Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Başkanları kibir mahvetti

Karar Gazetesi yazarı Mehmet Doğan bugünkü köşe yazısında AKP’nin 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde özellikle Ankara’yı neden kaybettiğini yazdı. Başkan adayları ile ‘iktidarın kuzusu’ haline gelen havuz medyasını sert bir dille eleştirdi.

BOLD-Karar Gazetesi yazarı Mehmet Doğan, bugün kaleme aldığı ‘Başkanları kibir mahvetti’ başlıklı yazısında, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adaylarının neden kaybettiğini yazdı. AKP siyasetinde ve siyasetçilerinde geçen zaman içine büyük değişiklikler olduğunu belirten Doğan, “Yola halis niyetle çıkan bazı yöneticiler sürecin esiri oldu. Kibirleri tavana vurdu. Onların hataları, yanlışları resmi kayıtlara geçmese bile, ma’şeri vicdana yazıldı. Bu kayıt silinmez ve bir gün bir yerde kendini ortaya koyar.” dedi.

SEÇMENİ DEĞİL TAYYİP BEYİ MEMNUN ETMEYİ ESAS ALDILAR

Yöneticilerin selama bile almadığını da ifade eden Mehmet Doğan, AKP’lilerin yaşadıkları soyutlanmayı şöyle ifade etti: “Çevre onları denetleyemezdi, eleştiremezdi. Hatta haklarında konuşamazdı; onlara yapılan eleştiri esasında lidere yapılmış sayılırdı! Liderin gölgesinde nice aslanlar(!) türedi! Bütün dost sözlerine, eleştirilere kulak tıkadılar.
Seçmeni, vatandaşı değil, Tayyip Beyi memnun etmeyi esas aldılar.”

BASIN İKTİDARIN KUZUSU HALİNE GELDİ

Mehmet Doğan yazısında medyayı da eleştirdi ve “Muhalif basın, muhalif parti, muhalif fikir olmaksızın doğru hedeflere varılamaz. Türkiye’de güçlü bir siyasi muhalefet oluşmadı, bundan sonra oluşabilir. Muhalif fikir dikkate, hatta ciddiye alınmadı. Basın iktidarın kuzusu haline geldi. Hele iktidara yakın basın tek parti dönemindeki yalakalığı seksen yıl sonra ihya etti. Bir zamanlar öyle yazarlar tanırdık ki, hiç yoktular!” dedi.

TÜMSEĞİ AŞMASI MÜMKÜN DEĞİL

Yeni bir başlangıcın geç değil ama güç olacağını belirten yazar, yazısını bir dost uyarısıyla bitirdi:
“Fabrika ayarlarına dönmek, daha doğrusu asli kimliğe avdet etmek, istişareyi esas almak, liyakati öncelemek, emaneti ehline vermek, israftan kaçınmak, eş dost yakın, akraba taallukat değil, adaleti gözetmek… Bunlar görünür hâle gelmeden, millet bu hususlarda ikna olmadan AK Parti’nin bu tümseği aşması mümkün değildir. Bu bir dost sözüdür!”

 

MEHMET DOĞAN’IN YAZISININ TAMAMI

Seçim sürecinde çok açık konuşamadık, mağlubiyetin müsebbibi addedilmemek için. “Başkanları kibir mahvedecek” diye yazdık. İşte Ankara’da olan tam da budur! Ankara’da kısa bir talebelik geçirmiş aday, Ankara sokaklarını avucunun için gibi bildiğini ilân etti! Biz yetmiş yıldır bu şehrin sokaklarını çiğniyoruz, böyle bir iddiamız olmadı. Ankara ile ilgili kitap yazdık. Sonradan görevden uzaklaştırılan başkanı eleştirdiğimiz için belediye başkanları hediye ettiğimiz kitapları bile almaktan korktular! Ankara’nın yabancısı hasbelkader aday “yahu şu Ankara nedir, Ankaralı ne demektir, misket nasıl oynanır” kabilinden olsun bu şehri bilenlere danışmak gereği duymadı! Nasıl olsa Reis var gam yok!

