi paylaşıldı.

Koç’un bu sevgisini çocuklarına da aşıladığı vurgulanırken,  2004 yılında Nazenin IV ismli teknesiyle 28 bin 250 deniz mili katederek 5 kıtayı kapsayan 657 günlük dünya turu gerçekleştirdiği belirtildi. Rahmi Koç’un, bu yolculuktaki gözlemleri de şu sözlerle aktarıldı: “Netice itibarıyla şu karara vardık ki Avrupa’nın üstüne kıta yok, Akdeniz, Ege ve Marmara’nın üzerine deniz yok. Türkiye’nin üzerine de memleket yok.”

Vehbi Koç Vakfı Başkanı Semahat Arsel.

“CUMHURİYET’İN KIYMETİNİ İYİ BİLİYORUZ”

Koç Holding’in kurumsal dergisi ‘Bizden Haberler’in ikinci kısmında Vehbi Koç’un en büyük çocuğu olan Semahat Arsel’in hayatından kesitlere yer verildi. Arsel’in, Koç Ailesi’nin en büyük çocuğu olmasının da etkisiyle ailenin değerlerini, gelenek ve göreneklerini gelecek nesillere aktarmada önemli bir rol üstlendiği belirtildi.

Bu kapsamda Arsel’in, “Anne ve babamız gerek kişisel hayatımızda, gerekse iş hayatımızda bizlere genç yaşta sorumluluklar verdiler. Bize sınırlar çizdiler, aynı zamanda dirayetli olmayı öğrettiler. İlkeli ve prensipli yaşamayı, sadece vaaz etmeyi değil, uygulamaya geçmemizi, öğrenmemizi sağladılar” sözleri derginin okuyucularına aktarıldı.

Ankara’da huzurlu ve mutlu bir çocukluk ile gençlik geçiren Semahat Arsel’in, 1940’lı ve 1950’li yılların başkenti ile ilgili hatıraları ise Arsel’in kendi cümleleri ile şu şekilde anlatıldı: “Gençliğimizde, Ankara’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu ve gelişimini gördük. Çocukluğumuzdan bu yana ne günlerden, nerelere, ne kadar sıkıntı ve özveri ile gelindiğinin canlı şahidiyiz. O nedenle gerek Ankara’nın gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin kıymetini en iyi bilen ailelerden biri olduğumuzu düşünüyorum.”

DİVAN OTELİ’NİN İLK ETKİNLİĞİ SEMAHAT-NUSRET ARSEL’İN DÜĞÜNÜ OLDU

Arsel’in Ankara’daki ilkokul yıllarının ardından İstanbul’da Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde başarılı bir öğrencilik dönemini geride bıraktığının anlatıldığı dergide, kolejden mezun olduğu 1949 yılında köpeklerden geçen bir parazitin yol açtığı kist hidatik hastalığına yakalandığı bilgisi paylaşıldı.

Londra’da ameliyat edilen Semahat Arsel’in, ameliyat esnasında ise bir hataya maruz kaldığı ve bu durumun Arsel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası olduğu belirtildi.

Semahat Arsel’in Nusret Arsel ile evliliğine ilişkin bilgilerin de paylaşıldığı dergide, çiftin 5 Ocak 1956 günü Divan Oteli’nde gerçekleşen nikah töreninin, aynı zamanda otelin ilk büyük etkinliği olduğu bildirildi.

Semahat Arsel gençlik yıllarında (Kaynak: Bizden Haberler)

İŞ HAYATINA ANNESİ SADBERK HANIM TEŞVİK ETTİ

1964 yılında Koç Topluluğu’nda çalışmaya başlayan Arsel’in, Koç Holding Yönetim Kurulu Üyeliği ile Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi olarak işe başladığı bu dönemde, varlıklı ailelerin kızlarının iş yaşamına dahil olması konusunda da önemli bir örnek teşkil ettiği kaydedildi. Bizden Haberler’de yer alan bilgiye göre, Arsel’in iş hayatına atılmasında “ailelerdeki en büyük sorunların kardeşler arası eşitsizlikten kaynaklandığını” söyleyen annesi Sadberk Koç’un da desteği etkili oldu.

