Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Cezaevinde aramalar onur kırıcıydı, çocuklarımın açık görüşe gelmesini istemedim”

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü bahane edilerek hapse atılan on binlerce Hizmet Hareketi mensubundan biri de Nurhayat öğretmen. 22 ay cezaevinde tutuklu kalan Nurhayat öğretmen şimdi Almanya'da silbaştan yeni bir hayat kurmaya çalışıyor.

Anadolu’nun pek çok şehrinde Hizmet Hareketi’ne ait dershanelerde ve okullarda 15 yıl öğretmenlik yaptı. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra hayatı altüst oldu.

Masum insanların üzerine kâbus gibi çöken baskı ve zulümlerden onun da payına 22 ay hapishanede kalmak düştü. Nurhayat öğretmen tutuklanmasını, hapishanede geçen o zor günleri ve sonrasını BOLD’a anlattı.

Mustafa Kuzey | BOLD ÖZEL

17 bin kadının ve 700’den fazla bebeğin tutuklu olduğu Türkiye’de hukuksuzlukların hangi boyuta geldiğini, insan hakları ihlallerini, iktidarın baskı ve şiddeti nasıl rutine dönüştürdüğünü bizzat mağdurların dilinden aktarmaya devam ediyoruz.

Türkiye’de geride bıraktığı aile fertlerinin güvenliğinden endişe ettiği için isminin mahfuz kalmasını isteyen Hizmet Hareketi mensubu eğitimciyi mülakatta “Nurhayat öğretmen” olarak kodladık.

Nurhayat öğretmen, 8 Ağustos 2016’ta gözaltına alındı.

“GÖZALTINA ALINMASAM 3 GÜN SONRA YURT DIŞINA ÇIKACAKTIM”

22 ay hapishanede tutuklu kalan Nurhayat öğretmen, yaşadığı ve şahit olduğu hukuksuzluklarda 15 Temmuz’u bir “milat” olarak görüyor. Biyoloji öğretmeni olarak görev yaptığı Elazığ’da 8 Ağustos 2016’ta polisin sabah baskını ile gözaltına alındı.

BOLD’a konuşan Nurhayat öğretmen 15 Temmuz sonrasını şöyle anlatıyor: “Elazığ küçük bir yer olduğundan Hizmet Hareketi’ne ait tüm dershane ve okullarda görev yapan öğretmenler sebepsiz yere gözaltına alınmıştı. Bir sabah bize de geleceklerini tahmin ediyorduk. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki korku ve panik havası hâkimdi.”

Nurhayat öğretmen, “Eşim hukuksuzlukları gördüğü için yurt dışına çıkmıştı. Ben de çocuklarla birlikte pasaport işlemlerini halledip biran önce eşimin yanına gitmeye hazırlanıyordum. Gözaltına alındığım 8 Ağustos’tan 3 gün sonrasına bilet almıştım. Fakat nasip olmadı.” diyor.

“POLİS YANINDA ÇİLİNGİR İLE GELMİŞ”

Oturdukları evi taşımak için Elazığ’a babasıyla birlikte geldiklerini kaydeden Nurhayat, “O akşam evi taşımak için babamla birlikte Elazığ’a gittik. Sabah erkenden saat 06:00 gibi kapının önünde birileri vardı. Nakliyeciler mi? diye düşündüm. Oysa kapıdakiler polisti. Yanlarında çilingir ile gelmişler. Beni o an gözaltına aldılar. Üzerime aldığım bir pardösü ile karakola götürüldüm.

Babamda kalp rahatsızlığı vardı. Polis otosunda götürülürken aklım onda kalmıştı. Çünkü beni gözaltına almaları onu çok üzmüştü. Aklımı kemiren soruların cevabını bir hafta sonra mahkemeye çıktığım gün aldım. O zamana kadar beni kimseyle görüştürmediler.” şeklinde konuşuyor.

Nurhayat öğretmen 7 gün nezarethanede kaldı.

