Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Demir-çelik devinde üretim durma noktasında: İşçiler mecburi izne gönderiliyor

Çanakkale Biga'da İÇDAŞ'ın üretimi yüzde 80 düştü. Kısa dönem çalışma ödeneği ile maaşların yüzde 60'ı İşsizlik Fonu'ndan karşılanıyor.

ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği çelik ve alüminyumda Gümrük Vergisi’ni iki katına çıkarması ve inşaat sektörünün krize girmesi demir-çelik tesislerini vurdu. Çanakkale Biga’da İÇDAŞ firması, işçileri her ay 10 gün mecburi izne gönderiyor. 30 Nisan’a kadar kriz bitmezse işçi sayısı azaltılacak. 

Sevinç Özarslan

BOLD- Türkiye’nin ikinci büyük çelik üreticisi İÇDAŞ-Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi A.Ş, ‘Esnek Çalışma Sistemi’ adı altında yeni bir uygulama başlattı. 30 Nisan’a kadar devam edecek uygulamaya göre fabrikada çalışan işçiler her ay 10 gün yıllık izne ayrılmak mecburiyetinde.

BOLD’a bilgi veren ve adının yazılmasını istemeyen bir işçi, “Şu an işçilerin yıllık izinlerini kullandırtıyorlar. Belli bölümlerde başladı bu uygulama. Ayda 10 gün izne çıkıyorsunuz. 30 Nisan’dan sonra ne olacağı belli değil. Muhtemelen birçok kişiyi çıkaracaklar. Seçime kadar bizi oyalıyorlar. Pastör Andrew Brunson krizinden sonra ABD’nin ambargo koymasıyla fabrikada üretim yüzde 80 oranında düşmüştü.” dedi.

Çanakkale Biga Değirmencik Köyü’nde bulunan fabrikada yaklaşık 4 bin Türk Metal Sendikası üyesi işçi çalışıyor.

Türk Metal Sendikası Biga Şubesi dün bir bir açıklama yaparak, Esnek Çalışma Sistemi’nin yanlış anlaşıldığını iddia etti.

Sendika Biga Şube Başkanı Osman Akkurt’un yaptığı açıklamada, esnek çalışma sistemine gerekçe olarak ABD ihracatının kota ve vergilerle yapılamaz hale gelmesini, Türkiye’den elde edilen hurda demir ham maddesinin ekonomik kriz sebebiyle en düşük noktaya inmesini ve ekonomik krizi gösterdi.

Türk Metal Biga şube başkanı Osman Akkurt İÇDAŞ ile imzaladıkları sözleşme sayesinde işçilerin mağdur olmayacağını iddia etti.

Akkurt, İÇDAŞ yönetimi ile yaptıkları anlaşma şartlarınım şöyle açıkladı: “İÇDAŞ yönetimi ile yaptığımız istişareler sonucunda çalışanlarımızı bu kış ayında sokağa atmamak için Kısa Çalışma Ödeneği’ne başvuru yapılmasını yetkili sendika olarak onayladık.

Çalışma Bakanlığı’nın ve İŞKUR müfettişlerinin yaptıkları incelemeler sonucunda işverenimizin 3 ay süreli Kısa Çalışma Ödeneği’nden faydalanma talebi kabul edildi.

Çalışanlarımız kısa çalışma süresindeki ücretlerini İŞKUR’dan PTT şubeleri aracılığıyla, işyerinde çalıştığı sürelerin ücretini işverenin rutin ödeme takvimine göre alacaklardır. Kısa Çalışma Ödeneği’nden faydalanamayan prim ödeme gün sayısını tamamlayamayan yaklaşık 300 arkadaşımızın da çıkışını işverenimizle yüzde 50 maaş+sosyal haklar şeklinde anlaşarak onlarında bu karda kışta işsiz kalmalarını önledik.”

YENİ İŞE ALINANLARA UYGULANDI

İsminin saklı tutulması şartı ile BOLD’a mülakat veren aynı işçi ise sendikanın açıklamasına şerh düştü.

Aynı kaynak,  “Şu anda 300 işçi bu uygulamaya tabi ve hepsi yeni işe alınanlar. Onlar İşsizlik Sigortası’ndan yararlanamadıkları için, Ek 2’nci Madde gereği, ücretleri yarıya indirildi. Bir bölüm işçi ise eski işçi ve İşsizlik Sigortası’ndan ve bu mevzuattan yaralanabiliyor. Bir çoğunun da kullanmadıkları senelik izinleri var. İşveren-sendika arasında yapılan anlaşmayla bu imkanların tümü kullanıldı. Henüz bir işçi çıkarma yok, ancak bu olmayacağı anlamına gelmiyor.” dedi.

