Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi için imza kampanyası başlatıldı

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’e, ülkesindeki cami saldırısı sonrası sergilediği olumlu tutum nedeniyle Nobel Barış Ödülü verilmesi için kampanya başlatıldı.

Farklı internet sitelerindeki imza kampanyalarına binlerce kişi destek verdi. Change.org adlı sitede, “cami saldırısı sonrası Yeni Zelanda’da barış ve diyalog çabalarından dolayı Jacinda Ardern’in 2020 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi” talep edildi. Açıklamada “Onun dünyada kalıcı barışı sağlama ve terörizmin canlanmasını engelleme hedefleri tanınmalı ve takdir edilmeli.” deniliyor.

Euronews Türkçe’nin haberine göre kısa sürede yaklaşık 20 bin kişi yayınlanan dilekçeyi imzaladı. Diğer bir Fransız web sitesi avaaz.org’da da benzer bir imza kampanyası başlatıldı.

Terör saldırısında 50 kişinin hayatını kaybettiği Yeni Zelanda’da 38 yaşındaki Başbakan Ardern, sağduyulu açıklamalarıyla bütün dünyanın takdirini toplamıştı.

Bu yıl için Nobel Barış Ödülü adaylık sürecinin tamamlanmasından dolayı Jacinda Ardern’in ancak 2020’de listeye eklenmesi bekleniyor.

MEŞHURİYET ÇAĞI VE NEFRETLİK ŞÖHRETLER

Öte Yeni Zelanda katliamcısının görüntülerini seçim mitinginde yayınlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tepkiler devam ediyor.
T24 yazarı Tayfun Atay, ‘nefretlik şöhretler’e dikkat çeken bir yazı kalem aldı. ‘Şimdi katliama bağlanıyoruz, işte karşınızda ‘meşhur’ terörist!’ başlıklı yazıda Atay, “Kuvvetle muhtemel ki Yeni Zelanda katliamcısı, Ardern’e kızgındır. Erdoğan’a ise müteşekkirdir!.. Buna hem Avustralya hem Yeni Zelanda başbakanları uyanmışken, Türkiye Cumhurbaşkanı ırkçı-İslamofobik katliamcının “görünme arzusu”nu göremiyor. Teröristin kafasına taktığı kamerayla kendisini kitlelerin gözünde nefretle de olsa ölümsüzleştirmek için yanıp tutuştuğunu fark edemiyor. Ve gerçekleştirdiği katliam sırasında 17 dakika yaptığı “canlı yayın”ı banttan cayır cayır aktarıyor.” dedi.
Terörün şov, teröristin de şovmen haline gelmesini 11 Eylül 2011 İkiz Kuleler saldırısıdan itibaren anlatan Atay, “Kamera karşısında kafa kesen IŞİD teröristleri de tam anlamıyla ‘Meşhuriyet Çağı’nın ruhuna uygun bir ‘psiko-kültürel itki’ ile hareket etmekte ve terör eylemini ‘şov’a dönüştürmekteydiler.” idadelerini kulandı.

Tayfun Atay’ın yazısı…
Yeni Zelanda’daki katliam sonrası ortaya çıkan infiali son derece başarılı yönetip Müslüman vatandaşlarına da “Biz biriz; onlar biziz” hitabıyla “Ötekileştirme”nin gerçek anlamda belini kıran Başbakan Jacinda Ardern’in, hangisine övgü düzüleceğini seçmenin hayli zor olduğu sözleri arasında üzerinde çok durulmayan önemli bir değerlendirmesi daha var.
Geçtiğimiz hafta Parlamento’da yaptığı konuşmada Ardern, milletvekillerine, “Sizden hayatlarını kaybeden insanların isimlerini anmanızı rica ediyorum, o hayatları alan adamınkini değil” dedi ve katliamcıyı kastederek şöyle devam etti:
“O bir terörist. Bu terör eyleminden pek çok şey elde etmek istedi. Bunlardan biri şöhretti. İşte bu yüzden asla adını anmayacağım.”
Gördünüz mü, Başbakan Ardern, günümüz insanının bizim “Meşhuriyet Çağı” diye tanımladığımız ve “Görünüyorum, o halde varım” sloganıyla karşıladığımız kültürel mizaç ve ruhuna teröristlerin dahi tâbi olduğunu yetkince kestirip ona “ceza”yı nasıl en etkin yerden kesiyor!..
Bizde ise katil-teröriste ceza olarak idamı öneren iktidar iradesi ister asılarak ister kurşuna dizilerek, isterse bedeni lime lime edilerek canı alınsa dahi tüm bunlara değecek bir “ödül”ü ona verircesine, katliam yaparken kafasına monte ettiği kamerayla çektiği filmi dev ekranlarda sergiliyor.
Kuvvetle muhtemel ki Yeni Zelanda katliamcısı, Ardern’e kızgındır.
Erdoğan’a ise müteşekkirdir!..

