Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Dikatörlüğün gizli orduları-4: Belçika

1984’te ABD Deniz Kuvvetleri’nden bir görev gücü İngiltere’nin başkenti Londra’dan havalanıp Belçika’da önceden belirlenmiş bir bölgeye paraşütle indi.

Yerel bağlantısıyla buluşan tim, on beş gün bölgede saklanıp araştırma yaptıktan sonra Belçika’nın kuzeyindeki sakin kasabalardan biri olan Vielsalm polis karakoluna saldırı düzenledi. Belçikalı bir polis öldü ve bir ABD askeri gözünü kaybetti. Vielsalm karakolu deposundan çeşitli silahlar çalındı.

KENDİ VATANDAŞLARINI ÖLDÜREN RESMİ KURUM SDRA 8

Bu tespitler Belçika’da yürütülen Gladyo soruşturmalarında ortaya çıktı. Belçika’da 1940’ların sonundan itibaren çeşitli isimler alan NATO gizli ordusu 1980’e gelindiğinde SDRA 8 adını taşıyordu. ABD özel kuvvetleri yetiştirdikleri ve donattıkları SDRA aracılığıyla 1980’den itibaren Belçika’da Vielsalm saldırısı gibi çeşitli operasyonlar yapmıştı.

1990’da tüm gölge ordu açığa çıkarıldığında gizli askerler verdikleri ifadelerde Vielsalm gibi birçok operasyonun yapıldığını onaylamışlardı. Hedef olarak genellikle karakollar ve askeri kamplar seçiliyordu.

SDRA 8 isimli gizli örgütü Belçika’da sivilleri hedef almıştı.

HEDEF HALKA KORKU AŞILAMAK

Avrupa’nın bu küçük ve huzurlu ülkesine yönelik bu saldırıların hedefi neydi? Belçika polisinin yaptığı bir operasyon (!) ABD ve yerel Gladio SDRA 8’in amacı üstündeki perdeyi araladı.

Vielsalm’dan çalınan silahlar Cellules Communistes Combattanes (CCC, Savaşan Komünist Hücreler) isimli örgüte ait bir apartman dairesinde çıktı. Vielsalm olayı solcuların üstüne yıkılıyordu.

ABD güdümündeki SDRA 8’in amacı diğer Gladio gizli ordularından farklı değildi. Güçlenen solu halkın gözünde şeytanlaştırmak, emniyet güçlerini sürekli saldırı tehdidi altında hissettirerek aşırı davranışlara itmek.

SDRA 8, 1980’lerin ilk yarısında bu amacında büyük ölçüde başarılı oldu. Belçika yerel polisi yüksek alarm durumundaydı ve müreffeh Belçika halkına kızıl bir devrim eşiğinde oldukları endişesi empoze edilmişti. 1990 sonrası soruşturmalarda aslında aşırı sağcılar tarafından kurulduğu anlaşılan CCC 1984-1985 arasında 27 saldırı yaptı.

Bankaları, NATO üslerini, askeri tesisleri hedef alıyorlardı.

SDRA 8 örtülü operasyonlarıyla yakalanan CCC lideri Pierre Carette.

17 Aralık 1985’te örgütün lideri Pierre Carette yakalandı ve CCC 2. Dünya Savaşı’ndan beri Belçika’da görülen en büyük asker ve polis yığınağıyla çökertildi.

Yıllar sonra Carette’nin aslında 1980’lerin başında ajanlarla bağlantılı aşırı sağcılardan oluşan bir örgüt kurduğu anlaşılana kadar halkın komünistlere karşı hissettiği güvensizlik devam etti. Belçika halkını iliklerine kadar korkuya gömen ve komünistleri halkın nazarında korku unsuru haline getiren asıl olaylar ise tarihe “Brabant Katliamları” olarak geçen eylemler dizisiydi.

1983-1985 yılları arasında Brabant bölgesinde düzenlenen saldırılarda 28 kişi öldü pek çok kişi yaralandı. Son saldırı ise ülkede büyük bir korku dalgasına yol açtı.

