Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

İlk siyah Transporter kurbanı Sunay Elmas’ın kaçırılışının 3’üncü yılı

Sunay Elmas 27 Ocak 2016’da kaçırıldı. Sorgusuna Hakan Fidan’ın da katıldığı Elmas’ın hayatından ümit kesildi. 3’üncü yılında kaçırılma vakasına dair yeni bilgilere ulaştık.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

Milli İstihbarat Teşkilatı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik zorla kaçırma ve zorla kaybetme faaliyetlerinin ilk kurbanı eğitimci Sunay Elmas’tı.

Kamuoyunun “siyah Transporter” olarak bildiği kaçırılma vakaları, Sunay Elmas ile başladı ve tarihler 15 Temmuz’dan aylar öncesini 2016’nın başını gösteriyordu.

Sunay Elmas tam üç yıl önce bugün 27 Ocak 2016’da siyah Transporter’a zorla bindirilerek kaçırıldı.

MİT’in kaçırdığı ilk kişi olan Sunay Elmas’tan üç yıldır haber alınamıyor.

TANRIKULU’NUN SORU ÖNERGESİNE RAĞMEN SONUÇ ÇIKMADI

Ankara CEPA Alışveriş Merkezi’nin yanından saat 11:00 civarında kaçırılan Sunay Elmas’ın durumunu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) verdiği bir soru önergesinde dile getirdi.

Tanrıkulu, Elmas’ın kaçırılma anına ait görüntülerin Emniyet’te olduğu ancak eşinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı başvurulardan şu ana kadar sonuç çıkmadığı bilgisini verdi.

SİYAH TRANSPORTER’DA KİM VARDI?

Sunay Elmas’tan haber alınamaması sonrası ailesi kayıp müracaatı yaptı. Ancak Emniyet’ten hiçbir adım atılmaması üzerine aile, avukatlar aracılığıyla iz bulmaya çalıştı. Öncelikle güvenlik kamerası görüntüleri toplandı.

27 Ocak 2016 sabahı Sunay Elmas, çocuklarını Ankara Sincan’a bırakmış ve dönüş yolundaki tüm MOBESE kameralarında aracının içinde tek başına görüntülenmişti. CEPA AVM’nin ve karşısındaki iş yerlerinin kameralarında ise kaçırılma anına ilişkin görüntüler vardı. CEPA AVM’de arabasından indikten sonra önünün kesilmesine ve zorla Siyah Transporter’a bindirildiğine dair görüntüler ailesi tarafından resmi tutanakla Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne verildi.

 

GÖRÜNTÜLERLE İLGİLİ HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI

Ailesi ve avukatlarının ısrarlı yazılı taleplerinden sonra Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, görüntüleri CEPA AVM’den aldı. Resmen alınmış görüntüler de kaçırılmayı doğruluyordu.

Kaçıranların eşgalleri oldukça netti ve görüntülerin kalitesinin yüksekliği, kaçırma eylemini yapanların kimliklerinin de kolayca tespitini sağlayacak türdeydi. Ancak avukatları ve ailesinin düşündüğü gibi olmadı. Emniyet ve savcılık, Sunay Elmas’ın kaçırılmasıyla ilgili hiçbir çalışma yapmadı.

İHBAR MEKTUBUYLA KAÇIRILMA CEMAATE YIKILDI

Sunay Elmas, 15 Temmuz’dan önce kaçırılan tek kişi olarak biliniyor. Ancak 15 Temmuz’dan sonra siyah Transporter vakaları artınca Sunay Elmas’ın kaçırıldığı da gündeme geldi. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde dosyaya net biçimde kaçırılma görüntüleri de gönderilince aniden gizemli bir ihbar e-posta ortaya çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/113825 sayılı soruşturma neticesinde yazılan 2017/1121 numaralı iddianamede bu ihbar mektubuna yer verildi.

İddianameye göre 04.03.2016 tarihinde ‘michaelsantaza@yandex.com’ adresinden Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’ne bir ihbar yapıldı. İhbarda Cemaatten bazı isimlerin bir toplantı yaparak Sunay Elmas’ı kaçırmaya karar verdikleri yeralıyordu.  İhbara göre 2016 Ocak ayında yapılan toplantıdan sonra  Sunay Elmas Cemaat tarafından kaçırıldı.

