Bizimle iletişime geçiniz

Ekonomi

Ekonomist Uğur Gürses: Seçim sonuçları da döviz kuru da askıda bekliyor

Gürses, "Metropol seçimlerini kaybeden, kaybettiğini kabullenemeyen, elindeki kamu gücünü içtihatların tersine işlemesi için baskı aracı haline getiren bir iktidarın reform yapması olanaksız" değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomi Uzmanı Uğur Gürses, ekonomi politikasında kurum ve kuralların altını boşaltan Ankara’nın bizatihi kur baskısı yarattığını, metropol kayıplarından sonra yapısal reform iddiasının gerçekçi olmadığını ifade etti.

Gürses’in Deutsche Welle Türkçe’deki analiz yazısı şu şekilde:

Hafta boyunca seçim sonuçları hâlâ “askıda tutulurken”, döviz kurunun da askıda durduğunu söylemek yanlış olmaz. Piyasalar beklemede. Seçim ertesinde geçen hafta döviz kurları iniş-çıkışla dalgalansa da başladığı yerde; dolar 5.60 seviyesinden, euro da 6.30 seviyesinden kapandı. Bir önceki hafta swap piyasasının altüst edilmesi nedeniyle haftanın ilk iki gününde yüksek swap faizleri kur yükselişini dizginledi. Sonrasında ise dalgalanmalar yaşandı.

Dalgalanma nedenlerinden biri, seçim sayımına dair Büyükçekmece ilçesi için yapılan iptal başvurusunun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarının iptali için istendiğinin sanılmasıydı.

Yanlış anlama ile ortaya çıkan “piyasa tepkisi” aslında şunun da bir göstergesi: Demokrasi adına elimizde kalan kurumlardan sonuncusu seçim ve sandık; buradan çıkan sonuçların devlet gücünü de elinde bulunan kaybeden tarafça kabullenilmemesinin getireceği sonuçlar fiyatlanıyordu. Neyse ki yanlış anlama düzeltildi de fiyatlamanın nereye gidebileceğine tanık olmadık.

Piyasalar seçim sonuçlarının sandıktan çıktığı gibi tescil edilmesini, sonrasında da Ankara’nın nasıl bir ekonomi politikası rayına geçeceğini görmeyi bekliyor.

Piyasalar durup bekliyor ama haftalardır yurttaşlar tarafında görülen şu: Tasarrufçu durup bekleme eğiliminde değil. Türk halkı döviz almaya devam ediyor. Merkez Bankası verilerine göre, seçim öncesi haftada yerleşiklerin bankalardaki döviz hesapları 2.6 milyar dolar arttı. Böylece, yılın ilk üç ayında tam 20.9 milyar dolarlık artışla 181.9 milyar dolara ulaştı.

Bu mevcut veri setinde, son 6 yılın rekor seviyesi. Bankalar, müşterilerine döviz satmaları halinde kurallar gereği kendi pozisyonlarını da dengelemek için bunu yerine koyarak döviz satın almak zorunda. Bu yüzden, kur artışında “dış güç” arayan Ankara’nın, “iç güçleri” neden TL’de tutmaya yeterince ikna edemediğini düşünmesi gerekir.

Cuma günü açıklandığı hali ile Reuters’ın 28 kurumun katılımı ile derlediği ankete göre, dolar kurunun eylül sonunda 5.9250, bir yıllık sürede ise 6.25 seviyesine çıkması bekleniyor.

Ankara, ekonomik sorunlara temelden çözümler yerine semptomların görünürlüğünü bastırıp azaltmaya çalışırken, keyfi yönetim, bıçak sırtına getirilen jeopolitik riskler de bu beklentileri besliyor, yurttaşlar tasarruflarını hızla dövize kaydırıyor.

Türk bankacılık sisteminde krediler TL ağırlıklı verilirken, bunu karşılayacak kadar TL mevduat artışı olmuyor. Ankara tarafından yüksek enflasyona karşın bankalara baskıyla TL faizlerinin aşağı çektirilmesi ve enflasyonu düşürecek bir çizgide olmayan “orta yolcu” bir para politikası nedeniyle tasarrufçuların dövize yöneldikleri görülüyor.

