Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Temelli: AKP’ye oy veren Kürtler öfkeli 7 puan daha kaybedecekler

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, iktidarın kendi tabanını konsolide etmek için kullandığı ayrıştırıcı dilde şirazeyi kaçırdığını söyledi. “24 Haziran’da böyle bir strateji yürüttükleri için AKP 7 puan kaybetti. Ders çıkarmamışlar. Bir 7 puan da bu seçimde kaybedecekler. 38’in altına gerilemişler” dedi.

31 Mart yerel seçim sürecinde muhalefet partilerinin iş birliği ve aday çıkarmama kararlarını terör örgütleriyle ilişkilendiren açıklamalar bu kez meydanlara taşındı. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefet partilerine oy veren 18 milyon insanı terörist ilan ettiği yönündeki sözleri mahkemelik oldu. Akşener hakkında suç duyurusunda bulunan Erdoğan, “Ben vatandaşlarıma terörist diyecek kadar enayi miyim” derken HDP yöneticilerinin görüntülerini izlettiği bir mitingde, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli için, “İşte terörist bu” demişti.

MİLLİYETÇİ OYLARI KONSOLİDE ETMEYE ÇALIŞIYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son bir haftadır yaptığı neredeyse tüm mitinglerine video görüntüleri ile “konuk edilen” ve “İşte terörist bu” denilerek hedef gösterilen HDP Eş Başkanı Sezai Temelli iktidarın toplumu ayrıştırmak, Kürt düşmanlığı ve buna bağlı bir terörist algısı yaratarak milliyetçi oyları ve kendi tabanını konsolide etmeye çalıştığını söyledi.

SİZDEN GELECEK 3-5 OYDAN VAZGEÇMEM ANLAYIŞI

Temelli, “Bu seçimde dozunu arttırdılar. Şirazeyi kaçırdılar. Erdoğan ‘Ben vatandaşlarıma terörist diyecek kadar enayi miyim?’ diyor. Aslında ben size terörist diyorum ama bunu açık açık ifade etmem, enayi miyim. Sizden gelecek 3-5 oydan vazgeçer miyim noktasına gelmiş durumda” ifadelerini kullandı.

EN ÇOK AKP’YE OY VERMİŞ KÜRTLER ÖFKELİ

Erdoğan’ın muhalefet yapan, hakikatin sesini dile getiren kim varsa onları terörist addetmeyi bir taktik olarak gördüğünü anlatan Temelli, “Oy kayıpları ortaya çıktıkça ‘Kürtler siz benim kardeşimsiniz, HDP yöneticileri terörist’ diyor. HDP’ye oy veren 6.5 milyon insan var. HDP’ye oy verenler HDP yöneticileriyle duygusal bağ kurmadan gidip oy vermiyorlar ki. İnsanlarda çok büyük öfke var. En çok da AKP’ye oy vermiş Kürtler öfkeli” dedi.

BU DİL KİMSENİN İÇİNE SİNDİREBİLECEĞİ BİR DEĞİL

Temelli şunları dile getirdi: “Bu nefret söylemi, ötekileştiren, dışlayan, bütün Kürtlere “defolun gidin” diyen dil kimsenin içine sindirebileceği bir dil değil. AKP’deki adaylar da bunun ızdırabını çekiyorlar. Neredeyse kampanya yapamaz, mahcup bir kenarda oturur duruma geldiler. Açlık grevleri olmasına rağmen HDP sokakta gayet pozitif bir kampanya yürütüyor.”

7 PUAN DAHA KAYBEDECEKLER

Temelli’ye göre Erdoğan’ın giderek daha sertleşen propaganda dilinde kötü gelen anketlerin etkisi var. Temelli şunları söyledi: “Anketler kötü gelmiş. Bize de geliyor sonuçları. 24 Haziran’da AKP 7 puan kaybetti. Tam da böyle bir strateji yürüttükleri için kaybettiler. Ders çıkarmamışlar. Kaybetmeye devam ediyorlar. Bir 7 puan da bu seçimde kaybedecekler. Bunun emareleri kendilerine ulaşmış. 38’in altına gerilemişler. Bu gerilemeyi telafi etmenin yolunu hâlâ ısrarla Kürt düşmanlığında, HDP’yi suçlamada görüyorlar.”