DAHA AZ TAZMİNAT ÖDEMEK İÇİN 

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun Ek 2’nci Maddesi’ne göre, “ekonomik kriz” sebebiyle üretimin durması halinde işveren, üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma dönemi başlatabiliyor. Bu dönemde zorunlu izne çıkarılan işçinin maaşının yüzde 60’ını devlet ödüyor.

İÇDAŞ, bu kanuna dayanarak esnek çalışma prosedürünü işletiyor. Aynı kaynak şunları kaydetti: “Bütün bunları işçi çıkarırken daha az tazminat ödemek için yapıyorlar. Üstelik İÇDAŞ, sendika ile anlaşarak bunu yasal yoldan yapıyor. İşçiler çıkarılırken tazminat tutarları son 6 aylık maaşa göre hesaplanacak. Dolayısıyla ayın 10 günü izinli görünenin tazminatı 70 bin ise ona 50 bin TL ödenecek.”

Temeli 1880’lere dayanan ve bir aile şirketi olan İÇDAŞ, İstanbul Sanayi Odası’nın 2014’te yayınladığı istatistiğe göre Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında 6’ncı sırada bulunuyor.

AKP yandaşı Yıldızlar Holding krizde: 900 işçi işten çıkarıldı, Eti Gümüş’te üretim durdu

BOLD ÖZEL

Damadın istifası “Saray’da isyan”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı olduğu düşünüldüğünde Berat Albayrak’ın istifası, ekonomik bozulmanın ötesinde Erdoğan yönetiminin büyük bir iç kriz yaşadığını gösteriyor.

BOLD – Tayyip Erdoğan, kendisinden önceki Başbakan ve Cumhurbaşkanlarının aksine ailesine devlet yönetiminde güç verdi. Devlet, medya ve sivil toplum kuruluşlarındaki önemli hemen tüm pozisyonlarda Erdoğan ailesinin üyeleri ve akrabaları görevlendirildi. İmparatorluk döneminde Osmanlı ailesi tarafından yönetilen ülke, on yıllar sonra aynı noktaya dönmüş oldu.

Turkishminute.com‘un aktardığına göre Erdoğan’ın büyük kızı ile evli olan Berat Albayrak, Erdoğan’ın veliahtı olarak görülüyordu. Enerji Bakanı olarak kabineye girdikten sonra ekonomi yönetiminin tamamının bağlandığı Hazine ve Maliye Bakanı oldu.

Albayrak, istifasını açıklamadan önce şahsi Twitter hesabını kapattı. Hazine ve Maliye Bakanlığının Twitter hesabındaki tüm tweetleri sildi. Ardından istifasını Instagram hesabından paylaştı.

İstifanın hemen ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi devreye girdi ve istifa haberinin yayınlanmaması için tüm medyaya “emir” gönderildi. Türk medyasında birkaç küçük muhalif medya kurumu dışında Erdoğan yönetimine bağlı hiçbir gazete ve televizyon istifa haberini vermedi. Pazar günü açıklanan istifa, gün boyu sosyal medyanın ana gündem maddesi olmasına rağmen.

Pazartesi sabahı, hükümete yakın medya kuruluşlarına istifa haberi yansımaya başladı. Haberin Pazar günü ve gecesi boyunca yayınlanmaması, Albayrak’ın  istifasını geri çekmek için ikna edilmeye çalışılması olarak yorumlandı.

AKP iktidarı döneminde Erdoğan ailesi kadar Albayrak ailesi de güçlendi. Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak, Türkiye’nin en büyük medya grubunun yönetim kurulu başkanı. Serhat Albayrak, devlet baskısını kullanarak Türkiye’deki tüm gazete dağıtım şirketlerini kapattırdı. Yönettiği Turkuvaz dağıtımın dışında gazete dağıtım şirketi kalmadı. Muhalif gazetelerin bayilere dağıtımını yapıp yapmamak tamamen Serhat Albayrak’a bağlı. Reklam sektörünün yüzde 95’inin kontrolü de Serhat Albayrak’ın yönettiği reklam ajanslarında.

Albayrak ailesi sadece medyada değil, Erdoğan’ın iletişim stratejisini de elinde bulunduruyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Albayrak ailesinin içinden gelen biri. Devlet televizyonu TRT ve devlet haber ajansı Anadolu Ajansı, Fahrettin Altun’a bağlı. Altun, Serhat Albayrak tarafından hazırlanıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a önerildi ve kabul gördü. Normalde bu konuma talip olan kişi Mahir Ünal’dı.

ALBAYRAK AİLESİNİ GÖREVDEN ALACAK MI?

