Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

RSF: Türk Hükümeti yabancı gazetecileri engelliyor

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Türk hükümetini ülkede çalışan yabancı gazetecilerin işini yapmalarını engellemekle suçladı.

Deutche Welle Türkçe’nin haberine göre Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Türk hükümetine ülkedeki uluslararası basın mensuplarının işlerini engellememe ve süresi dolan akreditasyonları uzatma çağrısı yaptı.

RSF’ten yapılan açıklamada, gazetecilerin görevini yapmasının engellendiği ve bunun “bağımsız yabancı kaynakların haber yapmasını sınırlandımak amacıyla” yapıldığını öne sürdü.

RSF’in açıklaması, Türkiye’deki yabancı gazetecilerin Perşembe günü Ekonomi Bakanı Berat Albayrak ile AB Komisyonu Başkanı Yardımcısı Jyrki Katanien’in basın toplantısına alınmamalarının ardından yapıldı.

RSF Almanya Temsilcisi Christian Mihr, “Türk yetkililer yabancı muhabirlerin Türkiye’de özgürce çalışmasına derhal olanak sağlamalı” dedi.

Türkiye’de görev yapan yabancı gazetecilerin yanı sıra Alman basın mensuplarının neredeyse yarısının basın kartları, sürelerinin dolmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen yenilenmedi.

Ankara’nın onayıyla yıllık olarak dağıtılan basın kartları, yabancı basın mensuplarının Türkiye’de çalışabilmesi için resmi izin niteliği taşımanın yanı sıra Türkiye’de oturma izni için de ön koşullar arasında sayılıyor.

Basın kartlarının yenilenmemesi yabancı gazeteciler arasında endişeye yol açtı. Geçerli basın kartının ibraz edilememesi güvenlik denetimlerinde sorun yaratabileceği gibi oturma izninin uzatılamaması sınır dışı riskini de beraberinde getiriyor.

Türk hükümet yetkilileri, basın kartlarının yenilenmesindeki gecikmeyi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş süreci nedeniyle idari nedenlerden kaynaklandığını belirtiyor.

RSF Almanya Temsilcisi Mihr, Alman hükümetinden, Türkiye’deki siyasi gelişmelere rağmen tüm yabancı basın mensuplarının akreditasyonlarını uzatılması için Ankara’ya “açık ve net baskı” yapmasını talep etti.

Alman Dışişleri’nin verdiği bilgiye göre, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ve İstanbu’daki Alman Başkonsolosluğu, Alman gazetecilerle iletişim halinde.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün basın özgürlüğünün endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 157’inci sırada yer alıyor.

DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞINDAN ELEŞTİRİ

Alman Dışişleri Bakanlığı son olarak Şubat ayı ortasında yaptığı açıklamada, Türkiye’de görev yapan Alman basın ve medya mensuplarının basın kartlarının yenilenmesindeki gecikmeleri eleştirerek, oturma izninin uzatılması için de gerekli olan basın kartları ile ilgili işlemlerin hızlandırılmasını talep etmişti.

Gündem

Yazıcıoğlu suikastını kim karartıyor?

Avukat Mehmet Tahsin 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastını gerçekte kimin karartmaya çalıştığını yazdı. Tahsin, suikastın iktidar her köşeye sıkıştığında gündem değiştirmek için kara propaganda aracı olarak kullanıldığını belirtti.

BOLD – Avukat Mehmet Tahsin, 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastının AKP ve havuz medyası tarafından kara propaganda aracına dönüştürüldüğünü söyledi. Suikastın havuz medyasında tekrar tekrar haber yapılarak Gülen Cemaati’nin suçlanmasına tepki gösteren avukat Mehmet Tahsin, olayı aydınlatmaya çalışanların cemaat soruşturmaları kapsamında işlem gördüğünü belirtti. Tahsin bu duruma karşın, soruşturmayı karartma teşebbüsü olarak değerlendirilen olaylara ismi karışanların ise terfi alarak görevlerine devam ettiğini anlattı.

İşte avukat Mahmet Tahsin’in ‘Yazıcıolu suikastını kim karartıyor?’ başlıklı yazısının tamamı:

Bugün havuz medyasında “İşte isim isim Yazıcıoğlu suikastını karartan FETÖ ekibi” başlıklı haberi görünce Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır” sözünü bir kez daha hatırladım. İşte Havuz Medyası tam da bu işe yarıyor.