MAHKEME İHBAR MEKTUBUNU DİKKATE ALMADI

Tam bu noktada MİT’in ilk kez doğrudan devreye girdiği görülüyor. Sunay Elmas’ın dosyasına göre kaçırılmayla ilgili bu ihbar Emniyet’e yapılmasına rağmen, MİT ihbar mektubunu doğrudan Savcılığa teslim etti.

İhbar mailindeki bilgileri doğru kabul eden savcılığa göre Sunay Elmas, cemaat tarafından kaçırıldı. Ancak savcılık, Sunay Elmas’ın kaçırılma anına ilişkin görüntüleri inceleme, kaçıran kişilerin kimliklerini belirleme yoluna gitmedi. Bunun yerine ihbar mektubundaki kişileri suçlamayı seçti.

İddianamede konulan ihbar mektubunda başkaca pek çok tutarsızlık da yer alması ve ihbar mektubunun bir istihbaratçı diliyle yazılması sebebiyle yargılama sırasında mahkeme, ihbar mektubunu dikkate almadı. Ancak mahkeme dosyayı, Sunay Elmas’ın kaçırılmasına yönüyle genişletme kararı da almadı.

SUNAY ELMAS DA ÇİFTLİĞE GÖTÜRÜLDÜ

Elmas ailesinin arama çabaları 15 Temuz’dan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal’de (OHAL) birlikte daha da zorlaştı. 15 Temmuz’dan önce Emniyet’teki isteksizlik hali yerini sertliğe bırakmıştı. Bu durum ailenin Sunay Elmas’ı arama çabalarını imkânsız hale getirdi.

Elmas’ın kaçırılmasına ilişkin bilgi veren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Elmas’ın kaçırıldıktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Özel Faaliyetler Başkanlığı’na götürüldüğünü belirtiyor. Kaynağa göre Elmas, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın talimatıyla dönemin Özel Operasyonlar Daire Başkanı Kemal Eskintan’ın kurduğu ekip tarafından kaçırıldı. Kaçıran ekip ise bu dairede çalışan seçilerek MİT kadrosuna alınmış TSK mensubu eski özel harekâtçılardı.

Atatürk Orman Çiftliği arazisi içerisindeki Anadolu Bulvarı ve Marşandiz’in kesiştiği noktada bulunan ve şimdi ismine Özel Operasyonlar Daire Başkanlığı denilen bu yerleşke, 12 Eylül’den beri MİT’in kullandığı işkence merkezlerinden biri olarak biliniyor. 12 Eylül’de “Çiftlik” olarak anılan yerleşkenin 2015 yılında yenilendiği ifade ediliyor.

MİT Daire Başkanı Erhan Pekçetin halen PKK’nın elinde. ANF, PKK’nın Pekçetin’i sorgulama görüntülerini 2018 yılında yayınlamıştı.

SORGUSUNA BİZZAT HAKAN FİDAN GİRDİ

Kaçırılıp aylar sonra Emniyet’e teslim edilen kişilerin verdiği bilgiler bu iddiayı teyit ederken, asıl önemli teyit MİT Daire Başkanı Erhan Pekçetin’den geldi.

Pekçetin ve başka bir üst düzey MİT görevlisi yaklaşık iki yıl önce Kuzey Irak’ta kaldıkları otelde PKK tarafından kaçırıldı. ANF’de yayılnanan PKK’nın Pekçetin’i sorgulama görüntülerinde; Pekçetin, Gülen Cemaati’nden kaçırılan isimlerin Özel Faaliyetler Başkanlığı’na getirildiğini doğruladı. Pekçetin, Sunay Elmas’la ilişkili olduğu iddiasıyla kaçırılan Ayhan Oran’ın orada sorgulandığını bizzat bildiğini de aynı kayıtta söyledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynağa göre; Sunay Elmas tıpkı diğer Siyah Transporter’la kaçırılanlar gibi Çiftlik denilen binaya getirildi ve aylarca sistematik işkenceye maruz bırakıldı.

