Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Şehit eşi: ‘Bizler 15 Temmuz’da sokağa çıkan enayileriz’

15 Temmuz şehidi Cuma Dağ’ın eşi Rukiye Dağ, acılarının üzerinden yükselenlerin kendilerine sahip çıkmadığını söyledi. Dağ, “Biz o gece sokağa çıkan enayileriz. Böyle olacağını, yargısız infaza uğrayacağımı bilsem, bazıları gibi kafamı vurur uyurdum” dedi.

BOLD-Helikopterlerin açtığı ateş sonucunda Külliye’nin önünde başı koparak şehit olan Jeoloji Mühendisi Cuma Dağ’ın eşi Rukiye Dağ, geçen yıl milletvekili aday adaylığı için başvurduğunda AKP Genel Merkezi’ndeki mülakatta maruz kaldığı, “Dulmuşsunuz. Eşinizden boşanmışsınız” şeklindeki hakaretten sonra ilk kez konuştu.

Bu iftiranın ardından bir yığın sözlü saldırıya maruz kaldığını ve ne bakanların ne de 15 Temmuz Derneği’nin kendisine sahip çıktığını belirten Dağ, “Bir kibir deryasının bana yaptığı terbiyesizliği anlatmak suçsa evet suçluyum. Eşim ve kendi adıma konuşuyorum, biz o gece sokağa çıkan enayileriz. Böyle olacağını, yargısız infaza uğrayacağımı bilsem, bazıları gibi kafamı vurur uyurdum” dedi.

Oda TV’den Müyesser Yıldız’ın haberinin detayları şöyle:

Geçen yıl bu zamanlardı. AKP Genel Merkezi’nde yaşanan olaydan, şehit Cuma Dağ ve Rukiye Dağ’ın oğlunun twitter hesabından yaptığı paylaşımla haberimiz oldu. Mülakat Komisyonu Başkanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş’ın kendisine, “Dulmuşsunuz, eşinizden boşanmışsınız” dediğini aktaran Rukiye Dağ, adaylık başvurusunu geri çektiğini duyurup, buna ilişkin dilekçesini paylaşırken, “Siyasi hayatımı 15 Temmuz’a verilmesi gereken ehemmiyet ve önem gerekçesiyle başlamadan kendi ellerimle bitiriyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. 251 şehit, 80 milyonda çok küçük bir oran ve varlığımızdan habersiz ama bizle yol alan… Helal olsun… Ben küstüm gidiyorum” ifadelerini kullandı.

O İSİM BUNLARI DA SÖYLEMİŞ

Rukiye Dağ, o zamandan beri suskundu. Sadece 24 Haziran seçimlerinden önce, “Son 6 gün… 15 Temmuz’a kadın halimle ilk günden beri erkek gibi direnen 1’i olarak kutuplaşmaya engel olmak, birlik ve beraberlik için oyumu AK Partiye vermeyeceğim… Artık değiştirme zamanı, kendini 16 yıl garantiye alanlardan bu Anadolu halkına hizmet/mizmet olmaz… Beni sevenlere…” şeklinde bir paylaşım daha yaptı.

Her iki paylaşımından sonra sosyal medya ortamında ağır hakaret ve iftiralara uğrayan Dağ, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.

İşte Perşembe sabahı Ankara 36’ıncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde, bir 15 Temmuz gazisi aleyhine iftira suçlamasıyla açtığı davanın duruşması yapılacak.

Hem duruşmayı duyurmak hem de destek istemek için görüşme talebinde bulunan Rukiye Dağ, bu vesileyle AKP Genel Merkezi’nde yaşadıklarına dair ilk kez konuştu.

Şehit eşi gibi Jeoloji Mühendisi olan 39 yaşındaki Dağ, görüşmeye 15 Temmuz gecesi sokağa çıktığında ayağında olan terlikler ve hırkası ile eşinin kanlı pantolonunun bulunduğu bir torbayla geldi.

Bu eşyaları gösterip, “Bu mudur yani?” diyen Dağ, o geceyi, eşinin başsız bedenini ve eşyalarını nasıl bulduğunu anlatırken, şunları söyledi:

“Eşimin bedeni sebze halinde çıktı. Küflenmiş eşyalarını 2 ay sonra araya torpil sokup alabildim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, bakanlar, milletvekilleri evime geldi. Cumhurbaşkanı geldiğinde, ‘Gitmediğiniz şehit aileleri var. Mutlaka onlara da gidin, yolunuzu gözlüyorlar’ dedim.