“DİVAN OTELİ EVLADIM GİBİDİR”

Divan Oteli’nin açılış hikayesine yer verilen dergide, otelin İstanbul’da düzenlenecek Dünya Para Fonu Kongresi’ne yetiştirilmesi ve 1955’te bazı eksiklerle delegeleri ağırladığı, fakat asıl açılışın ise 1956 yılında Semahat ve Nusret Arsel’in düğününden bir hafta sonra yapıldığı aktarıldı.

Dergide, otel açıldığı zaman yetişmiş personel bulmakta zorlandıklarını anlatan Semahat Arsel’in, “Türkiye’de o seneler, hizmet sektöründe genellikle Rum ve Ermeni vatandaşlarımız çalışırlardı. Pastanelerin çoğu da onlar tarafından işletilirdi. Türkler hizmet sektörünü hem beceremezler hem de küçümserlerdi. Turizm sektörü diye bir sektör mevcut değildi. Zamanlar yabancı şeflerden iş öğrenen ve kendilerini yetiştiren gençler, ilerinin hocaları, şefleri hâline geldiler. Derken turizm okulları açıldı ve bu sanayi hızla ilerledi.” ifadelerine yer verildi.

Yayında, Arsel’in otel için, “Divan benim evladım gibidir” sözü de paylaşıldı.

ALLAH BANA HEMŞİRELERLE UĞRAŞMA GÖREVİ VERDİ

Geçirdiği rahatsızlık döneminde dünyanın dört bir tarafında çok sayıda ameliyat geçiren Arsel’in hemşirelik mesleğinin önemini gözlemlediğinin anlatıldığı dergide, Arsel’in öncülüğünde yurt dışındaki hemşirelik hizmetleri ile Türkiye’dekilerin karşılaştırıldığı ve uzman sağlık personelinin yetiştirilmesine yönelik adımların atıldığı kaydedildi.

Semahat Arsel’in bu çabasının gerekçesini açıkladığı sözler ise dergide şu şekilde yer aldı: “Hastalığım sebebiyle dokuz defa ameliyat olmak mecburiyetinde kaldım. Japonya, Amerika, İsviçre, Almanya ve Türkiye’de çok değişik hastaneler gördüm. O vesileyle hemşirelik mesleğinin ne kadar önemli olduğunu anladım. Demek ki, Allah bana bir ideal, bir görev verdi, ‘Sen hemşirelerle uğraş,’ dedi. 1974’te Vehbi Koç Vakfı’nda bir fon kurdum, Vehbi Bey de bana destek oldu, o günden beri hemşirelik mesleğiyle çok yakından ilgileniyorum. O benim için ideal oldu.”

Yayında, 1985 yılında ABD’de geçirdiği operasyonla hastalığından kurtulan Semahat Arsel’in, hem hemşirelerden hem de eğitimcilerden gelen eğitim taleplerini karşılamak üzere 1992 yılında “Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi”ni (SANERC) kurduğunun da altı çizildi.

Semahat Arsel’in mezuniyet albümünden. (Kaynak: Bizden Haberler)

Ekonomi

Reformlar sözde kaldı: Dolar yine yükselişe geçti

Erdoğan’ın ekonomi ve yargıda reform açıklamalarının ardından 7.52 seviyelerine kadar hızla gerileyen dolar, somut adımlar atılmaması nedeniyle yükselişe geçerek yeniden 8 TL’yi aştı.

BOLD – Türk Lirası, bu hafta dolar karşısında tekrar değer kaybederek 8 seviyesinin üzerine çıktı. Analistler, bu durumu ekonomi ve yargı reformuyla ilgili daha sağlam adımlar attığını görmek istemesine bağlıyor.

