Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

L’Express: Erdoğan, Putin’in pençeleri arasında

Fransız L’Express gazetesinin baş editörü Christian Makarian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye konusunda Rusya ile aynı cephede yer alması ve ABD-İran geriliminde Tahran’a destekte bulunmasıyla ‘çok şey kazandığı’ yorumunda bulunarak, “Rusya’yla artan alışveriş, Türk akımı projesi, S-400 satın alınması ve Türkiye’de üretilmesi… Fakat bütün bunlar için ödenecek bir bedel var. Başka bir deyişle, Erdoğan kendini Putin’in pençeleri arasına aldı” dedi.

Makarian, ‘Erdoğan Putin’in pençeleri arasında’ başlıklı analizinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’yla son zamanlarda gelişen ilişkileri çerçevesinde S-400 alma planlarını ve Türk Akımı projesi gibi gelişmelerin Türkiye için bedelinin ‘Rusya’ya bağlı hale gelmek’ olduğunu savundu. Makarian’ın ‘Erdoğan, Putin’in pençeleri arasında’ başlıklı analizi şu şekilde:

“Suriye’de Beşar Esad’ın askerleriyle, cihatçı gruplar arasındaki savaş yabancı odakların çıkarlarına dokunuyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Suriye’de kendisine Ruslar ve İranlılarla pazarlık etme olanağı sağlayacak bir etki bölgesi kurmayı düşünüyordu. Öyle bir şey olmayacak.

“Türkiye sınırında yaşanan kuşatma, Suriye’deki karışıklığın absürtlüğünü gözler önüne seriyor”

Rus hava kuvvetlerinin desteğini de alan Esad’ın orduları, sarsılmaz bir mantıkla cihatçıların son kalelerinden biri olan İdlib cephesinde savaşı yine üzerine çekti. Suriye’nin kuzey batısında yer alan, Türkiye’nin Hatay şehrinin sınırında yaşanan kuşatma, Suriye’deki karışıklığın absürtlüğünü gözler önüne seriyor. Kaybedecek bir şeyi olmayan cihatçılar ve hiçbir şeyin durduramayacağı ordu arasındaki savaş, oyundan çıkan batılı güçlerin gözleri önünde yaşanıyor.

Kartlar bu defa, El Kaide’nin Suriye kolu olan ve Nusra cephesi olarak bilinen, daha sonra El Kaide ile bağlarını kopardığını açıklayan Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) gücünü kırmak için açıldı. HTŞ, İdlib’de toplanmadan önce şüphesiz Şam’da Esad’ın askerlerine en çok sıkıntı yaratan gruptu.

Fakat, cehennemvari bir durum, bölgedeki yabancı güçlerin çıkarlarıyla çatışıyor. Erdoğan Türkiye’si El Nusra cephesinde başından beri Esad’a karşı silahlı mücadelenin öncüğünü gördü ve onlara kesin destek verdi. Katar da aynı şekilde Ankara’yla uyum içinde hareket etti. 2014 yılında İslam Devleti’nin hızla yayılmasından sonra, El Nusra, Esad’ın düşürülmesi dışında her türlü amacı güden hilafetle ayrılma yoluna gitti.

2016’da İslam Devleti’ne karşı savaşta Batılılar, Suriye Kürtlerini müttefikleri yaparken Türkiye, ABD’nin baskısı altında terörle mücadele kapsamında rehin vermek zorunda kaldı. El Nusra ise Türkiye’nin de baskısıyla El Kaide’den ayrılma yoluna gitti.

“Cihatçıları tasfiye etmek, Türkiye’ye yönelecek büyük bir göçe neden olacak; bu Erdoğan için kabul edilemez”
Şimdi? İdlib’de 3 milyona yakın kişi cihatçılar tarafından esir alındı. ‘Terörist yuvası’ haline gelen bölgeyi geri almak Suriye rejimi için çok önemli çünkü iki temel yol bu bölgeden geçiyor: Kuzey- güney ekseninde Şam- Halep yolu ve batı-doğu güzergahında Lazkiye-Halep yolu. Cihatçıları tasfiye etmek hali hazırda 3.5 milyon Suriyeli’nin bulunduğu Türkiye’ye yönelecek büyük bir göçe neden olacak. Bu Erdoğan için kabul edilemez fakat İdlib’deki başarısızlığı çok bariz ve bölgede Esad’ın bütün bunları bitirdiğini görmek isteyen müttefikler, Rusya ve İran sabırsız.

