Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Beraat etsen dahi aklanamayacağın KHK

İhraç edilen avukatlar, davalardan beraat etseler de avukatlık yapmalarına izin verilmiyor. Bu öyle bir KHK ki aklanmak mümkün değil.

Kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) görevlerinden ihraç edilen yüzlerce avukatın, haklarında açılan soruşturmalarda aklanmalarına rağmen mesleklerini icra edemediği, barolara kayıt yaptıramadığı belirtiliyor.

Hukukun Üstünlüğü Platformu’na göre sadece Ankara’da beraat etmiş ya da hakkındaki soruşturma takipsizlikle sonuçlanmış 300 KHK’lının avukat olması engelleniyor.

Hukuk diploması olan ve avukatlık stajını tamamlamış kişiler, sadece KHK ile ihraç edildikleri gerekçesiyle avukat olamıyor.

Adalet Bakanlığı, avukatlık mesleğinin hukuki yükümlülüklerini yerine getiren ancak kamudan ihraç edilen kişilerin avukat olabilmek için barolara kaydolmasına itiraz ediyor.

BBC’de yeralan haberde; isminin yer almasını istemeyen ve KHK ile ihraç edilmiş bir hâkim, “Beraat ettiğim halde mesleğe dönemediğim gibi, avukatlık yapmama da izin verilmiyor” diyor:

“Görmeyen, duymayan, bilmeyen ve belki de en acısı umurunda bile olmayan insanlar arasında sivil ölüme mahkûm edilmiş halde yaşamaya çalışıyoruz.”

Söz konusu hâkim, mahkeme heyetinde görevli olduğu bir duruşmanın bitmesi beklenmeden gözaltına alındı ve hakkında soruşturma başlatıldı.

Hakimin eşi de aynı adliye binasında savcıydı:

“Duruşma esnasında ekranda duruşma tutanağını ve adımı görüyordum, ‘Acaba son kez mi ismimi bu ekranda göreceğim diye geçti içimden. İmza attığım tutanağa, acaba hâkime olarak son kez mi imza atıyorum diye düşündüm. Bir şeyler olmasını beklediğimden değil, böyle hukuksuz bir ortamda her şeyin mümkün olmasını bilmenin verdiği iç sıkıntısıydı belki de.

“Eşimin dayısının oğlunun, eşim hakkında, ‘Muhalif söylemleri vardı, ortaokulda yurtta kalmış, herkesin tatili iptal oldu o kardeşinde kalıyor, kaçak FETÖ’cü olabilir’ ihbarıyla hakkımızda açığa alma işlemi yapıldığını öğrendik. Sadece bu iftirayla terörist olmuştuk. Eşim 15 ay tutukluktan sonra ilk celsede tahliye oldu. Ben de devam eden yargılamada beraat ettim.

“Kapıcılık yaparak beni okutmuş fakir bir babanın, çalışan annelerin çocuklarına bakarak bana destek olmuş bir annenin ilk göz ağrısıydım. Eğitim hayatım başarılarla doluydu, hiçbir başarım tesadüf değildi. Konuşursak sesimizi duyacak biri var mı bilmiyorum ama susmaktan da yoruldum.”

BERAAT ETTİM AMA AVUKATLIK DAHİ YAPAMIYORUM

Hâkime olarak görev yapmaktayken ihraç edilen ve hakkındaki suçlamalardan beraat eden başka bir hukukçunun avukatlık talebi de benzer gerekçeyle reddedildi.

Haberde isminin yer almasını istemeyen hâkim, daha en başından ‘fişlenerek’ ihraç edildiklerini ve beraat etmelerine rağmen her türlü kapının yüzlerine kapandığını anlatıyor:

“Esasında beraat aldığım için hakimlik mesleğine iade edilmem gerekirken, avukatlık yapmama dahi izin verilmiyor. Ne yazık ki benimle aynı veya benzer durumda olan yüzlerce hukukçu var. Bin türlü zorluklar sonucu elde edilmiş başarılarla bezeli dağıtılan hayatları mı, haksız yere yapıştırılan terörist yaftasını mı anlatmalıyım?”

SORUŞTURMANIN SONUCU NE OLURSA OLSUN AVUKAT OLAMAZSIN

Levent Mazılıgüney, Millî Savunma Bakanlığı’nda Hava Mühendis Binbaşı iken KHK ile ihraç edildi.