YATIRIMCILAR SOMUT ADIM BEKLİYOR

BBC Türkçe’nin haberine göre Türk Lirası, ekonomi yönetiminde yapılan değişiklikler ile ekonomi ve yargı sisteminde yapılması vaat edilen reform açıklamalarının ardından değer kazanmaya başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) piyasaların beklentisi doğrultusunda 475 baz puan faiz artışı yaparak politika faizini yüzde 15’e çekmesi de Türk Lirası varlıklara olumlu yansıdı. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen Türk Lirası, bu hafta dolar karşısında tekrar değer kaybederek 8 seviyesinin üzerine çıktı. Analistler bu durumu yatırımcıların Erdoğan’ın ekonomi ve yargı reformuyla ilgili daha sağlam adımlar attığını görmek istemesine bağlıyor.

TL YÜZDE 26 DEĞER KAYBETTİ

Dolar/TL kuru, bu ay 8,58 seviyesine çıkarak rekor kırmıştı. TL’nin yılın başından beri dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 26’yı buldu. Diğer yandan Reuters’a konuşan bankacılar, yerellerin salı günü ilk defa 8 seviyesinden dolar satmaya başladığını da kaydetti. Bunun devam etmesi takdirinde dolar/TL kurunun düşmesi beklenebilir. Reuters, dün Türk Lirası’nın yüzde 2 değer kaybederek dolar/TL kurunun tekrar 8’in üzerine çıkmasını yerellerin altın almasına bağladı.

ARINÇ’IN İSTİFASI DA DOLARI YÜKSELTTİ

Türk Lirası, güne Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) aktif rasyo kararının ardından yükselişle başlamıştı. Kararın ardından dolar/TL 7,95’ten 7,84’ün altına kadar gerilerken bankacılık endeksi de yüzde 3 civarında yükseldi. Ancak TL’nin gün içinde tekrar değer kaybederek diğer gelişmekte olan ülke paralarından olumsuz ayrıştığı görüldü. Kimi analistlere göre TL’deki değer kaybında Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeliğinden istifa etmesi de rol oynadı. Diğer yandan Türkiye’nin Almanya ve AB ülkeleri ile İrini Harekatı yüzünden siyasi bir gerilim yaşamasının da rol oynamış olabileceği kaydediliyor.

Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan’ın cezası onandı

Okumaya devam et

Ekonomi

DİSK: TÜİK işsizlik gerçeğini gizliyor

TÜİK’in işsizlik gerçeğini gizlediğini öne süren DİSK-AR Uzmanı Deniz Beyazbulut, geniş tanımlı işsiz sayısının 10 milyonu geçtiğini kaydetti. Beyazbulut, salgında iş arayamayanların da TÜİK tarafından işsiz sayılmadığını vurguladı.

BOLD – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), işsiz sayısını 4 milyon 194 bin kişi olarak açıkladı. DİSK-AR Uzmanı Deniz Beyazbulut, TÜİK’in ölçme yöntemlerinin, işsizlik sorunundaki gerçek tabloyu perdelediğine dikkat çekti. TÜİK’in salgının çalışma hayatına getirdiği vahim tabloyu gizlediğini söyledi.

TÜİK ESKİ METODOLOJİYİ KULLANIYOR

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Uzmanı Deniz Beyazbulut, TÜİK’in Kovid-19 öncesi yöntemlerle çıkarttığı istatistiklerin gerçek verileri yansıtmadığını söyledi. TÜİK’in salgın döneminde gerçek işsizlik oranlarında salgın dönemi öncesinde kullandığı metodolojiyi kullanmaya devam ettiğini vurgulayarak Beyazbulut, “Bu yüzden DİSK-AR, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) bu dönemde önerdiği metodolojiyi kullanıyor. Buna göre, Kovid-19 nedeniyle meydana gelen eşdeğer iş kaybı 2 milyon 159 bin olarak gerçekleşti” dedi.

PANDEMİDE İŞİNİ KAYBEDENLER İŞSİZ SAYILMADI

Ağustos 2020’de revize edilmiş, geniş, tanımlı işsiz ve iş kaybı sayısının Ağustos 2019’a göre 936 bin artarak 10 milyon 513 bine yükseldiğini aktaran Beyazbulut, “Bilindiği üzere pandemiyle birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamaları yaygınlaştı. Bu kişilerde işsiz sayılmadı. Dolayısıyla gerçek tablo TÜİK’in açıkladığı tablonun aksine oldukça vahim. Özellikle pandemiyle birlikte işsizlik artmaya, istihdam azalmaya devam ediyor” dedi.

