Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Filistin askısından tecavüze mahkeme tutanaklarında Mersin Emniyeti işkenceleri

Tece Polis Merkezi Başkomiseri Süleyman Akçin 20 Temmuz 2016'da tutuklandı.

Mersin çatı davasında Hizmet Hareketi’yle ilişkili olarak yargılanan Başkomiser Süleyman Akçin, 15 Temmuz’dan sonra meslektaşlarından gördüğü işkenceleri tek tek anlattı. 

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Karar duruşması 23 Mart 2018de görülen Mersin çatı davasında, aralarında Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan ile eski 3’üncü sınıf Emniyet Müdürü Hasan Basri Dağdelen’in bulunduğu 8 kişi “anayasal düzeni bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 15 Temmuz 2016 gecesi evinde uyurken oğlunun uyandırmasıyla kalkışmayı televizyondan öğrenen Mersin Tece Polis Merkezi Başkomiseri Süleyman Akçin de müebbet cezası alan isimler arasında.

PERSONELİNE “KİMSE MÜNFERİT HAREKET ETMESİN” TALİMATI VERDİ

15 Temmuz gecesi yaşananları öğrendikten sonra görev yerine giden Akçin personelini toplayıp, “Ülkemizde bir darbe girişimi var. Kimse münferit hareket etmesin.” talimatını verdikten sonra gerekli tedbirleri alıp beklemeye başladı. 

Fakat Akçin, 16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece saat 02:00 sularında Mersin Terörle Mücadele (TEM) ekipleri tarafından gözaltına alındı ve 20 Temmuz 2016’da da Hizmet Hareketi’yle ilişkisi gerekçesiyle tutuklandı. 

Şimdi Tarsus Cezaevi’nde bulunan Akçin iki günlük gözaltı sürecinde işkence gördü. Yaşadıklarını 20 Haziran 2017 tarihinde Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmadaki müdafaasında anlattı.

‘KAMERA SİSTEMİNİN OLMADIĞI BİR ODADA SORGULANDIM’

Başkomiser Süleyman Akçin 11 sayfalık müdafaasını, parmaklarını kullanmadığı için bir koğuş arkadaşına yazdırdı.

Savunmasını yazılı olarak hazırlayan Akçin, “Gözaltında iken kamera sisteminin olmadığı bir odada sorgulandım. İşaret ve baş parmaklarımı duvara dayatılıp, kalçalar geride ve ayak parmaklarımın ucuna basılı vaziyette saatlerce fiziki ve sözlü şiddete maruz bırakıldım. Parmaklarım yorulunca elinde cop ile bekleyen memur tarafından cop ile baldırlarıma ayaklarımı düzeltmem için uyarı vuruşu yapıldı. Önüme resimlerden oluşan şema getirdiler. Tanıyıp tanımadığımı, örgütsel konumumun ne olduğunu sorarak ‘isim ver kurtul’ şeklinde fiziki ve psikolojik baskıya, sistematik işkenceye devam ettiler. Bu da yetmedi, ‘aileni de buraya getirir, gözaltına alırız’ diyerek sevdiklerimiz ve ailemiz ile tehdit ettiler.” ifadeleri yer aldı.

NEZARETHANEDEKİ KANLI GÖMLEK

Akçin savunmasında işkenceye uğrayan diğer isimleri de anlattı: “Aynı odaya eli, ağzı, yüzü, üstü kanlar içerisinde Hasan Basri Dağdelen müdürü de getirdiler. Aynı işkenceye Hasan Basri’yi de dahil ettiler. İşkence olayları yaşanırken odada TEM’den Sorumlu İl Emniyet Mdr. Yrd. Halil İbrahim Dilek ve Tem Şb. Müd. Yrd. Berat Günçiçek de vardı. Zorla bazı evrakları imzalamamı istediler. Avukatımı talep ettiğim halde bana ‘Sana CMK avukatı yeter’ dediler. Sürekli uykusuz bırakıldım. Nezarethanede daha sonra Hasan Basri’ye ait olduğunu öğrendiğim kanlı gömlek günlerce yerde bekletildi. Nezarethanede yan koğuşumuzda bayanlar, hatta bayan hâkim bile vardı. ‘Sizlerin de akıbeti bu olacak’ dercesine gömlek yerde duruyordu.”

