Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hücrede tek başına ölen Muzaffer Özcengiz’in 4 sayfalık dilekçesi: Nefes alamaz, hareket edemez, ayakta duramaz haldeyim

Hücrede tek başına hayatını kaybeden Muzaffer Cengiz, ölüme sürüklenişini 4 sayfalık bir dilekçeyle kaleme almış. Mektubu orijinalinden yayınlıyoruz.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD/ÖZEL

58 yaşındaki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Muzaffer Cengiz bir yıldır kaldığı Çorum Cezaevi 3 No’lu hücresinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Tıpkı Halime Gülsu gibi ölüme terk edilen Özcengiz, ölümünden 4 gün önce Çorum İnfaz Hakimliği’ne 4 sayfalık bir dilekçe yazdı.

Bir ifadede adı geçtiği için, cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Özcengiz, dilekçesinde; iki yıldır tutuklu olduğunu, 28 Şubat 2018’den beri ise ‘sorgusuz sualsiz, nedensiz niçinsiz’ hücreye konulduğunu ifade ediyor, sağlık durumunu, hastalıklarını, doktorun söylediklerini tarih vererek detaylarıyla anlatıyor ve tek başına ihtiyaçlarını göremediği için normal koğuşa geçme talebinde bulunuyor.

12 yıl 6 ay hücre cezasına çarptırılan ve dosyası Yargıtay’da bulunan Özcengiz’in dilekçesi, adım adım nasıl ölüme gönderildiğini kanıtlıyor. Özcengiz’in ölümünü duyuran insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun ifadesine göre bu normal bir ölüm değil, bir cinayet.

Muzaffer Özcengiz’in eşi H. Özcengiz de “İnsanlık bu kadar ucuz mu, hiç mi değerimiz yok. Biz bunları hak edecek ne yaptık?” diye soruyor.

En son 5 Nisan 2019’da cezaevi psikiyatristine görünen ve nezaketli üslûbuyla yönetime derdini anlatmaya çalışan Özcengiz’in dilekçesini kayıtlara geçmesi için yayınlıyoruz.

SORGUSUZ SUALSİZ TEK KİŞİLİK HÜCREYE KONULDUM

58 yaşındayım. İzmir’de öğretmenlik yaparken önce görevimden ihraç edildim. Akabinde tutuklanıp Çorum Kapalı Cezaevi’ne konuldum. 2 yılı aşkındır buradayım…

Bir yıl normal koğuşlarda kaldıktan sonra 28 Şubat 2018 tarihinde herhangi bir suç-ceza-neden-niçinsiz-sorgusuz-sualsiz tek kişilik hücre-odaya konuldum.

Hücreye konulduktan birkaç gün sonra kurum doktoru ile görüşme talebim karşılığında görüşmemiz gerçekleşti ve kronik sağlık sorunlarımın değerlendirilmesi neticesinde kurum doktorumuz hem bana hem de kurum müdürümüze mevcut durumumun kritik oluşu nedeniyle hücrede tek kişilik değil, normal koğuşta kalmaya devam etmem gerektiği ifade edildi, fakat kurum doktorumuzun bu olumsuz sağlık şartlarımı kurum Müdürümüze ifadesine karşılık değişen bir şey olmamıştır.

Hiper tansiyon, troid, şeker, prostat, bel, boyun fıtığı, ileri derecede işitme kaybı ve de son bir yıldır psikolojimin ileri derecede bozulmasından psikiyatri tedavisi de görüyorum.

5 Nisan Cuma (Tarih yanlış olmasın, kurum psikiyatri doktoru ayda bir gün geliyor, yanılıyorsam kurumdan öğrenilebilir) günü kurum psikiyatri doktoruna çıkarıldım, bir yılı aşkındır yaşadığım hem şahsi hem ailevi nedenlerim değerlendirildi. İlaçları kesmeden devam etmem gerektiği, her ay mutlaka kendisinin beni görmesi ve de muayene etmesi gerektiği, son olarak da mevcut hem sağlık hem de psikolojik sorunlarım nedeni ile tek kişilik oda-hücreden alınıp, normal çoklu koğuşa konmam gerektiği tarafıma ifade edildi.

HASTALIKLARIM VE İLAÇLARIM 1 İKEN 4’E ÇIKMIŞTIR

Aradan 17 gün geçti, bugün 22 Nisan 2019. Henüz durumumda bir iyileştirme olmamıştır.