Mayıs 2017’de Astana’da Erdoğan, İdlib’deki teröristleri bastırmayı taahhüt etti ancak bu hiç gerçekleşmedi. İdlib’dekiler Suriye ordusuna saldırmayı bırakmadı ve Rus hava üssünü hedef aldı. İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani ve Vladimir Putin’in artan baskısı üzerine Erdoğan, Suriye’nin kuzey batısında bir ‘güvenli bölge’ oluşturmak karşılığında İdlib’deki cihatçıları serbest bırakmayı ve Suriye’deki Kürtlerin pozisyonunu bozmayı amaçlıyor.

Kısa ya da orta vadede, Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’deki umutları boşa çıktı. Vladimir Putin’le yakınlığı ve ABD’nin Tahran’a desteğini çekmesinde karşı tarafta bulunarak Türkiye Cumhurbaşkanı pek çok şey kazandı: Rusya’yla artan alışveriş, Türk akımı projesi, S-400 satın alınması ve Türkiye’de üretilmesi… Fakat bütün bunlar için ödenecek bir bedel var. Başka bir deyişle, Erdoğan kendini Putin’in pençeleri arasına aldı.”

Dünya

AİHM’in ifade özgürlüğü ihlal listesinde Türkiye yine zirvede

AİHM’in 2020 bilançosu açıklandı. Türkiye bir kez daha ifade özgürlüğünün en çok ihlal edildiği ülke oldu. AİHM’e yapılan dava başvurularında Türkiye, Rusya’dan sonra ikinci sırada yer aldı.

BOLD – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2020 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bugün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Türkiye yine ifade özgürlüğünün en çok ihlal edildiği Avrupa ülkesi oldu.

TÜRKİYE’DEN 11 BİN 150 BAŞVURU YAPILDI

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre bir önceki yıl olduğu gibi geçen yıl da AİHM’nin iş yükünün önemli bölümünü Rusya, Türkiye, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları oluşturdu. AİHM’de hâlihazırda karara bağlanmayı bekleyen yaklaşık 62 bin dava başvurusu bulunuyor. Rusya 13 bin 800 dava başvurusuyla ilk sırada yer alıyor. Rusya’yı 11 bin 150 başvuruyla Türkiye, 10 bin 250 başvuruyla Ukrayna, 7 bin 700 başvuruyla Romanya izliyor.

AİHM 871 KARAR AÇIKLADI

Avrupa genelinden 32 bin 232 başvuruyu değişik nedenlerden ötürü kabul edilemez bulan AİHM pandeminin oluşturduğu elverişsiz şartlara rağmen geçen yıl toplam 871 davada karar açıkladı. Bunların 762’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlaline hükmederken, 84’ünde ihlal bulmadı. Davaların 6’sı dostane çözümle, 24’ü ise diğer yollardan sonuçlandı.

TÜRKİYE İLE İLGİLİ 97 KARAR VERİLDİ

Hakkında en fazla karar açıklanan devletler sırasıyla Rusya (185), Türkiye (97), Ukrayna (86), Romanya (82) ve Azerbaycan (37) oldu. AİHM geçen yıl Avusturya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve İsveç hakkında hiçbir karar açıklamadı. Andora, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, Monako, Çekya ve San Marino hakkında ise sadece 1’er davada karar yayınladı.

TÜRKİYE’DE EN FAZLA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ

Türkiye hakkında açıklanan 97 karardan 85’inde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılırken, altı davada ihlal bulunmadı; bir dava dostane çözümle, beş dava ise diğer yollardan sonuçlandı. Türkiye davalarında en fazla AİHS’nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10’uncu maddesinin ihlaline hükmedildi.

HER DEVLETİN ÖDEV VE SORUMLULUĞU

AİHM Başkanı İzlandalı yargıç Robert Spano, bilanço hakkında yaptığı açıklamada, mahkemenin, pandeminin meydana getirdiği dramatik koşullara yargıçlarının ve personelinin fedakârlığı sayesinde ayak uydurmayı başardığını söyledi. Hukuk devleti, insan hakları ve adaletin bağımsızlığıyla ilgili ciddi sınamalarla karşı karşıya olunduğunu belirten Spano, AİHS’nin hukuk devleti çerçevesinde işlev gören güçlü, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından pratikte uygulamasını sağlamanın Avrupa Konseyi üyesi her devletin ödev ve sorumluluğu olduğu mesajı verdi.