FİLİSTİN ASKISININ ZİNCİRİ KOPUNCA…

Daha sonra sağlık raporu için devlet hastanesine götürüldüklerini ifade eden Akçin, hekime işkence gördüğünü söyleyemediğini belirtiyor: “Doktor hasta mahremiyeti ihlal edildi, doktor üzerinde bile psikolojik baskı oluşturularak, görevini yapması engellendi. Fiziki işkence sonrası parmaklarımdaki rahatsızlığı doktora anlatmak istediğim halde polis tarafından engellendim.”

Süleyman Akçin’e savunmasına yazamadığı başka bir işkence daha yapıldı. Kızı Şeyma Akçin’in anlattığına göre başkomiser gözaltında Filistin askısına asıldı.

Şeyma Akçin, “İfadesinde bahsettiği o kamerasız odada babamı askıya asıyorlar. Kendisi askının zincirine bütün gücüyle asılınca zincir kopuyor ve bacaklarına copla vuran memuru dövmeye başlıyor. Gürültü olunca diğer memurlar içeri girip 8-10 kişi babama saldırıyor. Babam ve diğer tutuklular ilk ifade verdiklerinde işkence gördüklerini söylemişler, fakat kayda alınmamış, doktor raporlarında belirtilmemiş. Cezaevine girince dilekçe yazmışlar, dilekçeler savcılığa iletilmemiş, sonrasında mahkeme tutanaklarında belirtilmiş fakat ondan da bir sonuç çıkmamış.” dedi.

Babasına gizli tanık olması yönünde baskı yapıldığını söyleyen Şeyma Akçin şöyle devam etti: “Babam sağ, sol başparmak ve işaret parmaklarını his kaybından dolayı kullanamıyor, meyve suyunun kapağını dahi açamıyor. Kulağı duymuyor, omzunda da sıkıntısı var. Baldırları çok ağrıyordu, doktora hiç çıkartmadılar. Hâlâ rapor alamadı.”

“SENİ TANIMAM, JOPLA TECAVÜZ ETTİKLERİ İÇİN LİSTEYİ İMZALADIM”

15 Temmuz gecesi ve sonrasında Mersin TEM ekipleri tarafından gözaltına alınan asker, polis ve sivillere dönemin Mersin TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş’in (Şimdi Siirt Emniyet Müdür Yrd.) talimatıyla işkence yapıldığı da mahkeme tutanaklarına girmiş durumda.

Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarda bazı tutuklular bu işkenceleri anlattı.

Davaların büyük bir bölümünü takip eden ve artık yurt dışında yaşayana Şeyma Akçin, tanık olduğu bir savunmayı şöyle ifade ediyor: “Davada tutuklu İlhan Tabur (eski binbaşı) adında rütbeli bir asker var. İlhan Tabur’un itirafçısı Muğla’da dershanede rehber öğretmenlik yapan Yahya Karakaş adında bir öğretmendi. Öğretmene işkencenin her türlüsü yapılıyor. Copla tecavüz ediliyor. Artık dayanamıyor ve verilen 300 kişilik isim listesini imzalıyor. Kurtulmak için imzalıyor. Ama yine de tutuklanıyor ve Ankara Sincan Cezaevi’ne gönderiliyor. Karakaş mahkemeye SEGBİS ile bağlandı. Cop ile yapılan işkenceyi tek tek anlattı. Ağladı, İlhan Tabur’dan helallik istedi, ‘ben seni hiç tanımam, dershanede görmedim, ama kurtulmak için verilen listeyi imzaladım. Sen imzala, zaten hepsi tutuklanacak dediler’ dedi.”

RÜŞVET ALANLARIN ÇARKINA ÇOMAK SOKUNCA…

Süleyman Akçin, Tece Polis Merkezi’nde başkomiser olarak görev yapıyordu.

Süleyman Akçin kendisinin ifadesiyle “25 yıl emniyet teşkilatında çalışan, meslek hayatı boyunca adli ya da idari soruşturma geçirmemiş, başarılı sicile sahip bir başkomiser.”

Akçin’e müebbet verilmesinin sebebi ilginç: 15 Temmuz gecesi, 17/25 Aralık 2013 operasyonlarından sonra açığa alınan, eski 3’üncü sınıf Emniyet Müdürü Hasan Basri Dağdelen’in kendisini iki kez araması, yine o gece Mersin AKUT Komutanı Hakan Topal’ın Tece Polis Merkezi’ne kendisini ziyarete gelmesi ve orada Akçin’in yaptığı esprinin gerçekmiş gibi anlatılıp aleyhinde kullanılması.