29-11-2017 tarihinde Çankırı Ağır Ceza Mahkemesi Çorum Cezaevi yönetimine, şahsımla ilgili olarak orada herhangi bir terör faaliyeti, reklamı, eylemi, propagandası yapıp yapmadığımın tespit edilip bildirilmesi talebine karşılık Cezaevi Yönetimi Kurum Müdürü Mustafa YAŞAR imzalı cevabi yazıda, şahsımla ilgili yapılan tüm tetkik, inceleme ve araştırmalar neticesinde, bahis konusu kişinin herhangi bir eylemine, rastlanmamıştır diyerek 24-01-2018 tarihinde cevap veriliyor. Bu cevaptan tam bir ay sonra hücreye konuluyorum.

Şahsımın incelemeler neticesinde kurum, koğuş, oda ve de genel güvenliği sarsıcı, ihlal edici, hiçbir eylemine rastlanmadığı halde, suçsuz, nedensiz, cezasız, niçinsiz, hangi kanun, hangi mevzuat gereği bu durumdayım anlayabilmiş değilim.

* Kaldığımız şartlarda adına hücre denmese de hücre şartları uygulanmaktadır. 24 saatte sadece 1 saat oda, görüş saatinde avukat, doktor vb. çakışmalar durumunda o günkü havalandırmaya çıkma hakkımız yanmaktadır.

* Hiçbir sosyal faaliyete defalarca başvurmamıza rağmen katılamıyorum.

* Halı sahaya çıkma imkanı da aynı durumdadır. Haftada bir gün de olsa halı sahaya çıkma ortamı sağlanmadı.

* Hücrede mutfak bölümü olmadığı için yemek, bulaşık, temizlik işleri tuvaletteki el yıkama lavabosundan karşılanıyor.

* Kapalı alan fobim var, bunalıyor, sıkılıyor, kendime zarar vermekten endişe ediyorum.

* Cezevine gelmeden önce kronik sağlık sorunlarım var olup periyodik olarak doktor kontrolünde muayene ve tedavilerim devam etmekte idi. Buraya getirildikten sonra hastalıklarım ve kullandığım ilaçlarım 1 iken 4’e çıkmıştır.

* Cezaevinin genel yoğunluğundan ötürü zorunlu da olsa kurum doktoruna çıkılamamakta, hele hastaneye sevk aylar geçtiği halde gerçekleşmemektedir. Bundan dolayı her gün kötüye gitmekteyim.

HAYATIMI İDAME ETTİRMEK İÇİN BAŞKALARINI YARDIMINA İHTİYAÇ DUYUYORUM

* Zorunlu kullandığım ilaçlarımı haftalar-aylar geçmesine rağmen tedarik edememekteyim.

* Normal koğuşlara verilen bazı kantin malzemeleri bizlere verilmemekte olup, hiçbir neden sebep de aylardır ortaya konmamıştır. Örneklerim var. Kurum müdürlerimiz -tamam sorun yok verilsin demelerine karşılık 5 aydır verilmemektedir.  * TV, internet, bilgisayar ortamından faydalandırılmıyoruz.

* Normal çok kişili koğuşta kalırken kronik hastalıklarımdan dolayı baş dönmesi, denge kaybı, tansiyon vb. ortak işlerde yemek, bulaşık, temizlik gibi oda ve koğuş arkadaşlarım yardımcı oluyor, sorunlarımı onların yardımı ile giderebiliyorum. Hücrede ise yemek, temizlik, bulaşık vb. tüm işleri sağlık sorunlarımdan dolayı yerine tek başıma getiremiyorum. Hayatımı gece gündüz her daim idame ettirmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyuyorum.

* Yaşam hakkımın elimden alınmaması gerektiğine bunun aksinin hem hukuki hem de vicdani sorumluluk gerektirdiğine, zira hem kronik sağlık sorunlarım dörde katlanmış hem de 58 yıldır yaşamadığım depresyon, psikiyatri hastası olmakla son bir yılı aşkındır tedrici intihara-ölüme sevk edildiğimi, bu konuda yazılı sözlü tüm başvurularım ve de haklı geçerli nedenlerime rağmen, duymazdan ve görmezden gelmek hangi kanunda hangi hukukta yazılıdır bilmek talep ediyorum.