9 Kasım 1985 Brabant market saldırısından geriye kan ve gözyaşı kaldı.

BELÇİKA’NIN KARA GÜNÜ

9 Kasım 1985… Bölgenin yerel Noel Babası St. Martin günüydü. Yerel geleneklere göre çocuklar bir gece önceden evlerinin altına St. Martin’in atı için havuç bırakarak güzel hediyeler almak dileğiyle yatarlar.

Cumartesi günü insanlar alış verişlerini tamamlamak için acele ediyorlardı. Alışverişin yoğun olduğu yerlerden biri de bölgenin en büyük marketi olan Delhaize süpermarketi idi.

Süpermarketin dışına park eden bir Volkswagen CTI’dan çıkan maskeli üç adam önce otoparktaki iki kişiyi öldürdü. Sonra da markete giderek gayet soğukkanlı ve profesyonel hareketlerle altı kişiyi daha katletti. Ölenlerin içinde hediye alışverişi için gelen çocuklar da vardı.

“DEV” DİYE TARİF EDİLEN BİR SALDIRGAN TEŞHİS EDİLMİŞTİ

Katliamı gerçekleştiren kişilerin kimlikleri hâlâ meçhul. Görgü tanıkları adamların son derece sakin olduğu konusunda aynı şeyleri ifade etti. İşlerini bitiren saldırganlar araçlarına binip polisin burnunun dibinden kaçmıştı. İçlerinde uzun boyu dolayısıyla “dev” diye adlandırılan biri vardı ve Brabant’ta 1983’ten beri gerçekleşen birçok saldırıda teşhis edilmişti.

Katliamın ardından Adalet Bakanı halka güvenliğin artırılacağı sözünü verdi. Sokaklarda polislerin yanında paraşütçü birlikler ve hafif silahlı cipler vardı. 2. Dünya Savaşı’ndan beri böyle bir şey görmeyen halk dehşet içindeydi.

İSTİHBARAT SDRA 8 ÜYELERİNİN İSİMLERİNİ AÇIKLAMAYI REDDETTİ

1990’larda Gladio’yu ve SDRA 8’i araştıran senatörler birçok alanda iyi işler çıkarsa da “Belçika’da on yıl boyunca gerçekleşen eylemler ile SDRA 8 arasında kesin ilişkiler olup olmadığı” sorusuna cevap bulamadılar. Çünkü istihbarat ve emniyet güçleri SDRA 8 üyelerinin kimliklerini açıklamayı reddetmişti.

Aşırı sağcı FJ kurucusu Francis Dossognie.

Gladyo araştırmacısı Allan Francovich’in hazırladığı başarılı bir çalışma Brabant Katliamları üzerindeki perdeyi araladı.

Belçika’da 1974’te kurulan aşırı sağcı bir örgüt vardı ve Front de la Jeunesse (FJ) isimli bu örgüt SDRA 8 ile birlikte çalışıyordu. Hatta bazı FJ üyeleri jandarma kuvvetlerindeydi.

Örgütün kurucusu Francis Dossognie bunu kameralar önünde açıkça ifade etmekten çekinmiyordu.

Martial Lekeu, Brabant Katliamı ile ilgili sorularından dolayı ABD’ye kaçmak zorunda kaldı.

1972’den 1984’e kadar Belçika jandarmasında görev yapıp daha sonra ABD’ye kaçan Martial Lekeu Gladio belgeselinde şunları söylemiştir:

“ 1983 Aralık ayında jandarma iken kendi kararımla Brabant Katliamını araştıran jandarma birimine gittim. Çünkü hiçbir tutuklama olamamasına, bir ipucu bulunamamasına çok şaşırmıştım. Gidip karşılaştığım sorumlu beyefendiye ‘Jandarma üyelerinin bu işe karıştıklarını biliyorsunuz değil mi?’ dedim. Bana verdiği cevap, ‘Çeneni kapa!’ oldu. Bana demokrasinin elden gittiğini, solcuların iktidarda olduğunu, sosyalistleri anlattı ve bir şeyler yapmak gerektiğini söyledi. Daha sonra 1984 yılı ağustos ayında çocuklarım ölümle tehdit edilince Belçika’yı terk ettim.”