ELMAS İNFAZ MI EDİLDİ?

Kaynağa göre kaçırılmasının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesi, Sunay Elmas’tan alınmış ifade ya da bilgilerin hiçbir iddianamede geçmemesi gibi işaretler Elmas’ın konuşmadığı ya da istenilen ifadeye imza atmadığını, bunun sonucu da infaz edildiği anlamına geliyor.

Bu yorumu destekleyen başka bir bilgiyi ise farklı bir kaynak dile getiriyor. Kaynağa göre; 15 Temmuz’dan önce kaçırılan tek kişi olan Sunay Elmas, çok yoğun biçimde sorgulandı ve bu sorgulardan birine MİT Başkanı (dönemin müsteşarı) Hakan Fidan ve dönemin müsteşarı Sebahattin Asal bizzat katıldı.

EŞİ KANSER OLDU

Özallı yıllardaki Bulgaristan göçmeni ailelerden birinin çocuğu olan Sunay Elmas, üniversite Matematik okudu ve ardından eğitimci olarak hayatını sürdürdü. Hizmet Hareketi ile tanışıklığı öğrencilik yıllarında oldu. Oldukça zor bir çocukluk geçiren Sunay Elmas’ın şimdi eşi ve 3 çocuğu daha zor günler geçiriyor. Yaşadığı üzüntü ve çaresizlik nedeniyle eşi Firdevs Elmas kanser hastalığına yakalandı ve tedavi görüyor. 15 Şubat’ta ameliyat olacak.

Zorla kaçırılma olayları Cumhuriyet tarihinin hemen her döneminde görülen ağır bir insan hakları ihlali. Zorla kaçırılmaların sembolü ise Cumartesi Anneleri.

Cumartesi Anneleri’nin kimi hâlâ çocuklarını arıyor, kimi ise ziyaret edebileceği bir mezar peşinde. Sunay Elmas, Ayhan Oran ve diğer Siyah Transporter kurbanı kayıpların ailelerin arayışları ve ziyaret edebilecekleri bir mezar beklentileri ise sürüyor.

SİYAH TRANSPORTER’LA KAÇIRILAN KİŞİLER

Bugüne kadar bilinene göre Hizmet Hareketi ile ilişkili olarak 20 kişi siyah Transporterlar tarafından kaçırıldı.

Sunay Elmas
Mustafa Özgür Gültekin
Hüseyin Kötüce
Turgut Çapan
Mesut Geçer
Önder Asan
Ayhan Oran
Mustafa Özben
Cemil Koçak
Murat Okumuş
Fatih Kılıç
Durmuş Ali Çetin
Cengiz Usta
Ümit Horzum
Hıdır Çelik
Enver Kılıç
Zabit Kişi
Orçun Şenyücel
Hasan Kala
Ahmet Ertürk

SİYAH TRANSPORTER OLAYINI ORGANİZE EDENLER

Siyah Transporter’la zorla kaçırılma olayını organize eden birim olarak MİT Özel Operasyonlar Başkanlığı işaret ediliyor. Kaçırılmaların yoğun olduğu dönemde bu birimin başında emekli albay Kemal Eskintan bulunuyordu.

Eskintan, yakın dönemde terfi ederek Hakan Fidan’ın yardımcısı konumuna getirildi. Kaçırılma olaylarını projelendiren isim olarak ise Sebahattin Asal işaret ediliyor. Asal, MİT içerisinde Hakan Fidan’a en yakın isim ve halen MİT Başkan Yardımcısı konumunda.

Sürgünle parçalanmış bir ailenin ölüme giden kızının hikâyesi: Günlüklerimi yakın…

BOLD ÖZEL

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Özel eğitime ihtiyaç duyan yüzde 100 engelli Nurefşan Ketenci, sırf babası KHK ile kapatılan kurumda çalıştığı için okuldan atıldı. Annesinin ve babasının ‘cennet kuşu’ diye sevdiği 16 yaşındaki Nurefşan’a mülteci olarak geldiği Almanya sahip çıktı.

