Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Trump S. Arabistan’a silah satışı için Kongre’yi devre dışı bırakacak

ABD’de Donald Trump yönetiminin, Kongre’nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne silah satışına engel olacak olası bir hamlesinin önüne geçecek bir özel yetki için girişimde bulunduğu öne sürüldü.

New York Times’ın haberine göre, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve bakanlıktan bazı yetkililer Trump’a Kongre’nin 7 milyar dolarlık silah satışını bloke etme ihtimalini devre dışı bırakacak bir acil durum yetkisi verilmesi için düğmeye bastı.

Bazı Demokrat Partili politikacılar Trump’ın söz konusu planına ilişkin ipuçlarını daha önce kamuoyuyla paylaşmıştı.

Demokrat Partili senatör Chris Murphy, söz konusu anlaşmanın “acil durum” olarak deklare edilerek Kongre’nin anlaşmayı bloke etmesinin bir yasal boşluğa delalet olduğunu ifade etti.

Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Elliot Engel de planı “Kongre’ye atılan bir tokat” olarak değerlendirdi. Engel, “Körfez Bölgesi’ndeki partnerlerinin raporlara göre bazıları yanlış ellere geçen Amerikan silahlarıyla Yemen’deki savaşa müdahil olma biçimlerinden derin bir rahatsızlık duyduğunu” söyledi.

Mart ayı sonunda ABD’de Kongre, Suudi Arabistan’a Yemen’deki savaşta verilen desteğe son verilmesi yönünde karar almıştı. ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi‘nin, Savaş Yetkileri Kanunu’na atıfta bulunarak ABD Başkanı’ndan Yemen savaşına müdahil olan ABD birliklerini 30 gün içinde bölgeden çekmesini öngören tasarıyı onaylaması Başkanın savunma politikasını doğrudan hedef alması bakımından bir ilk olmuştu.

Ancak Başkan Trump, “anayasal yetkilerini sınırlandırmaya yönelik gereksiz ve tehlikeli bir girişim” olarak değerlendirdiği kararı veto etmişti.

https:/2019/05/24/trump-onayladi-abd-iran-tehdidine-karsin-ortadoguya-1500-asker-gonderiyor/

Dünya

AKP’nin dış politikasının maliyeti: Savunma sanayii ambargolarla eziliyor

AKP hükumetinin son yıllarda takip ettiği saldırgan ve hesapsız dış politikanın Türkiye’ye maliyeti gittikçe ağırlaşıyor. Birçok alanda sıkışan AKP dış politikasının ağır bedel ödettiği alanlardan birisi de Türk savunma sanayii.

BOLD – Suriye, Libya, Dağlık Karabağ ve S-400 hava savunma sistemi… Son 5 yılda Türk diplomasinin en çok uğraşmak zorunda kaldığı alanlar arasında öne çıkıyor. Bu alanlarda atılan hesapsız ve askeri güce dayalı adımlar Türk savunma sanayisine ambargo şeklinde geri dönüyor.

Ayrıca AKP Türkiye’sinin insan hakları karnesindeki kırık notlar da batılı ülkelerin silah ambargosu kararlarında etkili oluyor.

Türk savunma sanayisine birçok ülke tarafından uygulanan açık ve gizli ambargonun etkisi gün geçtikçe daha fazla hissedilmeye başlıyor.

Ambargonun etkisinin arttığının en önemli işaretlerinden birisi, bu konuda hükumet yetkililerinden duyulan şikayetlerin artması.

“AÇIK VE GİZLİ AMBARGOLAR…”

Salı günü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından sonra yapılan açıklamada da ambargolardan duyulan şikayet dile getirildi.

Açıklamada, Toplantıda, Türk savunma sanayiinin ‘açık veya gizli ambargolarla hedef alındığı’ ifade edildi.

ERDOĞAN: KAMERA İSTİYORUZ, KAMERA VERMİYOR

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ocak ayında katıldığı bir toplantıda Türk savunma sanayiine yönelik ambargolardan şikayet etti ve damadı Selçuk Bayraktar’ın ürettiği Bayraktar İHA ve SİHA’larda hedefleme sistemlerinde kullanılan optik sistemlerini vermemesi dolayısıyla isim vermeden Kanada’yı eleştirdi.

23 Ocak’ta İstanbul Tersane Komutanlığında, MİLGEM Projesinin 5’inci gemisi olan İstanbul Fırkateyni’nin denize iniş töreninde konuşan Erdoğan, “Örneğin kamera, güya dostuz, NATO’da beraberiz. Kamera istiyoruz, kamera vermiyor. Niye, “Sen niye Ermenistan’la savaşıyorsun.” Ermenistan dostlarıma saldırıyor, elimizden gelen desteği vermek zorundayız. NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Niye böyle bir yaklaşım yapıyorsun” ifadelerini kullandı.