BAKIN BU KÜRT BİLE DEĞİL SÖZÜ KÜRTLERİ AŞAĞILIYOR

Temelli iktidarın bu yaklaşımla kaybettiği oyları telafi edeceğini sandığını vurgulayarak, “Kendilerinden kopan milliyetçi muhafazakar oyların geri gelmesini sağlamaya dönük bir taktik. İyi Parti’ye giden milliyetçi oylar bu vesile ile geri gelir umudu taşıyor. Benim şahsıma dönük hakaretler, ‘Bakın bu Kürt bile değil’ sözleri ile hem Kürtleri aşağılıyor hem de benim Kürt olmamam üzerinden aklınca Kürtlerle aramızda duygusal bir kopuş yaratmaya çalışıyor. Sonuç olarak toplumu bu şekilde ayrıştırmak, bu denli ayrımcı, nefret söylemi ile yaklaşmak bir seçim kampanyası için kabul edilebilir değil” dedi.

Politika

Kim militan kim Nazi?

İktidar ve Ana Muhalefet partisi milletvekilleri birbirlerini 2 Dünya Savaşını başlatan ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kana bulayan Nazilere benzetti.

BOLD – CHP eski Milletvekili Berhan Şimşek’in ekranlardan yaptığı vali, kaymakam ve yargıçlara yönelik ‘militan’ benzetmesi sonrası AKP ve CHP arasında Nazi tartışması başladı.

O MEMURLAR MİLİTAN

Grup toplantısında AKP’den gelen itirazları değerlendiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, hafta sonu öğrencilerin evlerine giderek karne dağıtan Tekirdağ AKP İl Başkanını hatırlattı. Kılıçdaroğlu AKP’li Başkana öğrencilerin adresini veren Milli Eğitim’de görevli memurların militan olduğunu söyledi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde de ‘militan’ polemiği vardı. Erdoğan, CHP’lilerin kendilerine oy vermeyenleri militanlıkla suçladığını belirterek, bu suçlamalara muhatap olanları Kılıçdaroğlu’na dava açmaya davet etti.

NAZİ AĞZINI BIRAKIN

AKP MYK toplantısı sonrası kameralar karşısına geçen parti sözcüsü Ömer Çelik de ‘militan’ ifadesine sahip çıkan Kılıçdaroğlu’nu faşistlikle suçladı. Çelik, CHP liderini Nazi ağzı ile konuşmakla suçladı.

Çelik’e cevap CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’den geldi. Özel, Erdoğan’ın söylemlerini Adolf Hitler’in siyasi söylemleriyle benzerliklerine değinerek Nazi suçlamasını iade etti.

Adalet reformu bu olsa gerek! AKP’den ‘tatil’ müjdesi

Okumaya devam et

Politika

Tayyip Erdoğan tipi ekonomi

Erdoğan tipi demokrasi

Recep Tayyip Erdoğan, “Son 18 yılda Türkiye ekonomi ve demokraside çağ atladı” dese de rakamlar bunun tersini söylüyor. Gelişmiş Batı demokrasileri tarafından Türkiye’yi totaliter bir hapishaneye çevirdiği eleştirileri yöneltilen Erdoğan’ı başı ekonomiyle dertte…

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Melis grup toplantısında konuştu. Son 18 yılda Türkiye’nin ekonomi ve demokraside çağ atladığını iddia etti. AKP’nin girdiği 15 genel seçimin, mahalli seçimin, cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamında birinci çıkmasının sırrının halkla tesis ettiği güçlü gönül bağı olduğunu savundu. “Biz de milletimize vefa borcumuzu hizmet ederek, eser ortaya koyarak, ülkemizi ileriye taşıyarak ödemeye çalışıyoruz” dedi.

Erdoğan şöyle devam etti: “Türkiye’nin son 18 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor. Ülkemiz ekonomi ve demokraside çağ atladı. Yakında, hazırlamakta olduğumuz yeni reform paketlerini Meclis’e sunmaya başlayacağız. Çok köklü ve önemli düzenlemeler içerdiği görülecektir. Tek hedefi Tayyip Erdoğan’ı indirmek olan muhalefete bu millet iktidarı vermez.”

İnsan hakları ihlalleri ve işkencenin zirve yaptığı, muhaliflerin cezaevine atıldığı Tayyip Erdoğan Türkiyesi’nde demokrasi gibi ekonomi de can çekişiyor. Erdoğan’ın Türkiye’ye çağ atlama iddiası sözde kalıyor. Sözcü’den Emre Deveci, AKP’nin ekonomi politikalarının sonucunu rakamlarla anlattı.