Aynı zamanda hukuk diploması da olan Mazılıgüney, Ağustos 2018’de Ankara Barosu’nda avukatlık stajını tamamladı ve baro levhasına kaydolmak için başvurdu.

Bu sırada hakkında açılan soruşturmada da ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçundan kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildi:

“Şüphelinin Bylock kullanmadığı tespit edilmiştir. Siber suçlar raporunda yapılan incelemede FETÖ PDY örgütü mensubu olduğuna ilişkin başlangıçtaki iltisak tespiti haricinde soyut iddiadan başka delil ve şüphe bulunmadığı, suç ve suç unsuruna rastlanmadığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”

Mazılıgüney, kendisine soruşturma açılması ve ihraç edilmesinin tek nedeninin yine kendisi gibi subay olan kardeşine yöneltilen Bylock kullanımı iddiası olduğunu savunuyor.

Mazılıgüney hakkında herhangi başka açık bir soruşturma bulunmuyor.

Fakat tüm bunlara rağmen Ankara Barosu 12 Aralık 2018’de Mazılıgüney’in avukat olarak baro levhasına yazılması talebini reddetti ve kararın gerekçesinde, ‘hakkında yürütülen soruşturmanın sonucunun önemli olmadığını’ belirtti:

“…adı geçenin Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesinde belirtilen bir suçtan hakkında soruşturma yürütülmesi ve bu soruşturmanın sonucu ne olursa olsun 689 sayılı KHK kapsamında kamu görevinden çıkarılması nedeniyle kamu hizmeti niteliğindeki avukatlık mesleğini icra edemeyeceğinden Baro levhasına yazılma talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur.”

TBB, Mazılıgüney’in talebinin reddedilmesindeki gerekçeli kararında süreçle ilgili şu ifadelere de yer verdi:

“Kabul kararlarımıza karşı Adalet Bakanlığı tarafından istisnasız dava açılmakta ve kesin hükümle süreç sonuçlanmaktadır. TBB de Yönetim Kurulu olarak benzer durumdaki başvurularda istinaf mahkemesinin yerleşik kararları çerçevesinde uygulama yapılması gerekliliği yapılan müzakere sonucunda hasıl olmuştur.

KHK’LILARIN AVUKATLIĞININ ENGELLENMESİNE GÖSTERİLEN GEREKÇE

Hukuk fakültesi mezunu olup avukatlık stajını tamamlayan ya da önceden avukatlık ruhsatı sahibi olan KHK’lılar, avukatlık ruhsatı alabilmek için barolara başvuruyor.

15 Temmuz’dan sonra baroların çoğu, avukatlık stajı veya ruhsatı olanların yeniden avukat olma başvurularını kabul etmedi ancak Türkiye Barolar Birliği (TBB) baroların bu kararlarını bozdu.

Ancak akabinde Adalet Bakanlığı, baro levhasına yazılanların işleminin iptali talebiyle idare mahkemelerinde TBB aleyhine davalar açtı.

Adalet Bakanlığı bu talebi için 689 sayılı KHK’daki kamu personeline ilişkin tedbirler başlıklı maddesini gerekçe gösteriyor:

“Kamu görevinden çıkarılanların mahkûmiyet kararı aranmaksızın rütbe veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilemezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolayı olarak görevlendirilemezler.”

TBB ise yaptığı savunmalarda, Avukatlık Kanunu’nun 1. Maddesindeki “Avukatlık kamu hizmeti ve serbest bir meslektir” tanımını ve Danıştay 8. Dairesinin 12.11.2014 tarihli şu kararını vurguladı:

“…avukatlık, sunulan hizmet açısından bir kamu hizmeti, mesleki faaliyet olarak ise bir serbest meslektir. Bu bakımdan mesleğin kendine özgü kuralları bulunduğundan avukatlık mesleği Anayasa’da yapılan kamu görevlisi tanımı içerisinde de değerlendirilmemektedir.”

İdare mahkemeleri Bakanlık lehine ve TBB, yani avukatlık yapmak isteyen KHK’lı aleyhine karar verdikten sonra istinaf aşamasında da ilk kararlar onandı ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular başladı.

Adalet Bakanlığı, hakkında yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verilen bir KHK’lının avukatlık başvurusunu reddederek tekrar TBB’ye gönderdi. Daha önce kararlarında direnerek ruhsat veren TBB ise bu kez bakanlık görüşüne uyarak başvuruyu reddetti.