“NEZARETHANEDEKİ 7 GÜN 22 AYA BEDELDİ”

“Nezarethanede geçmek bilmeyen o 7 gün 22 aylık hapishaneye bedeldi.” diyen Nurhayat öğretmen, “Zaman durmuş dakikalar sanki saatler gibi geçiyordu. Ağustos ayı olduğu için hava sıcak ve bunaltıcıydı. Küçük bir pencereden gökyüzünü görebiliyordum. Onlarca cevapsız soruların içerisinde ‘acaba çocuklarıma kavuşacak mıyım?’ sorusuna cevap verememek insanı kahrediyordu.” ifadelerini kullanıyor.

Emniyet’te sorguların genellikle gece yapıldığına aktaran Nurhayat öğretmen, “Uykunuzun içerisinde sizi bir anda uyandırıp hemen sorguya götürüyorlardı. Sersem bir halde garip sorulara muhatap oluyorduk. 15 Temmuz günü çıkan olaylara ölen 250 kişinin hesabını bizden soruyorlardı. O insanları biz öldürmüşüz gibi sert suçlamalarda bulunuyorlardı. Herhangi bir fiziki şiddet olmadı, fakat konuşma tarzı, ses tonları, seçtikleri kelimeler hiç insani değildi.” diyor.

ÇOCUKLARINA KAVUŞMAYI BEKLERKEN HAPİSHANEYE GÖNDERİLDİ

Gözaltından sonra mahkemeye çıkartılacağı gün çocuklarına kavuşacağını umut eden Nurhayat öğretmen, hâkimin “Hepsinin tutukluluğuna.” diye karar vermesiyle yaşadığı hayal kırıklığını uzun süre üzerinden atamadığını vurguluyor.

Mahkemede ve sonrasında cezaevinde yaşadıklarını şu şekilde anlatıyor:

“Mahkemede serbest kalacağıma çok inanıyordum. Çıktığımda çocuklara alacağım hediyeleri bile belirlemiştim. Hâkim herkesin tutuklanmasına karar verdi. Bu karar çok ağır gelmişti. O kasvetli hali üzerimden atmak için ‘İnna Lillâhi ve İnna İleyhi Raciûn’ ayet-i kerimesini devamlı okudum.”

Cezaevinde “havalandırma” denilen birkaç metrekarelik alanın üstünde bile dikenli teller var.

“6 KİŞİLİK KOĞUŞTA 25 YETİŞKİN 5 ÇOCUK KALIYORDUK”

Adliye binasından hapishaneye götürülmelerini ve cezaevindeki ilk anları şöyle anlatıyor: “Jandarma aracı geldi ve bizi cezaevine götürdü. Cezaevine vardığımızda daha önce hiç maruz kalmadığımız bir arama yöntemiyle karşılaştık. Bir takım soruların ardından kalacağımız koğuşa götürüldük. İlk girdiğim cezaevi E tipi ve kaldığım koğuş 6 kişilikti. Burada önce 10 kişi idik daha sonra sayı 25 yetişkin ve 5 çocukla 30 kişi oldu. Genellikle bir yatağı iki kişi paylaşıyorduk.”

Haftada sadece iki saat sıcak verildiğini aktarırken, “Cezaevinde banyosu ayrı problem, tuvaleti ayrı problemdi. Kişi başı 9 dakika banyo yapma süresi düşüyordu. Tuvaleti için sıra bekliyorduk. Çünkü tuvalette, gün boyunca hatta gecede dâhil olmak üzere sürekli birileri vardı. 25 kişi ve 5 çocuk olunca sürekli dolu oluyordu hiç boş kalmıyordu.” diyor.

TUVALETİN ÖNÜNE KADAR YERLERDE YATAK VARDI

Tuvaletin kapısına, mutfak lavabosunun dibine kadar her tarafta yatak olduğunu belirten Nurhayat öğretmen, “Gündüz problem değil, fakat gece namaz kılmak için orada yatan arkadaşı kaldırıp ancak öyle namaz kılabiliyorduk. Sahura kalktığımızda yine o yataklar toplanıp bir yere konuluyor öyle sahur yapabiliyorduk. Bir metrekarelik bir alan bile boş değildi.”