***

Türkiye’de belediyeciliğin, yani şehirlerin gerçek anlamda değişimi 1980’lerde Refah Partili belediye reisleri ile başladı. Halkı sade resmiyetle temsil eden değil, hissiyatla da temsil eden başkanlar zuhur etti. Urfa’da İbrahim Halil Çelik, Konya’da Halil Ürün, Van’da Fethullah Erbaş bu tarz belediye başkanlarının öncüleri idi. Biz bu başkanlarla, halka tepeden bakmayan, onlarla hemhal olan ve meselelere makul çözümler getiren yeni tarz yöneticiler tanıdık. Bir sonraki seçimde İstanbul büyükşehir başkanlığının kazanılmasında bu örneklerin rüzgârı vardır mutlaka.

Tayyip Bey, İstanbul başkanlık seçimini kazandı ve yeni nesil belediye başkanlarının sembolü oldu. Onun kadar halkın içine giren, dilinden anlayan ve konuşan bir başkan daha önce görmemiştik, sonra da görmedik. Tayyip Erdoğan bir doğu masalından çıkmış kahraman olarak İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığını aldı. Şartlar tamamen aleyhineydi, her şey ona muhalifti. “Muhtar bile olamaz” denildi, fakat seçimi söke söke aldı! İstanbul’u yolsuzluktan, susuzluktan, çaresizlikten kurtardı. Başarısız olsa idi, mesele yoktu. Başarılı olduğu için dönemini tamamlamasına dahi izin verilmedi. Ayağına hukuk dolaştırıldı.

Sonra İstanbul Türkiye oldu. Türkiye’nin yönetim emanetini Tayyip Bey ve arkadaşları devraldı. O heyecan, o hassasiyet ve o aşkla öyle bir başlangıç yaptılar ki, bugüne gelindi.

Bugün bir dönüm noktası. Türkiye’nin geleceğinde mutlaka Tayyip Bey olacak. Fakat nasıl olacak? Dün geride kaldı. Düne ait hesabı görmeden yarını elde etmek mümkün değil.

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu

Birinciliği beyaza verdiler

(Özdemir Âsaf)

AK Parti siyasetinde, siyasetçilerinde geçen zaman içinde büyük değişiklikler müşahede edildi. Yola halis niyetle çıkan bazı yöneticiler sürecin esiri oldu. Kibirleri tavana vurdu. Onların hataları, yanlışları resmi kayıtlara geçmese bile, ma’şeri vicdana yazıldı. Bu kayıt silinmez ve bir gün bir yerde kendini ortaya koyar.

AK Parti Yöneticileri bir süre sonra kendilerini çevrelerinden soyutladılar. Bir “vesile” olmazsa selâm bile almaz oldular! Çevre onları denetleyemezdi, eleştiremezdi. Hatta haklarında konuşamazdı; onlara yapılan eleştiri esasında lidere yapılmış sayılırdı!

Liderin gölgesinde nice aslanlar(!) türedi!

Bütün dost sözlerine, eleştirilere kulak tıkadılar.

Seçmeni, vatandaşı değil, Tayyip Beyi memnun etmeyi esas aldılar.

Basın AK Parti hükümetlerini eleştirme konusunda vazifesine yapmadı.

(Bu cümle “yapamadı” şeklinde de kurulabilir.)

Muhalif basın, muhalif parti, muhalif fikir olmaksızın doğru hedeflere varılamaz. Türkiye’de güçlü bir siyasi muhalefet oluşmadı, bundan sonra oluşabilir. Muhalif fikir dikkate, hatta ciddiye alınmadı. Basın iktidarın kuzusu haline geldi. Hele iktidara yakın basın tek parti dönemindeki yalakalığı seksen yıl sonra ihya etti. Bir zamanlar öyle yazarlar tanırdık ki, hiç yoktular!

Muhalefeti, eleştiriyi, halkın kanaatini hiçe sayma alışkanlık haline gelince millete bir tek yol bırakılmış oldu: Seçim!