28 Mart 2019 günü çok ciddi şekilde mide rahatsızlığı, spazmı geçirdim. 6 gün boyunca kurum doktor muayene talebime ancak 6 gün sonra cevap verildi. Nefes alamaz, hareket edemez, ayakta duramaz hale geldim.

Kurum Doktorumuz 2 Nisan’da durumumu görünce hemen bu hastaya burada yapılacak bir şey yok deyip ambulans çağrılmasını, Çorum Devlet Hastanesi acil servisine kaldırılmamı talep ve gerçekleştirdi.

ACİLE KALDIRILDIM, DOKTORLAR NİÇİN BU KADAR GECİKTİN DEDİ

O gün ambulans ile acil servise kaldırıldım, muayene tetkiklerim neticesinde kanımın mikrop kaptığı ve de intaniye servisine götürülmem gerektiği ifade edilip cezaevine getirildim.

3 Nisan 2019 günü intaniye servisine ulaştırıldım. Orada da esaslı tetkik ve tahliller neticesinde kanımın mikrop kapması teşhisi kondu.

Hem acilde hem intaniye servisindeki doktorlar, niçin bu kadar geciktin, şimdiye kadar neredeydin, bu perişan hale gelinceye kadar neden bekledin sorunlarına muhatap oldum. Cezaevi şartlarının yoğunluğundan dolayı yaşadıklarım bunlardır.

Yaşadığım tüm bu kronik sağlık sorunlarım ve de psikiyatri hastalıklarım nedeni ile yalnız başıma hayatımı idame ettiremiyorum. Başkalarının yardımına gece gündüz her an ihtiyaç duyuyorum.

Yaşam şartlarım her geçen gün (bir kısmına parmak bastım) iyice kötüleşmekte ve ben kötüye doğru gitmekteyim.

Yaşam hakkımın elimden alınmaması, iyileştirilmesi için çoklu koğuşa alınmamı insaniyet namına talep ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim Efendim.

EŞİ H. ÖZCENGİZ: HİÇ Mİ DEĞERİMİZ YOK, BUNLARI HAK EDECEK NE YAPTIK!

“26 Nisan 2019 cuma sabahı saat 10.00’da bize haber geldi, vefatını öğrendik. 27 Nisan 2019’da ikindi vaktinden sonra defnedildi. Bizi psikolog bir beyefendi aradı, dedi ki, eşiniz rahatsızlandı. Hitit Üniversitesi Hastanesi’ne ambulansla gönderdik. Orayı arayın dediler. Aradık, oradan oraya bağlayıp durdular. Sonra evladıma ‘Baban öldü, morga koyduk’ dediler.

EKG ÇEKİLMESİ VE 24 SAAT HASTANEDE GÖZETİM ALTINDA TUTULMASI GEREKİYORDU

Çorbasını verdik, sayıma çıkmadı dediler. Eli kalbinde öylece gitti eşim. Zaten son bir aydır hiç iyi değildi. En son görüşte durumu kötüydü, aşırı zayıflamıştı, çökmüştü. Hastalıklardan dolayı çok sıkıntıdaydı. 4 Nisan’da yanına gittik. Ondan sonraki görüşmemizde, -her salı günü saat 11.00’de telefon görüşmemiz oluyordu- ‘Mideden rahatsızlandım. Beni doktora götürdüler. Bana tetkikler yaptılar. Lütfen o tetkikleri e-devlet üzerinden çıkar ve bir doktora göster’ dedi.Bir doktor tanıdığıma gösterebildim sadece. Değerleri çok yüksek dediler. Bu durum zaten kalp krizinin habercisiymiş. Normalde EKG çekilmesi ve 24 saat hastanede gözetim altında tutulması gerekiyormuş. Ama eşim bana hiç demedi hastanede kaldığını, tekrar getirip odama koydular dedi.

Geçen yıl şubattan beri hücredeydi. Çok zorlandı. Aşırı derece yüksek tansiyon hastasıydı. Aynı şey görümcemde de var, kayınpederimde de vardı. İki kere kanama geçirdi. Dışa vurdu, eğer içe vursaydı beyin kanaması geçirebilirdi. Biz bunu çok ifade ettik, çok dilekçe gönderdik. Sesimizi duyuramadık.