Amerika’ya master yapmaya gidiyordum. Elimin tersiyle itip, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın düzenlediği programlar kapsamında 30 şehir, 8 ülkede 15 Temmuz’u anlattım. Bu olay aydınlansın, bir daha yaşanmasın, ocaklara ateş düşmesin istedim. 12 yıllık kamu çalışanıyım. Evimiz de arabamız da vardı. Şehitliği ranta çevirecek kadar karaktersiz değilim. Şehitlik, gazilik yüce kavramlardır, ülkemizin olmazıdır, değeridir. Bir siyasi parti olayına dönüşemez.”

Sözü, milletvekili aday adaylığı mülakatında ve sonrasında yaşadıklarına getiren Dağ şöyle devam etti:

“Biz kadınları geç saate koymuşlardı. Mülakat için beklerken, oğlumun okuldan dönüş saati yaklaştı. Alacak kimse yoktu. Sekretere bu durumumu söyleyip, beni öne alıp, alamayacaklarını sordum. İçeri gidip, geldi ve ‘Sen milletvekili olursan genel kurul çalışmasını bırakıp, çocuğunu almaya mı gideceksin?’ dedi. Mülakata girdiğimde ise Komisyon Başkanı Mustafa Ataş, o sözleri sarf etti. ‘Forma baksaydınız, altta yazılanı görürdünüz’ dedim. Bakmadığını söyledi. Bunun üzerine, ‘Siz bedel ödeyenlere bu şekilde mi davranıyorsunuz?’ dedim. ‘Ne var ki onda. Bedel sadece canla, kanla ödenmez ki. Bedel parayla, mevkiyle ödenir. Bakın ben milletvekilliği yapıyorum, ben de böyle bedel ödüyorum’ karşılığını verdi.

Ardından, ‘Hadi geç, geç, özgeçmişini anlat’ dedi. Çarşaflı sahtekâr Şerife Boz olsaydım böyle mi davranırlardı? O formun altına, ’15 Temmuz kahramanı’ yazmıştı. Ben ‘Kahraman’ demem. Gerçek kahramanların, canını verenlerin, vücut bütünlüğünü yitirenlerin yanında kimim ki? Mülakat boyunca baştaki sözleri için hep laf çarptırdım. Sonunda, ‘Özür diledik ya’ deyince, ben de, öyle özür dilenmeyeceğini belirttim. Şimdi, “Eğer bedel ödeseydiniz, toprağın altında başsız yatıyor olurdunuz. Birilerine, ne istedilerse verirken, tüm faydalarını siz görürken, bedeli biz ödüyoruz, kaymağını siz yiyorsunuz. Birileri saklanacak delik ararken, biz bedel ödedik. Bir tane şehit, gazi milletvekili var mı?’ demediğime o kadar pişmanım ki!..

Bu nasıl anlayış? Ben eşimden boşanmış da olabilirdim. Ama böyle bir iftira, vicdansızlık. Demek ki, boşanmak erkeğe mubah, kadına gelince tu kaka oluyor. Hemen ertesi gün istifa dilekçesini yazıp, götürdüm. Sümen altı edeceklerini bildiğim için de twitter hesabımdan paylaştım. Bazı internet siteleri bunu haber yaptı, ama röportaj vermişim gibi yansıtıldı. Bir internet sitesinde, ‘İşte bu kadın eşi şehit olmadan 2 ay önce boşandı. Bu durum da mülakatta ortaya çıktı’ diye haber yapılınca inanılmaz hakaretlere maruz kaldım. Hakaret edenlerden birisi de bir 15 Temmuz gazisiydi. Sahtekâr olduğumu, vekillik peşinde koştuğumu yazdı.”

O internet sitesi için savcılığa yaptığı iki suç duyurusunun, “Altında Anadolu Ajansı’nın referansı var” gibi bir gerekçeyle reddedildiğini, 15 Temmuz gazisine dava açtığında ise hem Mustafa Ataş, hem de gazinin özür dilemesini sağlamak için birilerinin araya girdiğini kaydeden Dağ, “Ankara 1. bölge birinci sırayı verseniz de olay bitmiştir” dediğini aktardı.