18 YILDA EKONOMİNİN HALİ
  • AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonunda Türkiye’nin milli geliri 240 milyar dolardı. Bu rakam, 2013’te 957 milyar dolara kadar yükselirken 2019’da 760 milyar dolara geriledi. 2020 yılı için 649 milyar dolar öngörülüyor. Hükumetin açıkladığı Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) ise 702 milyar dolar tahmini yer alıyor.
  • 2002’de Türkiye’nin kişi başı milli geliri 3 bin 620 dolardı. 2013’te 12 bin 490 dolara kadar yükselen bu rakam, 2019’da 9 bin 150 dolara geriledi. IMF’nin tahminlerine göre bu rakam 2020’de 7 bin 715 dolara gerileyecek. YEP’in 2020 tahmini ise 8 bin 381 dolar. 2002 yılında dolar cinsinden kişi başı milli gelirde Türkiye 73. sıradaydı. 2019’da 75. sırada bulunuyor. 2020’de IMF tahminlerine göre ise 78. sıraya gerileyecek.
  • Son yıllara TL’deki değer kaybı damga vurdu. Özellikle 2020’de dolar karşısında dünyada en fazla değer kaybı yaşayan para birimi yaklaşık yüzde 30’luk oranla Türkiye oldu. TL ekim ayında, 1994’ten bu yana olan dönemin en değersiz seviyesine geriledi. Kasım 2002’de 101,38 olan bu değer, Ekim 2020’de 60,66 değerini aldı.
  • 2001 krizi öncesinde 2000 yılında Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 6 idi. 2002’de bu oran yüzde 9,8’e çıktı. AKP döneminde işsizlikte en düşük nokta 2012 yılında yüzde 8,4 oldu. 2019’da ise dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 13,7 oldu. 2020 için IMF’nin tahmini yüzde 14,6. YEP tahmini ise yüzde 13,8. Temmuzda TÜİK dar tanımlı işsizlik oranını yüzde 13,4 olarak açıklarken DİSK-Ar geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 27,3 olduğunu hesapladı. TÜİK verilerine göre, Kasım 2002’de istihdam oranı yüzde 44,8 iken, bu rakam Temmuz 2020’de yüzde 43,5’e geriledi. Kasım 2002’de işsiz sayısı 2 milyon 689 bindi. Temmuzda dar tanımlı işsiz sayısı 4 milyon 227 oldu. İş bulma ümidini kaybedenler de dahil edildiğinde DİSK-Ar’a göre bu rakam 9,8 milyona ulaşıyor. Kısa çalışma kaynaklı iş kaybı da eklendiğinde rakam 10 milyonu aşıyor. 2002’de 68,8 milyon olan nüfus ise 2019 sonunda 83,2 milyona yükseldi.
  • 2000’lerden sonra tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de enflasyon önemli oranda geriledi ancak Türkiye dünya ortalamasının çok üzerinde kaldı. 2002 yılında yıllık enflasyon dünyada ortalama yüzde 4,1, gelişen ülkelerde yüzde 6,7 iken Türkiye’de yüzde 29,7 idi. 2019’da Türkiye’de enflasyon yüzde 11,8 olurken, dünyada ortalama yüzde 3,9, gelişen ülkelerde yüzde 5,7 oldu. IMF’nin Türkiye için 2020 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 12. Dünya ortalaması için tahmini ise yüzde 2,8. 2002’de Türkiye, dünyada enflasyonu en yüksek 7. ülkeydi. 2019’da bu alanda 15. sırada yer aldı. 2020’de ise IMF tahminine göre 18. sırada yer alacak.
  • İthalata bağımlılıktan kaynaklanan yüksek cari açık, AKP döneminde Türkiye ekonomisinin en büyük sorunlarından biri oldu. Türkiye’de milli gelire oranla cari açık 2002’de yüzde 0,3 iken, 2011’de yüzde 8,9’a kadar yükseldi. 2020’de IMF bu oranın yüzde 3,7 olmasını öngörüyor. Gelişen ülkeler için IMF’nin milli gelirine oranla ortalama cari açık tahmini ise sadece yüzde 0,1.
  • Yüksek cari açık ve ithalata bağımlılık nedeniyle Türkiye’nin dış borç stoku AKP döneminde ciddi şekilde arttı. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2002’de 129,6 milyar olan Türkiye’nin brüt dış borç stoku, 2018’in birinci çeyreğinde 466,9 milyar dolara kadar yükseldi. Krizle birlikte TL’deki aşırı değer kaybının getirdiği yüksek kur riskini yönetmek için özel sektör dış borç azalmaya başladı ve bu riskin bir bölümü dolaylı olarak Hazine’ye devredildi. 2020’nin Haziran sonu itibarıyla Türkiye’nin dış borç stoku 421,8 milyar dolar. 2002’de yüzde 54,4 olan dış borç stokunun milli gelire oranı, 2020’nin ilk yarısı itibarıyla yüzde 56,8 seviyesinde.
  • AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’de Merkez Bankasının (TCMB) 25,5 milyar dolar döviz rezervi, 1 milyar dolarlık da altın rezervi vardı. Toplam 26,6 milyar dolarlık rezervin toplam dış borca oranı yüzde 20,5 idi. 23 Ekim 2020 itibarıyla TCMB’nin 45,1 milyar dolarlık döviz rezervi, 43,3 milyra dolarlık da altın rezervi bulunuyor. Toplam 88,4 milyar dolarlık rezervin toplam dış borca oranı yüzde 21. Ancak, TCMB rezervlerinin 62,9 milyar doları, yurt içi ve dışındaki bankalardan TL karşılığında swap (takas) ile alınan döviz ve altınlardan oluşuyor. Bu durumda TCMB’nin swap hariç rezervi 25,5 milyar dolara geriliyor. Rezervin dış borca oranı da yüzde 6’ya geriliyor. Swapların yanı sıra bankaların zorunlu karşılık olarak TCMB’de tuttuğu döviz ve altınlar da çıkarıldığında TCMB’nin net rezervi eylül sonu itibarıyla -45,9 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
  • 2002 yılında net asgari ücret 184 TL idi. Dolar karşılığı ise 126 dolardı. Bugün 2 bin 324 TL. Dolar cinsinden ise 273 dolar. Asgari ücret son 18 yılda görece artmış olsa da, çalışanların büyük çoğunluğunun ücreti asgari ücret ve ona yakın seviyelere geriledi. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortalamasında çalışanların sadece yüzde 7,5’i asgari ücretin yüzde 5 fazlasına kadar çalışıyor. Türkiye’de bu oran yüzde 43. Hesaplamalar, asgari ücret ve bu ücretin iki katına kadar aralıkta çalışanların oranı, toplam çalışanların yüzde 80’ini aşmış durumda.
  • İsviçre bankası Credit Suisse verilerine göre, 2002 yılında nüfusun en zengin yüzde 10’luk kesimi servetin yüzde 67,7’sine sahipti. 2018 yılından bu oran yüzde 81,2’ye yükseldi. Bu dönemde nüfusun yüzde 90’lık çoğunluğunun toplam servetten aldığı pay ise yüzde 33,3’ten yüzde 18,8’e geriledi. 2018 itibarıyla nüfusun yüzde 82’sinin kişi başı serveti 10 bin doların altında. Nüfusun sadece binde 1’lik kesiminin serveti 1 milyon dolar ve üzerinde bulunuyor.
YOKSULLUK İNTİHARLARI