BOLD ÖZEL – Nurefşan Ketenci, Kedi Miyavlaması Sendromu ile yüzde yüz engelli olarak doğdu. Henüz 16 yaşında ama doktorların tespitine göre 94 yaşındaki bir insanın kalbini taşıyor. Nurefşan’ın akciğerleri de yorgun. Akciğerinin bir bölümü hiç çalışmıyor, bir bölümü ise kısmen görevini yerine getiriyor.  Oksijen tüpüne bağımlı yaşayan Nurefşan Ketenci yüzde yüz engelli bir çocuk ama 15 Temmuzun hemen ardından babasının çalıştığı kurum bahane edilerek okuldan kovuldu.

ENGELLİ ÇOCUK SAHİBİ OLMAK!

Nurefşan, dünyada 50 bin kişide bir görülen ve tıptaki ismiyle “Cri du Chat“ hastalığı yani Kedi Miyavlaması Sendromu ile dünyaya gözlerini açtı. Kızının hasta olduğunu doğumdan üç gün sonra öğrenen Senanur Ketenci, o günleri “Gözleri görmeyebilirmiş, kulakları duymayabilirmiş. Eşim o kadar çok şey söyledi ki, toparlayamadım kafamda… İlk olarak gözlerinin gördüğünü öğrenmiştik. O zaman eşimin o yüz ifadesi, o şükrü, o hamdi hiç gözümün önünden gitmiyor. Daha sonra bir hemşire bize gelip ‘Neden seviniyorsunuz ki! Sadece gözlerinin görmesi yetmiyor. Bu çocuğun bir sürü rahatsızlığı var. Önünüzde çok zor bir yol var’ deyip bizim moralimizi bozmuştu. Ama biz Nurefşan’la ilgili moralimizi hiç bozmazdık” diyerek anlattı.

“KIZIMIZ AĞLADIĞINDA KEDİLER KULAK KABARTIRDI”

Hastalığın en önemli belirtisi ağlarken kedi gibi ses çıkması ve gelişimin yavaş olması. Kızını “cennet kuşu” diye seven Senanur Hanım çevredekilerin verdiği ilk tepkileri “Doğduğunda kedi miyavlaması gibi ağlıyordu. Sesi hala öyle çıkıyor. Sesi çok gelişmiyor. Ablam geldiğinde söylemişti, kedi gibi miyavladığını. Alt komşum gelmişti. ‘Evde kedi mi var? Kediyi sevmeye geldik.’ diye. Bunların hepsini gülerek karşıladık o zaman. Hiç alınmadık. Dışarıda parka giderdik mesela. Parkta Nurefşan ağladığında kediler kulak kabartırdı.”sözleriyle özetledi.

YÜZDE YÜZ ENGELLİ NUREFŞAN 15 TEMMUZ’UN ARDINDAN OKULDAN KOVULDU

“Hiçbir zaman Nurefşan’ı saklama ihtiyacı hissetmedik.” diyen anne Ketenci Türkiye’de kızı için büyük mücadele verdi. Ama 15 Temmuz Ketenci ailesi için de kabus oldu. Ankara’da Sistem Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitimine devam eden Nurefşan, babasının KHK ile kapatılan bir kurumda çalışması bahane edilerek 2017 yılında okuldan kovuldu. Nurefşan’ı okuldan alması için okul müdürünün baskı ile  dilekçe imzalattığını söyleyen Ketenci,  “Çok çirkin bir şekilde attılar okuldan. Okul müdürü benim sürekli ağzımı arıyordu. Sürekli sorular soruyordu. Bir gün ‘Çocuğunuzu artık okuldan alın, istemiyoruz’ dedi. Normal şartlarda ancak veli çocuğunu isterse okuldan alabiliyor. Bana dilekçe gönderdi. Bende mevcut şartlardan dolayı imzalamak zorunda kaldım. “ ifadelerini kullandı.