ACILARIMIZI KULLANIP BİZLERE ENAYİLİĞİMİZİ HATIRLATMAYIN

Rukiye Dağ’ın son sözleri ise şunlar oldu:

“Kendimi Türk halkının önünde aklayacağım. Hiç kimse sahip çıkmadı, ne bakanlar ne 15 Temmuz Derneği. Dernek yöneticilerine de, ‘Bir daha evime gelmeyin, size ihtiyacım yok’ dedim. Mustafa Ataş’ın yaptığının bir karşılığı olsun istedim. Ama sahtekâr, terörist oldum. Bir kibir deryasının bana yaptığı terbiyesizliği anlatmak suçsa, evet suçluyum. Eşim ve kendi adıma konuşuyorum, biz o gece sokağa çıkan enayileriz. Yuvam parçalandı, çocuğum babasız kaldı. Böylece olacağını bilsem, yargısız infaza uğrayacağımı bilsem bazıları gibi kafamı vurur, uyurdum. Bana ne ya!..

Bu ülkenin polisi, askeri var. Beni Şerife Boz’la eşdeğer ettiler, hatta daha da beter konumda gösterdiler. 15 Temmuz bana bir şey katmadı, ama götürdükleri o kadar çok ki. Darbe bizi vurdu. Koltuklarında oturanları, Cumhurbaşkanını, Başbakanı, bakanları vurmadı. Bedeli bu mu olmalıydı? Acılarımızın üzerinde yükseliyorlar. Beni yargılayanların, önce benimle aynı yoldan yürümüş olması gerekir ki, yargılayabilsinler.

Filler tepişti, biz çimler ezildik. Ben çim olduğum için pişmanım. Eşim de çim oldu. Allah’tan korkan, 15 Temmuz’u rant haline getirmez. Onları Allah’a havale ediyorum. İnsanların acılarını kullanmayın, bizlere enayiliğimizi hatırlatmayın. İnsanların rant peşinde koştuğunu, ‘Milli, yerli, din’ diyerek, koltuklarını koruduklarını gördüm. Hakkımı helal etmiyorum. F.TÖ’nün siyasi ayağı temizlenmedikçe, 15 Temmuz şehitlerinin kanı yerde kalacak. Ben bir şehit ailesi olarak siyasi ayağının da yargılandığını görmek istiyorum. Yoksa gözlerim açık gider.”

Genel

Ağzından kan gelen verem hastası Tenzile Acar hücrede tutuluyor

Cezaevinde verem teşhisi konulan 23 yaşındaki Tenzile Acar bir aydır hücrede tutuluyor. Acar’ın halası Nebiha Akay, yeğeninin ağzından kan geldiğini söyledi.

BOLD – Verem hastası bir insan hücrede tutuluyor. İstanbul’da 2017 yılında tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen 23 yaşındaki Tenzile Acar, cezaevine girdiği günden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. Beş yıldır tedavi edilmeyi bekleyen Acar’a boğazından kan gelme şikayeti üzerine kaldırıldığı hastanede verem teşhisi konuldu.

Teşhis konulduktan sonra tek kişilik hücreye konulan Acar’ın en temel ihtiyacı olan suyun bile karşılanmadığını belirten halası Nebiha Akay, yeğeninin bir önce serbest bırakılmasını istedi.

“AĞZINDAN KAN GELİYOR VE YEMEK YİYEMİYOR”

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Akay, yeğeninin bir aydır tek kişilik hücrede tutulduğunu belirterek şöyle dedi:

“Tenzile beş yıldır cezaevinde ve hasta. Tutuklandıktan sonra Tenzile’de hastalıklar baş gösterdi. Hastaneye elleri kelepçeli götürülüyor. Asker gözetiminde muayene edilmek isteniyor. Tenzile, bu uygulamaları reddettiği için tedavi edilmiyordu. Fakat bu duruma karşı doktorların cevabı ise, ‘Tedavi olmak istiyorsan bu uygulamaları kabul etmen gerekiyor’ oldu. Tenzile de o dönem bu uygulamaları kabul etmedi. Bu nedenle her geçen gün hastalığı da ağırlaştı. Şimdi de verem teşhisi konuldu. Ağzından kan geliyor ve yemek yiyemiyor. Bir aydır tek kişilik hücrede tutuluyor. İhtiyaçları hiçbir şekilde karşılanmıyor. Zaten hastalığı nedeniyle de tek başına ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Durumu çok ağır ve kritik.”