Türkiye’nin varlıklarını geliştirmek için kuruldu ülkenin kökünü kuruttu

 

 

Okumaya devam et

Dünya

Dünya korona ile yine yolsuzluğa battı: Türkiye 86’ncı sırada

Ülkelerin üçte ikisinde yoğun olarak yolsuzluk görülüyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 86’ncı sırada. Korona salgını da yolsuzluk yapan hükumetlerin işine yaradı.

BOLD – Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2020 Yolsuzluk Algı Endeksi’ni açıkladı. Örgütün hazırladığı endekste yolsuzluk, 0 ila 100 arasında derecelendiriyor. Buna göre, 0 yolsuzluğun çok yoğun olduğu, 100 ise tamamıyla yolsuzluktan arınmış ülkelere işaret ediyor.

Deutsche Welle’den Martin Nicolas ve Burak Ünveren’in aktardığına göre endekste, dünyadaki yolsuzluk oranının, bir önceki yıla benzer bir seviyede seyrettiği belirtildi. Buna göre, 2020 yılında, dünya ülkelerinin üçte ikisi 50’nin altında kalmış bulunuyor.

TÜRKİYE İLE AYNI PUANI ALDILAR

Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre 40 puan alan Türkiye, küresel sıralamada 180 ülke arasında 86’ncı sırada bulunuyor. Türkiye geçen yıl yayınlanan endekste ise 39 puan ile 91’inci sırada yer almıştı.

2020 yılı endeksinde, Türkiye ile aynı puanı paylaşan ülkeler, Trinidad ve Tobago, Doğu Timor, Fas, Hindistan ve Burkina Faso oldu.

Endekse göre, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler ile de karşılaştırıldığında, 44 ile AB içinde en düşük puanı alan Romanya’nın da gerisinde kaldı. Türkiye, Ekonomik ve İşbirliği Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında da sondan üçüncü sırada yer aldı.

İstanbul’da bulunan Uluslararası Şeffaflık Derneği, Türkiye’nin küresel sıralamada “ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlıkların yoğun olduğu, demokrasi ile tanışamamış birçok ülkenin gerisinde” kaldığına dikkat çekti. Dernek’ten yapılan açıklamaya göre, 2012 yılından bu yana puanı ve sırası hızlı bir biçimde düşmekte olan Türkiye, bu yıl 1 puan fazla almasına karşın son 8 yıl içinde en çok gerileyen 5 ülke arasındaki yerini değiştiremedi.

ENDİŞE VERİCİ DURUM SÜRÜYOR

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı E. Oya Özarslan da Türkiye açısından sonucu şu sözlerle değerlendirdi:

“Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda endişe verici durumunu koruyor. Temelli bir adım atmadığımız sürece de böyle olmaya devam edecektir. Küresel bir salgını yaşadığımız bu günlerde sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlara gitmesi gereken ülke kaynaklarının korunması herkesin derdi olmalı.”

DANİMARKA VE YENİ ZELANDA

Yolsuzluk Algı Endeksi’nin ilk sırasılarında, 88’er puan alan Danimarka ve Yeni Zelanda yer aldı. Bu iki ülkeyi 85’er puanla Finlandiya, Singapur, İsveç ve İsviçre takip etti. Almanya, 2019’da olduğu gibi 80 puanla 8’inci sırada geldi.

Dünyada en fazla yolsuzluğun hüküm sürdüğü ülkeler ise 12’şer puanla Somali ve Güney Sudan oldu. Onların önünde ise 15’er puanla Venezuela ve Yemen ve 14 puanla Suriye yer aldı.

Bölgesel olarak bakıldığında, Sahara-Altı Afrika ortalama 32 puanla en düşük notu alırken, Batı Avrupa ise 66 puan ile en yüksek nota layık görüldü. Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki ülkelerin ortalama puanı ise 36 oldu. Bu grupta Türkiye, Gürcistan, Ermenistan, Belarus ve Karadağ’ın ardından 5’inci sırada geldi.

KAYDA DEĞER DEĞİŞİKLİKLER

Uluslararası Şeffaflık Örgütüne göre, 2012 yılından bu yana 48 ülkenin puanında “kayda değer değişiklikler” görüldü. Söz konusu zaman diliminde 26 ülkenin puanı yükselirken, 22 ülkenin puanı ise düştü. Yunanistan, Myanmar ve Ekvador yolsuzlukta hafif düşüş görülürken, Lübnan, Malavi ve Bosna-Hersek ise zıt yönde yol aldı.

