Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Ve Davutoğlu bayrak açtı: Cumhurbaşkanlığı toplumun yarısı ile kopuş yaşıyor

Ahmet Davutoğlu, yerel seçim sonrası beklenen hamlesini yaptı. Erdoğan’a karşı bayrak açan Davutoğlu, “Cumhurbaşkanı toplumun en az yarısı ile kopuş yaşıyor” dedi ve madde madde sıraladı.

BOLD-Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP’de yenilenme gerektiğini belirterek, “Cumhurbaşkanı’nın seçimlerin birinci derecede tarafı olarak seçim ortamının gerektirdiği yoğun ve çoğu zaman da sert siyasi polemiklere girmek durumunda kalması, devlet geleneğimiz içinde toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durması gereken Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmaktadır” dedi.

ENDİŞELERİMİ ERDOĞAN’A İLETTİM AMA!

Türkiye’nin eski başbakanlarından AK Partili Ahmet Davutoğlu, Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “Son üç yıl içinde yaşanılan kritik süreçlerde ülkemiz ve partimizle ilgili değerlendirmelerimi ve endişelerimi Sayın Cumhurbaşkanımıza doğrudan sözlü ve yazılı olarak iletmiş, ancak farklı çevreler tarafından art niyetli tartışmalara gerekçe kılınmaması adına kamuoyu ile paylaşmamayı tercih etmiştim” ifadesini kullandı.

CUMHURBAŞKANI PARTİ GENEL BAŞKANI OLMAMALI

Davutoğlu, “Demokratik başkanlık sistemlerinde gözlendiği gibi Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte genel başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesi hem devlet işleyişi hem parti kurumsallaşması açısından sakıncalar doğurmaktadır” uyarısında bulundu.

Davutoğlu’nun “31 Mart seçim sonuçları ve içinde bulunduğumuz siyasi şartlara ilişkin tespit ve tavsiyeleri” başlığıyla yayınlanan açıklamasının önemli bölümleri şöyle:

KRİTİK BİR TARİHİ EŞİKTE BULUNUYORUZ

“Kendi iç gerilimlerini aşarak tutarlı bir yaklaşım ile zamanın ruhuna uygun bir vizyon belirleyen ülkeler önümüzdeki on yılları hatta asırları belirleyecek bir güce kavuşurken, kendi kısır iç gerilimleri içinde enerjilerini tüketen ülkeler tarihin edilgen unsurları haline dönüşeceklerdir. Son dönemde ulusal, bölgesel ve uluslararası düzlemlerde yaşanan krizler tarihin rahmindeki doğum sancılarıdır.

2013 yılında Gezi olayları ile başlayan, 17/25 Aralık komploları ile devam eden, çukur eylemleri ile tehlikeli boyutlara ulaşan ve nihayet 15 Temmuz hain darbe girişimi ile zirveye çıkan iç gerilimler ülkemizi vizyoner ve atılımcı pozisyondan reaksiyoner ve savunmacı bir pozisyona sürüklemiştir.

YAŞANANLAR SAĞDUYULU BİR MUHASEBEYİ GEREKLİ KILDI

31 Mart seçimleri ve ardından yaşananlar ile birlikte ortaya çıkan toplumsal ve siyasal tablo partimizin ve ülkemizin geleceği ile ilgili kamuoyuna açık, şeffaf ve sağduyulu bir muhasebenin yapılmasını gerekli kılmıştır. AK Parti’nin 2. Genel Başkanı ve ülkemizin halk tarafından seçilmiş son Başbakanı olarak bu sorumluluk bilinci ile TBMM’mizin kuruluşunun 99. Yıldönümü arifesinde görüşlerimi aziz milletimizle paylaşmayı kaçınılmaz bir görev addediyorum.

31 Mart seçimleri basiret ve sağduyuyla incelememiz gereken önemli sonuçlar doğurmuş, dikkate almamız gereken önemli mesajlar vermiştir. Partimizin ve ülkemizin geleceği için bu mesajların doğru anlaşılması ve gereğinin yapılması büyük bir önem arz etmektedir. Milletimizin tercihlerindeki değişikliklerden gerekli mesajlar çıkarılmaz, atılması gereken adımlar kararlılıkla atılmaz ise hem AK Parti olarak bizleri hem de ülkemizi zor bir dönem beklemektedir.