“DURUMU AĞIRLAŞIYOR, AYAKTA DURACAK HALİ YOK”

Akay, yeğeni için şu çağrıyı yaptı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve insan hakları örgütlerine hasta tutuklulara sahip çıkın çağrısı yapıyoruz. Ya bu hasta tutukluları serbest bıraksınlar ya da tedavi etsinler. Tenzile’nin durumu her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Ayakta duracak hali yok. Pandemiden kaynaklı annesi de görüşüne gidemiyor. Sadece Tenzile değil, şu anda cezaevlerinde onun gibi binlerce hasta tutuklu var. Hasta tutukluları serbest bırakın. Bu insanları tutarak elinize ne geçecek? Eğer birazcık vicdanları varsa hasta tutukluları bırakırlar. Cezaevinden bir cenaze daha çıkmadan Tenzile’yi bıraksınlar. Bu tecride son versinler. Tenzile’nin başına bir şey gelirse sorumlusu başta Erdoğan sonra da devlettir.”

Okumaya devam et

Genel

Anayasa Mahkemesi İletişim Başkanlığının yetkisini tırpanladı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Anadolu Ajansı’nın (AA) “örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi” ile “faaliyet” üzerindeki denetim yetkisini anayasaya aykırı bularak iptal etti.

BOLD – CHP’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren AYM, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Anadolu Ajansı üzerindeki bazı yetkilerini anayasaya aykırı bularak oy çokluğu ile iptal etti. AYM üyeleri Rıdvan Güleç ve Recai Akyel ise iptal kararına katılmayarak karşı oy kullandılar.

CHP’NİN İPTAL BAŞVURUSU KABUL GÖRDÜ

Cumhurbaşkanlığı’nın 33 No’lu kararnamesi ile 18 Nisan 2019’da İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında değişiklik yapıldı. CHP, AYM’ye başvurarak, kamu yardımı almasına rağmen özel şirket niteliği bulunan Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketi’nin denetimine dair kanunlarda düzenlemelerin bulunduğunu anımsattı. CHP başvurusunda, “Harcamaların yıllık bütçelerle yapılması nedeniyle Ajans ile sözleşme yapılmasını öngören kuralın kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca kararname ile İletişim Başkanlığı’na verilen denetim yetkisinin kurumun özerkliği ve tarafsızlığıyla bağdaşmadığı” gerekçesiyle iptali talep edildi.

2’YE KARŞI 13 OYLA İPTAL

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Anayasa Mahkemesi, 30 Aralık 2020 tarihinde CHP’nin başvurusunu görüşerek iptal yönünde karar aldı. AYM kararının gerekçesi bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayımlanan kararname ile İletişim Başkanlığı’nın yetkileri belirlendi. Kararnamenin 14. Maddesinde Anadolu Ajansı başlığı altında şu düzenleme getirildi:

“Bakanlık her yıl kendi bütçesinin Anadolu Ajansı bölümündeki ödeneği aşmamak üzere Anadolu Ajansı ile en çok 5 yıllık sözleşme yapmaya yetkili olup; Anadolu Ajansının faaliyet, bütçe, örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi üzerinde denetime de sahiptir. Bu denetime ilişkin usul ve esaslar Başkanlıkça belirlenir. Yapılacak sözleşmede Anadolu Ajansı yöneticilerinin atanma yolları da belirlenir.”

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’NIN AA’YI DENETİM YETKİSİ ANAYASAYA AYKIRI BULUNDU

Yayımlanan gerekçeli kararla AYM, düzenlemedeki İletişim Başkanlığı’nın AA’nın “Faaliyet” ile “Örgütlenme ve insan kaynakları yönetimi” üzerinde “Denetim” yapma yetkisini anayasaya aykırı buldu. Kararda “CBK çıkarabilme yetkisinin bir sonucu olarak CBK ile düzenlenmesi gereken bir konuya ilişkin düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nca CBK çıkarmak suretiyle kullanılması ve bu yetkinin idareye bırakılmaması gerekir.  Anayasa koyucu tarafından CBK’ya tanınan asli bir yetkinin, başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir” denildi.