Berat Albayrak’ın istifa kararı almasının birinci nedeni Merkez Bankası Başkanlığı’nda kendisinden habersiz yapılan değişiklik. Cumhurbaşkanlığı kararıyla Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal görevden alındı ve yerine Naci Ağbal atandı.

Murat Uysal, Berat Albayrak’ın yakın arkadaşıydı. Naci Ağbal ise Berat Albayrak’dan önceki Hazine Bakanı’ydı. Albayrak’la birbirlerinden nefret ettikleri Ankara kulislerinin bildiği bir konuydu. Ankara kulislerine göre Naci Ağbal, ekonomi yönetiminin başındaki Berat Albayrak’ın Merkez Bankasının başına isteyeceği son isim.

Erdoğan, Merkez Bankasındaki değişimi damadı Berat Albayrak’a rağmen yapması, Albayrak ailesinin diğer üyelerinin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Erdoğan’ın, damadının tepkisinin istifa olabileceğini öngörmediği açık. Erdoğan’ın medya gücünü elinde bulunduran Albayrak ailesinin diğer üyelerini tasfiye edip etmeyeceği yakın gelecekte ortaya çıkacak.

Erdoğan ailesi ilk büyük hasarını, 2013 yılındaki yolsuzluk operasyonlarında aldı. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve damadı Berat Albayrak’la yaptığı telefon görüşmelerinde imar ve enerji alanındaki rüşvet trafiği yolsuzluk operasyonuyla ortaya çıkmıştı.

Erdoğan, yolsuzluk operasyonunu yapan tüm savcılar ve polisleri görevden alarak ve tutuklayarak gücünü korudu.

Ancak bu kez, Erdoğan’a başkaldırı aile içinden yaşandı. Bu sebeple son gelişmeyi Osmanlı saraylarındaki iç isyanlara benzetenler var.

Ekonomik krizle zor günler geçiren Erdoğan yönetiminin adım adım yönetim krizine doğru ilerlediğine ilişkin analizler de Ankara kulislerinin son günlerdeki ana gündemi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İbrahim öğretmenin Libya’dan Paris’e özgürlük yolculuğu

Libya’da öğretmenlikten Tunus’ta dondurmacılığa, Meksika’da mahpusluktan Fransa’da mülteciliğe… Hapsedildi, gözlerini kaybetti. Erdoğan rejimi kovaladı, o direndi ve sonunda özgürlüğüne kavuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

2012 yılından beri Libya’da yaşayan İbrahim Karadağ, Erdoğan rejiminin baskısıyla tutuklanıp Türkiye’ye iade edilmemek için uzun ve zor bir yolculuğa çıktı. Libya-Tunus-Meksika-Fransa ekseninde geçen yolculukta, farklı ülkelerde hapishanelere düştü, görme yeteneğini kaybetti, kelepçelendi, iadeden son anda kurtuldu, başına gelmeyen kalmadı. Libya’da öğretmenlikten, Tunus’ta dondurmacılığa, Meksika’da mahpusluktan, Fransa’da mülteciliğe, genç eğitimci İbrahim Karadağ’ın 4 yıldır yaşadığı mücadele, sonunda tekrar Paris’te mesleğine dönebilmesiyle son buldu.

YURT DIŞINDAKİ KISKAÇ ONU DA VURDU

15 Temmuz’dan sonra yurt dışında bulunan 100’den fazla kişi yasa dışı biçimde Türkiye’ye kaçırıldı ya da yasa dışı biçimde iade edildi. MİT tarafından Malezya’dan Türkiye’ye götürülen İsmet Özçelik Denizli Cezaevinde, Kosova’dan götürülen ve aralarında Prof. Dr. Osman Karakaya’nın da bulunduğu 6 kişi hala Silivri’de tutuklu. 2012’de  okumak için Libya’ya giden, bir yandan da Hizmet Okulları’nda rehber eğitimcilik yapan İbrahim Karadağ da aynı riskle karşılaşanlardan biri.

YURT DIŞINDA OKUMAK HAYALİYDİ

2014 yılında Libya’daki Türk kolejinde rehber öğretmenlik yaparken.

İbrahim Karadağ, Kars Sarıkamış’a 60 km uzaklıkta, suyu bile olmayan Beşyol köyünde 1993’te dünyaya geldi. İlkokulu Sarıkamış’ta bitirdi, sonra imam hatip lisesine kaydoldu. Üniversiteye hazırlanmak için İstanbul Beylükdüzü’ndeki FEM Dershanesi’ne yazıldı. Arapça bilen, Farsça’ya da ilgi duyan Karadağ, o dönemde yurt dışında okumaya karar verdi. Fas’a gitmek istiyordu ancak kaydolmakta geç kaldığı için kader onu 2012’de Libya’ya attı. O yıllarda Libya’da Türk okulu yoktu. Sadece ticaret için gidip gelen iş adamları vardı.