ALMANYA, DENİZ KUVVETLERİ DIŞINDA TÜRKİYE’YE SİLAH SATMIYOR

Alman Thyssenkrupp firması tarafından üretilen ve Türk Deniz Kuvvetleri tarafından da kullanılan HDW 214 denizaltı

Alman hükumeti, Ankara’nın 2015’de Güneydoğu illerinde başlattığı askeri operasyonlar ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında demokrasi ve insan hakları alanında yaşanan gerilemelere tepki olarak NATO müttefiki Türkiye’ye silah ihracatını sınırlandırma kararı almıştı.

Berlin ayrıca 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı sonrasında adımlarını daha da sertleştirmiş, “Suriye’de kullanılabilecek savunma sanayi ürünlerinin ihracatına onay verilmeyeceğini” duyurmuştu.

Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin Almanya’dan son yıllarda mühimmat içeren hiçbir savunma sanayi ürünü alamadığını, savaş uçağı yedek parçalarının temininde bile zorluklar yaşandığını ifade ediyor.

Son yıllarda ihracat rakamlarının yüksek çıkmasında ise daha önceki yıllarda sözleşmesi imzalanmış denizaltı gibi alımların parasal olarak büyük miktarda olmasının etkili olduğu kaydediliyor.

Almanya’nın Türkiye silah ambargosu uygulamasının önemli nedenlerinden birisi de Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına aykırı olarak Libya’ya silah göndermesi.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçen yıl Şubat ayında BM ambargosunu ihlal ederek Libya’ya silah ve savaşçı göndermeyi sürdüren ülkelere hesap sorulacağını söylemişti. BM raporlarına göre, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün Libya’ya silah gönderiyor.

KANADA, İHA’LARDA KULLANILAN KRİTİK PARÇALARIN SATIŞINI DURDURDU

Bayraktar TB2 silahlı insansız hava aracı

Türkiye’ye son dönemde silah ambargosu uygulayan ülkelerden birisi de Kanada.

Türkiye’ye sattığı askeri teknolojilerin Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşta Dağlık Karabağ’da kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine Kanada hükumeti, Ekim ayında Türkiye’ye silah ihracatı izinlerini askıya almıştı.

Kanadalı şirketler, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın sahibi olduğu Baykar Makine yapımı insansız hava aracı (İHA) ve silahsız insansız hava araçlarında (SİHA) kullanılan çok kritik parçaları üretiyor.

Kanadalı merkezli Bombardier Recreational Products (BRP) şirketi, Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘Rotax’ motorlarını üretiyor.

Yine Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘WESCAM MX-15D’ optik sensör ve hedefleme sistemlerini de Kanada Ontario merkezli ‘L3 Harris WESCAM’ şirketi üretiyor.

Kanada hükumetinin, ihracat izinlerini askıya almasının ardından İHA ve SİHA’larda kullanılan bu kritik parçaların satışının durduğu biliniyor.

F-35’LER GİTTİ, S-400’LERİ DE KULLANAMIYORUZ

İngiliz Kraliyet Donanması’na ait HMS Queen Elizabeth uçak gemisinde konuşlu F-35B savaş uçağı

Türkiye’nin son dönemde en çok başını ağrıtan konu ise S-400 krizi oldu.

ABD’nin yıllarca yaptığı uyarılara rağmen Temmuz 2019’da Rus S-400 hava savunma sistemleri Ankara’daki Mürted Hava Üssü’ne getirilmeye başlandı. Alımla birlikte ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımları arka arkasına geldi.

S-400 kararı ile birlikte Türkiye 2030’lu yıllarda Türk Hava Kuvvetleri’nin yaşlanan F-16 filosunun yerini alması beklenen F-35 savaş uçaklarından oldu. Uçak projeleri ve üretimlerinin çok uzun sürmesi hesaba katıldığında Türkiye’nin bu açığını nasıl kapatacağı henüz netleşmiş değil.

ABD, bugüne kadar projeye milyarlarca dolar katkıda bulunan Türkiye’nin F-35 projesindeki katılımını askıya aldı. Türkiye’nin 1.2 milyar dolar ödediği ve ABD’de Türk pilotların ve teknik personelinin eğitimlerini devam ettirdiği 8 adet F-35 savaş uçağının Ankara’ya teslimatını durdurdu. Daha sonra da bu uçaklar ABD Hava Kuvvetleri’ne dahil edildi.

Türk pilotların ve teknik personelinin F-35 eğitimleri de ABD tarafından sonlandırıldı. Ayrıca F-35 için parça üreten Türk firmalarının 9 milyar dolarlık iş kaybı ortaya çıktı.

F-35’lerle Türk Hava Kuvvetleri’nin bölgenin en güçlü hava kuvvetlerinden birisi olacağı ifade ediliyordu. Türk Hava Kuvvetleri, proje kapsamında 30 adet F-35 savaş uçağının siparişini vermişti. Bu sayının 120’ye kadar yükseltilmesi planlanıyordu.

