Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Beyinler göçmesin de ne yapsın: KPSS’de birinci oldu, mülakatta elendi

KPSS’de fizik öğretmenliği branşında Türkiye birincisi olan Deniz Eren Demir, mülakat sınavında 54,00 puan verilerek elendi. Demir, yaşadığı mağduriyeti anlattığı mektubunda “Cemaat okullarında” çalışmadığını anlatmak zorunda kaldı.

Yaşadığı süreci Evrensel Gazetesine bir mektup yazarak anlatan Deniz Eren Demir, güvelik soruşturmasından elenmiş olabileceğini söyledi ancak buna itiraz hakkının da bulunmadığını belirtti:

Deniz Eren Demir’in Evrensel’de yayımlanan mektubu şu şekilde;

“Ben 2018 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda 88,295750 puan aldım. ÖSYM’nin açıkladığı sıralamalara göre fizik öğretmenliği branşında Türkiye birincisi, fizik ve fizik öğretmenliği branşında ise Türkiye ikincisi oldum. Ardından 14 Aralık 2018 tarihinde yapılan mülakat sınavına katıldım. Mülakat sınavında tüm sorulara doğru cevap vermeme rağmen 54,00 puan alarak başarısız kabul edildim.

2016 yılında katıldığım KPSS sınavında da 90,02728 puan almıştım ve yine ÖSYM’nin açıkladığı sıralamada fizik öğretmeliği alanında Türkiye ikincisi, fizik öğretmenliği ve fizik alanında Türkiye dördüncüsü olmuştum. O sene ilk defa mülakat sistemi uygulanmıştı ve iki atama yapılmıştı. Ben de her iki mülakata da başvurdum. 2016 yılında katıldığım mülakatta 95,67, 2017 yılında katıldığım mülakatta 93,00 puan almıştım. 2017 yılında evlilik sürecine başlamıştım. Zorunlu hizmetin altı sene olmasından ve yaşadığım il olan İstanbul’a atama yapılmamasından dolayı atama isteyememiştim. Bu durum beni çok üzmüştü. Şartlarımı düzenleyip iki sene sonra tekrar sınava girdim. Bir yandan özel bir eğitim kurumunda öğretmenlik yaparken bir yandan da bu sınava çalışmamı gerektiren zorlu bir süreç geçirdim. Çok emek harcayarak ve birçok şeyden ödün vererek geçirdiğim bu sürecin sonunda sınav başarımın yüksek olması beni çok sevindirmişken böyle bir durumla karşılaşınca çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

Mülakatlarda, daha önceden hazırlanmış kapalı zarflarda sorular bulunuyor. Birini seçiyor ve soruları sözlü olarak yanıtlıyorsunuz. Girdiğim mülakatların hiçbirinde komisyon üyeleri tarafından zarfın içinde bulunanların dışında bir soru ile karşılaşmadım. 54 puan verilen son mülakatımda da sorulan soruları yanıtlarken puanımın düşük verilmesine neden olacak herhangi bir durum yoktu. Zaten MEB tarafından açıklanan mülakat yönetmeliğine göre ölçülen kriterler; ifade yeteneği, muhakeme gücü, iletişim becerileri, ikna gücü, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklık ve eğitimcilik nitelikleri olarak belirtilmiş. Ben geçen bir yıllık süre içerisinde ne oldu da kendimi ifade edemez hale geldim ve bu kadar farklı mülakat puanları aldım anlamış değilim.

Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk, 13 Aralık 2018 tarihinde; “… adaylara, KPSS sınavındaki puanlarının aynısının verilmesi yönünde talimatı olduğunu, ilk öğretmenlik mülakatında adaylara kesinlikle fazladan puan verilmeyeceğini, güvenlik soruşturmasını geçen öğretmen adaylarına KPSS puanlarının aynısının verileceğini” açıkladı. Bu açıklamadan yola çıkarak, mülakat puanımın bir güvenlik soruşturması sonucunda verildiğini düşünmekteyim. Ancak verilen puan mülakat sonucu olduğundan hukuki olarak da sıkışmış bir durumdayım. Bildiğim kadarıyla mülakatlarda herhangi bir ses ya da görüntü kaydı alınmıyor, bu yüzden de mülakatımın iyi geçtiğini kanıtlamak gibi bir şansım yok. Bana güvenlik soruşturması sonucunda böyle bir karar verildiği de bayan edilmediğinden, buna karşı çıkma şansım da bulunmuyor. Bugüne kadar güvenlik soruşturmasından geçmeme engel olacak herhangi bir durumum bulunmuyor. Trafik cezası bile olmayan bir vatandaş olarak neden bu durumla karşı karşıya kaldığımı anlayamıyorum.