Bu seçim gerçek anlamda bir “ders verme” seçimi değildi. Eğer öyle olsa idi, sandığın rengi böyle olmazdı. Millet istikrar uğruna kan yuttu, kızılcık şerbeti içmiş gibi yaptı.

Yeni bir başlangıç için geç değil, fakat hayli güç!

Fabrika ayarlarına dönmek, daha doğrusu asli kimliğe avdet etmek, istişareyi esas almak, liyakati öncelemek, emaneti ehline vermek, israftan kaçınmak, eş dost yakın, akraba taallukat değil, adaleti gözetmek…

Bunlar görünür hâle gelmeden, millet bu hususlarda ikna olmadan AK Parti’nin bu tümseği aşması mümkün değildir. Bu bir dost sözüdür!

 

 

 

 

Genel

AKP’li Belediye Meclisi Üyesi Kovid-19 aşısını hangi sıfatla yaptırdı?

AKP’li Belediye Meclis üyesi ve eski Eskişehir Gençlik Kolları Başkanı avukat Fatih Özata, Kovid-19 aşısı olduğunu açıkladı. Sağlık çalışanları ve riskli gruptaki 65 yaş üstü vatandaşlar bile henüz aşı olamamışken Özata’nın hangi unvanıyla aşı yaptırdığı tartışma konusu oldu.

BOLD –  AKP Eskişehir eski Gençlik Kolları Başkanı ve şimdiki dönemde Belediye Meclis Üyesi olan avukat Fatih Özata, instagram hesabında Kovid-19 aşısı olduğunu duyurdu. Özata’nın bu paylaşımı aşıyı hangi sıfatla yaptırdığı tartışmasını ve torpil iddialarını gündeme getirdi.

Türkiye’de aşılama çalışmaları Avrupa ülkelerinden oldukça geç başladı. Henüz sağlık çalışanları ve riskli olan gruplar aşılanmadı. Buna karşın bazı AKP’li isimlerin aşı olduğu iddiası tartışılırken AKP eski Eskişehir Gençlik Kolları Başkanı ve Belediye Meclisi üyesi Fatih Özata sosyal medya hesabından aşı olduğunu açıkladı.

İddiayı sosyal medya hesabından gündeme getiren CHP’li Barış Yarkadaş, “Özata aynı zamanda sağlıkçı değilse; aşıyı nasıl yaptırdı? Gerçekten merak ettiğim için soruyorum. Umarım mantıklı bir cevabı vardır” ifadelerini kullandı.

 

Yarkadaş’ın paylaşımları üzerine, Özata özel hastanelerin avukatı olduğunu ve bu sıfatla aşı olduğunu açıkladı. Yarkadaş ise “Özata gerçek bir sağlık neferiymiş de haberimiz yokmuş! Veterinerler bile aşı olamazken hastane avukatı oluyor. Fatih Bey’i nöbete de bekliyoruz!” sözleriyle tepki gösterdi.

Okumaya devam et

Genel

AYM cezaevinde işkenceye tazminat cezası verdi: Gardiyanlara yeni soruşturma açılacak

Kırıkkale F Tipi Cezaevinde gardiyanların tutuklu Gökhan Gündüz’ü darp edip kolunu kırdığı görüntüler ortaya çıktı. Anayasa Mahkemesi, Gündüz için 70 bin lira manevi tazminata hükmedip, gardiyanlar hakkında soruşturma açılmasını istedi. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da konuyu Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

BOLD – 27 Mayıs 2017’de yaşanan ve cezaevinin güvenlik kameralarına yansıyan olayda, cezaevindeki hak ihlallerini protesto etmek amacıyla kantin önünde oturma eylemi başlatan Gündüz, kafası betona vurularak darp edildi. Ardından kolu bükülerek sürüklendi. Hastaneye kaldırılan Gündüz’ün kolunun kırıldığı tespit edildi.