Erdoğan iktidarının ekonomik anlamda çöktüğünün en önemli göstergesi ise son yıllarda patlayan yoksulluk intiharları

TÜİK verilerine göre ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisine (İSİG) göre sadece iş yeri içinde veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

Okumaya devam et

Politika

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi neden değişmeli?

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’ye iyi gelmedi. Halk sistemden şikayetçi olurken muhalefet iktidara ağır eleştiriler getirdi. Kılıçdaroğlu’nun “Sözde Cumhurbaşkanı” çıkışı sonrası sistem iyiden iyiye tartışmaya açıldı. Gelinen noktada ise Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin yasaklanması önerildi.

BOLD – Türkiye Türkiye İçin Yeni Bir Hükûmet Sistemi başlıklı İstanbul Politik Araştırmalar Merkezinin hazırladığı rapor CHP yönetimine sunuldu. Bu rapora göre Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi yasaklanmalı ve yerine Başbakanlık getirilmeli.

İstanbul Politik Araştırmalar Merkezinin (İSTANPOL) akademisyenlerince hazırlanan iki ayrı rapor, CHP Merkez Yürütme Kurulunun (MYK) önceki günkü toplantısının gündemine oturdu. ‘Türkiye İçin Yeni Bir Hükumet Sistemi’ başlıklı çalışmada, hükumet sistemi kaynaklı sorunlar ve çözüm önerileri, Türkiye’de Hukuk Devletinin Tesisi çalışmasında ise bağımsız ve tarafsız yargı için öneriler yer aldı.