Bankalar uzun zamandır TL kredi verebilmek için TL kaynağa, bunun için de artan döviz hesaplarını kur riski almadan TL’ye çevirmek zorundaydı. Bunun için de swap piyasasını kullanıyorlardı.

Mart ayının ilk üç haftasında Merkez Bankası’nın döviz pozisyonunda 6 milyar dolara yakın düşüşle 7.2 milyar dolarlık rezerv kaybı görülünce “arka kapıdan” kamu bankaları eliyle döviz satışı yapıldığı belirgin hale gelmişti. Bu da döviz kurunu yukarı atmıştı.

Ancak Ankara’da ekonomi yönetimi örtülü bir kur müdahalesinin ne denli güven sarsıcı bir durum olduğunu idrak etmek yerine, söylemlere de yansıdığı haliyle “paramıza saldırı var, o zaman TL vermeyip bunlara bir tokat atalım” biçiminde bir duruş sergilemişti.

Yabancı bankaların TL’ye erişimi, Türk bankalarına fısıldanan “telkinle” kesilip, Londra’daki swap piyasasında faizlerin yüzde 1.200’e çıkmasına yol açılmıştı.

İyi de bu swap piyasasını Türk bankaları da kullanıyor; Londra’ya döviz borç verip Londra’dan TL borç alıyorlardı. Zira son yıllarda TL kredilerin kaynağı da Londra’daki bu piyasaydı.

Ankara, Türkiye’den oraya TL akışını keserek Londra piyasasında tokadı yabancı bankalara attığını düşünürken, Türk bankalarının ensesinde patlayan bir şaplağa dönüştü bu yasakçı adım. Orta vadede de TL’nin konvertibilitesine ağır bir hasar vererek.

Ne mi oldu? Londra’da swap piyasasında faizler yüzde 1.000’lere vurunca Merkez Bankası apar-topar kendi bünyesindeki piyasada bankaların döviz getirerek TL almalarını sağlayan swap pazarında limitleri hızla yükseltti; bankalar Londra’daki kısıntıdan ve faiz patlamasından etkilenmesinler, bu arada da kendi döviz rezervlerini güçlendirme fırsatı çıkar diye.

Bu pazarda geçen işlemleri not eden uzmanlar, bankaların 25 Mart’tan 29 Mart’a kadar olan zaman diliminde Merkez Bankası’na 9.5 milyar dolar getirerek TL aldığını hesaplıyor.

Oysa bu dönemde Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinde bu kadarlık bir artış olmadı; artış sadece 2.9 milyar dolar oldu. Peki gerisi neredeydi? Yoksa “arka kapıdan” döviz mi satılmıştı? Bilmiyoruz. Şeffaflık da yok. Bunlar piyasa uzmanlarının seslendirdiği sorular.

Merkez Bankası şeffaflığı elden kaçırdıkça piyasa uzmanları ve ekonomistler arasında kaygılar yükseliyor.

Cuma günü açıklanan verilerden anlaşıldı ki, martın ilk üç haftasındaki rezerv kaybına “kamu enerji şirketleri ve dış borç ödemeleri” açıklaması getiren “adının açıklanmasını istemeyen bir Merkez Bankası yetkilisinin” söyledikleri de doğru çıkmadı.

Hazine kendi dövizini kullanmış, kamu enerji şirketleri de rutin döviz alımlarını yapmış. Merkez Bankası’nın Cuma günü açıkladığı verilere göre kamu enerji şirketlerine mart ayında satılan döviz miktarı 784 milyon dolar olmuş.

“Arka kapı” politikası, “sopayla” faiz belirleme, sermaye hareketlerinde “cadı avı”, Merkez Bankası’nın bilanço verilerinde açıklanamayan muğlaklıkla bir araya gelince, seçim öncesinde kurum ve kuralların altını boşaltan Ankara’nın seçim sonrasında açıklayacağı bildirilen “yapısal reform” iddiasının hiç de elle tutulur tarafı kalmıyor.

Metropol seçimlerini kaybeden, kaybettiğini kabullenemeyen, elindeki kamu gücünü içtihatların tersine işlemesi için baskı aracı haline getiren bir iktidarın, reform yapmasının olanaksız olduğunu da not edelim.