Meşekkatli ortama rağmen birbirlerine destek olduklarını ve koğuş düzenini ibadet eksenli tanzim ettiklerini kaydediyor.

“60 YAŞINDAKİ ABLAYI, HACCA GİDECEĞİ GÜN ALMIŞLAR”

Kadın tutuklular arasında genç yaşlı her yaş grubundan her meslekten insan olduğuna işaret eden Nurhayat öğretmen, 60 yaşlarında eşi vefat etmiş bir kadının yaşadıklarını şöyle özetliyor: “2016 yılında hacca müracaat ediyor. O sene kurada hac çıkıyor. Hacca gitmek amacıyla hazırlanıyor. Bir akrabasının ihbarıyla valizini hazırladığı akşam yola çıkacakken, polisler eve gelip gözaltına alıyor. Abla hakkında her hangi bir dosya olmadığı için 3o gün boyunca gözaltında nezarethanede IŞİD üyeleriyle kalıyor. Daha sonra tutuklanıp cezaevine getiriliyor.”

“DİĞER MAHKÛMLAR BİZLERDEN DAHA AYRICALIKLIYDI”

Cezaevinde iki haftada bir telefonla görüşme hakkı verildiğini aktaran Nurhayat öğretmen, “Normalde telefon görüşü, açık görüş, kapalı görüş, mektup bütün bunlar bize kısıtlanmıştı. Diğer mahkûmların sahip olduğu imkânlara sahip değildik. İlk dönem mektup yasağı vardı. Açık görüşler her ay olması gerekirken bize iki ayda bir bu imkânı veriyorlardı. Sanırım her cezaevi kendi inisiyatifi ile bunu ayarlıyordu. Kapalı görüş iki haftada bir oluyordu.” ifadelerini kullanıyor.

“KIZLARIM CEZAEVİNDE MARUZ KALDIKLARI ONUR KIRICI ARAMALARDAN ÇOK RAHATSIZ OLDU”

O zamanlar 6, 8 ve 11 yaşlarında olan üç çocuğunu Kurban Bayramı’nda açık görüşte görebildiğini belirten Nurhayat öğretmen, “Büyük kızım benim bütün yükümü üstlenmiş sanki kardeşlerine annelik yapıyordu. Kaldığımız cezaevinde ziyarete gelenlere yönelik yapılan aramalarda çocuk yetişkin demeden herkese aynı muamele uygulanıyordu.”

Nurhayat öğretmen ve kızı.

Açık görüşe gelen ziyaretçilere yapılan arama işkencesinin bebeklere kadar uygulandığını kaydediyor.

Nurhayat öğretmen şöyle devam ediyor: “Bebeklerin bezlerine kadar en ince ayrıntısına kadar arama yapılıyordu. Büyük kızım ergenliğe yeni adım attığı dönemleriydi. O gün maruz kaldığı aramadan onurunun kırıldığını ve çok rahatsız olduğunu anlattı. Diğer kızımın kulağındaki küpelerden birini çıkartırken kulağını yırtmışlar, perişan bir haldelerdi karşılaştığımızda.

Çok konuşamadık zaten genelde gözyaşları hâkimdi. Ondan sonra ben çocukları istemedim, bir şekilde bahane buldum, ben iyiyim dedim ikna etmeye çalıştım. Cezaevi ortamından ve maruz kaldıkları aramalardan kötü etkilenmişlerdi. Çocuklar, ‘anne sen böyle bir yerde mi kalıyorsun?’ deyip durdular. Bir daha aynı muamelelere maruz kalmamaları için gelmelerini istemedim.”

Nurhayat öğretmen, kaldığı cezaevi değişince çocukları tekrar görüş gününe çağırdığını belirtiyor.