DÜNYANIN ÜÇTE İKİSİNDE YOLSUZLUK VAR

Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı Daniel Eriksson, “Dünyanın üçte ikisinde yolsuzluğun olduğu söylenebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Derecelendirmesini yaparken öncelikli olarak rüşvet, zimmete para geçirme ve adam kayırmanın ülkelerde ne kadar yaygın olduğunu inceleyen endeks, söz konusu ülkelerde yolsuzlukla mücadele yasalarının olup olmadığını ve bu yasaların uygulanıp uygulanmadığını da dikkate alıyor.

Bu yılki endeks, koronavirüs pandemisi nedeniyle, yolsuzluk ile sağlık hizmetleri arasındaki bağlantıya da odaklanıyor.

Eriksson, “Yolsuzluk seviyesi ve pandemi nedeniyle yaşanan sağlık krizine verilen yanıt arasında bir bağlantı olduğu ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulunarak, “Pandemi maalesef yolsuzluk yapan hükumetler için iyi bir zaman” diye konuştu.

ŞEFFAF DAVRANMIYORLAR

Otoriter hükumetlerin özellikle tıbbi araç-gereç ve maske alım süreçlerinde şeffaf davranmadığını kaydeden Eriksson, “Maliyeti halkın sırtına yükleyerek, kendilerini zenginleştirmek, paraları kendi ceplerine indirmek için cazip bir süreç” dedi. Yoksul Asya ve Afrika ülkelerinde sağlığa daha az yatırım yapıldığını vurgulayan Eriksson, “Şunu çok somut biçimde söyleyebiliriz: Yolsuzluk can alıyor” ifadelerini kullandı.

Eriksson, “Toplumlar demokratikleştikçe, açıklaştıkça, şeffaflaştıkça, yolsuzlukla mücadele etme kabiliyetleri de artıyor. Görüyoruz ki düşünce özgürlüğünün altını oyan, insan haklarını ihlal eden bazı ülkelerde yolsuzlukla mücadele kabiliyeti de çok düşük” değerlendirmesinde bulundu.

Adam kayırma, yolsuzluk ve rüşveti görünür kılmayı hedefleyen Yolsuzluk Algı Endeksi, 2004 yılından bu yana her yıl yayınlanıyor.

Okumaya devam et

Dünya

Antony Blinken’in yakından tanıdığı Türkiye’ye bakışı nasıl olacak

Antony Blinken

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken oldu. Senato‘da yapılan oylamada, Antony Blinken’ın ataması 22’ye karşı 78 oyla onaylandı. Antony Blinken, uzun yıllar Demokrat Partili yönetimlerde Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde önemli görevler üstlendi. Türkiye’yi de yakından tanıyan bir isim.

BOLD –  Antony Blinken ABD’nin yeni Dışileri Bakanı oldu. ABD Senatosu, Başkan Joe Biden’ın Dışişleri Bakanlığı’na aday gösterdiği Antony Blinken’ı  78’e karşı 22 oyla seçti.

Blinken Twitter’da paylaştığı mesajında da kariyerinin başladığı yere dönmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Blinken, ”1993’te Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başlamıştım. Bugün bakanlığın kadınlarına ve erkeklerine 71’inci Dışişleri Bakanı olarak liderlik etmek hayatımın onuru” ifadelerini kullandı.

ABD’nin 71. Dışişleri Bakanı Antony Blinken yemin ederek görevine başladı. Blinken’in yemin törenini bakanlığın yönetim müsteşarlığına vekalet eden Carol Perez yönetti

Akşam saatlerinde Dışişleri Bakanlığı’na gelen Blinken, ABD Anayasası’na el basarak yemin etti. Yemin törenini bakanlığın yönetim müsteşarlığına vekalet eden Carol Perez yönetti.

Antony Blinken uzun zamandır Biden’a yakın bir diplomat. Blinken, Biden başkan yardımcısıyken Barack Obama yönetiminde 2015-2017 yılları arasında Dışişleri Bakan yardımcılığı yapmıştı.

Blinken, 2013-2015 yılları arasında ise Barack Obama’nın ulusal güvenlik danışman yardımcısı ve Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev almıştı.