ALMANYA’DA EĞİTİME TEKRAR BAŞLADI

Babanın işsiz kalması, engelli çocuklarının okuldan atılması ve 15 Temmuz sonrası Türkiye’de nefes alamayacak hale gelen Ketenci ailesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Yüzde yüz engelinin yanı sıra artık bir de mülteci olan Nurefşan’a Almanya sahip çıktı. Almanya’da çok güzel imkanlar sunulduğunu anlatan Senanur Ketenci, “Elektirikli hastane yatağı verdiler. Evin hem girişine hem banyoya lift taktılar. Ayakta durma sandalyesi verildi. 3 kez boyuna ve kilosuna göre tekerlekli sandalye yapıldı. Okulda bire bir kendisine bakıcı verildi. Türkiye’deki gibi 2 gün ve 90 dakika eğitim verilmiyor. Her gün sabah 8’den 3’e kadar okula gidiyor. Bakıcısı altını temizleyip, mamasını yediriyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de okuldan kovulan Nurefşan yarım kalan eğitimine Almanya’da devam etti. Ancak hastalığının ağırlaşması ve pandemi sebebiyle eğitimine şimdilik ara verdi.

“BİZİM BÜYÜMEYEN DEV BEBEĞİMİZ”

Nurefşan 7 yaşında diğer çocuklardan farklı olduğunu keşfetti. Çocuklarla iletişim kuramayan ve kendisini ifade edemeyen Nurefşan zaman zaman kendine zarar veriyor. “O bizim büyümeyen dev bebeğimiz.” diyen anne Ketenci,  “Kendine zarar verdiği zaman çaresiz kalıyorsunuz. Dilini, damağını koparmaya çalışıyor. Hiç bir şekilde ona engel olamıyorsunuz. Bu bizi çok üzüyor ve yoruyor” cümleleriyle belirtti.

“CENNETTEN MİSAFİR AĞIRLIYORUM”

Kızı için ‘cennetten misafir’ yorumunda bulunan Ketenci, “Rabbim dese ki  seni dünyaya tekrar göndereceğiz ama yine Nurefşan olacak, ben buna kesinlikle itiraz etmem. Nurefşan’ın eşime, çocuklarıma ve ailemize, etrafımızdakilere çok şey kattığını düşünüyorum. Bir arkadaşım demişti ki, ‘cennetten bir misafir sürekli senin evinde’ yani düşününce bakıyorsunuz, diğer çocuklarınızın sevgisiyle onun sevgisi çok farklı. Ben ağladığımda gelip yanaklarımı okşar. Beni teselli eder. Saçımı okşar, dokunur” dedi.

3 Kasım Dünya Engelliler Gününde Türkiye’deki gerçek engelli sayısı tam olarak bilinmiyor. Ancak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehre Zümrüt Selçuk’un açıkladığı 2020 yılı Temmuz ayı verilerine göre Ulusal Engelli Veri Tabanına kayıtlı ve hala hayatta olan engelli sayısı 2 milyon 530 bin 376.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İktidarın hedefindeki Mezopotamya

150’yi aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu Türkiye’de son dönemde iktidarın hedefinde Mezopotamya Ajansı (MA) var. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları haberleştiren ajansın 5 muhabiri birkaç hafta arayla tutuklandı. Polis ablukasındaki ajansın editörü Sedat Yılmaz, neler yaşadıklarını anlattı.

BOLD – 15 Temmuz 2016 sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükumeti, 165 medya kurumunu kapattı. Bunlardan önemli bir kısmı Kürt medyasına aitti. Mezopotamya Ajansı (MA), Eylül 2017’deki büyük kapatmaların ardından kuruldu. Son dönemde Kürt medyasına özellikle MA’ya yönelik baskılar arttı. Kısa sürede 5 muhabiri tutuklanan ajans, adeta polis ablukasında tutuluyor. Ajans muhabirlerinin sokakta çekim yapması engelleniyor, ajans çalışanlarının kamu kurumlarındaki etkinlikleri takip etmesine izin verilmiyor. Ajansın ofislerine yapılan polis baskınlarında arşivine ve bilgisayar altyapısına defalarca el konuldu. Artan baskıları ajansın Haber Editörü Sedat Yılmaz, turkishminute.com’dan Cevheri Güven’e anlattı.