“Açık görüş öncesinde psikolojik bir ön hazırlık yapıyorsunuz. Güçlü görünmeniz gerekiyordu. Boğazınızda düğümlense de bazı şeyler, her şeye rağmen ben burada çok iyiyim, ‘her şey çok güzel’ diyordum.

Bir yıl sonra çocuklarımla tekrar açık görüşte bir araya geldik.” diyen Nurhayat öğretmen, açık görüşün çocuklar için de çok zor olduğunu söylüyor.

Görüş bittiğinde yaşananları anlatırken gözleri doluyor: “Anne ve çocuklar buluşuyor, fakat ayrılma sahnesi çok anlatılabilecek bir şey değil. Gardiyanlar arkasını dönüp gözyaşlarını siliyordu. Manzara gerçekten kolay değildi.”

AÇIK GÖRÜŞ DEĞİL SANKİ BAYRAM VAR

Açık görüş öncesi koğuşta tatlı bir telaşla gelecek misafirlere bir şeyler ikram etmek için hazırlık yapıldığını anlatan Nurhayat öğretmen, “Çerez, bisküvi ve puding birleştirip pasta yapma, içecekleri hazırlıyorduk. Ayrıca el işlerinden yaptığımız hediyeleri, gardiyanlara göstermeden nasıl verebiliriz onun hesabını yapıyorduk. Çünkü açıktan hediye vermemize müsaade edilmiyordu.” diyor.

“ACABA BENİM AİLEM GELECEK Mİ? HERKESTE BİR HEYECAN BİR HEYECAN”

O anı yeniden yaşıyormuşçasına heyecanla şöyle devam ediyor: “Sabah 8 gibi heyecanın zirvesinde oluyorduk. Ardından mazgal açılıyor ve ziyaretçisi gelenlerin isimleri okunuyordu. Herkeste ayrı bir heyecan vardı. Acaba benim ailem gelecek mi? Bir aksilik oldu mu? Gelmeyebilir mi? gibi düşünceler içerisinde bekliyorsun. Sonra buluşma anı, gözyaşları, heyecan her şey birbirine giriyordu.”

Açık görüşe kadar bitmek bilmeyen dakikalar görüş vaktinde su gibi akıp gider. Nurhayat öğretmen veda anını anlatırken duygulanıyor: “Konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Ayrılma anını özellikle küçük çocuklara anlatamıyorsun, annesiyle olmak istiyor, sarılmak istiyor, ama ağlaya ağlaya babası ya da yanında ki yakını onu zorla çekiyor.”

“Açık görüş sonrası tam bir yıkım oluyor. Herkeste derin bir sessizlik hâkim oluyor. Koğuşa dönünce yaklaşık beş altı saat kimse kimseyle konuşmuyor.” diyen Nurhayat öğretmen, “Herkes kendi iç dünyasında, yorganı kafasına çekip uyuyan ya da uyuma numarası yaparak sessizce ağlayan, 45 dakikada yaşadığı şeyi beş altı saat kafasında tekrar tekrar yaşayanlar, derken böyle birkaç gün devam ediyor.” diyor.

 

Nurhayat öğretmen Almanya’da hayata yeniden başladı.

NURHAYAT ÖĞRETMEN 22 AY SONRA TAHLİYE OLDU

Cezaevinde 22 ay tutuklu kaldığı zaman zarfında 70 arkadaşla birlikte olduğunu, bunlardan 65’inin tahliyesinde onları yolcu ettiğini anlatan Nurhayat öğretmen, “22 ay benim için çok uzun bir süreydi. Her duruşmada bugün tahliye olacağım derken tekrar cezaevine dönüyordum.” şeklinde konuşuyor.

“Bu sebeple tahliye olduğum günü hiç unutmuyorum. Daha dün gibi hatırlıyorum.” dedikten sonra hürriyetine kavuşacağı saatleri şöyle anlatıyor: “Ramazan ayının altıncı günüydü. İkindi namazını kıldıktan sonra ranzada oturuyordum. Koğuşun mazgalı açıldı ve gardiyan ismimi okuyarak ‘tahliye’ diye seslendi. O an dilim damağım kurudu. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Doğrumu duydum? Emin değilim, çünkü 4 mahkeme geçmiş tahliye olmamıştım. Meğer aylık tutukluluk değerlendirmesinde hakkımda tahliye kararı verilmiş.”