YEDİ KİŞİLİK KOĞUŞTA 45 KİŞİ KALIYORLARDI, EŞİM YERDE YATIYORDU

7 Nisan 2017’de tutuklandı eşim. Çankırı’da öğretmendi. Yemeyip içmeyip şikayet edenler olmuş. Çankırı’da Diyanet’e bağlı olarak din görevlisiydi ilk başta. Daha sonra öğretmen olmuştu. Şikayet edenler imamdı demiş. Artık o imamdır lafını nasıl anladılarsa… Apar topar İzmir’de Noter’de aldılar. Çankırı’da 7 gün gözaltında kaldı, sonra Çorum’a götürülmüştü.

7 ay kadar normal koğuşta durdu. 7 kişilik yerde 45 kişi kalıyorlardı ve eşim yerde yatıyordu. Sıcak su haftada bir gün veriliyordu. Kişi başına 10 dakika düşüyordu, bu 10 dakikada nasıl banyosunu yapacak, çamaşırını yıkayacak. İki tuvalet ve banyo varmış koğuşta. 7 ay sonra da hücreye koydular.

Neden hücreye konulduğunu sorduk, ‘Geldiğinde de hücreye konulacaktı ama yer yoktu’ dediler. Fakat sebebini söylemiyorlar. Ve sonra da mahkeme kararı çıkarılmış, 3 ay ara ile doktor kontrolü olacak ve hücrede kalacak diye.

Cenazesi, anne, baba hatta dedesiyle gelen öğrencileriyle doluydu. İki senedir hasrettik eşime. Çocuklarım babalarını göremiyordu. Çorum’a 12 saat git, 12 saat gel… Maddi manevi, her açıdan zordu. 13 yaşındaki kızım dün sabah tabutunda gördü babasını, otopsi yapılmış halde.

Eşim o hücreden çıktı ama daha orada benim bildiğim 9 insan daha var. Ve bunların içinde 25 yaşında, üniversiteyi yeni bitirmiş delikanlılar da bulunuyor. En son görüştüğümde eşim 6 altı gündür bahçe yüzü görmedik demişti. Kantin hakları bile sınırlı.

Bir radyosu vardı, şu anda elime geldi. Radyoyu arayıp ona selam gönderirdim. Kızımın sesini duyuruyordum. Telefon gününde çocuklar okulda olduğu için konuşamıyorlardı. Arayamadığımda ‘Hanımcım neden selamını benden esirgedin’ derdi. Halbuki düşmüyordu telefon, devamlı tuşlara bastığım için elimde kaldı bir gün telefon.

Yüksek tansiyon hastası, iç kulaktan ameliyatlı, bir kulağı duymuyordu, şeker var, mideden rahatsız, bir diz menisküslü, birine sıvı vermişlerdi, bel fıtığı, boyun fıtığı, prostat, hangi birini sayayım. Ve orada psikolojik tedavi görmeye başladı. Annesi içerideyken vefat etti. İki yılda çok çöktü eşim. Biz bunları hak etmedik. İnsanlık bu kadar ucuz mu, hiç mi değerimiz yok. Biz bunları hak edecek ne yaptık…”

BOLD ÖZEL

AİHM Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma istedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK’lı Yüksel Yalçınkaya’nın ardından Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma talep etti. Türk hükumetinden cemaat davalarında öne sürülen Bylock, Bankasya, dernek üyeliği, HTS kayıtları gibi delillerin hukukiliğini kanıtlaması istendi.

BOLD ÖZEL – AİHM, Yüksel Yalçınkaya’nın davasının ardından cemaat davalarında yargılanan Şaban Yasak, İbrahim Ürün, Gültekin Sağlam ve Sefer Çolakoğlu’nun başvuruları üzerine Türk hükumetinden detaylı savunma istedi. AİHM, davalarda sunulan Bylock, Eagle, Kakaotalk mesajlaşma programları, Bankasya, dernek üyeliği ve HTS kayıtları gibi delillerin hukuki olup olmadığını sorguladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, özel yaşam ve aile hayatına saygı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, ve etkili başvuru hakkı maddeleriyle ilgili ihlal iddialarını Türk hükumetine tebliğ etti. Türk hükumeti, AİHM’nin sorularını 4 ay içerisinde cevaplamak zorunda. 

AİHM’DEN HÜKUMETE: BYLOCK HUKUKA AYKIRI MI ELDE EDİLDİ?