Bu örnekten sonra TBB de KHK’lıların başvurularını almamaya başladı ve gerekçesinde KHK ile ihraç olmuş kişilerin avukat olmasıyla ilgili verdikleri kararların hem idare mahkemesi hem de istinafça iptal edildiğini ve Danıştay’a temyiz imkânı bulunmadığı, dolayısıyla bu yönde içtihat oluştuğunu belirtti.

Hukukun Üstünlüğü Platformu ise, “Yalnızca Ankara barosunda avukatlık stajını henüz tamamlamış ve takipsizlik veya beraat almış veya hakkında adli işlem olmayan kişi sayısı yaklaşık 300’dür. Türkiye genelinde bu rakam binleri bulacak düzeydedir” uyarısında bulunuyor.

BERAATİN ÖNEMLİ OLMADIĞI BİR KHK

Adli yargı savcı olarak görev yapmaktayken 689 sayılı KHK ile meslekten çıkarılan M. A da avukat olmak için Ankara Barosuna başvurdu ancak Adalet Bakanlığı TBB’ye dava açarak M. A’nın avukat olmasına itiraz etti.

Adalet Bakanlığı’nın M. A ile ilgili itiraz talebi bölge idare mahkemesince oy çokluğu ile kabul edildi ancak mahkeme heyeti üyesi bir hâkime karara karşı oy kullandı.

Hâkime, karara itirazının gerekçesinde şunları kaydetti:

“İlgili KHK’larda yer alan ‘kamu hizmetinde istihdam edilemezler’ kuralı, KHK ile ve KHK hükümlerine dayanılarak görevinden çıkarılanların idarenin genel esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin görülmesinde çalıştırılamayacakları anlamına gelmekte olup, avukatlık serbest bir meslek olduğundan serbest çalışan avukatların kamu hizmetinde ‘istihdam’ edilmedikleri açıktır.”

Öte yandan Avukatlık Kanunu’nda avukatlığın kamu hizmeti ve serbest bir meslek olduğu hususuna yer veriliyor ve avukatlığa engel olan haller arasında iki yıldan fazla ceza almış ve bunun uygulanabilmesi için kesin hüküm gerekiyor.

Hukukun Üstünlüğü Platformu ise, hakkında beraat ve takipsizlik olan kişilerin avukatlıklarının engellenmesinin yaratacağı sorunlara dikkat çekiyor:

“TBB’nin de dahil olduğu bu konunun olası tehlikeli sonuçlarından biri de kamu hizmeti kavramının kamu görevi olarak algılanması ve uygulanması sonucunda savunma mesleği avukatlığın dejenere olması, tamamen siyasi iktidarların etkisine girmesi ve özünü kaybetmesidir.”

“Ayrıca 24 Haziran milletvekili seçimleri için aday gösterilen KHK ile kamu görevinden çıkarılmış kişilerle ilgili itirazı YSK reddetmiştir ve TBMM’de 10 KHK’lı milletvekili bulunmaktadır.”

Gündem

AKP ile yürümeyeceğini gören ulusalcılar ve Erdoğan’ı bekleyen tehlike

Turgay Karagöz, Erdoğan’ın korkulu rüyası olan Cumhur İttifakından rahatsız ulusalcı kanadın yapabileceklerini ve Erdoğan’ın karşı hamlelerini Erkam Tufan Aytav ile konuştu.

BOLD – İktidardaki Cumhur İttifakı’nın üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. HDP’nin kapatılması konusunda MHP ve AKP arasındaki derin ayrılıklar, partililer tarafından artık kamuoyu karsında tartışılır oldu. İttifaktaki tek problem MHP ile AKP arasında da değil. AKP, ittifakın ulusalcı kanadıyla da şu aralar pek anlaşamıyor.

UNUTMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL

AKP’li Binali Yıldırım Edirne İl Kongresinde, aralarında Doğu Perinçek gibi Ergenekon sanıklarının da bulunduğu ulusalcılara geçmişi hatırlatan bir konuşma yaptı. Yıldırım konuşmasına şu ifadeleri kullandı: “Balyoz’lar, Ergenekon’lar… Bunlar yalan mıydı, elbette bunlar vardı. Ortalığı karıştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Çeşitli girişimlerde bulundular. Partimizi kapatmak istediler. Ordu göreve diye gösteri yaptılar. Bazı provokasyonlara imza attılar ve bu faaliyetler, Ergenekon diye dava konusu oldu. Bunları unutmamız mümkün değil. Unutursak olmaz. Benzeri gelişmelerin yaşanmaması için hafızamızda diri tutmalıyız bu yapılanları.”