Ben öğretmen olmayı küçük yaşlarımdan itibaren istedim. 2000 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünde eğitimime başladım. Fakat öğretmen olma arzum nedeni ile mühendislik eğitimimi bıraktım ve yeniden sınava girerek 2003 yılında Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği bölümünü kazandım. Öğretmen olabilmem için geçmem gereken bir sınav olan KPSS’yi kazanmak için de olağanüstü çaba sarf ettim. Sonuçta okulumu iyi bir ortalama ile bitirerek ve KPSS’de yüksek puan alarak öğretmen olabilmek için yeterliliğim olduğunu gösterdim. Senelerdir harcadığım emeklerin bir anda bir kenara atılıp mesleğimi yapmamı engelleyen bu durumu üzüntü içinde yaşamaktayım. Yedi senedir “FETÖ” ile hiçbir bağlantısı bulunmayan özel eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışıyorum. Öğrencilerime faydalı olmak adına özverili bir çalışma yürütüyorum. Birçok öğrencimin tıp fakültelerine ve ülkemizin iyi okullarının mühendislik bölümlerine yerleşmesinde katkımın olmasından dolayı çok mutluyum. İstiyorum ki, bu dönemde kazandığım tecrübelerimle devlet okullarında öğretmenlik yaparak hem öğrencilerime hem de ülkeme faydalı biri olabileyim.”

Gündem

Bin 14 gündür adalet arayan Oğuz Arda’nın annesi yoğun bakımda

Çorlu tren kazasında 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden ve o günden bu yana adalet mücadelesi veren Mısra Öz, koronavirüs nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı.

BOLD – Çorlu tren katliamında hayatını kaybeden Arda’nın annesi Mısra Öz entübe edildi. Mısra Öz, üç yıldır Çorlu tren kazasında yaşamını yitiren 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel için adalet mücadelesi veriyordu. Kızının sağlık durumunun iyi olmadığını Twitter hesabından duyuran Mısra Öz’ün babası Mehmet Öz “Kızım Mısra Öz Kovit-19’dan dolayı an itibarı ile yoğun bakımda.” dedi.

Baba Mehmet Öz, kızı Mısra Öz’ü 5 gün önce hastaneye getirdiklerini, nefes alıp vermesini sağlayan cihaza bağlandığını ve tedavinin ne kadar süreceğini bilmediklerini ancak ciğerlerinden alınacak numune ile durumu belli olacağını ifade etti.

Mısra Öz Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 8 Temmuz 2018 tarihinde meydana gelen 25 kişinin hayatını kaybettiği, 318 kişinin de yaralandığı tren kazasıyla gündeme gelmişti. Mısra Öz, aynı kazada yaşamını yitiren 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel için adalet mücadelesi veriyordu.

Yoğun bakımdaki Mısra Öz’e sanatçılar, siyasetçiler ve insan hakları savunucuları büyük destek vererek adalet arayışını aynı paylaşımı yaparak sürdürdü: “Mısra Öz yoğun bakımda. Oğlunu kaybettiğinden beri istisnasız her gün yazdı, konuştu, haykırdı. Şimdi yaşam mücadelesi verirken yazamadığı için biz yazalım. 1014 gün oldu. Çorlu Tren Kazasında adalet yerini bulmadı. #CorluTrenKatliamı #OğuzArdaSel”

 

Okumaya devam et

Gündem

Gergerlioğlu cezaevinden yazdı: Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe…

Milletvekilliği düşürüldükten sonra hapse gönderilen Ömer Faruk Gergerlioğlu, hapisteki ilk yazısını anne-babası tutuklu, lösemi Hakan Dağdeviren için kalem aldı.

BOLD – 3 Nisan’da tutuklanıp Sincan 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne konulan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde de masum ve mağdurları unutmadı. Anne-babası tutuklandıktan sonra lösemi teşhisi konulan 11 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in durumunu kaleme alan Gergerlioğlu, “Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe daha yüzyıllarca kimlikler üzerinden birbiriyle çatışan bir toplum oluruz.” dedi.

Gergerlioğlu’nun Gazete Davul’da yayınlanan yazısı:

Sanatçı Suavi, “Bir annemin ölümüne ağladım, bir de Hakan’ın yataktaki fotoğrafını görünce ağladım” demiş.

Hakan, anne babası hükümlü bir ailenin kanser olmuş çocuğu. Annesinin cezaevinden bana göndermiş olduğu mektubu mecliste gündem ettiğim ailenin çocuğu. Daha çocuk hasta değilken bana gönderilen içli mektubun zarfına çizilmiş resimde bir aile hasreti tablosu vardı. Hapisteki anne babanın rüyaları çocukları ile birleşiyor ve bu hülyalar masum bir aile yuvasında buluşuyordu.