BRABANT KATLİAMINI GERÇEKLEŞTİRENLER GÜVENLİK KUVVETLERİ İLE İRTİBATLIYDI

1990’da Belçika meclisinin hazırladığı rapor Lekeu’yu destekler mahiyetteydi. Rapora göre Brabant Katliamı’nı gerçekleştirenler, güvenlik kuvvetlerinin aktif ya da eski üyeleriydi. Bu açık rapora rağmen katliamların üstündeki perde asla tam olarak aydınlatılamadı ve katiller yakalanamadı.

Belçika meclisi ve hükumeti kendi karanlık sırlarını gömmeyi tercih etti.

YARIN: TÜRKİYE’DE GİZLİ SAVAŞ BÖLÜM 1: 1909-1980

Diktatörlüğün gizli orduları-3: Portekiz

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

İdare Mahkemesinden delilsiz ‘şifahi’ adalet

15 Temmuz’un ardından KHK’larla ihraç edilenlere yönelik hukuksuz kararlara bir yenisi daha eklendi. Bir ihbar üzerine açılan ceza davasından beraat eden KHK’lı, ihracının iptali için Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı. Mahkeme, dosyada delil bulamayınca MİT’in şifahi(sözlü) olarak verdiği bilgiye dayanarak davayı reddetti.

BOLD – Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, ceza davasından beraat eden KHK’lının ihracına karşı açtığı davayı reddetti. Mahkeme herhangi bir delile yer vermediği gerekçeli kararında emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının şifahi(sözlü) bilgilendirmesini ihraç için yeterli buldu.

KHK’yla ihraç edilen bir kişi, hakkındaki ihbar üzerine gözaltına alınıp tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevkedildi. Sulh Ceza Hakimliği, tutuklama talebini reddetti. Hakkında açılan davadan da tanığın beyanlarını reddetmesi üzerine beraat etti. Ancak OHAL Komisyonu memuriyete iadesine dair başvuruyu reddedince KHK’lı Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı.

İSTİHBARATIN ŞİFAHI BİLGİSİYLE KARAR VERDİ

Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının KHK’lı kişinin cemaat ile irtibatının bulunduğu yönündeki ‘şifahi’ bilgilendirmesini yeterli bularak davayı reddetti. Mahkemenin gerekçeli kararında, “…emniyet istihbaratında ve MİT Bölge Başkanlığından verilen şifahi bilgide kişinin yoğun olarak FETÖ mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve onlarla yoğun bir şekilde irtibat ve ilişkisinin bulunduğu bildirilmiştir” denildi.

Ankara 24. İdare Mahkemesinin hukuksuz ‘şifahi’ kararı.

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mikrofonu açık unutan Prof. Dr. Ahmet Özmen online derste nasıl torpil yaptığını anlattı

Sakarya Üniversitesi’nde online canlı ders sırasında mikrofonunu açık unutan Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen, staj alımlarında nasıl torpil yaptığını detaylarıyla anlattı.

BOLD – Sakarya Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen’in online dersi sırasında bir öğretim görevlisi arkadaşı yanına geliyor. Özmen, arkadaşıyla konuşabilmek için bilgisayar başındaki öğrencilerine “Derse 5 dakika ara veriyorum” diyerek kamerasını kapatıyor ancak mikrofonunu açık unutuyor.

KİMSEYE YAYMAMALI!

Özmen, öğretim görevlisi arkadaşına, kendisine bir başvuru geldiğini, BAUM (Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi) müdürü ve bölüm başkanı olduğunu söylediğini aktarıyor. Başvuru sahibinin gelip staj yapabileceğini ama kimseye yaymaması gerektiğini ise özellikle vurguluyor.