Ve S-400 krizinde gelinen nokta ise oldukça vahim. F-35’lerden olan Türkiye, Joe Biden yönetiminin tavizsiz tavrı nedeniyle Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemini  de depoya kaldırmayı kabullendi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400’ler için depoya kaldırma anlamına gelen ABD’ye ‘Girit Modeli’ni önerdi. ABD ise öneriyi görüşmeden reddetti.

CAATSA YAPTIRIMLARI

Ankara’nın s-400 alımı nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye verdiği yanıtlardan birisi de CAATSA Yaptırımları oldu.

Eski Başkan Donald Trump, ABD Senatosu’nun baskısına rağmen uzun süre Türkiye’ye CAATSA Yaptırımlarını devreye sokmadı. Ancak 2021 yılı ABD Savunma Bakanlığı Bütçe Yasası’nın getirdiği yasal zorunluluk gereği Trump, Aralık ayında görevi bırakmasına günler kala yaptırımları uygulamaya soktu.

2017 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilen ve Başkan Donald Trump tarafından imzalanan ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA), Rusya ile savunma ve istihbarat alanında önemli düzeyde alışveriş yapan ülkelere 12 yaptırım seçeneğinden en az beşinin uygulanmasını öngörüyordu.

Trump’ın seçtiği beş yaptırım seçeneği ise şu maddelerden oluşuyordu:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.

Alınan yaptırım kararları içerisindeki mal ve teknoloji transferine ilişkin yasaklar ile kredi yasakları Türk savunma sanayiini önemüzdeki dönemde ciddi anlamda etkileyebilir.

TÜRKİYE’NİN 3. ÜLKELERE SİLAH SATIŞI

T-129 Atak helikopteri

Washington’un Türk Savunma Sanayisi’nin önüne çıkardığı engellerden birisi de Türkiye’nin üçüncü ülkelere yapacağı savunma sanayii satışlarında görülüyor.

Washington, içerisinde ABD yapımı parça kullanılan Savunma Sanayii ürünlerinin Türkiye tarafından üçüncü ülkelere satışını engelliyor.

Bunun en bariz örneği T-129 Atak helikopterlerinin Pakistan’a satışı meselesinde görüldü.

İtalyan Agusta/Westland lisansı ile Ankara’da TAI’de üretilen T-129 Atak helikopterlerinde kullanılan ‘LHTEC T800’ motorlarını İngiliz Rolls-Royce ve Amerikan Honeywell şirketlerinin ortak girişimi olan LHTEC (Light Helicopter Turbine Engine Company) firması ABD’de üretiyor.

Türkiye, İslamabad ile yürüttüğü görüşmeler neticesinde Pakistan’a 1,5 milyar dolar karşılığında 30 adet T-129 Atak helikopteri satmayı planlıyordu. Ancak ABD, helikopterlerin Pakistan’a satışına taş koydu. Satılacak helikopterlerde ABD yapımı motorların kullanılamayacağını Ankara’ya iletti.

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Okumaya devam et

Dünya

Myanmar’da darbe karşıtı gösterilerde can kaybı artıyor

Myanmar’da güvenlik güçlerinin göstericilere karşı güç kullanımı artıyor. Güvenlik güçlerinin protestoculara karşı gerçek mermi kullanması sonucu 6 kişi öldü. 28 Şubat’ta Yangon şehrindeki protestolarda bir günde 18 gösterici hayatını kaybetmişti.

BOLD – Myanmar’da askeri darbe ve seçilmiş hükümet üyelerinin gözaltına alınmasına karşı düzenlenen protestolara güvenlik güçlerinin gerçek mermi kullanarak müdahale etmesi sonucu 6 kişi hayatını kaybetti.

Binlerce kişinin darbeyi protesto etmek için toplandığı Mandalay şehrinde güvenlik güçleri kalabalığa gerçek mermi ve göz yaşartıcı bombalarla müdahalede bulundu. Güvenlik güçlerinin kalabalığa ateş açması sonucu onlarca kişinin de yaralandığı ve bazılarının durumunun kritik olduğu bildirildi. Protestocu gruplar, ölü sayısının artabileceğini belirtti.

Hayatını kaybedenler arasında yer alan 19 yaşındaki bir protestocu kızın sosyal medyaya yansıyan fotoğrafları büyük tepkilere yol açtı.

Protestocuların sosyal medyada paylaştığı videolarda güvenlik güçleri, bazı cesetleri askeri araçlara taşırken görüldü.

Başkent Nepido ve Yangon şehirlerindeki darbe karşıtı gösteriler de geniş kalabalıklarla devam etti.

