Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“PKK’lı haber elemanı Kadri Senar’ın kafasına sıktılar”

Özel Harekatçı Coşkun: “Silopi’de üç polisin şehit olduğu patlamanın faili ilan edilen Kadri Senar çatışmada öldürülmedi. Görüşmeye çağrılıp kafasına sıkıldı.”

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

Hükümetin 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Çözüm Süreci’ni bitirmesiyle birlikte, Güneydoğu’da şiddet olayları 90’lı yılları geride bıraktı. Tankların şehirlere girdiği bu süreçte pek çok karanlık olay yanında büyük bir rant da oluştu.

2018 Aralık ayı içerisinde “Bir özel harekat polisinin Hendek Operasyonları anıları” isimli üç bölümlük yazı dizisi yayınladım. Yazı dizisinin özellikle Cizre Bodrumları kısmı oldukça dikkat çekti.

Bu yazı dizisinin ardından farklı iki Özel Harekat Polisi benimle temas kurdu. Yazı dizisinde meslektaşlarının anlattığı bazı şeylere tepkililerdi. Ancak dikkat çekici yeni bilgiler de verdiler. Özellikle terör üzerinden oluşan kişisel ve maddi rant üzerine.

Arayan iki Özel Harekatçıdan biri halen Güneydoğu’da görevde olan oldukça milliyetçi bir polis memuruydu. Aramızda gergin diyaloglar geçse de önce röportaj vermeyi kabul etti sonra vazgeçti. İkinci Özel Harekatçı ise şu an Almanya’da yaşıyor ve Güneydoğu’da yaşananlara başka bir pencereden bakmamızı sağlayacak açıklamalar yaptı.

Cizre Bodrum’larında ortaya çıkan sonuç ve cesedi 7 gün sokakta kalan Taybet İnan olayıyla ilgili PKK’ya çok sert eleştiriler yöneltiyor. Ancak Silopi’de bizzat şahit olduğu olaylar, bize 90’lı yılların hortladığını gösteriyor. PKK’lı bir haber elamanının kafasına sıkılarak infaz edilmesi ve beş PKK’lının Şırnak Terörle Mücadele Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer tarafından öldürüldüğü iddiasıyla ilgili anlattıkları oldukça çarpıcı.

Üç bölüm halinde yayınlayacağım yazı dizisinin ilk bölümü PKK’lı haber elemanı Kadri Senar’ın infaz edilmesine ilişkin.

İlerde önemli yargılamalara konu olacak bilgiler veren bu Özel Harekatçı’nın ismini kişisel güvenliği için değiştiriyorum. Ali Coşkun ismi haberde yazım kolaylığı olsun diye tarafımdan verildi.

1. BÖLÜM

ÜÇ ŞEHİDİN ARDINDAN KADRİ SENAR’IN KAFASINA SIKTILAR

Şırnak’ın Silopi ilçesi Şehit Harun Boy Mahallesi 81. Cadde’de 10 Kasım 2015 günü 3 polisin şehit olduğu bir patlama gerçekleşti. Rögar kapağının altına yerleştirilmiş el yapımı patlayıcı Shortland olarak adlandırılan zırhlı polis aracı geçtiği sırada patlatıldı. Saldırıda polis memurları Hilmi Bardakçı, Hasan Aslan ve Sabri Altınbaş şehit oldu.

Bu saldırı, Silopi’de hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı olayların başlangıcıydı. Ancak gerçekleşme biçimi ve sonrasında patlamayı yaptığı iddia edilen Kadri Senar’ın öldürülüşü olayı daha karanlık hale getiriyor.

Üç polisin şehit olduğu Silopi’de 10 Kasım 2015’te meydana gelen patlamanın ardından çekilen fotoğraf.

Ali Coşkun’un anlatımına göre olay başından itibaren bir kurguydu:

“Silopi’nin yüzde 80’i hendeklerle kapalıyken, bir akşam baş polis (Ö.S.B.) Emniyet’e geldi. ‘Devriye atıyoruz’ diye iki araç alıp çok alakasız bir bölgeye götürdü. Gittikleri yerden daha önce telsiz kestirmeleri alınmıştı, o mahalledeki caddelere bomba gömüldüğünün bilgisi elimizde vardı. Götürülen arkadaşlar o bölgelerin sıkıntılı olduğunu söylemelerine rağmen bu baş polisin ısrarlı emirleriyle gittiler.