Hepsinin rüyası bir çatı altında birlikte yaşamaktı.

Ama olmadı… Ailenin her biri ferdi ayrı bir yerde yaşadı ve anne-baba hüküm giydi.

Dedeleri ve akrabalarının yanında ayrı illerde kalan çocuklara ne mi oldu?

Hakan, kanser oldu. Büyük ihtimal anne ve babasının hasreti ile bağışıklık sistemi zayıflayan küçük çocuk bundan dolayı kanser oldu.

Dedesinin, ninesinin yanındaki çocuk hastaneye kaldırıldı, ama tedaviye cevap iyi değildi. Annesinden kemik iliği uysa şansı dönecekti.

Hakan’ın iyiye gitmediği haberleri üzerine dedesi ve anneannesi ile ÖFG TV programında bir araya gelmiştim. Eskişehir Tıp Fakültesi’ndeki dede, nine hastanenin mescidine inerek canlı yayına bağlanmıştı.

Dede ile konuşmaya başladığımda, çok zorlu bir konuşma olacağı ortaya çıkmıştı. Karşımda derin bir hüzün, acı, hasret ve çaresizlik yaşayan bir insan vardı.

Ağlamaktan kendisini tutamıyor, beni de ağlatıyordu. Kendimi tutmaya çalışıyordum, ama karşımda o denli içi yanan bir insan vardı ki empati yapmamam, ona eşlik etmemem mümkün değildi. Konuşamayan dede telefonu eşine veriyor nine ile konuşuyorduk.

Biraz toparladıktan sonra dede ile yine konuşmaya başladık. Kızı ve damadı KHK ile ihraç edilmiş. Dede “biz ne yaptık da bize bu acıyı yaşatıyorlar” diyordu.

Önemli bir soruydu. Bu değişmez devlet geleneği devreye girmiş ve acımasızlık hakim olmuştu. İşte onun kurbanlarından bir çocuk, dede ve nine vardı karşımda.

Aileleri yıkan anne-baba tutukluluk gerçeğini defalarca gündem etmiş, ama iktidar cephesinden vicdanlı bir cevap alamamıştım. Sonuçta yatağında perişan, bitkin bir şekilde yatan bir çocuk, gözyaşlarını tutamayan bir dede. ‘Tepelerine acımasızca binin” buyruğunun olduğu bir yerde böyle vicdan sızlatan görüntülerin ortaya çıkmaması mümkün mü?

Küçük Ahmet Burhan, küçük Salman, küçük Hakan, bilemediğimiz daha nicesi.

İşte Suavi bu tabloya ağlıyordu. Sol camiadan vicdanlı bir insan olarak buna dayanması mümkün değildi. Haklıydı, kimliğine göre bakmayan vicdanlı bir insandan beklenen doğal sonucu sergiliyordu.

Çocuğun anne babasının kimliğine takılmıyor, vicdan sızlatan görüntünün yürek sızlatan haline odaklanıyordu. Doğru yapıyordu. Tersi olsa kaç dindar fotoya, tabloya bakıp içi sızlardı? Fazla olamazdı sanırım. Çünkü vicdani bakış açısı olması gerekiyordu ve maalesef inanç çoğunlukla vicdanın önüne geçiyordu. İnancın vicdanı besleyen bir değer olması gerekirken niye bu hal?

Sorulması gereken bir soru. Maalesef çağlar boyu inançlar, siyasi görüşler, vicdanı destekleyeceğine fanatik taraftar olmayı seçmişti.

Suavi’nin bu hali toplumumuzun kurtuluş reçetesidir. Vicdan eksenli bir toplum kuramadığımız müddetçe daha yüzyıllarca kimlikler üzerinden birbiriyle çatışan bir toplum oluruz.

Okumaya devam et

Gündem

Koronavirüse yakalanan Mısra Öz Sel yoğun bakıma kaldırıldı

Çorlu’da 2018 yılında meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda’yı kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüs nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Mısra Öz Sel, 5 gün önce hastaneye yatırılmıştı.

BOLD – Çorlu’da meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüse yakalandı.

Mısra Öz’ün babası Mehmet Öz, sosyal medya hesabından, “Kızım Mısra Öz, Kovid-19’dan dolayı an itibarı ile yoğun bakımda” paylaşımı yaptı.

Mısra Öz Sel, 5 gün önce solunum sıkıntısı sebebiyle hastaneye yatırılmıştı. Mısra Öz Sel, sosyal medya hesabından ‘“Oksijen desteği olmadan nefes alamıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Kamu Denetçiliği Kurumu: KHK ile kapatılan okula ödenen ücretin iadesi yapılmalı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0