Son olarak da Akçin’in, görev yaptığı polis merkezine nasıl geldiğini bilmediği, kendisine ait olmayan Bamteli CD’sinin mahkemeye delil olarak sunulması.

Hasan Basri Dağdelen 15 Temmuz gecesi, Süleyman Akçin’i iki kez arıyor. Akçin’in savunmasında bu iki telefon konuşmasının içeriğini yer alıyor. Şeyma Akçin savunmanın söz konusu kısmını şöyle anlatıyor:  

“Hasan Basri Dağdelen 17/25 Aralık’tan sonra sürekli tayinler ile oradan oraya sürülen biri durumundaydı. Açığa alınmıştı. Darbe gecesi de babamı arıyor. Karakolda kaç kişi olduğunu soruyor. Babam da ‘müdürüm sesiniz gelmiyor, 3 kişi var. Ben şu an Mezitli Karakolu’na geçiyorum, çıkınca arayayım’ diyor. Hasan Basri ile bu kadarlık bir telefon görüşmesi darbeye yardım olarak görüldü. Garip olan şey, Hasan Basri’nin telefonla aradığı herkes tutuklandı. Fakat o gece askeriyede olan, telefon trafiğine takılan hiç kimse tutuklanmadı. O gece babam görevi başındaydı, karakolda bulunuyordu. Hasan Basri Dağdelen, Afyon’da tatilde olan ve hemen Mersin’e gelen Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan ile konuşmasında babamların toplantı yaptığını söylüyor. Fakat bu doğru değil. HTS kayıtlarını avukatlar çıkardı, mahkeme heyetine sundu, bir arada olmadıklarını bilirkişi raporuyla kanıtladı ama dikkate alınmadı.”

16 KAMERADAN 15’İNİN GÖRÜNTÜLERİ SİLİNMİŞ

Hasan Basri Dağdelen

Peki açığa alınmış eski bir emniyet müdürünün 15 Temmuz gecesi Akdeniz Bölge Komutanlığı’nda ne işi var? Hasan Basri Dağdelen’in mahkemede de belirttiği üzere 15 Temmuz gecesi saat 19:00 sularında kendilerinin Milli İstihbarat Teştilatı’ndan (MİT) olduğunu söyleyen 2 kişi evine geliyor ve emniyet müdürünün, belediye başkanının Akdeniz Bölge Komutanlığı’nda olduğunu söylüyor ve ‘acil oraya çağrılıyorsun’ diye onu oraya yönlendiriyor.

Hasan Basri Dağdelen.

 

Devamını Şeyma Akçin şöyle anlatıyor: “Hasan Basri de garnizona gidiyor. Nejat Atilla Demirhan’ın tutuklanmaya çalışıldığını görünce ortamdaki tuhaflığı fark ediyor. Garnizondan çıkmak istiyor. Limana gidiyor, bakıyor olmuyor, teslim oluyor. Buna rağmen feci şekilde dövülüyor ve medyada sanki ‘yakalanmış’ gibi haberler çıktı. Garnizonun içinde 16 kamera var. 15’inin görüntüleri silinmiş. Koridorda kimler varsa onlar tutuklanıyor.”

‘ŞEREFSİZCE BİR DARBE YAPILIYOR’

Mersin AKUT Komutanı Hakan Topal ve Süleyman Akçin çocuklarının okulu dolayısıyla tanışıyorlar. Topal, darbe girişimini televizyondan öğrenince Süleyman Akçin’i arıyor, ne olduğunu soruyor. Sonra da makamına ziyarete gidiyor.

Akçin’in aleyhine delil olarak kullanılan ve 460 sayfalık iddianameye giren espri bu ziyaret sırasında gerçekleşiyor: “Hakan bey, memur nezaretinde yanıma geldi ve odamda çay içtik. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin hain ve şerefsizce ülkemize yapılmış bir kalkışma olduğunu TV izlerken yorumlar yapıyor, üzüntü ve şaşkınlık içindeydik. Bu esnada komiser yardımcısı Mustafa Dalgıç, odaya girdi ve göz ucuyla ‘Bu adam kim?’ diye işaret etti. Esprili bir kişilikte olduğum için ‘Oğlum heeç sorma, yeni karakol amirin bundan sonra bu’ şeklinde şaka yaptık, gülüştük.”