İktidar ne zaman içeride veya dışarıda köşeye sıkışsa gündem değiştirmek için aynı kara propaganda haberleri ısıtılıp ısıtılıp bilmem kaçıncı defa Havuz Medyası tarafından servise konuluyor.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu suikastı haberini de bu açıdan okumak lazım. Sabah’ın haberine göre, sözde suikastın karartılması emri, Fethullah Gülen’in en yakınındaki kişi üzerinden avukatlara verilmiş!

Peki iddia edildiği gibi Cemaat, Yazıcıoğlu suikastını karatmak istedi mi?

Öyle olsa Cemaat’e ait olduğu iddiasıyla el konulan gazete ve televizyonlar bu suikastın aydınlatılması için geçmişte yüzlerce haber yapmazdı. Her ne kadar bu gazete ve televizyonların arşivleri iktidar tarafından yok edilse de bu haberlerin birçoğuna hala internetten ulaşabilirsiniz.

Bu olayın aydınlatılması için en fazla mücadele verenler, bugün Cemaatçi diye suçlanan isimler. Nedense olayın asıl sorumluları cımbızla ayıklanıyor ve bugün konuyla ilgisi olmayanlar suçlanıyor.

Önce neler olduğunu hatırlayalım:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişi, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten Yozgat Yerköy’deki mitinge giderken içinde bulundukları helikopterin düşmesi sonucu hayatlarını kaybetti. Olayın vuku bulduğu dağlık arazinin yapısı ve o günlerde bölgede hakim olan sisli ve karlı hava durumu dikkate alındığında, helikopter pilotunun yaptığı muhakeme hatası ve elverişli olmayan şartlarda uçuşta ısrar etmesi belki de kazanın en büyük sebebi.

Asıl skandal, kazanın ardından başlatılan arama kurtarma çalışmalarında.

Kazanın olduğu gün Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin basına yaptığı “Muhsin Yazıcıoğlu ile diğer kazazedelerin kazadan yaralı olarak kurtulduğu ve ambulans ile hastaneye getirilmekte olduğu” açıklaması yüzünden arama kurtarma ekipleri saatlerce geciktirilmiş, karadan yapılan aramalar ısrarla kaza mahalline uzak alanlara yöneltilmiştir. Böylece merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler adeta ölüme terkedilmiştir.

Aynı gün Jandarma ihbar hattı 156’yı telefonla arayan köylülerin kazanın olduğu mevkii bildirmelerine rağmen nedense bu bilgiye itibar edilmemiş. 6 gün sonra kaza mahalline ulaşıldığında bu yerin, köylülerin ihbar ettiği yer olduğu ortaya çıkmış.

HER ŞEY MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN RAPORUNDA

TBMM bu konuyu araştırmak üzere bütün partilerden temsilcilerinin katıldığı bir komisyon kurdu. 18 Şubat 2010 tarihinde çalışmalarına başlayan Meclis Araştırması Komisyonu raporunu 1 yıl içinde tamamlayıp kamuoyuyla paylaştı.

Raporda dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’ye geniş yer ayrılmış. Yanlış bilgi vererek arama kurtarma çalışmalarını aksatmakla itham edilen Vali Bilici komisyona çağırılıyor. İfadesinde bu bilgiyi dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir’den aldığını söylüyor.

Komisyon bu defa Emniyet Müdürü Özdemir’e sorunca o da bu bilgiyi 25 Mart 2009 tarihinde saat 15 civarında Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’den aldığını ifade ediyor.

Bugün halen cezaevinde bulunan Dursun Özmen ise Orhan Özdemir’in “saat 15 civarında öğrendim” dediği, istihbarat notunu saat 17:40’ta 10 vilayete gönderdiğini söylüyor. Kayıtlar Özmen’i doğruluyor ama fatura Emniyet Müdürü Özdemir’e ve Vali Bilici’ye değil de Dursun Özmen’e kesiliyor!

KİM, NEREDE, NE YAPIYOR?

Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’in gönderdiği bu istihbarat notu başına bela oldu. 15 Temmuz sonrasında tutuklandı; 4,5 yıldır cezaevinde.

Dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin sonraki durağı 2012 Aralık ayında atandığı Danıştay üyeliği oldu. 2016’ya kadar bu görevini sürdüren Bilici halen merkez valisi.

Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, kazadan 4 ay sonra Ankara Emniyet Müdürü yapıldı. 2010 yılında Kayseri’de bulunduğu sürede ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandı, 3 ay sonra tahliye edildi. Bu konuya ilişkin yargılaması devam ederken, kendisine operasyon yapan kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesine başkan yapıldı.

Gelelim adliyede olanlara.

Kahramanmaraş Adliyesinde 2009’da başlayıp 4 yıl boyunca devam eden soruşturmayı devralan alan Savcı Habib Korkmaz, apar topar takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatıyor. Bu karardan kısa süre sonra terfi ediyor ve Çorlu Başsavcısı oluyor. Halihazırda Kocaeli Başsavcısı olarak göreve devam ediyor.

Savcı Korkmaz’ın verdiği takipsizlik kararına itiraz edilmesi üzerine, itiraza bakan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Maden, takipsizliği kaldırdı ve dava açılması gerektiğine hükmetti. Ancak kısa süre sonra tenzili rütbe ile düz hakim olarak Kayseri’ye atandı. 15 Temmuz sonrasında da tutuklandı.

Şimdi benim kafam karıştı.

Havuz medyasının iddia ettiği gibi Cemaat’in üst kademesi Yazıcıoğlu dosyasının karartılması talimatı verdiyse, soruşturmaya takipsizlik kararı veren şimdilerde Kocaeli Başsavcı olan Habib Korkmaz da Cemaatçi miymiş? Kazanın olduğu gün basına yanlış bilgi veren Kayseri valisi ile ona bu bilgiyi veren emniyet müdürü de mi Cemaatçi?

Dosyanın kapatılmasına izin vermeyen Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı neden tenzili rütbe ile başka ile sürüldü? 15 Temmuz’dan sonra Cemaat irtibatı iddiasıyla diye hapse atılan Maden, Cemaatçi ise bu talimattan habersiz miymiş?

Ya da Kayseri valisi ile emniyet müdürünün medyaya yanlış bilgi vererek arama kurtarma faaliyetlerini aksatmaları Cemaatin yüksek kademesinden aldıkları talimatla mı oldu? O halde neden hala görevlerinin başındalar?

Son olarak, Meclis Araştırma Komisyonu raporunun 271. sayfasında öyle bir bilgi var ki, insanın aklı duruyor. Raporda düşen helikopterin yapılması gereken periyodik bakımının usulüne uygun yapılmadığı, bakım defterlerinde tahrifat yapıldığı ve sahte imzaların bulunduğu açıkça belirtilmiş. Ancak nedense bugüne kadar kimse bunun hesabını sormamış!

Peki helikopterin sahibi olan Med Air kimin şirketi? Havacılık sektöründe Pegasus, İz Air ve Med Air markalarıyla faaliyet gösteren Esas Holding, Ali Sabancı’ya ait. Aynı zamanda Aydın Doğan’ın damadı olan Sabancı’nın şirketlerine 2008 yılında “Bakımsız uçak, uçuş güvenliğini tehlikeye atma, eksik ekipman ve evraktan” rekor düzeyde para cezası verilmiş.

Ama Med Air’in sahiplerinin bu yüzden suçlandığına dair Meclis Araştırma Komisyonu Raporu haricinde bir bilgiye rastlamadım.

Yazıcıoğlu soruşturmasında sonraki yıllarda da takipsizlik verildi, karar tekrar bozuldu. Kazanın üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuç alınamadı. Alınacak gibi de görünmüyor. İktidar her olayda olduğu gibi bunda da gerçeğe ulaşmak yerine muhaliflerini kriminalize etmeyi önceliyor. Bu yüzden asıl suçlular elini kolunu sallayarak dışarıda gezmeye devam ediyor.