İSTANBUL VE ANKARA SONUÇLARI İYİ OKUNMALI

Bu çerçevede, başta hareketimizin kitleselleşerek iktidara yürümesinin önemli sembolleri olan ve çeyrek asırdır kadrolarımızın yönetiminde bulunan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlıklarında alınan sonuç olmak üzere, partimizin toplumsal desteğinde görülen azalma gerçeğiyle yüzleşmek ve bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek durumundayız.

SÖYLEM VE EYLEMDE YAŞANAN SAPMALAR

Öncelikle siyasi ahlakın temelini dokuyan ilkeler ve değerler konusunda söylemde ve eylemde yaşanan sapmalar toplumsal vicdan ile buluşulmasını engelleyen en önemli bariyerdir. Ben-merkezci kibirli bir dil ile tevazudan kopuş, mahviyet vurgusu yaparken en küçük birimlerdeki siyasilerin bile adlarını sokaklara, okullara ve binalara verme yarışı içine girmeleri, sürekli görünür ve bilinir olma dürtüsüyle gündeme gelmek için her türlü çabanın gösterilmesi, kullanılan dil ile sergilenen tavır arasındaki uçurumun alabildiğine açılması, kutsal değerlerimizin siyasi çıkarlar uğruna hoyratça kullanılması, alınan görevlerin kişiye has olduğu unutularak bütün bir aile ve çevrenin etki kurma çabaları, siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması, bir ömrünü bu davaya adamış ve ortak mücadele vermiş insanların toplumsal itibarlarının yok edilmesine dönük ithamlara sessiz kalınarak dolaylı destek verilmesi ve geçmişte en önemli değerimiz olarak gördüğümüz vefa duygusunun ciddi şekilde zedelenmesi üzerinde açık yüreklilikle düşünülmesi gereken hususlardır.

ÖZGÜRLÜKÇÜ SÖYLEMİN YERİNİ STATÜKO ALDI

Temel değerler ve ilkeler düzeyinde yaşanan savrulma siyasi söylemimizi de doğrudan etkilemiştir. Son yıllarda partimizin insan-odaklı, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, reformcu, kuşatıcı, kendinden ve geleceğinden emin siyasi söyleminin yerini devletçi, güvenlikçi, statükocu ve salt beka endişelerine dayalı bir söylem almıştır.

PARALEL BİR YAPI PARTİYİ YÖNETİYOR

Daha da tehlikelisi, kendisini partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır. Teşkilatlarımızda son iki seçimde gözlenen heyecansızlık biraz da daha önce büyük fedakarlık gösteren teşkilat unsurlarına yapılan vefasızlık dolayısıyla yaşanan hayal kırıklığının eseridir.

ORTAK AKIL YERİNİ TEK BİR GÖRÜŞE BIRAKTI

Partimizin en önemli kurucu ilkelerinin başında ortak akıl arayışı gelmektedir. Partimiz, kurumsal istişare mekanizmaları ve ortak akıl arayışı sayesinde birçok çetin krizi aşarak milletimizin teveccühüne mazhar olmuştur. Ancak, maalesef son dönemlerde, ortak aklın işletilmesine imkân veren AK Parti kurulları ve istişare mekanizmaları ya tamamen devreden çıkmış ya da tek bir görüşün onay makamı haline gelerek işlevini yitirmiştir. Bu çerçevede, partimizin kurumsal yapısı, teşkilatlarımızdan gelen önerilerin siyasete yansıtıldığı gerçek işlevine yeniden kavuşturulmalıdır.

İTTİFAK SİYASETİ PARTİMİZE ZARAR VERDİ

Bununla birlikte seçim sonuçları, ittifak siyasetinin hem oy oranı hem de parti kimliği açısından partimize zarar verdiğini ortaya koymuştur. Partimiz, ittifak içi yarışta da ittifaklar arası yarışta da hedeflerine ulaşamamış, yönettiği bir çok belediyeyi kaybetmiştir.