İŞ ARAYAMADIKLARI İÇİN İŞSİZ KABUL EDİLMEDİLER

TÜİK’in yöntemine göre, kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alan işçilerin iş aramadıkları için işsiz sayılmadıklarını söyleyen Beyazbulut, “İŞKUR’a göre bugüne kadar yaklaşık 3.5 milyon işçi kısa çalışma ödeneği ve 2 milyon 45 bin işçi de ücretsiz izin ödeneği aldı. Ancak TÜİK bu işçileri istihdamda kabul ediyor. Öte yandan kısa çalışma ödeneği alamayan, kayıt dışı veya kendi hesabına çalışıp işsiz kalanların önemli bir bölümü ise Kovid-19 nedeniyle iş arama eğiliminde olmadığından işgücü piyasası dışına çıktılar. TÜİK onları da işsiz saymadı” dedi. Beyazbulut, TÜİK’in salgın öncesi işsizlik hesaplama yöntemini kullanarak salgının çalışma hayatına getirdiği vahim tabloyu gizlediğini belirtti.

İstanbul’da deniz ve orman dışında her yer korona kırmızısı

Okumaya devam et

Ekonomi

Hak aradıkları için gözaltına alınan 109 işçi serbest bırakıldı

İşten atıldıkları için Gebze’den Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerini dar bir alana sıkıştıran polis, işçileri pandemi tedbirlerine uymadıkları için gözaltına aldı. Serbest bırakılan işçiler eylemlerini sürdüreceklerini açıkladı.

BOLD – Gebze’den Ankara’ya yürüyüş başlatmak isteyen işten atılan veya ücretsiz izne ayrılan metal işçilerine polis engel oldu. Valiliğin pandemi tedbirleri kararını gerekçe göstererek yürüyüşe izin vermeyen polis işçilerden 109’unu gözaltına aldı. İşçiler, işlemlerin ardından serbest bırakıldı.

PANDEMİ GEREKÇESİYLE ENGEL OLUNDU

İşten atılan ve ücretsiz izne çıkarılan Systemair HSK, Özer Elektrik ve Baldur fabrikaları işçileri, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikası ile birlikte Gebze’den Ankara’ya doğru yürüyüş başlatmak istedi, ancak polis yürüyüşe engel oldu. Birleşik Metal-İş sendikasının Gebze 1 No’lu Şube binasının önünde bir araya gelen işçilerin yürümesine pandemi gerekçesi ile valilik kararı gerekçe gösterilerek izin verilmedi. İşçiler, polis tarafından çembere alındı. İşçiler yürüyüşe geçmek istediğinde polisin müdahalesi ile karşı karşıya kaldı. 109 işçi gözaltına alındı.

İŞÇİLER DAR ALANDA TOPLANMA ZORLANIYOR

Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, polisin kendilerini sıkışık bir alanda toplanmaya zorladığını, koronavirüs önlemlerini ihlal edenin emniyet güçleri olduğunu söyledi. Serdaroğlu, “Bizim derdimiz polis arkadaşlarla değil. Biz haklıyız şu anda. Biz işten atılan arkadaşlarımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz. İşverenlere karşı bir farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Biz haklı olarak yürüyüşümüzü yapmak istiyoruz” diye konuştu.

İŞÇİLER SERBEST BIRAKILDI

Birleşik Metal İş’in, Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Sendika, tazminat haktır; ücretsiz izin zulümdür. Hakları gasp edilen metal ,işçilerinin Ankara yürüyüşüne yapılan polis saldırısında gözaltına alınan 109 kişi serbest bırakıldı. Yarın aynı saatte ve aynı yerde buluşuyoruz… Direne direne kazanacağız” denildi.

İstanbul’da deniz ve orman dışında her yer korona kırmızısı

Okumaya devam et

Popular