“DAYISI BİZDE PROFESÖR”

Özmen’in bu ifadelerinin ardından arkadaşı da “Bizde profesör dayısı, ben tanımıyorum” diyerek torpil rezaletini deşifre ediyor. Daha sonra Ahmet Özmen, kendi yeğeninin de geleceğini anlatıyor.

Ardından derse döndüğünde mikrofonun açık olduğunu fark eden Prof. Dr. Özmen, öğrencilere “Sorun yok siz de duymuş oldunuz biz böyle arada konuşuyoruz zaten mesele değil” diyor.

EKŞİ SÖZLÜK VE TWITTER TAKİPTE

Torpil skandalıyla ilgili Ekşi Sözlük’te “06.05.2021 saü’de torpil rezaleti” başlığı açıldı. Twitter’da de #meseledeğil etiketi altında rezalete tepki yağdı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevlerinde kaç insan koronavirüsten öldü?

Türkiye’yi Mart 2020’de etkilemeye başlayan koronavirüs salgınının üzerinden 14 ay geçti. Bu süre içinde cezaevlerinde Kovid-19 nedeniyle resmi açıklamaya göre 9, İHD’nin araştırmasına göre 17 insan hayatını kaybetti. Bold Medya olarak ise koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, ölüm tarihini, kaldığı cezaevini tespit ettiğimiz mahpus sayısı 14.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ANALİZ 

Bir hafta içinde Türkiye cezaevlerinde 3 insan koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Afyon Bolvadin Cezaevinde virüs kapan makine mühendisi Ali Orhan 4 Mayıs’ta, Çanakkale E Tipi Cezaevinde hastalanan Yrd. Doç. Halil Şimşek 5 Mayıs’ta, Silivri 5 Nolu Cezaevinde korona olan eski yarbay Erdal Kılınç ise 12 Mayıs’ta öldü.

Türkiye’yi 14 Mart 2020’de etkisi altına alan salgın nedeniyle bugüne kadar cezaevlerinde kaç kişi öldü? Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı 9 rakamı doğru mu? İnsan hakları dernekleri bu konuda ne diyor?

DOKUZ MAHPUS MU, YOKSA 17 MAHPUS MU?

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 18 Şubat’ta yaptığı resmi açıklamaya göre 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde 240 Kovid-19 vakası görüldü. Bu vakalar arasında bulunan 9 hükümlü virüse bağlı olarak yaşamını yitirdi. 18 Şubat’tan sonra medyaya yansıyan ölüm sayısı 4.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1 Nisan’da açıkladığı 2020 Cezaevleri Hak İhlalleri raporuna göre ise 14 Mart 2020’den itibaren Türkiye cezaevlerinde 17 mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Raporda ayrıca 20 farklı hapishaneden 489 tutuklunun Kovid-19’a yakalandığına dair İHD’ye başvuru yapıldığı bilgisi yer aldı.

TEADAVİ VE MUAYENE TALEPLERİNE GEÇ CEVAP VERİLİYOR

Resmi rakamlara göre cezaevlerinde şu anda 276 bin tutuklu var. İHD’nin raporuna göre Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşıyor ve bu durum yoğun hak ihlâllerini de beraberinde getiriyor. İHD raporunda, koronavirüs belirtisi gösterenlerin “muayene ve tedavi taleplerinin karşılanmadığı ya da geç cevap verildiğine” ilişkin çok sayıda başvuru aldıklarını belirtiyor.

Bold Medya olarak bizim yaptığımız araştırmaya göre ise 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, mesleğini, ölüm tarihini ve kaldığı cezaevini tespit edebildiğimiz kişi sayısı 14. Arif Yıldırım ve İsmet Nice adlı iki mahpus dışında hepsinin de fotoğrafına ulaştık. İşte o isimler…

1- Mehmet Yeter (70), 3 Nisan 2020, Bafra T Tipi Cezaevi ve Samsun Cezaevi.

2- İsmet Nice (60), 4 Nisan 2020, Şakran Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

3- Arif Yıldırım (70), 14 Nisan 2020, Ankara Sincan Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

4- Veysel Atasoy, polis, 12 Eylül 2020, Kütahya Tavşanlı Cezaevi.