ESPRİ İDDİANAMEYE NASIL GİRDİ?

Şeyma Akçin bu şakanın iddianameye nasıl girdiğini şöyle aktarıyor: “15 Temmuz sabahına doğru babamın yanına Mezitli İlçe Emniyet Müdürü Kılıç Aslan, yardımcısı Üzeyir Demir ve Emniyet Amiri Dursun Demirci geliyor. Babamı tebrik ediyorlar, karakolda herhangi bir sorun olmadığı için. Tece Polis Merkezi Mezitli’ye bağlı çünkü. Hep beraber oturuyorlar. Mustafa Dalgıç o espriyi onlara da öylesine anlatıyor. Fakat Üzeyir Demir, babam tutuklandıktan sonra, Mustafa Dalgıç’ı arayıp bu olayı kayda geçirmesini yoksa kendisinin de tutuklanabileceğini söylüyor. Mustafa Dalgıç da tutuklandı, sonra bırakıldı. Babama bu iftirayı atmalarının sebebi, Mezitli’deki rüşvet çarkına çomak sokması. Babamın görev bölgesinde çok fazla rüşvet olayı oluyordu ve babam sürekli baskınlar yapıyordu. AKUT komutanı da babamdan sonra tutuklandı. Babamın lehine ifade verdi, babam onun ifadesini doğruladı. Şoförü babamın o gece darbeyle ilgili hiçbir olaya karışmadığını ifade etti fakat Hakan Topal serbest kaldı, babam maalesef.”

S.Ç adlı bir tutuklu tarafından yapılan bu çizimlerde dönemin TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş, el kol hareketleri yaparken görülüyor.

TEM ŞUBE MÜDÜRÜ YAŞAR GİDİŞ: İŞTE BUNLAR VATAN HAİNİ, BUNLARIN YÜZÜNE TÜKÜRÜN

Süleyman Akçin savunmasında hastaneye getirilirken Yaşar Gidiş’in halkın içine karışıp kendilerinin halka nasıl hedef yapıldığını ise söyle anlatıyor: “19.07.2016 günü yani adliyeye çıkarılmadan önce son doktor kontrolü için Devlet Hastanesi’ne götürüldük. Muayene bitimi hastane dışında toplanan halkı TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş galeyana getirmek için ‘İşte bunlar vatan haini, bunların yüzüne tükürün’ şeklinde yargısız infaz ederek linç girişimine zemin hazırlamıştır. Bu suç değil de nedir? Hatta o esnada halihazırda bulunan basın mensuplarına da beni ‘Vatan Haini’ olarak afişe etmiştir. Benimle birlikte mahkemeye çıkarılacak kişilerin tamamı olaya şahittir. Hele benim gibi ömrünü terörle mücadele eden eski bir harekatçıyı, terör odaklarının da hedefi haline getirilmesi etik açıdan, kanun açısından, insanlık açısından kabul edilebilir bir tarafı yoktur.”

MERSİN ÇATI DAVASI

Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan

Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5’inci celsesi 23 Mart 2018’de karar duruşması ile sona erdi. 32 kişinin yargılandığı davada 8 kişi müebbet hapis cezası alırken 12 kişiye de çeşitli suçlardan ceza verildi. 7 kişi ise beraat etti. Eski Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan, eski 3’üncü sınıf emniyet müdürü Hasan Basri Dağdelen, eski kurmay başkanı albay Tayfun Ergi, eski binbaşı İlhan Tabur, eski harekât şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül, eski istihbarat astsubay Mehmet Emin Toker, Demirhan’ın şoförlüğünü yapan Kadir Nevzat Yontkan ile eski başkomiser Süleyman Akçin “anayasal düzeni bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Eski komiser yardımcısı Seydi Vakkas Fidan ile eski 4’üncü sınıf emniyet müdürü Yaşar Şimşek’e “darbeye yardımdan” 15 yıl hapis cezası verildi.