Birkaç arkadaşıyla Trablus Havaalanı’na inen Karadağ, ülkeye adım atar atmaz kendi ifadesiyle bir James Bond filminin içine düştü.

“Havada hala kan kokusu vardı” diye anlatıyor o günleri:

“Her taraf yıkık dökük. İndiğimin üçüncü ya da dördüncü günü Trablus Üniversitesi’ne gittim. Üniversite diye bir şey yok. Her yer harabe, yıkık dökük… Girdik içeri. Dört öğrenci arkadaştık. Kalacağımız yere gidelim diye taksiye bindik. Taksici bizi soydu. Kafamıza silah dayadı. Telefonlarımız hariç her şeyimizi aldı. Bizi yolun ortasına bıraktı. Adama söyledik, biraz para ver, hiç olmazsa gideceğimiz yere gidelim. 3,5 TL verdi. ‘Alın helal helal bunu kullanın’ dedi. Bu olaydan bir hafta sonra 3 arkadaş Türkiye’ye döndü, ben orada kaldım.”

Daha ilk günlerde yalnız kalan İbrahim Karadağ, Libya’dan ayrılana kadar hayati risklerle yaşadı. Trablus’ta ilk Türk okulu 2012’de Ömer Muhtar International adıyla açıldı. Karadağ bir yandan Trablus Üniversitesi’nde Arapça öğretmenliği okudu, diğer yandan Türk okulunda rehberlik yaptı. Savaştan yeni çıkmış, çatışmaların hala devam ettiği bir ülkede yaşamanın her türlü zorluğuna dayandı. Hiçbir şey onu yıldırmadı. Ta ki 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Ömer Muhtar International’da görev yapan 5 öğretmen, Libya askerleri tarafından tutuklanıp Türkiye’ye teslim edilene kadar.

OPERASYON YAPILMADAN BİR HAFTA ÖNCE HABERLERİ YAYINLANDI

Operasyon yapılmadan önce iktidar yanlısı Sabah ve Akşam gazeteleri 25 Temmuz 2016’da Libya’daki Türk okulunun kapatıldığını yazdı. Bu haberden bir hafta sonra öğretmenler tutuklandı. İbrahim Karadağ o günü şöyle anlatıyor: “Silahlarla okulu bastılar. Sanki terörist yuvasını basar gibi. 5 öğretmeni alıp götürdüler. Trablus’ta savaştan sonraki dönemde bir hayvanat bahçesini hapishane yapmışlar. Oraya götürmüşler ama biz 1,5 ay nerede olduklarını öğrenemedik.”

Bu olaydan sonra Libya’da başına ne geleceğini bilmeyen İbrahim Karadağ, en yakın ülkeye Tunus’a geçmeye karar verdi. Tunus Libya’ya göre güvenilirdi, bir sıkıntı yaşayacağını düşünmemişti, eğitimine Tunus Zeytuniye Üniversitesi’nde devam etmek istiyordu. Kayıtlar başlayınca durumun hiç de öyle olmadığını fark etti. Tunus’taki Türk konsolosluğu, Karadağ’ın üniversiteye kayıt yaptırmasını engelledi. Zeytuni dışında başka üniversitelere başvurduysa da yine aynı sonuçla karşılaşan Karadağ, eğitim hayatını bırakıp dondurmacılığa başladı.

İbrahim Karadağ, Tunus’un meşhur Burgiba Caddesi’nde dondurma satarken. 2017

“İNSAN EVLADININ YAŞAMAYACAĞI BİR HÜCREYE ATILDIM”

Ancak işleri yine planladığı gibi gitmedi. Tezgahının önünde toplanan başka Türk öğrenciler “Bu teröristtir, fetöcüdür” diye saldırınca dondurmacılık da sona erdi. Tunus’ta oturumu yenilenmeyen Karadağ’a 3 ay içinde ülkeyi terk etmesi söylendi. Karadağ, bu kez Meksika üzerinden Amerika’ya gitmeye karar verdi. Paris’ten transit geçitle Meksika’ya inmeyi başardı başarmasına ama Tunus’ta pasaportuna kırmızı mühür vurulduğu için burada daha farklı sorunlarla karşılaştı:

“Bir daha Tunus’a giremez diye kırmızı müdür vurulmuş pasaportuma. Konsolosluk seni tanımıyor, Meksika yetkilileri seni Türkiye’ye iade edeceğiz, dediler. Gönderemezsiniz, tartışma kavga mavga derken beni bir hücreye attılar. Hücre insan evladının yaşamayacağı bir yerdi. Gözlerim, kulaklarım orada mikrop kaptı. Mikrop göz kapaklarına tamamen işlemişti, ben açmaya çalıştıkça aşağı doğru kayıyordu. Her yer karanlık ve bulanıktı. Gözbebeklerim toz ve mikroptan dolayı yumurta gibi dışarı çıkmaya başlamıştı. Kulaklarımda da halen daha yaralar çıkıyor. İlaç kullanıyorum.”