TUTANAK: TUTUKLU KENDİNİ YERE ATTI

Olayla ilgili olarak nöbetçi müdürün de arasında bulunduğu 5 infaz koruma memuru, hakkında tutanak tutuldu.  Tutanakta olay, “Tutuklu koğuş şebekesi girişine getirildiğinde kapının açılması beklenirken kasten kolunun üzerine gelecek şekilde kendisini sertçe yere attı” diye anlatıldı. Memurlar hakkında açılan idari soruşturmadan ceza çıkmadı.

CEZA GARDİYANLARA DEĞİL, TUTUKLUYA VERİLDİ

Koru kırılan Gündüz’e ise marş söylediği için, bir ay haberleşme veya iletişim (mektup) araçlarından yoksun bırakma, onunla eylem yapan 3 arkadaşına da hücreye koyma veya ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezaları verildi.

BAŞSAVCILIK TAKİPSİZLİK VERDİ

Gündüz’ün kolunun kırılmasıyla ilgili Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmadan takipsizlik kararı çıktı. Gündüz’ün avukatı Engin Gökoğlu’nun itirazından sonuç çıkmayınca, olay AYM’ya taşındı.

AYM İŞKENCEYİ GÖRDÜ

Anayasa Mahkemesi, yaptığı değerlendirme sonucunda tutuklunun kolunun kırılmasını “eziyet” diye değerlendirerek, infaz koruma memurları hakkında yeniden soruşturma yapılmasına karar verdi. Bu nedenle kararın örneğini Kırıkkale Başsavcılığı’na gönderen AYM, Gökhan Gündüz’e ise 70 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Olayın görüntülerini ise ANKA servis etti.

İŞKENCE ADALET BAKANINA SORULDU

Evrensel’in haberine göre HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde gardiyanların tutuklu Gökhan Gündüz’ü darp etmesini ve kolunu kırmasını Meclis gündemine taşıdı. Soru önergesi veren Gergerlioğlu, olayla ilgili olarak Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

-Kolu kırılan Gündüz’e marş söylediği için, bir ay haberleşme veya iletişim (mektup) araçlarından yoksun bırakma, onunla eylem yapan 3 arkadaşına da hücreye koyma veya ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezaları verildiği ve memurlar hakkında açılan idari soruşturmadan ceza çıkmadığı iddiaları doğru mudur?

-Yüksek Mahkeme’nin belirttiği Gökhan Gündüz’e yönelik işkence iddiasına dair ‘kamera görüntülerinin içeriklerinin ortaya konulamamış’ olmasının nedeni nedir?

-Eğer bu iddialar doğruysa Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı etkili bir soruşturma yürütemediği iddiası doğru mudur?

-Anayasa Mahkemesi’nin tespitine göre, bu işkenceyi uygulayan memurlar hakkında açılmış yeni bir soruşturma var mıdır?

-Açılmış soruşturma varsa hangi aşamadadır? Bu işkenceyi uygulayan memurlar hakkında idari bir yaptırım uygulanmış mıdır?

-Geçmişte Gökhan Gündüz hakkındaki işkence soruşturmasının avukatlığını yapan Engin Gökoğlu’nun da tutuklu bulunduğu Tekirdağ Cezaevi’ndeki görevli memurlar tarafından kolunun kırıldığı iddiaları doğru mudur?

-Eğer bu iddialar doğruysa bu konuda açılmış soruşturma var mıdır? Açılmış soruşturma varsa hangi aşamadadır?

-Son 5 yıl içerisinde, işkence ve kötü muamele iddiasıyla hakkında soruşturma açılan memur sayısı kaçtır?

-Son 5 yıl içerisinde, maruz kaldığı kötü muameleler ve işkenceler sonucunda yaralanma ve sağlık problemleri oluşan kişi sayısı nedir?

Okumaya devam et

Genel

SMA’lı çocuk annesi Mürüvvet Aydar: Çocuğum gözümün önünde ölüyor yardım edin

2 buçuk yaşındaki SMA hastası Havin Ömür Aydar, yaşamak için yardım bekliyor. SGK’nın bazı ilaçları ödemediğini, çok pahalı oldukları için ilaçları alamadıklarını söyleyen anne Mürüvvet Aydar “Çocuğun başında ölmesin diye bekliyorum. Yardım çığlımızı duyun” dedi.