Eski polis memuru Bekir Polat ve emekli 2. sınıf emniyet müdürü Salim Yavuz’a 10 yıl 6 ay, eski komiser yardımcısı Cumali Kenru, eski Akdeniz İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Selahattin Akçay ile eski polis Seren Kesici’ye 9 yıl, polis memurları İrfan Tellioğlu, Mustafa Uyanık, Recep Yıldız, 2. sınıf emniyet müdürü Salim Yavuz’un eşi Türkan Yavuz, eski emir astsubayı Hakan Öğüt ile eski deniz yüzbaşı Tuncay Kabukcı “silahlı terör örgütüne üyelikten” 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Emekli binbaşı Mehmet Emin Ceylan, eski AKUT Mersin ekibinin lideri Hakan Topal, eski uzman çavuşlar Ahmet Tufan Özbar, Mehmet Şimşek ile Seyhan Açar, eski polis memurları İsa Karabudak ve Mustafa Gezginci’nin ise beraat etti.

Eski polis Koray Gün ve Eski TCG Taşucu Gemisi’nin Komutanı yüzbaşı Zekeriya Kayalar’da darbe davasından beraat ederken, başka bir mahkemeden bulunan Hizmet Hareketi yargılanmalarının devam etmesi kararlaştırıldı.

Ayrıca eski kurmay başkanı albay Tayfun Ergi ve eski harekât şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül’e de “resmi evrakta sahtecilik” suçundan dava açılmasına karar verildi. İkmal Destek Komutanı Albay Ayhan Canlı ile Albay Mazhar Süha Söylem hakkında savcılığa “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan suç duyurusunda bulunulması kararlaştırıldı.

Prototip bir AKP hukukçusu: Ömer Faruk Aydıner’in Yargıtay’a yükselişi

BOLD ÖZEL

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden 28. yıl geçti. Cumhurbaşkanlığı görevi devam ederken vefat eden Turgut Özal’ın hayatı, kariyeri, ölümü üzerindeki şaibeler, 19 yıl sonra açılan mezarından çürümemiş cesedinin çıkmasına dair bilgiler…

BOLD – Turgut Özal, vefatının 28. yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Ölümünün üzerindeki sis bulutları halen duran Turgut Özal’ın hayatı ve kariyerine dair önemli satır başları…

MEMUR BABASI NEDENİYLE SIK SIK İL DEĞİŞTİRDİLER

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Banka memuru babasının görevi nedeniyle sık sık il değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesinde kaza sonucu eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlanması sonucu kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı ve ilköğrenim hayatına burada başladı.Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Mardin’de lise olmaması nedeniyle, Konya Lisesi’nde eğitimine devam etti. Lise eğitimini Kayseri Lisesi’nde tamamladı.

İTÜ ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ MEZUNU

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünü burslu olarak okudu ve 1950 yılında mezun oldu. Mühendislik yapmaya başladı ve kısa bir süre sonra ailesinin isteğiyle 1952 yılında evlendiği Ayhan İnal ile aynı yıl boşandı. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (EİEİ) sekreter olarak görev yapan Semra Yeğinmen ile nikah masasına oturdu. Evlendikten sonra ABD’de Teksas Teknoloji Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı. Yine bu evliliğinden sonra Ahmet, Zeynep ve Efe adında 3 çocuk sahibi oldu.

DPT’NİN KURULUŞUNDA YER ALDI

Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’de elektrifikasyon üzerine projelerde çalıştı. 1958 yılında Planlama Komisyonu’nda sekretarya görevini yaptıktan sonra 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay oldu. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşunda yer aldı. 1965 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev yaptı. 1967 yılında DPT Müsteşarı oldu. 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışman olarak çalıştı. Yurda döndükten sonra başta Sabancı Holding olmak üzere birçok sektördeki, birçok şirket için yönetici olarak çalıştı.

MSP’DEN ADAY OLDU ANCAK SEÇİLEMEDİ

1977 genel seçimlerin,de Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 43. hükumet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar Vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları’nı hazırladı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükumeti’nde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek Başbakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

DARBE SONRASI ANAP’I KURDU

20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. hükumetin Başbakanı oldu. 1984 yerel seçimlerinden de başarıyla çıktı. 13 Nisan 1985 tarihinde yapılan ilk kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağladı ve 46. hükumetin Başbakanı oldu. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurdu.

TÜRK EKONOMİSİNİ REKABETE AÇTI

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Turgut Özal hükumeti döneminde uygulamaya kondu. 1983-1987 yılları arasındaki Başbakanlığı dönemini de içine alan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseldi. Türkiye’yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk ekonomisi rekabete açılmıştır. Döneminde pek çok Anadolu il ve ilçesinde organize sanayi bölgesi kurulmuş, Anadolu üretim yapıp doğrudan ihracata yönelmiştir.