Öldüresiye görünme arzusu

Halbuki Yeni Zelanda Başbakanı’nın anladığını anlamak hiç zor değil. Böylesi korkunç ve herkesi dehşete sürükleyen eylemi gerçekleştiren katil, sonrasında tüm dünyanın kendisine lânetler yağdıracağını, asılmasını-kesilmesini isteyeceğini biliyor mu biliyor.
Peki eylemi gerçekleştirirken neden kayıt yapıyor?..
Çünkü sonrasında kendisine ne olacağı o kadar umurunda değil. O, bu eylemiyle ister ölüm cezası ister müebbet olsun, sonuçta kitlelerin gözünde yüzüyle ya da eylemiyle yer etmek, yani “spektaküler” hale gelmek istiyor.
Hayatın içinde kalabalıklarda bir hiç olarak mevcut varlığını, böylesi kanlı bir eylemle herkesçe bilinir kılmak istiyor.
O, “Görünüyorum, o halde varım” duygusunu böylesi bir yolla tatmak, tatmin etmek istiyor.
Ölümüne ve öldüresiye bir varoluş arzusu yani…
Buna hem Avustralya hem Yeni Zelanda başbakanları uyanmışken, Türkiye Cumhurbaşkanı ırkçı-İslamofobik katliamcının “görünme arzusu”nu göremiyor.
Teröristin kafasına taktığı kamerayla kendisini kitlelerin gözünde nefretle de olsa ölümsüzleştirmek için yanıp tutuştuğunu fark edemiyor.
Ve gerçekleştirdiği katliam sırasında 17 dakika yaptığı “canlı yayın”ı banttan cayır cayır aktarıyor.

Katliamcının “viral” videosu

Saldırının katliamcı tarafından kaydedilen bu canlı yayın videosunun orijinali Facebook’ta silinmeden önce 4000 kez izlendi. Sonrasında silindi ama kısa süre içinde kopyaları alındığı için, Youtube, Twitter gibi platformlarda paylaşıma açıldı maalesef…
1,5 milyon kopya çıktı Facebook’taki yayının ardından… Tabii sonrasında silindiyse de olan oldu, “viral”leşti katliamcının kaydı…
Ve bizim seçim meydanlarına kadar da sirayet etti!..
Hem Avustralya Başbakanı Scott Morrison hem Yeni Zelanda Başbakanı Ardern bu süreçte internet ve sosyal medyanın, “terörün seyri” ve “teröristin şöhreti”ne ticari itkiyle yaptıkları katkı konusunda tepkilerini ifade ettiler. Morrison, internet teknolojisinin “terör saldırılarındaki sınırsız rolü”ne ilişkin kaygılarını dile getirirken Ardern, sosyal medya şirketlerine sorumluluklarını hatırlatarak onları terörle mücadele için daha fazla çaba harcamaya davet etti.
Bizde ise internet teknolojisi ve sosyal medyanın sunduğu “imkân”dan fazlasıyla yararlanılarak katliamcının kaydı kamuya servis edildi!..
Üstelik Yeni Zelanda katliamcısının bu motivasyonu bir ilk değil ve İslamofobik terörist bu eylemde de kendisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “aynı kumaştan dokunduğu” söylenen “İslamcı” teröristleri örnek alıp onların izinden gitmekte.
Bu bakımdan bir “ilk” aranacaksa eğer, bu olsa olsa “11 Eylül”ü (2001) gerçekleştiren ve hem adı hem de görüntüsü hafızalarda nefret ve lânetle ölümsüzleşmiş intihar eylemcisi terörist Muhammed Atta’dır.