VATAN’DA İSTİFA DEPREMİ

Yıldırım’ın birden bire Ergenekon ve Balyoz davalarını hatırlatması gözdağı olarak yorumlandı. Bu konuşmanın ardından yaşanan bir başka önemli gelişmede, Vatan Partisinin önemli isimlerinin de aralarında bulunduğu 108 kişinin istifa etmesiydi.

Gazeteci Erkam Tufan Aytav, tüm bu olayları Minor Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Doçent Dr. Turgay Karagöz ile konuştu. Gelişmeleri değerlendiren Karagöz, AKP ile yürümeyeceğini gören Perinçek dışındaki ulusalcıların ittifakı terk ettiğini söyledi.

SABOTAJ YAPABİLİRLER

Ulusalcıların, hükumetin örtülü işlerini deşifre ederek sabotaj eylemleri gerçekleştirebileceklerini söyleyen Karagöz: “Vur-kaç yapabilirler. Sabotaj eylemleri yapabilirler. Onun dışında büyük bir şey yapacak güçleri yok” diye konuştu. Karagöz, ulusalcı kanadın yapabileceği eylemlerden bazı örnekler de verdi.

İzmir’de ‘FETÖ Borsası’ olarak bilinen davayı yakından takip ettiğini de söyleyen Karagöz, ulusalcılara ait medyanın borsayı kontrol ettiği iddia edilen AKP’li Binali Yıldırım ile ilgili haberlerine dikkat çekti.

Ulusalcıların AKP sonrasına hazırlık yaptığını söyleyen Karagöz, emniyet, TSK ve MİT’teki yapılanmanın ötesi bir halk hareketinin baş gösterebileceğini söyledi. Karagöz, TSK’ya ait silahların Emniyet tarafından kullanılmasına izin veren kanun düzenlemesiyle AKP’nin ön almaya çalıştığını belirtti.

GÖZÜNÜ KIRPMADAN İŞKENCE YAPACAK POLİSLER

Geçen yaz İstanbul Emniyetinde görevli Mustafa Çalışkan’ı görevden almasını ‘darbe’ diye niteleyen Karagöz, Erdoğan’ın Gezi tarzı bir eyleme girişilmesi durumunda gözünü dahi kırpmadan işkence yapabilecek ülkücüleri İstanbul Emniyetine yığdığını belirtti.

SAKIN HA!

Alaattin Çakıcı’nın cezaevinden çıktıktan sonra il il konvoylarla gövde gösterisi yapmasını Erdoğan’ın  karşı mesajı olarak yorumlayan Karagöz, “İktidar, sakın ha! Başınızı ezeriz tarzı mesaj göndermektedir. Bir diğeri de Ergenekon ve Balyoz davaları. Bu davalar Binali Yıldırım’ın bahsettiği gibi altı dolu davalardır.  Bu konuya siyasi anlamada kumpas demesine rağmen, kumpas iddialarını yargıya taşımamıştır” diye konuştu.

Kaçırılan Gökhan Güneş işkenceyi anlattı: Darp edip elektrik verdiler

Okumaya devam et

Gündem

Gülenistlerin birbirleriyle evlenmeleri de suç kapsamına girdi

Gülen Hareketi’ne yönelik soruşturmalarda gözaltına alınanlara sorulan şablon sorulardan biri “eşinle seni kim tanıştırdı” sorusu. İlk bakışta anlamsız gelen bu soru, günümüz Türkiye’sinde binlerce kişinin tutuklanmasına neden oldu. 26 Ocak sabahı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla yapılan ve 19 kişinin gözaltına alındığı “evlilik yapılanması” isimli polis operasyonu da bunlardan biriydi.

BOLD – Operasyonda gözaltına alınan 19 kişiye Ankara Başsavcılığı tarafından yöneltilen suçlama “evlilik yapılanması üyesi olmak” şeklinde açıklandı. Savcılığa göre bu kişiler bekar Gülenistlerin evlenmesini sağlayarak suç işlemişlerdi.

Savcılığın açıklamasında şöyle dendi:

“FETÖ’nün güncel izdivaç yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında; dosya şüphelilerinden bir kısmının etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan ifade ve teşhislerinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı olduğu belirtilen sivil 19 şüpheli hakkında Ankara merkezli 13 ilde gözaltı kararı verilmiştir.”