İŞKENCEYLE ÖLÜM SONRASI BASKILAR ARTTI

MA’ya yönelik var olan baskıların son iki ayda artması yayınladıkları bir işkence haberiyle başladı.

11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesinde yakınlarının yanında sağlıklı olarak gözaltına alınan iki köylü birkaç saat sonra ağır yaralı olarak hastaneye götürüldüler. Köylülerden 57 yaşındaki Servet Turgut hayatını kaybetti. 50 yaşındaki Osman Şiban ise uzun süre yoğun bakımda kaldı. Köylülerin yaşadığı işkenceyi MA, bütün boyutlarıyla ve belgeleriyle haberleştirdi.

Polis, haberi yayınlayan MA Van Bürosuna baskın düzenledi. Tüm bilgisayarlar ve dijital materyallere el konuldu. Haberi yazan MA muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur tutuklandılar.

MA’nın şuanda 5 muhabiri tutuklu durumda. 40 çalışanı hakkında onlarca dava bulunuyor. Ajansın web sitesine 27 ayrı mahkeme kararıyla erişim engeli yasağı getirildi.

Sedat Yılmaz, haberi nasıl yayınlamaya karar verdiklerini anlatıyor:

“Van’da iki köylünün uğradığı işkence olayını bizden önce bilen gazeteciler vardı. Ama yayınlama cesareti göstermemişler. Bizim sonradan haberimiz oldu ve büyük baskıya maruz kalacağımızı bilmemize rağmen yayınladık. Haberin yapılması gerekiyordu ve yaptık. Haber masaya geldiğinde yayınlayıp yayınlamama konusunda tartışmadık bile. Bu tip hak ihlalleri konusunda her editörün bağımsızlığı vardır.”

ÇEŞİTLENDİRİLMİŞ BASKI YÖNTEMLERİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Sedat Yılmaz, Kürt basınının 30 yıldır baskı altında olduğunu ancak son dönemde yaşanan baskının çeşitlendiğini ve farklılaştığını söylüyor:

“Bugün, Kürt basınının önemli gazetelerinden Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 25. yıl dönümü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emriyle yapılan bir bombalamaydı. O dönemin kadroları bugün hala siyaset sahnesinde ve iktidar ortaklıkları sürüyor. Haliyle o günden buyana Kürt basınının içinde yer alan gazetecilerin karşılaştığı anti demokratik sorunlar, engellemeler devam ediyor. Son olarak yaygın biçimde Kürt basınına yönelik kapatmalar, el koymalar sonrasında bir araya gelerek kurduğumuz bir oluşum Mezopotamya Ajansı.”

Sedat Yılmaz, geçmişte Kürt basınının yaşadığı baskıyla bugünü kıyasladığında, baskı yöntemlerinin farklılaşıp, çeşitlendiğini söylüyor:

“Son beş yıldaki baskı yöntemleri başkalaştı. Türkiye’nin 90’lı yıllardaki dinamikleri daha kaba yöntemlerdi. Öldürme üzerine yoğunlaşıyorlardı. 78 arkadaşımız enselerinden vurularak aynı yöntemlerle öldürüldü. Şimdi ise yaygın öldürme yok ama mülkiyete el koyma yaygınlaştırıldı. Medya kurumlarına el konuluyor. Muhabirlerimizin sokakta çalışması engelleniyor. Sokakta kamera kullanmak, görüntü almak, fotoğraf çekmek yasaklandı. Bu Türkiye’deki diğer medya kurumları için de yaygınlaştırıldı. Haberlere erişim engeli getirilmesi, medya kurumlarının defalarca kapatılması gibi farklı yöntemler kullanılıyor baskı aracı olarak.”