Ayrıca, ittifak siyaseti partimizi dar bir siyasi dile ve kimliğe hapsederek, ülkenin her bölgesini ve toplumun her kesimini kucaklayan özgün duruşumuza zarar vermiştir. Bu çerçevede, partimiz seçim sonuçlarını doğru analiz ederek ittifak siyasetini gözden geçirmelidir. Farklı siyasi partilerle ülkemizin ortak gündemi konusunda yakın işbirliği geliştirilirken, partimizin özgün siyasal kimliği ve felsefesi de korunmalıdır.

İTTİFAK TOPLUMSAL BARIŞI ZEDELEDİ

Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte gelen ittifak yapılarının cepheleştirici karakterinden kaynaklanan sert söylemler siyasi kutuplaşmayı tehlikeli boyutlara taşıyarak, toplumsal barışımızı ve ortak aidiyet bilincimizi zedelemiştir. Seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir. Kazanan ise sandıktan kim çıkarsa çıksın milletimiz ve demokrasimizdir. Bu sonuca saygı duymak da herkesten önce siyasilerin görevidir. Beka endişeleri demokrasiyi askıya alma heveslerinin gerekçesi olamaz. Aksine devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir.

BEKA SÖYLEMİ ANA MUHALEFET LİDERİNE SALDIRIYA YOL AÇTI

Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın, siyasi rekabeti aşan kutuplaşmaların nelere sebep olabileceğini ne yazık ki Ankara’da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadık. Ana muhalefet liderine dönük bu saldırıyı bir kez daha kınıyor, herkesi demokratik düzen içinde hareket etmeye ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden uzak durmaya davet ediyorum.

YARGININ KONTROL ALTINA ALINMASI EN BÜYÜK SUÇ

Bu ortak aidiyet bilincine dayalı toplumsal düzenin ilk erdemi ve esası adalettir. Sağlam bir adalet felsefesine dayanmayan hukuk yapısı ile insan hayatının, aklının, inancının, neslinin ve mülkünün teminat altına alınmadığı sosyal ve siyasal düzenler iç ve dış her türlü müdahaleye, saldırıya ve kaosa açık hale gelir. Hukuk güç biriktirme alanı değil, gücü denetleme ve ahlaki çizgiye getirme alanıdır. Yargının kontrol altına alınması çabası hangi gerekçeyle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın en büyük suç olarak görülmelidir.

HAKİM VE SAVCILAR ADALET DIŞINDA BİR KAYGI TAŞIMAMALI

Yakın tarihimizde ülkemizin ve milletimizin geleceğini tehdit eden en hain girişimi 15 Temmuz gecesi durduran güç milletçe gösterdiğimiz onurlu direniştir; bu direnişi nihai zafere taşıyacak olan ise bu yargı sürecinde adalet terazisinin doğru işletilmesidir. Bir hakim ve savcı hüküm verirken ya da iddianame hazırlarken davanın mahiyeti ve nihai adalet ölçüsü dışında hiç bir kaygı taşımamalı ve hiç bir müdahale veya telkine maruz bırakılmamalıdır.

YENİ SİSTEM MİLLETİN BEKLENTİLERİNİ KARŞILAMIYOR

Türkiye’nin sivil, demokratik ve bütüncül bir anayasa ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Sistem değişikliğini içeren son anayasa değişikliği paketinin TBMM’ne sunulmasından hemen sonra kaygı ve önerilerimi sözlü ve yazılı olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz etmiştim. Ne yazık ki geçen sürede yaşadıklarımız bu endişelerimi haklı çıkarmıştır. Üzülerek belirtmeliyim ki yeni sistem, hem yapılanması hem de uygulama tarzı itibariyle milletimizin beklentilerini de karşılamamaktadır. Bu çerçevede, sistem değişikliğine ilişkin ciddi ve samimi bir muhasebe yapmamız gerekmektedir.