PARTİ KONGRESİNDE SUİKASTA UĞRADI

18 Haziran 1988 Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Anavatan Partisinin 2. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği sırada Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Foto muhabirleri ve televizyon kameraları için hazırlanmış olan platformun önünden ve Özal’a 12 metre öteden iki el ateş eden Demirağ, Turgut Özal’ı sağ elinden yaraladı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yaralananlar arasında Bakan İmren Aykut da vardır. Önce ölüm cezasına çarptırılan, ardından cezası 20 yıla indirilen Kartal Demirağ’ı Özal Cumhurbaşkanlığı döneminde affetti.

3. TURDA CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ

1989’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise girmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda Turgut Özal 247, ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş 18 oy aldı. 17 oy boş çıkarken 3 oy geçersiz sayıldı. İkinci turunda 284 milletvekilinin katıldığı oylamada adaylardan Başbakan Turgut Özal 256 oy alırken, Çelikbaş 17 oy aldı. 2 oy geçersiz sayılırken 9 oy boş çıktı. 31 Ekim 1989 tarihinde yine muhalefetin katılmadığı 3. tur oylamasında Turgut Özal 263 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. 9 Kasım 1989 tarihinde resmi olarak görevine başladı.

SİVİL YÖNETİMİ SAVUNDU

Turgut Özal her zaman sivil yönetimi savundu, genellikle de resmi kıyafetler yerine sivil kıyafetler giymesiyle dikkat çekti. Kamu kurum ve kuruluşlarını resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katıldı. Askeri birlikleri şortla denetlemesi medya tarafından şiddetle eleştirildi. Özal diğer Cumhurbaşkanları gibi konuklarını köşkte ağırlamak yerine, Marmaris Okluk koyundaki resmi yazlıkta ağırladı. Ölümünde sivil Cumhurbaşkanı, demokrat Cumhurbaşkanı, dindar Cumhurbaşkanı pankartlarıyla da bu tutumu desteklendi.

1. KÖRFEZ SAVAŞI’NDA YER ALMAK İSTEDİ

Cumhurbaşkanlığı döneminde meydana gelen 1. Körfez Savaşı’nda aktif rol aldı. Petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin’in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve Saddam’ın bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini savundu. Saddam’ın uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi açıdan son derece istekliydi. Bu nedenle ABD’ye bu konuda açık destek verdi. Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük’e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

GÖREVİ BAŞINDA VEFAT ETTİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü’nde sabah sporu yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayınlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu Topkapı’da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.

SUİKASTA UĞRADIĞI İDDİASIYLA MEZARI AÇILDI

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışıldı. Turgut Özal’ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD’de tahlil ettirdiğini söyledi. 2 Ekim 2012 tarihinde Turgut Özal’ın 19 yıl aradan sonra kabri açıldı, cesedinin çürümemiş olduğu görülürken, ölümünün bir suikast olup olmadığının belirlenmesi için yapılan otopsi sonucunda Adli Tıp Kurumu araştırmalar ve bulgular sonucu zehir bulunduğunu ancak Özal’ın zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünü tespit edemediklerini açıkladı.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Kalkınma Bakanlığı’ndan ihraç edildikten sonra tutuklanan ve hapiste akciğer kansere yakalanan KHK’lı endüstri mühendis Abdülazim Özdemir dün gece öldü. Özdemir, 4. evre olana kadar tahliye edilmemişti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevinde akciğer kanserine yakalanan ve 4. evre olana kadar tahliye edilmeyen KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir 50 yaşında hayatını kaybetti. Özdemir’e geç teşhis konulduğunu ve tedavisinin geciktirildiğini tutuklu eşi Emir Özdemir ortaya çıkarmıştı. Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinden HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı?” diye sormuştu.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edildi. Dosyası 1,5 yıl Yargıtay’da bekleyen Özdemir, cezası onaylanınca Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine konuldu.