“İNSANLAR GAZETECİLERLE KONUŞMAYA KORKUYOR”

Medya üzerindeki baskıların insanları gazetecilerle konuşmaya korkar hale getirdiğini söyleyen Sedat Yılmaz, işkence görenlerin bile yakınlarına zarar verilir korkusuyla konuşmaktan çekindiğini anlatıyor:

“Baskı yöntemleri ifade özgürlüğü durumunu da kötüleştirdi. Geçmişte işkence gören biri yaşadıklarını anlatabiliyordu. Ancak şimdi işkence gören kişinin, çevresi, ailesi, ekonomik kaynakları hedef alınıyor. Örneğin işkence mağdurları isimlerinin yazılmasını istemiyor. Çünkü eşi, kardeşi, babası ya da çocukları işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. 90’larda kişi işkenceyi anlatıyordu ama devlet memuru babası işinden atılmıyordu. Şimdi işkenceye uğrayan kişi devlet düşmanı ilan ediliyor ve aile fertleri de bir devlet düşmanının yakınları olarak işlerini kaybediyorlar.”

“EKİPMANLARIMIZA SÜREKLİ EL KONULUYOR”

Ekonomik olarak da baskı gördüklerini anlatan Yılmaz, özellikle polis baskınlarında bilgisayar, dijital arşiv gibi ekipmanlarına el konularak yayıncılık yapmalarının zorlaştırıldığını söylüyor:

“Abone gelirlerimizle ayakta durmaya çalışıyoruz. Gelirlerimiz ve şirketimiz sürekli sıkı denetim altında. Çok büyük bir gelirimiz yok, zaten çalışan arkadaşlarımız da ciddi bir maaş almıyorlar. Mümkün olduğunca kazandığımız parayı hem Ajansın teknik gelişimine harcıyoruz hem de arkadaşlarımızın yaşamlarını sürdürmesi için kullanıyoruz.

Baskınlarda bilgisayarlarımıza el konması yayıncılığımızı çok aksatıyor. Arşivimiz, belliğimiz, dijital materyallerimizin hepsi bir anda yok ediliyor. Sürekli yeniden arşiv tutmak zorunda kalıyoruz. Güncel haberleri aktarmakta sıkıntı yaşıyoruz. Teknolojik olarak ilerlememiz gerekirken sahip olduklarımızı sürekli kaybediyoruz.

El konulan ekipmanlar, tutuklanan muhabirler, haberci ile kaynağı arasında uçurum oluşturuyor. İnsanların bizimle iletişime geçmeye korktuğu bir iklim oluşturuyorlar. Geçmişteki koşullar gibi haber üretme zeminimiz yok edildi. Bu sistemsel bir durum. Şiddete uğrayan, baskıya uğrayan birisi bile uğradığı şiddeti açıklamaktan korkuyor, gizliyor, kendisine otosansür uyguluyor.”

“ÇALIŞANLARIMIZ TEHDİT ALTINDA”

Tutuklamalar dışında MA çalışanlarının sistematik olarak baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Yılmaz, iki hafta önce Ankara’daki meslektaşlarının yaşadıklarını örnek veriyor:

“İki hafta önce Ankara’da iki gazetecinin önünü polis çevirdi ve tehdit etti. Buna benzer örnek çok var. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağında gazeteciler serbestken, bizim çalışanlarımız sokağa çıktığında para cezası veriliyor. Van’da polis tüm gazetecilerin önünde açıkça ‘Mezopotamya Ajansı çekim yapmayacak’ dedi.”

ULUSLARARASI KURULUŞLAR SESSİZ

Yaşadıkları baskıya yerel meslek örgütlerinden destek görmediğini anlatan Sedat Yılmaz, uluslararası kuruluşların da farksız olduğunu söylüyor:

“Türkiye’deki yerel mesleki ve insan hakları kuruluşlarının hep çekingen, korkak ve ama’lı bir dili oldu. Uluslararası örgütlerin temsilcileri ise sonuçta Türkiye’deki medya kuruluşlarının çalışanları ya da parçaları. Aynı çekingenliği onlardan da görüyoruz. Yaşadığımız baskılara karşın ciddi bir destek gördüğümüzü söyleyemem.”