Demokrat Parti içindeki dış politika çevrelerinde 30 yıldır politika yapıcı bir isim olan Blinken, uzun zamandır Biden’ın dış politika danışmanlığını yapıyor.

EĞİTİMİ

58 yaşındaki ABD’nin 71. Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 16 Nisan 1962’de Yahudi bir ailenin (Judith ve Donald M. Blinken) çocuğu olarak New York’ta dünyaya geldi.

Babası Donald M. Blinken, Bill Clinton döneminde 1994-1997 yılları arasında ABD’nin Macaristan Büyükelçisi olarak görev yaptı. Antony Blinken’ın amcası Alan Blinken ise aynı dönemde ve aynı yıllar arasında ABD’nin Belçika Büyükelçisi olarak görev aldı.

New York ve Paris’te ilk ve orta eğitimini tamamlayan Antony Blinken, 1984 yılında Harvard Üniversitesi’nden lisans derecesini, 1988 yılında Columbia Hukuk Fakültesi’nden doktora derecesini aldı ve bir süre avukatlık yaptı.

CLINTON VE BUSH YÖNETİMLERİ

Blinken, yirmi yıldan fazla 3 yönetimde üst düzey dış politika pozisyonlarında bulundu. 1994-2001 yılları arasında Beyaz Saray’da Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) kadrosunda görev yaptı. 1994’ten 1998’e kadar Blinken, Başkan Bill Clinton’ın Özel Asistanı ve Stratejik Planlama Kıdemli Direktörü ve NSC’nin Konuşma Yazımı Kıdemli Direktörü idi. 1999’dan 2001’e kadar Başkan’ın Özel Asistanı ve Avrupa ve Kanada İşlerinden Sorumlu Kıdemli Direktör oldu.

Blinken, 2002 yılından 2008 yılına kadar ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Joe Biden’ın personel müdürü olarak görev yaptı. Aynı zamanda Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yaptı.

Bu dönemde ABD’nin 2003 yılında Irak’ın işgali politikasını destekledi ve Joe Biden’ın da bu yönde görüş beyan etmesinde etkili oldu.

2008’de Blinken, Joe Biden’in başkanlık kampanyası için çalıştı ve Obama-Biden başkanlık geçiş ekibinin üyesi oldu.

OBAMA YÖNETİMİ

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Antony Blinken

2009-2013 yılları arasında Başkan Barack Obama için ‘danışman yardımcılığı’ ve Başkan Yardımcısı Joe Biden için Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevlerinde bulundu. Bu pozisyonda Afganistan, Pakistan ve İran’ın nükleer programına ilişkin ABD politikasının oluşturulmasına yardımcı oldu.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI

7 Kasım 2014’te Başkan Obama, William Joseph Burns’ün yerine Blinken’i Dışişleri Bakan Yardımcısı görevine aday göstereceğini açıkladı. Senato, 16 Aralık 2014’te 55’e 38 oyla Blinken’in Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini onayladı.

Blinken, o dönemde ABD’nin Libya’ya askeri müdahalesini destekledi ve Suriyeli muhalif gruplara silah verilmesi yönünde görüş bildirdi.

BIDEN YÖNETİMİ

Blinken, 2020 başkanlık kampanyası sırasında Demokrat aday Joe Biden’ın dış politika danışmanlığını yaptı. 22 Kasım 2020’de Biden’ın Blinken’i Dışişleri Bakanı adayı olarak seçtiği bildirildi.

KİŞİSEL HAYAT

Blinken, 2002 yılında,  Evan Ryan ile Washington’daki Holy Trinity Katolik Kilisesi’nde bir haham ve bir rahip tarafından düzenlenen bir törenle evlendi.

YENİ YÖNETİMİN DIŞ POLİTİKADAKİ EN ÖNEMLİ İSMİ

Blinken’ın Başkan Joe Biden’ın dış politika konusundaki en kritik isimlerden birisi olması bekleniyor.

Biden yönetiminin, eski Başkan Donald Trump’ın ABD’yi dünyanın geri kalanından uzaklaştırma siyasetinin aksine uluslararası kurumlara önem veren, müttefiklerle yakın ilişkiler kuran ve askeri müdahaleler konusunda temkinli davranan bir yaklaşım benimseyeceği öngörülüyor.

Blinken, Kongre oturumları sırasında önceliğinin ABD’nin güvenilir bir müttefik olarak dünya sahnesindeki yerini sağlamlaştırmak olacağını belirtti.