“SÖZLEŞME İLE YÖNETİCİ ATAMAK ÖZERKLİĞİ ANLAMSIZ KILAR”

Anayasanın 133. Maddesinin 3. Fıkrasında düzenlenen haber ajanslarının özerkliğinin, Ajansın kendi yönetim ve örgütlenmesine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olmasını ve Ajansın dış etkilere karşı korunmasını güvence altına aldığına işaret edilen kararda, “Bu itibarla Ajansın yöneticilerinin atama yollarının her yıl yenilenen sözleşme ile belirlenmesi, Ajansın, Anayasa’nın anılan maddesi gereğince sahip olduğu özerkliği anlamsız kılmaktadır” denildi.

Okumaya devam et

Genel

Ahmet Taşgetiren’den Özlem Zengin analizi: Şimdi güçlüler safındalar, çok kötü yargılıyorlar

Yazar Ahmet Taşgetiren, TBMM’de yaptığı çıplak arama konuşmasıyla tekrar gündeme gelen Özlem Zengin’in şimdi güçlüler safında olduğunu ve insanları çok kötü yargılandığını yazdı.

BOLD – Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun onaylanan hapis cezası üzerine yazdığı bugünkü yazısında AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’i hakkında tespitlerde bulundu. Türkiye’de insan hakları savunucusu olmanın zorluklarına değinen Taşgetiren, “Bir dönem Özlem Zengin olmak zordu, Leyla Şahin olmak zordu. Akın Birdal olmak zordu. Mustafa Yeneroğlu olmak zordur, Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak zordur. Özlem Zengin, Leyla Şahin Usta bugün güçlüler safında, yargılayanlar safında. Çok da kötü yargılıyorlar.” dedi.

“BANA GELEN MEKTUPLAR MECLİS’E GELMİYOR OLABİLİR Mİ?”

Cezaevlerinde Cemaat mensubu birçok kadın bulunduğunu ve onlardan mektuplar aldığını belirten Taşgetiren, Özlem Zengin ve Leyla Şahin’in Meclis’te olacaklarsa, mesela insan haklarını araştırmak gibi bir yapının içinde olmalarını daha doğru bulduğunu ifade etti. Cezaevlerine gidip kadınları dinlemelerini ve hak ihlallerine çözüm bulmalarını önerdi.

Taşgetiren, “Acaba nasıl bir hayatları var cezaevinde? Bana veya başka gazetecilere gelen mektuplar Meclis’e gelmiyor olabilir mi? 15 kişinin kalması gereken yerde 30 kişinin kalıyor olmasından mesela Ak Parti grubu haberdar olmamış olabilir mi? Mesela Mustafa Yeneroğlu’nun duyduklarını Özlem Zengin duymamış olabilir mi? Hak ihlalleri ile karşılaşıp karşılaşmadıkları bir yana, sırf bunca kadın nasıl bir tecrübe yaşayarak cezaevine düşmüş oldular, bu merak etmeye değmez mi?” diye yazdı.

“HERKES HAKLI OLARAK CEZAEVİNE DÜŞMÜYOR”

Türkiye’de herkesin haklı olarak cezaevine düşmediğini vurgulayan Taşgetiren şöyle devam etti: “Siyasetin içindesiniz, gidip dinleseniz ya onları, cezaevlerindeler, Türkiye’de herkes haklı olarak cezaevine düşmüyor bir kere, idam hükmü verilenlerin beraat ettikleri çok oluyor, aylarca – bazen yıllarca tutuklu kalıp beraat edenler çok. Bir dinleseniz ya… Belki derdini anlatamayan birisine rastlarsınız, derdine derman olursunuz.”

“NE YAPTI BU ADAM? GİDİP ARAŞTIRSANIZ YA”

Taşgetiren, Gergerlioğlu’nun hapis kararıyla ilgili ise “Bakar mısınız şu işe? Ne yaptı adam? “Çıplak arama var” dedi. İşte onlarca tanıklık çıkıyor ortaya. Gidip araştırsanız ya. Gözaltında tutsanız ya cezaevlerinin girişlerini. Nezarethanelerde gözünüz olsa ya.” ifadelerini kullandı.

AHMET TAŞGETİREN’İN YAZISININ TAMAMI

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0