Sonra patlama gerçekleşti. Mayın araçlardan birini etkiledi. Shortland dediğimiz araç 10 metre fırlamış. Kulesindeki polis arkadaş çatıya düşmüş. Ağır yaralı çenesi dağılmış. Bağıramadığı için çatının üstüne fırlamış taşları can havliyle aşağı atmış. Gece karanlığında taşlar çatıdan düşüp ses çıkınca farkedilip kurtarıldı. Araçtaki diğer üç polis arkadaş şehit oldular.

Bu patlamadan sonra, bizi günlerce Emniyet’ten dışarı çıkarmadılar. Bu arada PKK, Silopi sokaklarını tamamen kapattı.

YÜZLERİ MASKELİ TEMCİLER VE KADRİ SENAR’IN İNFAZI

Sonra Şırnak TEM’den yüzleri maskeli bir ekip geldi. Biz kim olduklarını göremedik, maskeleri hiç çıkarmadılar. Bunlar operasyon yapmak için gelmişlerdi. Normalde terör bölgesinde TEM’in operasyon yaptığı görülmemiştir. Böyle bir kabiliyetleri yok. TEM bilgi verir Özel Harekat operasyon yapar.

O bölgede, operasyon kararı aldılar ve Şırnak TEM’den gelenler operasyon yaptı. Ve bir kişiyi öldürdüler. Sonra bu kişinin, 10 Aralık 2015’te üç polis arkadaşımızı şehit eden patlamayı gerçekleştiren, hatta bombanın manyetosuna basan kişi olduğunu açıkladılar.

Hatta Mete Yarar’ın TRT’de Şahit Olun diye bir programı vardı. Bu operasyonun görüntülerini orada yayınladılar. TEM şube Şırnak’tan geliyor, Silopi’de operasyon yapıyor. Ateş açıyorlar. Ateş edildikten sonra bir teröristi halk pikabın arkasında hastaneye götürürken, polis önünü kesiyor. Ve diyorlar ki ‘biz üç polis arkadaşımızı şehit eden PKK’lıyı vurduk’ diyorlar.

Oysa o kişi çatışmada vurulmadı. O kişi istihbarata çalışan PKK içerisinde muhbirdi (Kadri Senar). Bu haber elemanını oraya çağırdılar. Muhbir buluşmaya geldi. Muhbirin kafasına sıkıldı. Muhbir öldü. Sonra sağa sola ateş edildi. Çok az biraz 70 metre kadar ilerlendi. Sonra geri çekildiler, kamera görüntüleri alındı. Zaten giren ekibin üzerinde kameralar vardı. Ben bugüne kadar operasyonda bir polisin üzerine kamera yerleştirildiğini görmedim. Türkiye’de olmayan bir uygulama. Tamamen olay kurguydu.

Kadri Senar, vurulduktan sonra çekilmiş görüntüsü Sabah Gazetesi’nde yayınlandı.

Şüphe çekici olayın ardından biz başka bir kamera kaydıyla olayı seyrettik. Bölgedeki Kobra’nın kamerasından. Gözlerimizle şahit olduk. Net kurguydu. Bu olayı gördükten sonra TEM şubeye olan güvenimizi yitirdik.

İNFAZ GÖRÜNTÜLERİ KOBRA’NIN KAMERASINDAYDI

Kobra’nın kamera kayıtlarında orada çatışma yok. PKK’lı birini tabancayla vuruyorlar. Sonra onu ileriye getirip bırakıyorlar, halk onu alıp götürmeye çalışıyor. Beyaz bir pikabın arkasında götürürlerken, durduruyorlar. Onu orada terörist vurmuş gibi lanse ettiler.

Kadri Senar’ın öldürülmesinden sonra çekilmiş farklı bir açıdan görüntü.

Kendi hatalarından dolayı üç polisin şehit olmasına neden oldular, sonra bunun üzerini kapatmak için PKK muhbirini infaz ettiler, sonra da bunu TRT’ye belgesel yaptılar. Bu belgesel yayınlanırken biz de görevdeydik. Görüntülerde operasyonu yapanların sırtlarında özel harekat yazan yelek var. Ama onlar özel harekatçı değildi. Ellerinde MG3 silah vardı. Biz MG3 silahları çatışmalarda asla kullanmayız. O olay bir kurguydu, arkadaşlarımızın şehit edilmesinden itibaren.