Belki de içeriği değil ama birkaç sayfalık renkli-şemalı cafcaflı sunum sayfası kalacak akıllarda.

Ekonomi

Cumhurbaşkanlığı araştırmasından çıktı: Türkiye’nin yüzde 80’i tasarruf yapamıyor

Cumhurbaşkanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre vatandaşların yüzde 80’i tasarruf yapamıyor. Yüzde 16’sı geliri yetmediği için daha önceki tasarruflarını tüketiyor. Cumhurbaşkanlığının verdiği oranlar toplandığında yüzde 101 çıkması ise dikkat çekti.

BOLD – Cumhurbaşkanlığının yaptığı araştırma ekonominin durumunu da ortaya koydu. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin yaptığı Türkiye Hanehalkı Finansal Algı ve Tutuk Araştırmasına göre, yüzde 80 tasarruf yapamıyor.

Cumhuriyet’in haberine göre Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin 49 ilde yaptığı araştırmaya 15 bin 41 kişi katıldı ve sonuçlarının Türkiye’nin genelini yansıttığı belirtildi. Araştırmada ailelerin tasarruf tercihleri incelendi ve Türkiye’de tasarruf yapabilen yurttaşların oranı açıklandı. Toplumun sadece yüzde 20’si son 12 ayda tasarruf edebildiğini ve para biriktirdiğini söyledi.

GELİRİ YETMEYENLER BORÇLANIYOR

Türkiye’deki ailelerin yüzde 53’ü son 12 ayda gelirinin giderini karşıladığını ve tasarruf edemediğini belirtirken, yüzde 16’sı “Tasarruf etmek bir yana geçmiş dönemde biriktirdiklerimizi harcıyoruz”, yüzde 12’si “Hiç tasarrufumuz yok, borçlanıyoruz” dedi.

‘BU SÜREÇTE İŞSİZ KALDIK’

Tasarruf edemeyenlerin yüzde 45 “Gelirimiz yetmedi”, yüzde 43’ü “Beklenmedik harcamalar çıktı”, yüzde 24’ü “Düzenli bir gelirimiz olmadı”, yüzde 20’si “Aşırı, gereksiz harcama yaptık”, yüzde 16’sı “İşimizde zarar ettik”, yüzde 14’ü “Bakmakla sorumlu olduğumuz kişilerin sayısı arttı”, yüzde 13’ü “Bu süreçte işsiz kaldık”, yüzde 10’u “Ödemelerimizi düzenli bir şekilde alamadık” dedi.

YÜZDE 76 BORCUNU ÖDEYEMEYECEK DURUMDA

Katılımcıların yüzde 36’sı borcu olduğunu belirtirken, borçlu kişilerin yüzde 76’sının aniden borçları istense ödeyemeyecek durumda olduğu görüldü. Borcu olanların yüzde 34’ü yakınlarından borç aldığını, yüzde 17’si bankadan kredi çektiğini, yüzde 10’u kredi kartına borcu olduğunu söyledi.

Yine araştırmaya göre yurttaşların yüzde 43’ü ülkedeki finans sistemine ilişkin “Finansal sistemimiz zengini daha zengin fakiri daha fakir yapmaktadır” diyor.

CUMHURBAŞKANLIĞININ ŞAŞAN HESABI YÜZDE 101’İ BULDU

Tasarruf edenlerin yüzde 20, geliri giderini karşılayanlar yüzde 53, birikimlerine harcamayanlar yüzde 16 ve borçlananlar yüzde 12 olarak verilen Cumhurbaşkanlığı araştırmasında oranların toplamını yüzde 101 etmesi de dikkat çekti.

RAKAMLARIN GÜVENİRLİĞİ ŞÜPHELİ

Açıklanan rakamların güvenilir olmadığına vurgu yapan CHP Denizli Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz ise “Bu rakamların makyajlı olduğu, durumun daha da vahim rakamlara ulaştığı aşikardır. Vatandaşımız açlık ve sefalet ile debelenirken onlara ‘Tasarruf yapabiliyor musunuz?’ demek abesle iştigaldir” dedi.