MİT’İN GÜLENİST BELİRLEME KRİTERLERİ

Turkishminute’nin haberine göre evlilik konusu Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Gülen Hareketi takipçilerini tespit etmek için belirlediği kriter listesindeki maddelerden biri. Özürlü çocuk sahibi olmak da kriter listesindeki maddelerden. MİT’e göre Gülen hareketi takipçileri dindar oldukları için özürlü çocukları doğacağını fark ettiklerinde kürtajla bebeği aldırmıyorlar.

Bir başka kriter ise, evlendikleri kişiyle nasıl tanıştıklarına ilişkin sorgu. Eğer evlendikleri kişiyle tanışmalarını sağlayan kişi de bir Gülenist ise bu durumda ailenin tüm üyeleri Gülen hareketi takipçisi sayılıyor.

Toplumsal olarak alt seviyelerden gelip üst seviyelere tırmanmak da kriterlerden bir diğeri. Örneğin, ailesinde hiç üst düzey bürokrat ya da subay bulunmayan ve köyde büyümüş biri hayatının ilerleyen dönemlerinde üst düzey bürokrat, diplomat ya da subay olmuşsa, bu durum Gülenist olma kriterlerine uyuyor.

Yurt dışı eğitim, yabancı dil bilme de kriterlerden. MİT’in çizdiği Gülenist prototipine göre, Gülenistler hayatlarının bir döneminde yurt dışında eğitime gidiyor ve dil becerileri de Türkiye ortalamasının üzerinde. Bu durumdaki özellikle devlet memurları MİT’in kriterleri kapsamına giriyor.

Gülen hareketine yakın işadamlarına ait Bankasya’da hesabı bulunmak gibi uzayan kriterler listesindeki üç kriteri karşılayanlar savcılıklar tarafından Gülenist olarak niteleniyor ve tutuklama talep ediliyor.

POLİS EVLİLİK HİKAYELERİNİ RAPORLAŞTIRIYOR

İçişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 550 bin kişi hakkında Gülen Hareketi takipçisi oldukları gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Bugüne dek 170 bin kişi çeşitli sürelerde tutuklandı. Halen cezaevlerinde 30 bine yakın kişi var ve on binlerce dava da devam ediyor.

Gözaltına alınan tüm Gülen hareketi takipçilerine sorulan ve “şablon sorular” olarak adlandırılan bir liste var. “BankAsya’ya para yatırdın mı, herhangi bir Gülen okuluna gittin mi” gibi soruların yanında “Eşinle nasıl tanıştın, kim tanıştırdı” sorusu da yer alıyor. Yargılananların evlilik hikayesi de polis sorgusunda dosyaya yazılıyor.  Hala geleneksel evliliklerin yaygın olduğu Türkiye’de bu soru garip karşılansa da Gülen hareketi takipçileri için tutuklanma nedeni.  Evlilik hikayesinde ismi geçen kişilerden biri Gülen hareketi takipçisiyse, savcılıklar bunu “örgüt talimatıyla evlilik” kapsamına sokuyorlar.

Yüzbinlerce gönüllüden oluşan Gülen Hareketi üyelerinin eğitim seviyesi açısından Türkiye’nin en eğitimli grubunu oluşturuyor. Hareketin üyelerinin yüzde 90’ından fazlası üniversite mezunu. Türkiye’nin üniversite mezunu nüfus ortalaması yüzde  %13,9, hiç okula gitmemişlerin oranının  %10,5 düzeyinde.

Gülenistler için bu sorguyu anlamak ilk zamanlar oldukça güç oldu. Semra Polat da benzer sorgudan geçen isimlerden biri. Spor öğretmeni olan Semra Polat, 2017 yılında gözaltına alındığında bu kriterlerden habersizmiş. 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra getirilen kriterler doğrultusunda sorgulanan Polat’a da eşiyle nasıl tanıştığı sorulmuş. Polat, bu soruları anlamsız bulduğunu ve tepki gösterdiğini söylüyor. Ancak ilerleyen dönemlerde evlilikleri de karşılarına suç unsuru olarak çıkartılan Gülenistler, artık gözaltına alındıklarında özel hayatlarıyla ilgili sorularla karşılaşacaklarını biliyor.

Evlilikle ilgili kriterler en sert olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde uygulandı. Milliyet Gazetesi’nde 23 Şubat 2017’de yayınlanan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Necip Cem İşçimen’in raporuna dayandırılan habere göre, eşi doktor ya da hakim gibi mesleklerden olan subaylar, Gülenist olarak listelendi. Savcılığa göre bir subayın hakim ya da doktorla evlenmesi hayatın olağan akışına uygun değil.