AİHM, 3 başvuruda Bylock’un elde ediliş şeklini, kullanıcılık iddialarını çürütmek için başvurucuya gerekli olanakların sağlanıp sağlanmadığını, bu verilerin güvenilirliğini ve yasal saklama süresi geçmiş internet trafik bilgilerinin kullanılmasının hukuki olup olmadığını sordu. Türk hukukunda dijital delillerin toplanmasını düzenleyen yasal hükümleri soran AİHM, yargının Bylock delillerinin elde ederken hukuka uygun hareket edip etmediklerini sordu. Hükumetten, Bylock verilerini savcılık makamlarına teslim etmeden önce, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tarafından elde edilen ham verilerin neler olduğu ve MİT’in bu verileri, başvuran dahil olmak üzere ByLock’un bireysel kullanıcılarını belirlemek için nasıl işlediğini açıklaması istendi.  Ayrıca adli kolluk yetkisi olmayan MİT’in dijital materyalleri ele geçirmesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134’ncü maddesine uygun olup olmadığı, MİT’in Bylock’la ilgili verileri hangi yasal temelde elde ettiğinin açıklanması istendi. Bylock’la ilgili verilerin bütünlüğünü, doğruluğunu ve tutarlılığını belirlemek için bağımsız bir uzman incelemesi yapılıp yapılmadığı da soruldu.

TERÖR SUÇU SORGULAMASI

Ayrıca AİHM, Hizmet hareketi gönüllülerinin yargılandığı davalarda TCK’nın 314’ncü maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını,  ulusal mahkemelerin bu suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini usulüne uygun bir şekilde tespit edip etmediklerini sordu.

AİHM, gerçekleştirildiği tarihte suç oluşturmayan bankaya para yatırma, sendika ve derneklere üyelik gibi eylemlerin cezalandırmaya esas alınmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesine uygunluğu kapsamında değerlendirecek.

AİHM, GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELEYİ SORDU

Yüksek lisans öğrencisiyken Çorum’da gözaltına alınıp tutuklanan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Şaban Yasak’ın başvurusunda ise AİHM, gözaltındaki kötü muamele iddialarını sordu. AİHM, başvurucunun gözaltında aşırı kalabalık odalarda tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği şikayetini de Türk hükumetinin yanıtlamasını istedi.

AYM’YE ETKİLİ İÇ HUKUK YOLU İNCELEMESİ

İbrahim Ürün’ün başvurusunda Anayasa Mahkemesi’nin etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığına cevap arayan AİHM, Anayasa Mahkemesinin AİHS’deki şikayetlere cevap vermediği iddiasını araştırmak için sorular yöneltti. AYM’nin başvuranın şikayetlerin doğru bir şekilde inceleyip incelemediğini soran AİHM, “AYM etkili bir iç hukuk yolu oldu mu?” diye sordu.

AİHM’den Cemaat davalarının seyrini değiştirecek hamle

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üç kız kardeşin 8 Mart’ı: İkisi sürgünde biri ise tutsak!

15 Temmuz bahane edilerek ‘terörist’ suçlamasıyla yargılanan Dilek, Kader ve Sibel kardeşler, Türkiye’deki yüz binlerce insan gibi hukuksuzlukların mağduru oldu. İşten kovuldular, sürgün edildiler, hapse atıldılar…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dilek Dost, Kader Demirel ve Sibel Tuz’un hayatları 15 Temmuz 2016’dan sonra kabusa döndü. Dilek Dost, eşi tutuklu diye ilaç almaya gittiği eczaneden kovuldu. Sibel Tuz, hukuksuzluklar nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Üç üniversite mezunu ziraat mühendisi Kader Demirel ise İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu…

DİLEK DOST: KOCASI TUTUKLU DİYE ECZANEDEN KOVULAN BİR KADIN

Dilek Dost.