 

Okumaya devam et

Ekonomi

Hükumet bütçe açığını 10 yılda ona katladı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2020 yılına ait merkezi yönetim bütçesi verilerini açıkladı. 2011 yılında 17.4 milyar lira olan merkezi yönetim bütçesi açığı, geçen yıl yüzde 38,5 artarak 172 milyar 743 milyon liraya çıktı.

BOLD – Hükumetin bütçe açığı artmaya devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre merkezi yönetim bütçesi 2020’de 172,7 milyar lira açık verdi.

GİDERLER YÜZDE 20 ARTTI

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2020 yılı aralık ayı ve ocak-aralık dönemi bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı. Bu kapsamda Türkiye’nin merkezi yönetim bütçesi gelirleri 2020’de bir önceki yıla göre yüzde 17,6 artarak 1 trilyon 29 milyar 493 milyon lira, giderleri de yüzde 20,2 yükselerek 1 trilyon 202 milyar 236 milyon lira oldu. Merkezi yönetim bütçesi açığı, geçen yıl yüzde 38,5 arttı ve 172 milyar 743 milyon lira olarak kayıtlara geçti. Bakanlık verilerine göre, Aralık 2020’de bütçe gelirleri, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34 artarak 97 milyar 559 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 32,2 artışla 138 milyar 250 milyon liraya çıktı. Geçen ay bütçe açığı 40 milyar 691 milyon lira olarak hesaplandı.

AÇIK HER GEÇEN YIL ARTTI

2020 yılında 172 milyar 743 milyon lira açık veren merkezi yönetim bütçesinin açığı son 10 yılda ona katlandı. 2011 yılında 17.4 lira olan merkezi yönetim bütçesinin açığı, 2012’de 28.8, 2013’te 19.4, 2014’te 22.7, 2015’te 22.6, 2016’da 29.3 milyar liraya çıktı. Son yıllarda giderek artan açık 2017 yılında 47.4 milyar liraya, 2018’de 72.6 milyar liraya, 2019 yılında ise 123.7 milyar lira çıktı.

20 yıllık AKP iktidarının utancı: Yoksulluk intiharları!

Okumaya devam et

Ekonomi

Merkez Bankası’nın kara günleri: Son 7 yılda sadece 2 kere artıda kalabildi

2001 krizi ve 2008 küresel finans krizinin dışında hiç eksileri görmeyen Merkez Bankası rezervleri, son 7 yılın 5’inde artı bakiye göremedi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın istifasına neden olduğu ileri sürülen Merkez Bankası (MB) rezervleri son 7 yılın 5’inde eksiden kurtulamadı. Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı yaptığı dönemde, sadece kur artışını dengede tutabilmek için MB’nin rezervlerindeki 128 milyar dolara yakın döviz satışına izin verdiği iddia ediliyor.

MB döviz rezerv varlıklarında tarihi düşüş 2020 yılında yaşandı. 2001 krizinde bile eksi 12,9 milyar Dolar olan Merkez Bankası rezervleri geçen yılın ilk 11 ayında eksi 38,6 milyar Dolara geriledi. Peki yıllara göre Merkez Bankası rezerv miktarı nasıl değişti?

AKP DÖNEMLERİNDE MERKEZ BANKASI REZERVLERİ

MB döviz rezervleri, AKP’nin ilk iktidara geldiği 2002 yılında eksi 200 milyon dolar seviyesindeydi. Bu tarihten 2007 yılına kadar hep artıda kalan rezervler, 2005 yılında 23,2 milyar dolar ile artı rezerv rekoru kırdı. Küresel finans krizinin yaşandığı 2008 yılında yine eksiye dönen rezervler eksi 2,7 milyar dolar oldu. Ardından 2014 yılına kadar yılık bazda hep artı rezerv girişi oldu.

SON 7 YILIN SADECE 2’Sİ ARTI

MB, son yedi yılın sadece 2’sinde artı döviz rezervi verdi. 2016 ve 2019 yıllarında artı rezerv girişi olurken, geriye kalan yıllarda hep eksiye düştü. En büyük düşüş ise eksi 38,6 milyar dolar ile 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde yaşandı.

‘Sözde Cumhurbaşkanı’ tartışmasından sonra ‘Sembolik Cumhurbaşkanı’ önerisi

 

Okumaya devam et

Popular