Yeni dışişleri bakanı, ABD Senatosu’nda onay süreci sırasında yaptığı açıklamalarda Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’nde Uygurlara ve diğer dini azınlıklara karşı giriştiklerini “soykırım ve insanlığa karşı suç” olarak tanımladı.

Antony Blinken, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın Suriye’nin kuzeyinden asker çekme kararını da eleştirdi.

ANTONY BLINKEN TÜRKİYE HAKKINDA NELER DÜŞÜNÜYOR?

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken

Antony Blinken, esasında Türkiye’nin de çok yakından tanıdığı bir isim. Barack Obama döneminde özellikle Suriye, IŞİD ve Suriye Demokratik Güçleri üzerine yapılan müzakerelerde önemli roller aldı.

Blinken, Türkiye’de 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin yaşandığı dönemde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısıydı.

Konuşmalarında Suriye’de IŞİD’le mücadele ve mülteciler konularında NATO müttefiki Türkiye ile işbirliğinin önemini vurguluyor ama bir yandan da insan hakları, şeffaflık ve demokrasi vurgusunu dile getiriyordu.

2016 sonbaharında Türk Amerikan ilişkileri yıllık konferansında yaptığı bir konuşmada “Evet farklılıklarımız var ama onları açık, doğrudan ve dürüst bir şekilde dostlar ve ortaklar olarak konuşuyoruz. NATO müttefiki ve dostumuz Türkiye’nin demokratik ilkeler ve terörle mücadelede yanındayız. Aynı zamanda Türkiye hükümetini hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklerin korunmasına teşvik ediyoruz. Bunlar bir ulusun gücü ve sağlıklı bir iş ortamı bakımından temel faktörlerdir” demişti.

15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni birkaç ay sonra ziyaret eden Blinken, daha sonra Amerikan yönetimi adına özeleştiri yapmasıyla hatırlanıyor.

Blinken “Aslına bakarsanız bir çoğumuzun Temmuz olayları sırasında Türkiye’deki duyguların derinliğini anladığımızı, ya da belki anladığımızı ifade edebildiğimizi sanmıyorum. Bu Türk devletinin ve Türk halkının kalbine saplanan bir hançerdi” demişti.

Blinken, 15 Temmuz sonrası yaşanan tasfiyeleri ise eleştirdi.

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken

SDG’NİN SİLAHLANDIRILMASINI DESTEKLEDİ

Blinken, 2017 yılında New York Times’a yazdığı makalede, Trump yönetiminin Suriye’den çekilmesine karşı çıkmış, IŞİD’in yenilgiye uğratılabilmesi için ABD’nin Suriyeli Kürtleri silahlandırması gerektiğini savunmuştu. Makalede şu ifadeleri kullanmıştı:

“Dışişleri bakanı yardımcısı olarak, SDG’ye olan Amerikan desteğini sürdürmek adına Türk meslektaşlarımla bir ‘modus vivendi'(fiili uzlaşı) bulmak için saatler geçirdik. Suriye’nin kuzeydoğusunda Menbiç’in kurtarılmasından Rakka’nın izolasyonuna kadar, her önemli kavşakta öfkeyle protesto ettiler, uluslararası koalisyonun İncirlik hava üssüne erişimini engellemek ve terörle mücadele iş birliğini yavaşlatmak da dahil olmak üzere, girişimleri tehdit ettiler. Türk medyasında Amerikan karşıtı söylemler yükseldi. Her seferinde Obama’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile doğrudan iletişime geçmesi gerekiyordu. Başkan Trump, Pentagon’un SDG’yi silahlandırma tavsiyesini uygularsa, Erdoğan’ı gemide tutmak, onun diplomatik becerileri için son derece önemli bir test olacak.”

AYASOFYA’NIN CAMİYE ÇEVRİLMESİNE KARŞI ÇIKTI

Blinken, Temmuz ayında sosyal medyadan yaptığı paylaşımda Ayasofya’nın camiye çevrilmesine karşı çıktı ve bu tarihi yapının her dinin kullanımına açık olması gerektiğini ifade etti.