GÜVENLİK ÖZGÜRLÜK DENGESİNE ÖZEN GÖSTERİLMELİ

Törerle mücadele sırasında özgürlük-güvenlik dengesinin hassas ölçülerine özen gösterilmesi yürütülen mücadelenin geniş halk kesimlerince benimsenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Farklı görüş beyanının terörle özdeşleştirilmesi ve siyasi farklılıkların ihanetle anılır hale gelmesi hem milli birliğimize zarar vermekte hem de kriz dönemi algısının süreklilik kazanması üzerinden demokrasiye, siyasete ve ekonomik hayata büyük darbe vurmaktadır.

KHK’LILARIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ ALINMASI KABUL EDİLEMEZ

Güvenlik endişelerinin son yerel seçimler sonrası kamu görevinden olağanüstü hal şartlarında mahkeme kararı olmaksızın ihraç edilenlerin ellerinden seçme ve seçilme gibi anayasal bir hakkı dahi almaya evrilmesi kabul edilemez. Böylesi bir keyfiliğin uzun vadede idari kararlarla nasıl yanlış uygulamalara sebep olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Anayasa herkes için temel bir metindir, keyfi şekilde yorumlanamaz.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOK ETMEK ÜLKENİN ZİHNİ KAPASİTESİNİ DARALTMAKTIR

Özgür düşüncenin, eleştirinin temel unsuru olan ve gelişmiş demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen basın ise tek elden yönetilen bir propaganda aracı haline gelmiştir. Gerçek basın özgürlüğü demokrasimizin bağışıklık sistemidir. Bunu yok etmek, usulsüz ve baskıcı metotlarla basında tekelleşmeye yönelmek Türkiye’nin zihni kapasitesini daraltmaktadır.

YAKIN AKRABALAR DEVLETTE ALT ÜST HİYERARŞİSİNDE OLMAMALI

Siyaset kurumunun ve bürokrasinin rasyonel işleyişi için, yakın akrabalık ilişkisine sahip olanlar devlet yönetiminde ast-üst hiyerarşisi içinde yer almamalı, personel alımlarında kişinin kökenine, bölgesine ve şehrine odaklanılmasının önüne geçilmeli, istisnai atamalar açık ve şeffaf bir şekilde belirlenmelidir.

TOPLUMUN BİLGİSİ OLMADAN YAPILAN İHALELER!

Öte yandan kamu ihalelerinin toplumun bilgisi olmadan gerçekleşmesi, ihale kanunundaki istisnaların kanunun kendisini fiilen işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular da acilen yüzleşilmesi ve gereğinin yapılması gereken hususlardır.

EKONOMİK KRİZİN TEMELİNDE YÖNETİM KRİZİ YATMAKTADIR

Yaşadığımız ekonomik krizin temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır. Ekonomi politikalarıyla ilgili kararların gerçeklikten uzak, piyasanın uygulamalarına ve ekonomi biliminin yasalarına aykırı biçimde alındığı, uygulamalarda keyfî ve tarafgir davranıldığı kanaati yayılmışsa yönetime olan güven kaybolur. Güven yeniden tesis edilmeden ekonomiyi yeniden düze çıkarmak mümkün değildir. Topluma güven verebilmek için önce ekonomi yönetiminde özgüvene ihtiyaç vardır. Ancak özgüvenin de bilgiyle ve deneyimle hak edilmiş olması ve gereğinin yerine getirilmesi şarttır. Bilgi ve deneyimle desteklenmeyen, kişisel yakınlıklardan devşirilen özgüven sadece abartılı bir gösteri ve ciddiyetten uzak bir görüntü olarak kalır.

Yeni Şafak yazarından Davutoğlu iddiası: bir ay içinde deklarasyon yayınlayıp, partiyi kuracak

Politika

Meral Akşener’den HDP çıkışı

Meral Akşener, Meclis’e gönderilen fezlekeler konusunda net konuştu. “Bu utanmazlığa geçit vermeyeceğiz” diyen Akşener, milletin hür iradesine saygı duyacaklarının altını çizdi.