“CEZAEVİNE SAPASAĞLAM GİRDİ”

İkinci kez hapse giren Abdülazim Özdemir’e 10 ay sonra Ocak 2020’de 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Ancak hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalınmıştı.  Yaklaşık iki yıldır Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Abdülazim Özdemir’in eşi Emir Özdemir, 7 Ocak 2020’de HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak eşinin uğradığı hak ihlallerini şöyle anlatmıştı:

“Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi. Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini  söylemiş. Ama araya Kurban Bayramı girdi, ihmal edildi. Eşim idareyle görüştü ancak unutuldu. Sevk edilmedi. Ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı. Sonunda acilen ağustos ayında ameliyat olmak zorunda kaldı. Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak. Bir sürü tahlilden sonra 6 Ocak 2020’de maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

EŞİ CEZAEVİNDE KORONA OLDU, CENAZEYE KATILAMAYACAK

Milletvekilliği düşürülmeden önce olayın peşine düşen Ömer Faruk Gergerlioğlu, Abdülazim Özdemir’in sağlık durumunu ve yaşadığı hak ihlallerini Meclis’te geçen yıl defalarca gündeme getirdi. Sosyal medya baskısı nedeniyle Şubat 2020’de tahliye edilen Özdemir bir yıldır Ankara’da tedavi görüyordu.

6, 10 ve 16 yaşında 3 kızı olan Abdülazim Özdemir’in eşi, 20 yıllık matematik öğretmeni Emir Özdemir de Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık iki yıldır tutuklu olan Emir Özdemir, geçen hafta koğuşta koronavirüs kaptı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre sağlık durumu düzelene kadar Emir Özdemir’e eşinin vefat ettiği söylenmeyecek. Dolayısıyla cenazeye de katılamayacak. Daha önce birçok mahpus, pandemi nedeniyle vefat eden yakınlarının cenazelerine savcılık izin vermediği için gidememişti.

Abdülazim Özdemir cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

Abdülazim Özdemir’in son hali.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

En fazla aşı en çok vaka: Koronavirüs aşısı korumuyor mu?

Etkinlik oranı tartışma konusu olan Çin aşısını kullanan Türkiye’de vaka sayılarının aşılamaya paralel olarak artması dikkat çekti. Aşının en fazla yapıldığı şehirlerin aynı zamanda en çok hastanın görüldüğü iller olması “Aşı işe yaramıyor mu?” sorusunu gündeme getirdi.

BOLD ÖZEL – Kovid-19 salgınına karşı Türkiye’de ilk etapta 11 milyon Çinli Sinovac şirketinin ürettiği Coronavac aşısı yapıldı. İki haftadır ise Almanya’dan alınan 1 milyon 400 bin doz Pfizer Biontech aşısı uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın Kovid-19 aşılama haritasıyla 100 bin kişide görülen vaka haritası ise ilginç ayrıntılar içeriyor. Aşının en fazla yapıldığı şehirlerin, rekor korona vaka sayısıyla zirvede bulunması dikkat çekiyor. En fazla aşının yapıldığı bu iller yüksek riskli şehirler arasında yer alıyor.

İSTANBUL VE SAMSUN ÖRNEĞİ

Risk haritasında kırmızıya boyanan bütün şehirler aşılamanın en fazla görüldüğü iller olarak ön plana çıkıyor. 3 milyon 161 bin 630 aşının yapıldığı İstanbul’da vaka sayısının düşmesi beklenirken tam tersi bir durum yaşanıyor. Mega kentte 100 bin kişide 804,97 Kovid-19 hastası bulunuyor. 406 bin 149 doz aşıyla nüfusa göre en fazla aşılamanın yapıldığı Samsun’da da 100 bin kişide 645,17 kişi virüsü taşıyor.

EN AZ AŞI EN AZ VAKA

En az aşı yapılan şehirler ise vaka sayıları en az olan iller kategorisinde yer alıyor. 16 bin 288 aşının yapıldığı Hakkari’de 100 binde 46 kişide korona hastası görülüyor. 28 bin 295 kişinin aşılandığı Şırnak’ta da durum aynısı. Şırnak’ta 100 bin kişide 32,17 kişide virüs bulunuyor.

Aşı ile vaka ilişkisi arasındaki doğru orantıyı bozan tek şehir ise Kilis. 25 bin 152 aşının yapıldığı Suriye sınırındaki şehirde 100 bin kişide 508 kişide Kovid-19 hastalığı bulunuyor.

AŞILAMA SAYISI 20 MİLYONA DAYANDI

17 Nisan 2021 tarihi itibariyle Türkiye’de toplam 19 milyon 935 bin 543 aşı yapıldı. 12 milyon 150 bin 134 kişiye birinci doz aşı vurulurken, 7 milyon 785 bin 409 kişiye ise iki doz aşı yapıldı.

Muhtarlar, icra takiplerine yetişmek için eleman alıyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0