BOLD – SMA hastası kızı olan Mürüvvet Aydar, kızının tedavisi için yardım çağrısı yaptı. Hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların çok pahalı olduğunu belirten anne Aydar, SGK’nın bazı ilaçları ödemediğini söyledi. Aydar ayrıca parası ödenen ilaçlar için de sayısız kriter arandığını bunun da ilaçlara ulaşmayı zorlaştırdığını belirtti.

SMA HASTASI ÇOCUĞUN AİLESİ YARDIM BEKLİYOR

Gazete Duvar’dan Ali Vefa Yurdal’ın haberine göre İstanbul’da yaşayan SMA hastası 2,5 yaşındaki Havin Ömür Aydar’ın annesi Mürüvvet Aydar, “Yardım çığlığımızı duysunlar. Kızım gözlerimizin önünde ölüyor” dedi.

YARDIM GECİKİRSE HAVİN’İN HAYATI RİSKE GİRECEK

Mehmet Şirin Aydar ve Mürüvvet Aydar çifti, Türkiye’deki Spinal Muskuler Atrofi (SMA) hastası binlerce çocuktan biri olan kızları 2,5 yaşındaki Havin Ömür Aydar için yardım bekliyor. Kızının 2 kilo daha alması halinde tedavisi için gerekli olan ilacın da önemini yitireceğini söyleyen anne Mürüvvet Aydar şunları anlattı: “Kızım 2,5 yaşında. Hastalığı 2 aylıkken fark edildi, tıbbı genetik testiyle 5 aylıkken SMA hastası olduğu tespit edildi. Biz de her aile gibi ilaç için mücadele ediyoruz. Kızım şimdi 11,5 kilo. Bu ilacı kullanması için 13,5 kilonun altında olması gerekiyor.”

“Kızım gözlerimizin önünde ölüyor” diyen anne Aydar ekonomik şartlardan ve ilaç fiyatlarından dert yandı. Kızının tedavisi için yardım isteyen Aydar “Kızımın şu an hayatta kalması için gereken ilaçlar bile çok pahalı. Öksürme cihazının parasını bile SGK ödemiyor. Bir çocuğum daha var, evin ihtiyaçları var, mutfak masrafları var… Çok zor günler geçiyoruz. Çocuğumuzun bir an önce tedavi olmasını istiyorum. Yardım çığlığımızı duysunlar. Kızım gözlerimizin önünde ölüyor. Bu hastalık ölümcül bir hastalık” ifadelerini kullandı.

İLAÇ BEKLERKEN KALBİ DURDU

Ülkede karşılanan ilaçlar için kriterlere girmenin çok zor olduğunu söyleyen Aydar şöyle devam etti: “SGK’nın karşıladığı ilaçlar için sayısız kriter var. O kriterlere girmek çok uzun sürüyor. Sıra beklerken çocuğun kalbi durdu. Yarın 7. dozunu almak için fizik ve solunum puanlamasına girecek ama büyük ihtimalle alınmayacak. Çocuk 6 cihaza bağlı yaşıyor. Solunumunu cihazla sağlıyor. Yutma yetisini kaybetmiş durumda, karnından tüple besleniyor. Sürekli nabzını kontrol eden cihazlara bağlı. Çocuğun başında ölmesin diye bekliyoruz. Kas sistemi çöktüğü için ağzında biriken tükürüğü bir makine yardımıyla ben çekiyorum.”

6 CİHAZA BAĞLI YAŞIYOR

Kızının vücuduna bağlı olan cihazlarla oyun oynamaya çalıştığını anlatan Aydar, “Bir yatakta sürekli gözetimimizde. Odasının yoğun bakım ünitesinden farkı yok. Odasındaki oyuncakları, kendisine bağlı olan sağlık üniteleri. Onlarla oyun oynamaya çalışıyor. Babası da ilaçları almak için sürekli rapor peşinde koşuyor. SGK ve hastane arasında sürekli mekik dokuyor. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak ve raporları toplamak için çalışıyor” dedi.

Okumaya devam et

Popular