BOLD – İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada HDP fezlekeleri ile ilgili açıklama yaptı. “Elbette bu utanmazlığa geçit vermeyeceğiz. Elbette milletimizin hür iradesine saygı duyacağız. Elbette siyasi şovun değil, hakkın ve hakikatin yanında duracağız.”

İşte o açıklamalar…

Okumaya devam et

Politika

5 partiden 8 milletvekilinin 10 dokunulmazlık fezlekesi Meclis’te

HDP, CHP, MHP, AKP ve DBP’den 8 milletvekiline ait toplam 10 dokunulmazlık fezlekesi TBMM’ye ulaştı. HDP’li Feleknas Uca’nın 3 dosyası var.

BOLD – CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun fezlekesi ile birlikte 10 adet dokunulmazlık fezlekeleri Meclis’e ulaştı. Berberoğlu’nun yanı sıra Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonuna sevk edilen milletvekilleri şöyle:

  • HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan
  • HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca
  • HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer
  • HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni
  • DBP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz
  • MHP Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı
  • AKP Muğla Milletvekili Mehmet Yavuz Demir

Gelen dosyalar arasında Feleknas Uca’nın 3 dosyası bulunuyor. Kısa süre önce HDP’li 9 vekil, ardından da 28’i HDP’li vekillere ait olmak üzere toplam 33 fezleke Meclis Başkanlığına ulaşmıştı.

Okumaya devam et

Politika

HDP’den “Meclis’te el kaldırmaya hazırlanan darbecilere” uyarı

HDP, dokunulmazlık ve parti kapatma tartışmalarına ilişkin sert bir açıklama yaptı. “Bugün Meclis’te el kaldırmaya hazırlanan darbecilerin, dün Meclis’e tanklarla yürüyen darbecilerden farkı yok” denildi.

BOLD – Halkların Demokratik Partisi (HDP), 28 Şubat-1 Mart arasında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Meclis grubunda yapılan toplantıların sonuçlarını yazılı bir açıklama ile duyurdu. “Bugün Meclis’te el kaldırmaya hazırlanan darbecilerin dün Meclis’te tanklarla yürüyen darbecilerden farkı yoktur” başlığıyla paylaşılan açıklamada, “Diz çökmüyoruz, boyun eğmiyoruz. Mutlaka başaracağız!” ifadelerine yer verildi. HDP’nin açıklaması şöyle:

  • Yaşadığımız karanlık süreç sadece HDP’yi değil, tüm toplumsal ve siyasal muhalefeti yakından ilgilendirmektedir.
  • Susturulmak istenen, iktidar bloku dışındaki herkestir, Türkiye’de demokrasi isteyen bütün toplumsal kesimler ve muhalefet partileridir.
  • O nedenle iktidarın politikalarından zarar görenler, ancak hep birlikte direnerek ve sesimizi yükselterek, mücadeleyle bu çıkmazı aşabiliriz.
  • Şunu bir kez daha vurgulamak isteriz ki, iktidar blokunun baskılarına asla boyun eğmeyecek, tersine demokratik direnişi yükselterek demokratik siyasal mücadelemizi mutlaka başarıya ulaştıracağız.
  • Türkiye halklarına tekçiliği, eşitsizliği, adaletsizliği, cinsiyetçiliği ve emek sömürüsünü dayatan AKP-MHP iktidarına karşı, demokratik cumhuriyet mücadelemizi ilmek ilmek örmeye devam edeceğiz.
  • Partimiz, Türkiye halklarının geleceği için üstlendiği sorumluluğu sonuna kadar kararlılıkla götürecektir.
  • Bugün tüm yaşam alanlarını kar hırsı ve baskılarla yaşanmaz kılan bu iktidar blokuna karşı mücadelemiz devam ediyor.
  • İktidar bloku açısından demokrasinin bugünkü tanımı, devletin ve kamu yönetiminin imkanlarının iktidardaki azınlık için kötüye kullanılmasıdır.
  • Buna ‘hayır’ diyoruz.
  • Zulmün, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, zorbalığın ve faşizme yürüyüşün üssü haline gelen AKP-MHP iktidarına karşı HDP; eşitliğin, adaletin, ortak mücadele ve ortak yaşamın demokratik odağıdır.
  • 4 Kasım 2016’da partimize yapılan dokunulmazlık darbesine karşı kararlı ve direngen duruşumuz bugün de aynı kararlılıkla sürmektedir ve sürecektir.
  • AKP-MHP iktidarı, bu kararlı duruştan bir ders çıkaramamış olacak ki, parti kapatma söylemlerinden tutalım, dokunulmazlıkların kaldırılmasına, milletvekilliklerinin gaspı ve kadın temsiliyetine darbe vurulmasına; rehin alma siyasetinden uyduruk fezlekeler düzenlemeye kadar türlü hile, oyun ve yalana başvurmaktadır.
  • Bugün Meclis’te el kaldırmaya hazırlanan darbecilerin, dün Meclis’e tanklarla yürüyen darbecilerden farkı yoktur.
  • Yürütmeye ve iktidara bağlı, taraflı yargının hazırladığı fezlekeler ve çıkarılan yargı kararları ile Meclis’te siyasal darbe hazırlığı yapanların planlarını boşa çıkarmak ve demokrasiye alan açmak için üzerimize düşen ciddi sorumluluğun bilincindeyiz.
  • Saraylarda hazırlanan siyasal darbe planlarını Meclis’te etkisiz hale getirmek, Türkiye halklarının demokratik geleceği için siyasal ve toplumsal muhalefetin de tarihi sorumluluğudur.
  • Halkın TBMM’ye gönderdiği her bir milletvekilinin demokrasi sınavından başarıyla geçmesinin yolu, HDP’nin demokratik siyasetten tasfiye edilmesi planlarının karşısında durmaktır.
  • Seçilmiş iradeye, Kürt halkının ve Türkiye demokrasi mücadelesinin siyasal iradesine yönelik hazırlanan fezleke oyunları bir demokrasi ayıbıdır ve amasız fakatsız reddedilmelidir.
  • Geçmiş hataların tekrarı Türkiye’ye kaybettirecektir. Bölgesel barışın tesisi için çalışacağız…
  • AKP-MHP iktidarı sadece Türkiye içinde değil, sınırların dışında da gerginlik peşinde, bölgeyi istikrarsızlık, şiddet, savaş ve on yıllarca sürecek toplumsal ayrışmalarla karşı karşıya bırakmaktadır.
  • Bu emellerini gerçekleştirmek için ülkenin evlatlarını ölüme sürüklemekte, halkı ise daha fazla açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmektedir; ölüm ve açlık politikaları ile siyaseti ve demokrasiyi vesayet altında tutmaya çalışmaktadır.
  • AKP-MHP iktidarının saldırganlığının nedeni, iktidarı kaybetme korkusudur.
  • İktidar bloğu, demokratik yöntemlerle iktidarda kalma şansı olmadığını adı gibi bildiğinden, tecrit zihniyetinde ve kayyım rejiminde ısrar etmektedir.
  • Türkiye halkları, HDP’nin direniş geleneğinin stratejik aklıyla bütünleşmiş olduğundan emin olmalıdır.
  • HDP iktidar blokunun her saldırı hamlesine vereceği yanıtla, iktidarın politikalarını boşa çıkartacak; demokrasiyi Türkiye halkları ile birlikte kazanacaktır.
  • Hiçbir baskı, despotik yöntem ve çöktürme planı HDP’yi bu mücadelesi ve kararlılığından vazgeçiremeyecektir.
  • Yalan iktidarının yaydığı karanlık, hakikatin ışığına dayanamayacaktır.
  • Tarih şahittir: Bugüne kadar Kürt halkı ve Türkiye demokrasi güçleri diz çökmedi, boyun eğmedi. Bugünden sonra da demokratik bir cumhuriyeti kazanmak ve var etmek için mücadele edeceğiz. Mutlaka başaracağız.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0