“TAHLİYE ÇIKMADIĞINDA BENDEN ÇOK ÜZÜLECEK KADAR YÜCE GÖNÜLLÜ ARKADAŞLARIM VARDI”

Herkes şaşırdığını, sevinç çığlıkları attığını ifade eden Nurhayat öğretmen, “Oradaki en eski kişi benim. Herkes bekliyor, her mahkemeden tahliye çıkmadığı zaman benden çok arkadaşlara üzülüyordum. O anda herkesin çok mutlu olduğunu hissettim, tasvir edemem o anı. Beş on dakikada hemen hazırlanıyorum zaten, siyah poşetler var, tahliye çantamız onlar bizim. Hemen üç beş tane eşyamı alıp, beş dakika sonra kapının önüne çıktım. Beş dakika önce koğuşta, beş dakika sonra kapının öbür tarafındaydım.” diye konuşuyor.

ŞİMDİ ALMANYA’DA YENİ BİR HAYAT KURDU

Yaşadığı tüm zorluklarından ardından Nurhayat öğretmen çocuklarına kavuştu.

Bir süre Türkiye’de kaldıktan sonra 3 kızını da yanına aldı, Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçti. “Çünkü artık alternatifimiz kalmamıştı.” diyor.

Eşi ve çocuklarıyla birlikte Almanya’ya iltica eden Nurhayat öğretmen hakkında mahkeme, karar duruşmasında 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Artık hürriyetine kavuşmuş olsa da elinden alınanların hüznü, geride bıraktığı ailesi, talebeleri ve arkadaşlarının elemi içini kor ateş gibi yaksa da eşi ve çocukları ile yeni bir hayat kurmaya çalışıyor.

Tek temennisi var. O da ağır bir bedel ödeyerek kavuşabildiği hürriyete Türkiye’de tutuklu on binlerce masumun da biran önce kavuşması.

Baro’nun avukatı “bu liste eksik” deyip savcıya yeni gözaltılar yaptırttı

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Brezilyalıların gözünden Çin aşısı: Umut mu rant mı?

Fatih Akalan, Türkiye’de Çin aşısına karşı insanların güvenini kazanmaya yönelik kampanyalar yürütülürken, etki alanı yüzde 50 açıklanmasına rağmen aşıya kullanım onayı veren Brezilya’daki son durumu ülkede yaşayanlarla Türklerle konuştu.

BOLD  – Türkiye’de de kullanım onayı alan Çinli aşı firması Sinovac’ın adı Brezilya’da skandallarla anılıyor. Firma CoronaVac aşısına kullanım onayı alabilmek için rüşvet vermekle suçlanıyor. Son yapılan deneylere göre de aşının etki alanı sadece yüzde 50,38 olarak açıklandı.

Gazeteci Fatih Akalan, Endonezya, Türkiye ve Brezilya’da kullanılmaya başlanan, tartışmaların odağındaki Çinli Sinovac’ın ürettiği CoronaVac’ı Brezilya’da yaşayan Türklere sordu.

7 yıldır Latin Amerika ülkesinde bulunan Fatih Sarıbaş buradaki son durumu ve Brezilyalıların aşıya olan ilgisini anlattı.

Yaklaşık 200 milyon nüfusa sahip Brezilya’da koronavirüs vakalarının dünyanın geri kalanından bir tık ileride olduğunu söyleyen Sarıbaş, aşının artık evde kalmak istemeyen Brezilyalıların son umut olarak görüldüğünü anlattı.