AVUKAT NURULLAH ALBAYRAK’TAN AÇIKLAMA

Diğer yandan Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak da sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile havuz medyasında yer alan haberlere tepki gösterdi. Albayrak açıklamasında “Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili olarak, iktidar medyası Hizmet Hareketini sorumlu göstermeye çalışmaya devam ediyor. Halen görevde olan savcıların verdiği takipsizlik kararlarına rağmen, yapılmak istenen en masum ifadesiyle gerçeklerin gizlenmeye çalışılmasıdır” ifadelerini kullandı.

 

Okumaya devam et

Gündem

Cezaevlerinde geçen yıl bin 855 kişi 3 bin 534 kez işkence gördü

2020 Yılı Hak İhlalleri raporuna göre Türkiye’de geçtiğimiz yıl bin 855 kişi, 3 bin 534 kez işkenceye maruz kaldı. Aynı rapora göre 2020’de 38 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetti.

BOLD – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı 2020 Yılı Hak İhlalleri Raporu, cezaevlerinde uygulanan işkencenin boyutlarını gözler önüne serdi.

İŞKENCE GÖRENLER ARASINDA 15 YAŞINDA ÇOCUK DA VAR

Rapora göre 2020 yılında bin 855 kişi işkence gördü. Bazı kişilerin bir seferden fazla işkenceye maruz kaldığının belirtildiği raporda 3 bin 534 işkence olayı yaşandığı kaydedildi. İşkenceye maruz kalanların 15’inin çocuk olduğu vurgulandı. Aynı raporda geçtiğimiz yıl cezaevlerinde 38 kişinin cezaevinde öldüğü bilgisi de yer aldı.

KADIN CİNAYETLERİ VE İŞ CİNAYETLERİ DİKKAT ÇEKTİ

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre 2020 Yılı Hak İhlalleri Raporu’na göre 300’ü kadın cinayeti, 2 bin 427’si iş cinayeti olmak üzere bir yılda 3 bin 362 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi.

TEMAL HAK VE HÜRRİYETLERE ‘YASAK’ ENGELİ

Raporda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine getirilen engeller de sıralandı. Ayrıca 38 eylem ve etkinliğin yasaklandığı, 753 eylem ve etkinliğine müdahalede bulunulduğu, eylem ve etkinliklerde 2 bin 123 kişi gözaltına alındı, 44 kişi tutuklandı, 294 kişi de toplantı ve gösteri yürüyüşü nedeniyle açılan davalarda mahkum oldu.

Raporda ayrıca Van’da sürekli hale gelen OHAL uygulamalarına da dikkat çekildi. Van’da 21 Kasım 2016 tarihinde başlayan eylem ve etkinlik yasağı aralık ayı sonu itibariyle 1489 gündür devam ediyor.

Okumaya devam et

Gündem

Çılgın projeye tartışılacak bütçe: 2021’de Kanal İstanbul’a 1000 TL

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “hayalim” dediği Kanal İstanbul için sadece 1000 liralık bütçe ayrıldı. Projenin ‘Bağlantı Yolları, Etüt, Proje ve Yapımı” için ayrılan bütçe 2021 Yılı Yatırım Programında açıklandı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 2021 Yılı Yatırım Programı’nda Kanal İstanbul ayrıntısı dikkat çekti. 2011’den bu yana AKP’nin gündeminde olan ve Erdoğan’ın her fırsatta yapacaklarına dair iddiasını yinelediği proje için 2021 yılında sadece 1000 TL’lik kaynak ayrıldı.

150 KİLOMETRELİK YOL İÇİN 1000 TL

Birgün’den Selda Balmumcu’nun haberine göre 2021 Yılı Yatırım Programı’nı içeren Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Program’da, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “Kanal İstanbul Bağlantı Yolları, Etüt, Proje ve Yapımı” adı altında 2013 ve 2024 yıllarını kapsayan 12 yıl için 8 milyar 629 milyon TL’lik bütçe ayrıldığı belirtildi. Ancak, toplamda 150 kilometrelik yol için 2021 yılında bu bütçenin sadece bin TL’sinin tahsis edildiği ifade edildi.

2011 yılından bu yana gündemde olan Kanal İstanbul Projesi için AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘hayalim’ derken muhalefet ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu projenin çevresel bir felaket olacağını savunuyor.

Okumaya devam et

Popular