31 MADDEDE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar, Türkiye’de Hukuk Devletinin Tesisi çalışmasında yargıya ilişkin 4 ana başlıkta toplam 31 maddelik çözüm önerileri hazırlandığı aktardı. Raporun ilk ana öneri ise Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) lağvedilerek, yerine Adalet Yüksek Kurulu (AYK) adıyla yeni kurul oluşturulması oldu. Çalışmada vurgulanan ikinci ana öneri ise yargı mensuplarının mesleki yaşamlarına ilişkin. Bu konudaki tüm kararların nesnel ölçütlere dayanması, liyakat, yeterlik, yetenek ve niteliklerin esas alınmasının gerektiği vurgulanan öneride, Adalet Bakanı’nı sistem içinde etkin konuma getiren hükümlerin Anayasa’dan çıkarılması ve görev yeri güvencesi tanınarak, terfi yoluyla dahi olsa onayı alınmadan bir yargıcın kural olarak başka bir mahkemeye atanmaması gerektiği gibi öneriler sunuldu.

ÖNERİLEN SİSTEMİN ÖZELLİKLERİ

Raporda Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi yerine önerilen sistemin temel özellikleri özetle şunlar:

  • Tarafsız, sembolik, partiler üstü bir Cumhurbaşkanı, devlet başkanlığı görevini üstlenmeli. Atamalar dahil tüm yetkileri kaldırılmalı ve aldığı kararlar tümüyle karşı imza kuralına tabi olmalı.
  • Anayasa, cumhurbaşkanının partili olmasını yasaklamalı, bir defaya mahsus olarak TBMM tarafından seçilmeli.
  • Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu kurumları yeniden oluşturulmalı. Başbakan TBMM tarafından seçilmeli.
  • Kurucu güvensizlik oyu mekanizması getirilmeli.
  • Görevdeki başbakanın yerini alacak başbakan üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilirse mevcut hükumet düşmeli ve yenisi kurulmalı.
  • Torba yasa usulü kaldırılmalı. Bütçe yapım sürecindeki yetkileri TBMM’ye geri verilmeli.
  • Seçim hukuku bütünüyle revize edilmeli. Seçim barajı yüzde 5 gibi makul bir düzeye çekilerek muhafaza edilmeli.
  • Anayasa’ya uygun olmak koşulu ile halkın Meclis’e kanun teklifi verebilmesi usulü getirilmeli.
  • HSK, Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesine üye seçiminde Cumhurbaşkanının yetkisi tamamen kaldırılmalı.
  • Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı genişletilmeli.
  • Siyasi parti temsilcilerinden oluşan RTÜK kaldırılmalı. TRT’ye kurumsal özerklik sağlanmalı.
  • Rektörler, üniversitelerde yapılacak seçimle belirlenmeli.
BUNA DA ALIŞACAKLAR!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen anayasa değişiklikleri doğrultusunda kurucusu olduğu AKP’ye yeniden üye oldu. Erdoğan, 21 Mayıs’ta gerçekleşen olağanüstü kongrede de AKP Genel Başkanlığı koltuğuna tekrar oturdu. Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş, Erdoğan’ın parti üyeliği ve genel başkanlığına karşı çıkanlara 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ‘alışırsınız’ sözlerini hatırlattı ve “Buna da alışacaklar. Alışırlar” dedi.

HALK ALIŞAMADI!

Ancak AKP’nin görüşünün aksine halk, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne alışamadı. Metropoll’ün 2021’in başında açıkladığı ankete göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vereceklerini açıklayanların oranı yüzde 43.3’te kaldı. Katılımcıların yüzde 50.7’si ise Erdoğan’a oy vermeyeceğini belirtti. Halk, ülkenin en önemli sorunlarını da şöyle sıralıyor: Yüzde 49.5 ile ekonomi, yüzde 13.2 ile koronavirüs ve yüzde 12.3 ile işsizlik.

ÜLKEYİ FELAKETE GÖTÜRÜR!

Kısa süre önce Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP ile ilgili açıklamaları sonrası Ankara’da evinin önünde silahlı sopalı saldırıya uğrayan ve hastanelik olan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ da iki yıl önce Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni eleştirmişti. Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı da olan Özdağ, 16 Nisan Referandumu ve öncesinde Meclis’te yapılan Başkanlık sistemi oylamasında ‘Evet’ dediği için yanıldığını belirtti. Özdağ, 19 Nisan 2019’da yaptığı açıklamada sistemin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. “Bizim gibi derin ayrılıklar yaşayan ülkelerde devletin tarafsızlığını kaybetmesi ülkeyi felakete götürür” dedi.