Üç çocuk annesi 51 yaşındaki Dilek Dost, 18 ay hapis yattıktan sonra 7 Aralık 2017’de tahliye edilen eşinden 4 gün sonra İstanbul’da gözaltına alınıp Kahramanmaraş’a götürüldü. AKP hükümetinin kayyım atadığı, kapatılan derneklerde yöneticilik ve Maraş’ta bir kız yurdunun müdürlüğünü yaptığı için aranıyordu. Polis sorgusunda kendisine neden o yurtta çalıştığı soruldu. Gazete aboneliği, Bylock programını kullanması, Bank Asya’da parasının olması, kapatılan Lalegül Derneğine üyeliği, çocuklarını kapatılan okullara göndermesi gerekçe gösterilerek 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bir hafta gözaltında kaldıktan sonra denetimli serbestlikle bırakılan Dilek Dost, ülkesinde hayat tutunmak için çok mücadele etti. Eşinin memleketi Giresun Tirebolu’da bir tekstil atölyesinde çalıştı. O dönemde asgari ücret 1700 TL olmasına rağmen, işvereni tarafından büyük bir haksızlığa ve ayrımcılığa maruz kaldı. Sırf eşi tutuklu olduğu 1000 TL maaşla çalışmaya razı oldu. Akrabalarının lokantasında çalışırken de ucuz iş gücü muamelesi gördü. Eşi tutuklu olduğu dönemde bir süre İstanbul’daki babasının evinde yaşayan Dilek Dost, bir ihracat firmasında 40 kişiye aşçılık da yaptı.

“KIRK KİŞİ SİZE HAKİMLİK, SAVCILIK YAPIYOR”

Atatürk Üniversitesi Muhasebe bölümünden mezun olan Dilek Dost’un çevresinden gördüğü baskı ise dayanılmazdı. O günleri şöyle anlatıyor: “Eşim içeride ama bana kırk kişi hakimlik, savcılık yapıyor. Herkes soruyor, cevap veriyorsunuz ama asla tatmin olmuyorlar. Kapatılan kurumlarda çalıştığımız, çocuğumuzu okula verdiğimiz ve bankaya para yatırdığımız için bunları yaşıyoruz. ‘Beni niye almıyorlar, demek ki bir şey yaptınız’ diye bakıyorlar. Hapisteki insan bir savcıyla, bir hakimle muhatap, dışardaki insan herkese ifade veriyor.”

Dilek Dost’un ilaç almaya gittiği bir eczanede yaşadığı daha da korkunç: “Ben tansiyon ve şeker hastasıyım. O dönem eşimin memleketi Tirebolu’dayım. İlaçlarım için her ay bir eczaneye gidiyordum. Eczacı ‘neden yazdırmıyorsunuz’ diye sordu. Sosyal güvencemiz olmadığını söyledim. Birkaç kez böyle sordular. En sonunda eşimin içeride olduğunu söyledim. Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Abla ilaçlarını bir dahakine başka bir eczaneden al. Size yaşam alanı tanınmayınca mecburen ülkenizden ayrılmayı düşünüyorsunuz.”

KADER DEMİREL: BİR FABRİKATÖRÜN EVİNE TEMİZLİĞE GİDEN 3 DİPLOMALI KADIN

Kader Demirel.

Dilek Dost’un bir küçüğü olan 48 yaşındaki Kader Demirel, 8 Aralık 2020’de İzmir’de GBT kontrolünde “kaçma şüphesiniz var” denilerek tutuklanıp Şakran Cezaevine gönderildi. O da tıpkı ablası gibi aynı nedenlerle yargılanmış ve 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunan Demirel, eşi tutukluyken karşısına çıkan her zorlukla mücadele etmiş, ama kimseye derdini anlatamamıştı.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Mühendisliği mezunu olan Kader Demirel, daha sonra iki yıl sosyoloji ve ilahiyat okudu. Kütahya Sosyal Hizmetler İl müdürü olan eşi tutuklanınca her şeyi bir kenara bıraktı. Önce, saati bulaşıkçılık yapmak için görüşme gitti. Onun da eşinin tutuklu olmasını öğrenen iş sahibi fırsatçılık yapıp saatine bir saat bulaşık yıkaması karşılığında 3 TL verdi. O kapıdan boş dönen Kader Demirel, bir fabrikatörün evine temizliğe gitmeye başladı. 15 Temmuz’un hemen ardından tutuklanan eşi 4,5 yıl hapis yattıktan sonra denetimli serbestlikle bırakıldı ancak bu kez 3 ay önce kendisinin cezaevi süreci başladı.

SİBEL TUZ: “SUÇLU OLSAM BEN GİDİP KENDİM TESLİM OLURUM”

Sibel Tuz ve Dilek Dost, artık Almanya’da yaşıyor ve yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar.