“ALLAH KİMSEYİ ORAYA DÜŞÜRMESİN”

36 saat o hücrede kalan ve gözlerinden olan Karadağ, transit geçitle Meksika’ya geldiği için Paris’e geri gönderildi. Havaalanında hemen iltica başvurusunda bulundu ancak Libya’nın savaş ülkesi olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle ilticası reddedildi. İtiraz etti, yine reddedildi. Sınır dışı edilmek üzere Paris’in dışında bir hapishaneye götürülen İbrahim Karadağ, 26 gün kaldığı ve ‘Allah kimseyi oraya da düşürmesin’ dediği hapishaneyi şöyle anlatıyor:

“Konteynırın içiydi. Lavaboların kapısı yok, pis mikrop bir yer. Paris’in biraz dışında bir yer. Oturumsuz olan, kaçak gelenlerin konulduğu bir yer. Ben orada 26 gün kaldım. Aynı pantolon, aynı tişörtle. Meksika’da eşyalarıma el konulmuştu. Göndereceğiz dediler, göndermediler. Bir doktor beni kontrol etti. İlaç verdi. Gözümün üstünde yaralar çıkıyordu. Görüyordum ama gözümü tam açamıyordum. Evrak imzalarken tercüman ve avukatımı istiyordum, çünkü okuyamıyordum. Orada kalırken bir memurla tanıştım. O memur her gün 2 saat benim evraklarımı inceledi. İsmimi anons edip evraklarıma bakıyordu. Sonra beni bir üst mahkemeye gönderdiler. 7 kişiydik, bir tek beni bıraktılar.”

“HİÇ KİMSE UMUDUNU KAYBETMESİN”

Paris’te bir sokak ortasına bırakılan ve özgürlüğüne kavuşan İbrahim Karadağ, hemen gözlerini tedavi ettirmenin yollarını aradı. Bir doktora gitti. Acil ameliyat dediler. 2050 euro para istediler ameliyat için. Ertesi gün hesabında 2200 euro para yatırıldığını görünce şok geçiren Karadağ, gurbet ellerde mucize ve felaketleri art arda yaşadığını söylüyor:

“Meğerse devlet benim hesabıma yanlış para yatırmış. Normalde burada ilticaya başvurduktan sonra devlet hesabınıza bir iki ay sonra para yatırıyor. 2200 euro para baktım hesabımda. Gittim söyledim, haktır, tamam inceleyeceğiz dediler. 3 ay önce bu paranın yanlış yatırıldığına dair mektup geldi. Benim ameliyat param 2050 euro tutuyordu. Hesabıma 2200 para vardı. Onu ameliyat parası olarak verdim, şimdi o parayı devlete geri ödedim. Birinci ameliyat başarılı geçmedi. Azıcık açıldı gözüm. İkinci ameliyat oldum. O zaman da bir yerde işe girmiştim. Gözümün üstündeki kapağı kaldırdılar. Mikrop yumurta gibi olmuştu, hemen orayı kesip aldılar. Lazerle lens uyguladılar bir ay, şu an çok şükür görüyorum.”

Hem sağlığına kavuşan hem de artık Fransa’da oturum alan İbrahim Karadağ eğitimden yine vazgeçmiş değil. 28 Ocak 2018’de ayak bastığı Paris’te geçen yıl Fransızca kursuna gitti, bu yıl Sorbonne Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde master yapmak için kabul aldı. Aynı zamanda özel bir kolejde yardımcı öğretmen olarak çalışan İbrahim Karadağ, “Hiç kimse umudunu kaybetmesin. Sadece teslim olsun Rabbim feraha çıkaracaktır.” diyor.

İbrahim Karadağ, bir aktivist olarak da Paris’te sık sık eylemlere katılıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Albayrak’ın istifasının perde arkası: Yerine kim gelecek?

Berat Albayrak’ın istifasının ardından yaşanan sıcak gelişmeler, tüm detaylarıyla Bold Medya’da Fatih Akalan’ın anlatımıyla… BOLD

Okumaya devam et

Popular