Aşı olayının Brezilya’da politikleştiğini vurgulayan Sarıbaş, muhalefet ile iktidar arasındaki, adı rüşvet skandallarına da karışan Sinovac polemiklerine de değindi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

1.5 ve 4 yaşındaki iki kardeş anneleriyle birlikte karantina hücresinde!

Sütten kesilmemiş Mehmet Ekrem ve ablası Zülal, dün geceyi anneleriyle birlikte cezaevinin karantina hücresinde geçirdi. Babaları da cezaevinde olan çocukların annelerinin tutuklanmasına siyasilerden tepki geldi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dün tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan matematik öğretmeni İlayda Tekgöz, 1,5 yaşındaki oğlu Mehmet Ekrem ve 4 yaşındaki kızı Zülal ile karantina hücresinde kalıyor. Koronavirüs salgını nedeniyle karantinaya alınan anne ve çocuklar, 14 gün tek başlarına bir hücrede yaşamak zorunda. Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre mahkeme bitene kadar Çağlayan Adliyesi’nin koridorunda annesini bekleyen Zülal ve Mehmet Ekrem, tutuklama kararından sonra anneleriyle birlikte cezaevine gitti.

SİYASİLERDEN TEPKİ

İlayda Tekgöz’ün biri kucağında diğeri elinde iki çocuğu ve polisler eşliğinde adliye koridorunda çekilen fotoğrafına farkı partilerden siyasetçiler tepki gösterdi. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “2 çocuk daha annesiz kaldı bugün! Nedir bu hal? 1.5 yıl önce doğumhane kapısında gözaltına alınan İlayda Tekgöz bugün tutuklanıp Bakırköy Kadın Cezaevine gönderildi. 1,5 yaş bebek, 4 yaş çocuk annesi böyle tutuklandı. Eşi Hasan Tekgöz de 11 aydır Silivri’de” dedi.

İnsan hakları aktivisti ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Bugün bebekli bir anne daha tutuklandı. Eşi de tutuklu olduğu için çocukları ya cezaevinde ya da anne-baba olmadan büyüyecek. Anne-baba tutukluluğu geride kalan çocuklar için yaşatılacak zulümden başka bir şey değildir” ifadelerini kullandı.

Eski milletvekili Mehmet Ali Aslan ise “Bir elinde bebek bir elinde çocuk. Tutuklandı! Eşi de Silivri’de tutuklu olan iki çocuk annesi İlayda Tekgöz az önce tutuklandı. 1.5 yaşındaki Muhammed Ekrem ilkin doğumhane kapısında polisle tanışmıştı. Ablası Zülal ise 4 yaşında.” diye yazdı.

DOĞUMDAN 2 SAAT SONRA GÖZALTINA ALINMIŞTI

Bir buçuk yıl önce doğumhane kapısında gözaltına alınan İlayda Tekgöz dün Çağlayan 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tutuklandı. 19 Temmuz 2019’da Gaziosmanpaşa Şafak Hastanesi’nde doğum yaptıktan iki saat sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan İlayda Tekgöz o gün adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

EŞİ DE 11 AYDIR TUTUKLU

Kapatılan dershanelerde matematik öğretmeni olarak görev yapan 32 yaşındaki İlayda Tekgöz’ün eşi Hasan Tekgöz de 11 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan makine mühendisi Hasan Tekgöz Şubat 2020’de tutuklanmıştı.

Serbest bırakıldığı günden beri İstanbul’da yaşayan ve eşini ziyaret eden İlayda Tekgöz’ün ‘kaçma şüphesi var’ denilerek tutuklandığı öğrenildi. Mesajlaşma programı Bylock, Bank Asya hesabı, mahkemeye geldiği halde dinlenmeyen bir tanığa dayanılarak hakkında dava açılan İlayda Tekgöz’ün oğlu Ekrem bebek anne sütüyle besleniyor.

Mehmet Ekrem ve Zülal, dün mahkeme devam ederken annelerini koridorda böyle bekledi.

Ekrem bebeğin annesi tutuklandı

 

Ekrem bebeğin annesi tutuklandı

Okumaya devam et

Popular