Blinken, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Joe Biden uzun zamandır kültürel ve dini alanların korunmasına kendini adamıştır. Ayasofya bir dünya mirası alanıdır ve birçok inançtan insan için paylaşılan kutsal bir alandır, bu nedenle tüm ziyaretçiler için sürekli erişim sağlamak çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

YENİ DÖNEMİN ŞİFRELERİNİ ANLATTI

Blinken, 9 Temmuz 2020’de Hudson Enstitüsü’nde katıldığı bir söyleşide de, Biden’ın seçilmesi halinde Türkiye’ye dair nasıl bir siyaset izleyeceğinin şifrelerini vermişti. Blinken, “Türkiye ile ilişkiler sizce nereye gidiyor ve bir Biden yönetimi bu alanda ne arayacaktır?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

“Bu çok zorlu bir mesele. Sizin de söylediğiniz gibi, Türkiye angajmanları, coğrafi konumu ve çıkarları açısından bir NATO müttefiki. Hayati derecede önemli bir ülke ve öyle ya da böyle, herhangi bir mesele, ihtilaf veya girişimde genellikle de temel bir şekilde önemli oluyor.

Elbette ki Türkiye ile daha yapıcı ve olumlu bir ilişkiye sahip olmanın yolunu bulmak istiyoruz fakat bu, bizzat Türkiye hükümetinin kendisinin de aynı şeyi istemesini gerektiriyor. Gerçek sorunların ve farklılıkların olduğu açık ama aynı zamanda iki tarafın da daha etkili bir şekilde birlikte çalışmasının gayet mantıklı olduğu alanlar var. Mesela Suriye bunlardan biti.

Bunu yapmanın yollarını bulabileceğimizi umuyorum fakat ilişkide karşılaştığımız bazı meydan okumaları küçümsemek de istemem. [Birlikte çalışmak] Bence, her şeyden önce son derece doğrudan ve açık bir konuşmayı gerektirecektir. Şunu söyleyebilirim ki, Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geçmişe dayanan bir ilişkisi var. Birbirlerini tanıyorlar. Birçok konuda geçmişte doğrudan temas kurdular ve bence, Türkiye’yle birlikte çalışırken şunu gördük ki, bu ilişki çok önemli. Biden’ın, birlikte ele almanın yollarını bulmamız gereken bir dizi sorunda Türk mevkidaşıyla yoğun bir görüşmeye gireceğini sanıyorum.”

KIBRIS’TA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ÖNERİSİNE KARŞI

Blinken , Türkiye’nin son dönemdeki Kıbrıs siyasetine yönelik Twitter hesabından eleştirilerde bulundu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı seçilen Ersin Tatar’ın ortak basın toplantılarında Kıbrıs için iki devletli bir çözüm önerisini dile getirmeleri ardından 27 Ekim tarihli mesajında Blinken, “… Kıbrıs için iki devletli bir çözüm çağrısını üzüntüyle karşılıyoruz. Joe Biden uzun zamandır bütün Kıbrıslıların barış ve gönencini güvence altına alacak iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon fikrini desteklediğini ifade ediyor” demişti.

DAĞLIK KARABAĞ GERİLİMİ

Dağlık Karabağ gerilimi sırasında, Biden yönetiminin Azerbaycan’a askeri ve güvenlik yardımlarını gözden geçireceğini belirtti ve Ermenistan’a güvenlik yardımı sağlanması gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE’Yİ ‘SÖZDE MÜTTEFİK’ OLARAK TANIMLADI

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçen hafta ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ndeki adaylık oturumunda uluslararası sorunlara ilişkin görüşlerini paylaştı

Blinken, geçen hafta içerisinde Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde katıldığı oturumda Türkiye’yi “sözde müttefik” olarak tanımladı ve Rusya’dan satın alınan S-400 füze savunma sistemi nedeniyle daha fazla yaptırım uygulanabileceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı,“Stratejik -ya da sözde stratejik- bir ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri Rusya ile yakın olması kabul edilemez” dedi.

Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulama kararı almıştı.

Türkiye’ye yeni yaptırımların gündeme gelebileceğini belirten Blinken, “Mevcut yaptırımların yarattığı etkiye bir bakıp görmemiz ve daha sonra da daha fazlasına gerek olup olmadığına karar vermemiz gerekiyor” dedi.

Blinken, “Türkiye müttefik bir ülke ve birçok açıdan… bir müttefikmiş gibi davranmıyor ve bu durum bizim için çok ama çok büyük bir sıkıntı yaratıyor. Bu durumun çok farkındayız” diye konuştu.

ABD Dışişleri Bakanı adayı Blinken’dan Türkiye’ye daha fazla yaptırım sinyali

Okumaya devam et

Popular