5- Yunus Gökgöz (30), memur, 10 Ekim 2020, İzmir Buca Cezaevi.

6- Hüseyin Özen (49), Bursa Telekom Bölge Müdür Yardımcısı, 14 Kasım 2020, Bursa H Tipi Cezaevi.

7- Kemal Polat (68), emekli şoför, 6 Aralık 2020, Kahramanmaraş Türkoğlu.

8- Metin Yücel (51), Avukat, 18 Ocak 2021, Düzce Cezaevi.

9- Kahraman Sezer, Diyarbakır Çevik Kuvvet eski Şube Müdürü, 30 Ocak 2021, İskenderun T Tipi Cezaevi.

10- Ersoy Karamustafa (44), Din Kültürü Öğretmeni, 13 Şubat 2021, Manisa T Tipi.

11- Önder Ateş (45), İngilizce öğretmeni, 3 Mart 2021, Samsun T Tipi Cezaevi.

12- Ali Orhan (56), makine mühendisi, 4 Mayıs 2021, Afyon Bolvadin Cezaevi (12 Nisan’da tahliye edilmişti).

13- Yrd. Doç. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs 2021, Çanakkale E Tipi Cezaevi.

14- Yarbay Erdal Kılınç (48), 12 Mayıs 2021, Silivri 5 Nolu Cezaevi.

VAKALAR SAKLANIYOR MU?

Salgın başladığından bu yana cezaevlerindeki koronavirüs vakalarının saklandığı bilinen bir gerçek. Sincan Cezaevinde virüs kaptıktan sonra 14 Nisan 2020’de hayatını kaybeden 70 yaşındaki Arif Yıldırım’ın ölüm nedenini ortaya çıkardığı için insan hakları savunucusu HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlatıldı. Gergerlioğlu ayrıca geçen yıl haziran ayında “Dalaman Açık Cezaevi’nden tahliye olduktan sonra vefat eden başka bir mahpus da var. Tahliye sonrası aileyle konuştum. Nusaybin’de yaşıyorlar. Bu mahpus da koronadan öldü.” demişti.

ÇELİŞKİLİ RESMİ AÇIKLAMALAR

Cezaevlerindeki vakaların saklandığına dair en kuvvetli delil, 3 Nisan 2020’de Samsun Cezaevinde koronavirüse yakalanıp ölen Mehmet Yeter ile ilgili iki ayrı resmi kurumdan yapılan çelişkili açıklamaydı. Samsun Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 3 Nisan 2020’de yaptığı, Cumhuriyet Savcısı Serhan Güven imzalı açıklamaya göre Mehmet Yeter, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti ve cenazenin bekletilmesi riskli olduğu için ailesine ulaşılmadan hemen defnedildi. Yeter’in ailesi ölümden ancak 5 gün sonra haberdar edildi ve oğlu Ferhat Yeter bu olaya isyan etti.

Sosyal medyada çok tepki çeken bu ölüm sonrasında 8 Nisan 2020’de Bafra Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve Mehmet Yeter’in koronavirüs nedeniyle değil, bacağındaki kangrene bağlı olarak hayatını kaybettiği ve ailesine de haber verildiği açıklandı.

Samsun ve Bafra olmak üzere iki cumhuriyet savcılığından açıklama yapılmasını nedeni; seker hastası Mehmet Yeter, 3 yıl Bafra Cezaevinde kaldıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle 16 Mart’ta Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. Bir hafta sonra sol bacağı kangren nedeniyle kesildi. 26 Mart’ta taburcu edilen Yeter, Samsun Cezaevine gönderildi. Burada tekrar fenalaşan Yeter, 3 Nisan 2020’de öldü. Hangi açıklama doğru ve akla daha yatkın? Hemen defnedilmesini talimat veren 3 Nisan’daki mi, yoksa ölümünden 5 gün sonra yapılan açıklama mı?

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0