Emniyet’in içerisinde en sıkıntılı birimler istihbarat ve TEM şubedir. Özel Harekat hiçbir zaman istihbarat toplamaz, bilgi gelir, TEM de derki, gidin buraya operasyon yapın. İstihbarat ve TEM Şube’nin içerisinde o dönem istihbaratları manipüle edenler vardı. Biz o dönem Özel Harekat olarak bunu hissediyorduk. Mesela kendi aramızda bir laf çıkmıştı. Bir caddeye bomba gömüldüğü bilgisi geldiğinde, biz bilgi İstihbarat Şubesi’nden gelmişse, orada kesin bomba yoktur diyorduk. Çevik Kuvvet’ten arkadaşlardan geldiyse bilgi doğrudur diye bakıyorduk.

MİZANSENİ ŞIRNAK TEM ŞUBE MÜDÜRÜ HAZIRLADI

Gittiler muhbiri çağırıp, kafasına sıktılar, sonra bunu mizansen yaptılar. Bu mizanseni yapan kişi Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer’di.

Bu mizanseni yapmaktaki maksat, ‘Benim üç personelim şehit oldu, ben çalışıyorum, istihbarat bilgisi alıyorum, yeri geliyor operasyon yapıyorum. Bak ben gittim, arkadaşlarımızı şehit eden kişiye nokta operasyon yaptım ve öldürdüm.’ demekti. Bu Şırnak TEM Müdürü’nün kendi reklamı.

Dönemin Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer

Bakın bir baş polis akşam geliyor. Yanına bir özel harekat kobrası alıyor, çevik kuvvetten üç tane land alıyor ve gidip, hiç alakasız, mayınlı olduğunu bildiğimiz sokaklara giriyor. Bu adam defalarca polisleri böyle farklı farklı yerlere soktu.

Bu adam Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer’in adamıydı. Sonradan Cumhurbaşkanı’ndan madalya aldı, AK Parti’den milletvekili adayı oldu.

METE YARAR’IN PROGRAMINDA REKLAM YAPTILAR

İşte Emniyet’le siyasetin pis ilişkisi. Reklam çalışması. Bak diyor valiye, ben arkadaşlarımı şehit verdim. Ama gidip pime basan adamı vurdum öldürdüm geldim diyor. Ya sen barikat arkasında pime basan adamı nasıl tespit ettin de onu bulup öldürdün. CIA mısın, MOSSAD mısın kıytırıktan Şırnak TEM’sin.

Mete Yarar’ın programında da diyorlar ki bu yüzü maskeliler, ‘Biz çatışmaya giderken birbirimizle yarışırız, önce sen gideceksin önce ben gideceğim diye’. Ya TEM şube çatışmaya girmez, tamamen kurgu. Mete Yarar, programda açık açık 3 polisi öldürmeyi planlayan, sonra da patlamayı gerçekleştiren PKK’lının öldürüldüğü üstüne belgesel çekti o kurgu görüntülerle.

(Hacı Murat Dinçer’in uzun uzun reklamının yapıldığı Mete Yarar’ın sözkonusu çatışmadan bir gün sonra yaptığı program)
O ŞEHİTLERLE İKİ TARAFI BİRBİRİNE KARŞI KIZDIRDILAR

Pislik her yere bulaşmış. Ben orada yanımdaki arkadaştan emin olmanın derdindeyim. İçimizden biri de operasyon sırasında tabancayı çekip enseme sıkmasın onun derdindeyim. Düşünsenize bir görüntü seyrediyorsunuz, bir adamı çağırıp kafasına sıkıyorlar. Sonra ben o TEM Şube’deki adamlarla göreve gidip geliyorum. Ben üç tane TEM polisinin tuzağa düşürülüp öldürüldüğünü düşünüyorum. Oraya niye götürüldüler. İki araç gidiyor, niye götüren adamlara patladı da baş polisin olduğu araca patlamadı? Niye o sokağa gidildi? Bunlar ihmal değil. Bir şeyler bilerek yapıldı. Orada bir şehit verilmesi gerekiyordu. Verildi. Karşı tarafı kızdırdılar, bu tarafı kızdırdılar, birbirlerine daha çok saldırmalarını istediler gibi düşünüyorum. Yani orada yaşamanız lazım. Ben yanımdaki çalıştığım istihbaratçının, bana yanlış bilgi verip beni bombanın üzerine göndermemesinin derdindeyim, ben nasıl bir valiye, kaymakama karşı geleyim.