TUTUKLU GAZETECİ KARATAŞ: BASKININ NEDENİ YAŞANANLARI TEŞHİR ETMEMİZ

MA’nın tutuklu muhabiri Dindar Karataş ise cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Ajansımıza dönük baskıların ana nedeni bölgede yaşanan hak ihlalleri ve işkenceleri teşhir etmemizdir” dedi. Karataş, 24 Kasımda gözaltına alındı ve yaptığı haberler ve kaynaklarıyla olan telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Görme engelli mülteci Oktay Özdemir mültecilerin sesi engellilerin nefesi oldu

Görme engelli Türkiyeli mülteci Oktay Özdemir, Avrupa’da kurduğu Engelli Hakları Platformu ile Avrupa’ya gelen çoğunluğu mülteci mağdur engellilerin sesi oldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD MEDYA

Oktay Özdemir 7 engelli arkadaşıyla birlikte Almanya’da Engelli Hakları Platformu (Hand in Hand) kurdu. İnsan hakları kurumu Human Right Defenders (HRD) çatısı altında faaliyet gösteren platformun amacı hem Türkiye’deki KHK’lı engellilerin haklarını duyurmak hem de Avrupa’ya gelebilen engellilere danışmanlık yapmak. Farklı milletlerdeki insanlara da ulaşmayı hedeflediklerini söyleyen Oktay Özdemir, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan sürgün eğitimcilerden. Özdemir, kendisi de mağdur olduğu halde yaptığı çalışmalarla mağdurların en önemli destekçilerinden. Özdemir hem mültecileri hukuksal açıdan bilgilendirme platformu yürütüyor hem de engellilere destek veren bir platform kurdu.

ŞİRKETİNE EL KONULDU

Oktay Özdemir, Yenibosna’daki SAMA Eğitim ve Danışmanlık Şirketi’nin sahibiydi. Asıl mesleği İngilizce öğretmenliğiydi. Ancak üniversiteyi bitirdikten sonra 4 yıl uluslararası firmalarda pazarlama müdürlüğü yaptı, daha sonra kendi şirketini kurdu. 15 Temmuz’dan sonra ise şirketinin hesaplarına bloke konuldu, bütün çalışanlarına dava açıldı. En sonunda da şirketi tamamen kapatıldı.

Almanya’ya iltica eden Oktay Özdemir, danışmanlık refleksiyle burada da işini devam ettirdi. İltica için ilk başvuruyu yapanlardan olduğu için bu konudaki tecrübelerini tüm sosyal medya platformlarından @ilticahaberleri adı altında herkesle paylaşmaya başladı. 4 yılda 10 binden fazla kişiyle bire bir görüşerek Avrupa’da mülteci olmak konusunda ihtiyacı olanlara yol gösterdi. Hala daha bu görevine devam ediyor.

2010 yılında gece körlüğü hastalığına yakalandığını öğrenen Oktay Özdemir’in yüzde 97 görme kaybı var. Başkalarına yardımcı olurken Almanya’da eğitimine de yatırım yapmaya ve kendini geliştirmeye devam ediyor. 200 görme engellinin kayıtlı olduğu Würzburg’daki görme engelliler okulu Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor.

“ARKADAŞLARIMA YAPILANLAR BENİ DERİNDEN SARSTI”

Almanca dil sertifikası almak isteyen görme engellilerin başvurduğu okulda şu anda iki Türk olduklarını söyleyen Özdemir, “Gökhan Açıkkolu ile Silivri Cezaevinde kanser olduktan sonra hayatını kaybeden Deniz Hakan Şen benim liseden arkadaşımdı. Onlara yapılanlar beni derinden sarstı. Almanya’ya gelince onlar için ne yapabilirim diye düşünürken platform fikri oluştu. En iyi bildiğim yerden başladım.” dedi.

Normal insanların zorluk yaşadığı bir süreçte engellilerin hapiste olmasının, işlerinden atılmasının insanlık dışı bir uygulama olduğunu vurgulayan Özdemir, “Yapılanlar insan onurunu kırıcıdır. Türkiye bir an önce hukuka dönmeli ve gerek tutuklu engellilerin gerek de KHK’lı engellilerin kaybedilmiş haklarını geri vermelidir. Yalnız değilsiniz, bu süreçte yanınızdayız.” ifadelerini kullandı.

Oktay Özdemir, hafta içi yatılı olarak Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor, hafta sonu ise ailesinin yanına gidiyor.

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Okumaya devam et

Popular