Nefretlik şöhretler

Hayatın irili-ufaklı boyutta her yerde “ekranlar”a bağlandığı bir çağdayız. İnsan yaşamının merkezinde “ekran” var ve ekran, hayatın nabzını tutuyor.
Ve de elbette, ekran, eşittir, görünmek…
Ekrana endeksli bu hayat, hiçbir zaman fark edilemeyecek olmanın ıstırabını insanlara çok yakıcı biçimde hissettiriyor. Hemen herkesin görünür, tanınır, bilinir olma ihtiyacı duyar hale geldiği bir dünya bu. Ve tanınmak uğruna her gün ölmekten beter hale gelenleri izliyoruz ekranların realite-şov ve yarışma programlarında.
Ancak varlığını başkalarına fark ettirme uğruna yapılanlar hep alıştığımız şekilde olmuyor bu “Meşhuriyet Çağı”nda. Evet, bir tarafta ekranda görünme uğruna her türlü hakarete uğramayı, milyonların önünde zavallı ve trajikomik durumlara düşmeyi göze alanlar var. Ama öte yanda da kıyıya itilmişliğin, hiçbir zaman göze çarpmayacak olmanın hıncını, ölümüne ve öldüresiye çılgınlıklarla çıkarıp ölerek/öldürerek görünüp “şöhret” olanlar var.
11 Eylül 2001’de New York Dünya Ticaret Merkezi’nin “İkiz Kuleler”ine uçağı çakarak hafızalarımıza yerleşen, ondan nefret ederek de olsa artık “tanıdığımız-bildiğimiz” Muhammed Atta bunların ilkiydi.
Yeni Zelandalı ırkçı terörist ise şimdilik sonuncusu.
Tabii ona istediğini Yeni Zelanda yönetimi vermedi, ama ne yazık ki bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek, bilinçlice bilinçsizce verenler oldu!..

Terörün şov, teröristin şovmen hali

Burada New York’un İkiz Kuleler’inden Christchurch camilerine açılan yelpazede terörün “şov”, teröristin de “şovmen” haline gelmesine verilecek örnekler arasında IŞİD’in “özgün ve yaratıcı katkısı”na değinmeden geçmek olmaz.
Kamera karşısında kafa kesen IŞİD teröristleri de tam anlamıyla “Meşhuriyet Çağı”nın ruhuna uygun bir “psiko-kültürel itki” ile hareket etmekte ve terör eylemini “şov”a dönüştürmekteydiler.
Hepimizin “popüler” bilincinde yer etmiş “Seven” filminin finaliyle benzerlik içindeki bir atmosferde tasarımlanmış olan Amerikalı gazeteci James Foley’in kafasının kesilme sahnesinde, kusursuz, çekici ve radyofonik bir İngiliz aksanıyla konuşan IŞİD’li terörist, sadece ideolojik propaganda değil aynı zamanda şov yapmaktaydı.
Aynı şekilde 2013’te Londra’nın Woolwich bölgesinde bir İngiliz askerini güpegündüz, insanın kanını donduracak şekilde ve “Allâhu Ekber” nidaları eşliğinde doğrayan iki İslamcı terörist de sonrasında sokak boyunca aşağı yukarı dolaşıp insanlara röportaj verircesine kameralara konuşmuşlardı. Adeta kırmızı halıda yürür gibi pozlar vererek!..