Dönemin Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer

17/25’ten sonra TEM şube ve İstihbarat’a adam alırken, alkol alıyor mu gece hayatı var mı diye baktılar. Alkol alıyorsa gece hayatı varsa cemaatle ilişkisi yoktur diye düşündüler. Tek kriter cemaatten olmasındı. Barikat hendekler sürecinde de böyle seçtikleri iş bilmez adamlar görev başlarındaydı.

Şırnak TEM şube Müdürü Hacı Murat Dinçer de böyle, TEM şube müdürü olabilecek kapasitede biri değildi. Ama bu göreve atanınca güç zehirlenmesi yaşadı. Silopi TEM’e de böyle işin ehli olmayan adamları atadı.

Papağanı öldürene devlet hapis cezası verildi. Ama o üç polisin şehit olmasına neden olan başpolise soruşturma açmadı bu devlet.”

Hacı Murat Dinçer, AKP’den aday adayı olduğu sırada hazırladığı broşür.

HACI MURAT DİNÇER İDDİALARA KARŞI SESSİZ

Haberin yazımı sırasında ulaştığım Hacı Murat Dinçer, iddialara cevap vermedi. Dinçer, ayrıca soruları yanıtlamak yerine Twitter hesabına yeni sorular göndermemem için engelleme yaptı.

YARIN:

Tek başına 5 PKK’lıyı öldürdüğü için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan ödül alan Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer, bu olayda yalan mı söyledi? Olayın aslı ne? O madalya geri alınacak mı?

Cuma ezanı okununca Emniyet’in mescidine saldırmayı planlayan PKK’lılar, yanlışlıkla “Sela” okununca saldırınca, Hacı Murat Dinçer bunu nasıl kullandı?

Yıkılan Silopi’de rant nasıl dağıtıldı? AKP ilçe başkanı Süleyman Soylu’ya Silopi’de aldığı komisyonları nasıl anlattı?

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adalet Bakanlığı 1000 avukatın ruhsatını gasp etti

Hakkında soruşturma olduğu ya da öğrenciliği sırasında eyleme katıldığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, son 12 yılda bine yakın hukuk mezununun avukatlık ruhsatını ellerinden aldı. Ruhsatların 854’ü 15 Temmuz’un ardından iptal edildi.

BOLD ÖZEL – Adalet Bakanlığının hukuk fakültesi mezunu avukatlara yaptığı ruhsat zulmü rakamlara yansıdı. Adalet Bakanlığı, 2008-2019 arasında 996 hukuk fakültesi mezununun Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen avukatlık ruhsatını iptal etti. Adalet Bakanlığının istatistiklere göre ruhsat iptallerinin 854’ü 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 2016-2019 arasında yapıldı. En fazla sayıda ruhsat iptali ise 2019 yılında oldu. 2019’da 14 bin 836 hukuk mezununun 528’inin avukatlık ruhsatı iptal edilirken, her yüz başvurudan 3,56’sı reddedildi.

Adalet Bakanlığının ruhsat başvurularına ilişkin istatistikleri

Hukuk mezunlarının ruhsat başvuru süreci şöyle işliyor: Hukuk fakültesi mezunu bir baroda avukatlık stajını tamamladıktan sonra baroya ruhsat başvurusunda bulunuyor. Baro, evrakları tamamladıktan sonra dosyayı Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor. Barolar Birliği, stajyer avukatın ruhsat almasında herhangi bir engel olmadığına karar verirse başvuru onaylanarak Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık 60 gün içerisinde ruhsat başvurusunu onaylıyor ya da reddediyor. Red halinde dosya tekrar Barolar Birliğine gönderiliyor. Barolar Birliği tekrar onaylarsa bu kez ruhsat başvurusu onaylanıyor. Ancak bakanlık verilen ruhsatlara karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açarak hukukçuların haklarını engelliyor.

MASUMİYET KARİNESİ YOK SAYILIYOR

Adalet Bakanlığının açtığı davaların sonuçlanması yıllar sürerken mesleğini yapamayan avukatlar yürütmenin durdurulması için karşı davalar açtı. 2016’daki OHAL ile başlayan ruhsat iptalleri geçen yıl büyük bir artış göstererek yüzlerce hukuk mezununun mağdur olmasına neden oldu. Cumhuriyet’e konuşan mağdur avukatlar ruhsat iptallerinin anayasaya ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Mağdurlar, “Her bakımdan eşitsiz ve hukuksuz bu maddenin doğrudan iptal edilmesi, hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor” dedi.