Üç kız kardeşin en küçüğü Sibel Tuz (41), Atatürk Üniversitesi’nde Tıbbi Laboratuvar bölümünden mezun olduktan sonra 2016’ya kadar İstanbul’daki Beyaz Çizgi Derneği’nde çalıştı. Önce Haziran 2016’da dernek kapatıldı. O da ablaları gibi dernekte çalıştığı için, gazeteye abone kampanyaları düzenlediği için terör örgütü üyesi olduğu iddia edilince ülkesinden ayrılmaya karar verdi. Ama bunu hemen yapamadı. Çocuklarının pasaportu yoktu. 15 Temmuz’dan sonra önce eşi Afrika’ya gitti. Kendisi İstanbul’da, 1, 3 ve 5 yaşlarındaki üç çocuğuyla, kimi zaman annesinin kimi zaman ablarının desteğiyle hayatta kalmaya çalıştı.

Sibel Tuz o günlerin çok zor geçtiğini anlatıyor: “Yaşadıklarımı imtihanım olarak görüyorum ama yapılan haksızlıkları da kabul edemiyorum. Benim bir hatam, suçum olsa zaten vicdanım rahat etmez gidip kendim teslim olurum. Cezam neyse çekerim. Ama hiçbir şey yapmamışsınız, kimseye zarar vermemişsiniz, size bir ceza kesiliyor. Tabi ki bu kabul edilecek bir şey değildi. Ülkemle vedalaşamadan, son bir kez bakamadan Meriç’i geçmek zorunda kaldık. Ya nehri geçip hayatta kalacaksın, ya ölümle burun buruna geleceksin ya da özgürlüğünden mahrum olacaksın. Yıllarca üç seçenek arasında yaşamaya mecbur bırakıldık. Çocuklarıma dedeleri pasaport çıkarttı. Onlar aile birleşimiyle Almanya’ya geldi. 60-70 yaşındaki anne-babamız çok yıprandılar, beklediler, ağladılar, yol gözlediler. Yaşadığımız sıkıntılarda hep yanımızda olan babamız stresten kanser oldu ve iki ay önce kaybettik.”

17 Nisan 2019’da Meriç geçip Yunanistan’a giden oradan da Almanya’ya ulaşmayı başaran Sibel Tuz, eşi ve çocuklarıyla sonunda biraraya gelebildi. Şimdi bir yandan dil ve kültürünü öğrenerek Almanya’ya adapte olmaya çalışıyor diğer yandan da dördüncü çocuğunu büyütüyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

3. dalga mı?: Korona hasta sayıları patladı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, haftalık korona hasta sayılarını gösteren haritayı paylaştı. Türkiye’nin 81 ilinde de Kovid-19 hasta sayısı arttı.

BOLD – Bütün şehirlerde korona hasta sayısı arttı. En fazla artış ise Sinop’ta oldu. 100 bin kişide 160 hastanın görüldüğü Sinop’ta 27 Şubat-5 Mart haftasında 314,15 vaka tespit edildi. Bu oranla Sinop yüksek riskli şehirler kategorisinde yer aldı.

İSTANBUL VE ANKARA’DA DA ARTTI

Bold, Bakan Koca’nın paylaştığı 27 Şubat-5 Mart tarihli İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritasını bir önceki haftayla karşılaştırdı. Buna göre İstanbul’da 100 bin kişide 99,18 vaka görülürken yeni haritada 117,57’ye yükseldi. Ankara’da ise 100 bin kişide testi pozitif çıkan kişi sayısı 33,84’ten 54,83’e tırmandı. İzmir’de de tablo değişmedi ve bir haftada vaka sayıları hızlıca tırmandı.

Mavi kategorideki düşük riskli Doğu ve Güneydoğu illerinde de hasta sayılarında hızlı bir artış yaşandığı haritaya yansıdı.

21-26 Şubat İllere Göre Vaka Sayısı Haritası

BAKAN DETAY VERMEDİ

Bakan Koca, “Kontrollü normalleşme için illerimizin 100.000 nüfusa karşılık gelen haftalık vaka sayılarını içeren insidans haritasının güncel hali ektedir. Yüksek riskli illerimiz risklerini düşürmek için daha tedbirli olmalı. Normalleşme kontrollü gerçekleşmeli” çağrısında bulundu.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0