Ekrana endekslenen terörizm

Demek ki “Allâhu Ekber” diyerek insanları katledenler de İslamofobik Yeni Zelanda katliamcısı da pek çok sosyal medya narsisti gibi, dikkat çekmek için çırpınmakta, nefretle dahi olsa dikkate alınma arzusu duymaktalar.
Demek ki terörist de görünmenin, şov tutkusunun, tanınma/bilinme arzusunun insanlık halinin temel parametrelerine dönüştüğü “Ekranlı Hayat” ne gerektiriyorsa onu yapıyor.
Demek ki terörist ve terörizm, “Meşhuriyet Çağı”nda amacına en çok böyle ulaşıyor.
Kimileri ona bu şansı vermiyor.
Kimileri de veriyor.

 

Genel

AKP son bir ayda 4 puan kaybetti

İstanbul Ekonomi Araştırma şirketi Ocak ayı seçim anketini değerlendiren Kemal Özkiraz, AKP’nin bir ayda 4, Cumhur İttifakı’nınsa 5 ayda 7 puan kaybettiğini açıkladı.

BOLD – İstanbul Ekonomi Araştırma şirketi Ocak ayı seçim anketini kamuoyuyla paylaştı. Ankete göre, AKP’nin oyu 31,6’da kaldı. Yüzde 17,7 olan kararsızların oranı ise diğer bütün partilerin üzerinde. Ankette sırasıyla CHP yüzde 16,5, İyi Parti 12,8, HDP 8,5, MHP 7,6 oy oranıyla yer aldı.

Ali Babacan’ın DEVA Partisinin ise yüzde 2,6 oy oranına sahip olduğu görüldü. Anket sonuçlarını değerlendiren Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, AKP’nin bir ayda 4 puan, Cumhur İttifakı’nın ise 5 ayda 7 puan kaybettiğini açıkladı.

Ankette kararsızların dağılımının ardından ise görünüm şöyle:

AKP: Yüzde 36,2
CHP: Yüzde 20,3
İp : Yüzde 16,7
HDP: Yüzde 10,5
MHP: Yüzde 9,1
DEVA Partisi: Yüzde 3,6
Diğer: Yüzde 1,7
Gelecek Partisi: Yüzde 1,3
Saadet Partisi: Yüzde 0,6

90’lardan bugüne sadece arabanın markası ve rengi değişti

Okumaya devam et

Genel

Koronavirüsten 137 kişinin daha hayatını kaybettiği açıklandı

Sağlık Bakanlığının açıkladığı güncel koronavirüs verilerine göre, bugün hayatını kaybeden 137 kişiyle birlikte toplam can kaybı 25 bin 210 oldu.

BOLD – Sağlık Bakanlığı günlük koronavirüs verilerini ilgili siteden kamuoyu ile paylaştı. Buna göre, bugün hayatını kaybeden 137 kişiyle birlikte toplam can kaybı 25 bin 210 oldu. Son 24 saatte yapılan 151 bin 109 test sonucunda semptom gösteren 671 hastayla birlikte 5 bin 642 yeni vaka tespit edildi. Türkiye’deki toplam vaka sayısı da 2 milyon 435 bin 247’ye yükseldi.
Öte yandan hastalardaki zatürre oranı yüzde 4.7, ağır hasta sayısı da bin 808 oldu.

ABD’den Saray’a uzanan bir yolsuzluk ve kara para hikayesi

 

Okumaya devam et

Genel

Bold kısa bir aradan sonra tekrar yayında: Nerede kalmıştık?

TRT’nin Bold Medya’ya yönelik sansür amaçlı ‘telif’ başvuruları Youtube tarafından reddedildi. Bir aydır askıya alınan Bold Youtube kanalı, yasal itirazların ardından tekrar yayına açıldı.

BOLD – Youtube bir aylık inceleme sonunda, telif hakkı talebinde bulunan TRT karşısında Bold’un haklı olduğuna karar verdi. Yeni saldırıların olabileceği uyarısında bulunan Bold Medya, bir video ile sivil toplum ve bağımsız gazetecilere çağrı yaptı:

Okumaya devam et

Popular