GÜLENİSTLERE ÖZEL SUÇ KRİTİRLERİ

Yaklaşık 6 yıldır yoğun baskı altında bulunan ve sosyal hayattan dışlanan Gülenistlerin birbirleriyle evlenmeleri ya da aynı evde yaşamaları örgütsel faaliyet olarak değerlendiriliyor. Son iki yıldır öğrenci evlerine yapılan polis baskınlarına “yeniden yapılanma”, evliliklerle ilgili soruşturmalara ise “izdivaç yapılanması” ismi veriliyor.

Okumaya devam et

Gündem

Kaçırılan Gökhan Güneş işkenceyi anlattı: Darp edip elektrik verdiler

Kaçırıldıktan 6 gün sonra evine dönen Gökhan Güneş yaşadıklarını anlattı. Darp edildiğini ve elektrik verildiğini belirten Güneş, tecavüz ve mezara sokmayla tehdit edildiğini söyledi. Güneş ayrıca kendilerine “Biz bilinmeyenleriz” diyen kişilerce kaçırıldığını açıkladı.

BOLD –  İstanbul’da 20 Ocak günü kaçırılan Gökhan Güneş, kayıp olduğu 6 günle ilgili bilinmeyenleri anlattı. İnsan Hakları Derneği’ndeki basın toplantısında Güneş, kendilerine “Biz bilinmeyenleriz” diyen kişilerce kaçırıldığını söyledi. Güneş ayrıca darp edildiğini, tecavüz ve mezara sokmayla tehdit edildiğini anlattı.

DAYAK, ELEKTRİK, TECAVÜZ TEHDİDİ

Kronos’un haberine göre kendisine elektrikli işkence yapıldığını söyleyen Güneş, tecavüz tehdidi ile karşı karşıya kaldığını, çıplak şekilde darp edildiğini belirtti. Güneş, “Direnmek istediğimde elektroşok ile elektrik verdiler. Kaba dayak, ayakta elektrik, mezara sokma ve tecavüz tehdidi gibi işkence yöntemleri uygulandı. İşbirliği olma gibi teklifleri oldu” dedi.

“GÖRÜNMEYENLER”

Güneş, kaçırılma anını ve sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

“Otobüse bindim. Durakta bekleyen ortalama 4 kişi falan vardı. ‘Buraya bakar mısın’ dediler. Arkamı döndüğümde üzerime çullandılar. Sayıları daha sonra attı. Araca bindirmeye çalıştılar. Direndim. Daha sonra elektroşok ile elektrik verdiler. Kendime geldiğimde arabadaydım. Kafamda siyah çuval vardı. Sonra araba değişikliği yaptılar. Beni bir yere götürdüler. Neresi olduğunu görmedim, belirtilmedi. Sistematik olarak işkence yaptılar. Elektrik verme, kaba dayak ve soğuk suyla ıslatarak şiddet uyguladılar. Bazı anlarda ‘mezar’ dedikleri bir bölüm var. Tehdit ve teklifler ile çıkabiliyorsunuz. Bu süre böyle geçti. ‘Bizimle çalışır mısın’ gibi teklifleri oldu. Benim onlara ‘Herhalde istihbaratçısınız’ sözlerim üzerine ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demediler. ‘Biz görünmeyenleriz’ şeklinde söylemleri oldu hep.”

“GÖZÜMÜ BANTLA SARDILAR BIRAKTILAR”

Eve dönme anlarını da anlatan Gökhan Güneş, “Gözümü açtıktan sonra fark ettim, ‘gözünü açma sadece ileriye doğru yürü’ dediler. Gözümü bantla sarmışlardı. Sabah erkenmiş, akşam sanıyordum. Bir taksiye binerek ailemin evine geldim. Bu saldırıların sosyalist kimliğim nedeniyle olduğunu düşünüyorum” dedi.

İHD BAŞKANI TÜRKDOĞAN: İŞKENCE SUÇTUR

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise Güneş’in kaçırılmasıyla ilgili, “İşkence suçunu işleyenlerle ilgili bazı özel yasalar var biz kendini bazı yasal korumalar altında hissedenlerin bu suçu işlediğini düşünüyoruz. En problemli kanun MİT Kanunu, MİT’in sınırsız yetkiyle, insanların özgürlüklerini kısıtlayarak iç güvenliği sağlaması mümkün değil.” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Popular