KESİN KARARA KADAR RUHSATA DOKUNULMAMALI

Avukatlık Kanunu’nun 5/3. maddesine dikkat çeken mağdur avukatlardan Gönül Gören, şunları söyledi: “İki yıl ve üzeri ceza alabileceğiniz bir suçtan kovuşturma altındaysanız avukatlığa alınma isteminiz hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebiliyor. Fakat bu hüküm emredici değildir ve idareye bir takdir yetkisi tanır. Takdir yetkisine sahip olan idari merciler ilgili Baro, TBB ve Adalet Bakanlığı’dır. Bu yetki, siyasi saiklerle kullanılması halinde hukuka aykırı kabul edilmelidir. Hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor.”

BAROLAR DESTEK OLMUYOR

Ruhsatı iptal edilen hukuk mezunu Barış Barışık da baroların karşılaştıkları hukuksuzluğa duyarsız kalmasına tepki gösterdi. Barışık, “Söz konusu hukuka aykırı duruma ilişkin herhangi bir tepki verilmemekte, ruhsatı gasp edilen avukat adaylarıyla herhangi bir dayanışma gösterilmektedir. Mesela, ruhsatımın gasp edilmesi üzerine açılan davada müdahil olması yönünde talepte bulunmama rağmen Ankara Barosu gerekçesiz bir şekilde reddederek vermiş olduğum hukuk mücadelesinde taraf olmadı” dedi.

MESLEĞİMİN 3’NCÜ AYINDA İPTAL EDİLDİ

Ruhsatı iki kez iptal edilen Simin Atabay ise, “Bir yılı aşkın süre sonra ruhsat almıştım. Fakat henüz mesleğimin 15. gününde tarafıma iptal istemli dava açıldığını öğrendim. Bu süre zarfında mesleğe adapte olmak elbette çok zor. Bu durumu yaşayanlar olarak dosya almaktan imtina ediyoruz. Çünkü her an bir yürütmenin durdurulması kararı ile ruhsatımız yeniden elimizden alınabilir. Benim de aynen öyle oldu. Mesleğimin 3. ayında iken Yürütmenin Durdurulması kararı verildi ve yeniden işsizdim. Üstelik verilen bu karar masumiyet karinesinin ihlali demek” ifadelerini kullandı.

KHK’LILARA DA RUHSAT ZULMÜ YAŞATILIYOR

KHK ile ihraç olan hukukçuların avukat yapmaları da Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti. Anayasa Mahkemesi, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin avukatın kamu görevlisi olarak kabulüne imkan vermediği gerekçesiyle KHK ile ihraç edilenlerin avukatlık yapabileceğine karar vermişti. Ancak Ankara 14. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hakkında ihlal kararı verdiği KHK’lı Ceza Hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun’un Büyükada Davası’nda 1 yıl 13 günlük kesinleşmemiş cezasını gerekçe göstererek ruhsat başvurusunu reddetmişti.

İdare mahkemesi AYM’nin KHK’lı avukatla ilgili ihlal kararını yok saydı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir aylık hamile akademisyen Emel Top Bayraktar tutuklandı

Hamile bir kadın daha tutuklandı. Bingöl Üniversitesinde çalışan ve hamile olduğunu yeni öğrenen Emel Top Bayraktar tutuklanıp cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Üç yıldır Bingöl Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Emel Top Bayraktar (29) 8 Nisan’da tutuklanıp Bingöl M Tipi Cezaevine gönderildi. 7 Nisan’da gözaltına alınan Bayraktar bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi gün tutuklandığı öğrenildi.

HAMİLE OLDUĞUNU YENİ ÖĞRENDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Emel Top Bayraktar’ın, kendileriyle ilgilendiğini söyleyen üniversite öğrencilerinin ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklandığı belirtildi. Hamile olduğunu kendisi de yeni öğrenen Bayraktar’ın, elinde resmi bir rapor olmadığı için SEGBİS ile bağlandığı Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hamileliğini söylemedi.

İfadesinde, üniversiteyi çok zorluklarla okuduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu suçlamalar beni ziyadesiyle üzmektedir. Vatanımı, milletimi çok seviyorum. İhanet etmeyi kendime ve kimseye yakıştıramıyorum.” dedi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0