TÜRKİYE DAHA FAZLA TAŞIYAMAZ

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, birkaç hafta önce yeni yıl mesajında “Türkiye, partili cumhurbaşkanlığı sistemini daha fazla taşıyamaz. Türkiye’nin çıkışı, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemdedir” dedi. Halkın gerçek gündeminin ekonomi, hayat pahalılığı, işsizlik, salgın, kadına yönelik şiddet olduğunu kaydetti.

SÖZDE CUMHURBAŞKANI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne en ağır eleştiriyi getiren isimlerden biri. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Sözde Cumhurbaşkanı” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu’na AKP ve Erdoğan’dan sert tepki geldi. Eleştirilere aynı sertlikte cevap veren Kılıçdaroğlu, “Milleti açlığa, fukaralığa mahkum eden sensin, o yüzden ben sana sözde Cumhurbaşkanı diyorum ve demeye de devam edeceğim! Sözde Cumhurbaşkanı dedim diye bana 1 milyon liralık tazminat davası açmış. Teşekkür ederim 1 milyon liralık dava açtığı için. Ben 1 paralık tazminat davası açıyorum. Değeri bu çünkü” şeklinde konuştu.

AKP KABUL ETTİ

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ‘Sözde Cumhurbaşkanı’ ifadeleriyle başlayan tartışma sonrası AKP, Cumhurbaşkanı’nın tarafsız olmadığını kabul etti. Meclis Başkanı Mustafa Şentop, “Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı taraflıdır, siyasi parti üyesidir. Bir siyasi parti üyesiyse, bir siyasi partinin genel başkanıysa, yetkilisiyse şüphesiz taraflı birisidir” dedi.

DEVLET BAŞKANI PARTİZAN GİBİ HAREKET EDEMEZ

Cumhuriyet Yazarı Alev Coşkun, 24 Ocak’taki yazısında evrensel anlamda devlet başkanının kim olduğunu tanımladı. “Devlet başkanının siyasi bakımdan sahip olduğu mutlak sorumsuzluk, onun mutlak siyasi tarafsızlığını gerektirir. Devlet başkanı bu sıfatı taşıdığı müddetçe parti adamı değildir. Partiler üstü objektif tarafsız bir kişidir. Zira devlet temsilcisi, milletin başıdır. Bu sebeple asla bir partizan gibi konuşamaz ve hareket edemez” ifadelerini kullandı.

FAHİŞ HATALAR SİSTEMİ

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Temmuz 2018’de yemin ederek göreve başlamasıyla Türkiye yeni bir sürece girdi. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi için iktidar daha etkin ve hızlı kararlar alındığını, muhalefet ise ülkenin tek adam yönetimine geçtiğini ve güçler ayrılığının ortadan kalktığını savundu. Anayasa ve İdare Hukukçusu Prof. Dr. Kemal Gözler, kendi web sitesinde sistemi değerlendirdiği yazısında şunlara dikkat çekti:

  • Sistem rasyonel işlemiyor. Sistemde daha ilk günden itibaren pek çok fahiş hukuki hatalar yapıldı.
  • Sistem hiç de istikrarlı değil. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri hemen arkasından tekrar değiştiriliyor, tekrar tekrar düzeltiliyor.
  • Sistem hiç de iddia edildiği gibi hızlı bir şekilde çalışmıyor.
YENİ SİSTEMİN ADI MONOKRASİ

CHP İstanbul Milletvekili, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, sistemi monokrasi olarak adlandırdı. “Meclis’teki 600 milletvekili bin 493 maddeyi görüşerek 104 kanunu yasalaştırırken Cumhurbaşkanı Erdoğan tek başına 64 adet kararname ile 2 bin 229 maddeyi yürürlüğe koymuş bulunuyor” ifadelerini kullandı. DW’ye konuşan Kaboğlu, hükumet ya da Bakanlar Kurulu gibi kolektif siyasal karar alma mekanizması olmadığını belirterek şöyle devam ediyor: “Tek kişi ne diyorsa o oluyor. Talimat veriyor, bakanlar o talimatla hareket ediyor. Bunu sokağa çıkma yasaklarında da gördük!”

‘Beşli Çete’nin Kalyon’u yine iş başında: Saray muslukları açtı

Okumaya devam et

Popular