MYANMAR’DA ASKERİ DARBE

Myanmar ordusu, kendine yakın siyasi grupların, 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarını ortaya atması ve ülkede siyasi gerilimin yükselmesinin ardından 1 Şubat’ta yönetime el koymuştu.

Ordu, Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve 1 yıllığına olağanüstü hal (OHAL) ilan etmişti.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası toplum, darbeyi kınamış; ABD, Kanada ve İngiltere, darbede rol oynayan askeri yetkililere yaptırım kararı almıştı.

Myanmarlılar, 6 Şubat’ta demokrasiye dönüş talebiyle gösterilere başlamış, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu can kayıpları yaşanınca protestolara katılım artmıştı.

28 Şubat’ta Yangon şehrindeki protestolara güvenlik güçleri, gerçek mermi ve el bombası kullanarak müdahalede bulunmuş ve BM’nin açıklamasına göre, bir günde 18 protestocu hayatını kaybetmişti.

Ülkede gözaltındaki üst düzey hükümet yetkililerinin askeri mahkemede yargılanmaları ise sürüyor.

Türkiye son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke

Okumaya devam et

Dünya

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ın Biden tarafından durdurulması gerektiğine işaret eden ABD’li CNN Televizyonu, dikkat çeken bir analize imza attı. Enes Kanter’in insan hakları aktivisti kimliğiyle görüşlerine yer verilen haberde Erdoğan’ın iktidarda kalmak için tek stratejisinin zulümlere devam etmek olduğu vurgulandı.

BOLD – ABD’li CNN Televizyonu,  “Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”  başlıklı bir haber yayınladı. Haberde Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi başkanı da olan Kanada’nın eski Adalet Bakanı, başsavcısı ve Özgür Medya Paneli üyesi Irwin Cotler ile insan hakları aktivisti NBA yıldızı Enes Kanter’in görüşleri de yer aldı.

KÜRT MUHALEFETİNE OPERASYON

Habere göre 14 Şubat’ta Kuzey Irak’ta 13 Türk rehinenin ölü bulunmasının ardından Kürt yanlısı muhalefet HDP’nin önde gelen üyelerinin de bulunduğu yüzlerce kişi tutuklandı.  Hatta Türk hükumeti, rehinelerin sağ salim kurtulabilmesi için mağdurların aileleri ile beraber mücadele eden HDP milletvekilleri ve insan hakları aktivistleri Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözcüsü, ABD, Avrupa Birliği ve diğer Batı ülkeleri tarafından terör örgütü ilan edilen PKK’nın HDP ile “bir ve aynı” olduğunu belirtti. HDP’nin bu iddiayı reddettiği vurgulanırken Erdoğan’ın da ABD’yi teröristleri desteklemekle suçladığına haberde yer verildi. Haberin detaylarında şu bilgiler dikkat çekiyor:

Bu suçlamalar tuhaf görünse de, Erdoğan’ın iktidarda kalmak için neredeyse tek stratejisi olan zulümlerini hayata geçirmek ve hükumet baskısını haklı çıkarmak için kötüye kullandığı “terörle mücadele” şablonunu destekliyor. Başkan Joe Biden, Türkiye’nin ABD’nin ulusal güvenliğini etkileyen bu terminolojiyi kötüye kullanmaya devam etmesine izin vermemeli ve Erdoğan ile ilk görüşmesinde bunu netleştirmeli.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ORTADAN KALDIRMAYA KENDİNİ ADAMIŞ”

Terörle mücadele kapsamında, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya kendini adamış hükumetin kapsamlı kaynakları hayret verici. Türkiye’de, 2016 yılında    sadece barışı teşvik eden açık bir mektubu imzaladıkları için güneydoğuda terör propagandası suçlamasıyla 785 akademisyen yargılandı. O zamandan beri, yaklaşık 6.000 akademisyen, profesyonellerin daha geniş çapta tasfiye edilmesinin bir parçası olarak ihraç edildi. Ve bu yıl, Türkiye’nin Harvard’ı kabul edilen Boğaziçi Üniversitesi’ne Erdoğan tarafından seçilen ve akademik kriterleri yeterli olmayan hükümet yanlısı bir rektör atanmasına barışçıl gösteri yapmaktan dolayı yaklaşık 560 öğrenci tutuklandı.

200’den fazla muhabir ve medya çalışanını terör veya “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla hapse atan Türkiye, son beş yıldır en fazla gazeteci tutuklayan ülkeler arasında.

İnsan Hakları İzleme Örgütü‘ ne göre, dünya çapında çok fazla gazetecinin hapsedildiği 2020 yılında,  yaklaşık 87 Türk gazeteci ve medya çalışanı gazetecilik çalışmaları veya terör suçlamaları nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı.

HER 6 GAZETECİDEN 1’İ YARGILANIYOR

Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Yıllık Medya İzleme Raporuna göre, şu anda Türkiye’de her altı gazeteciden biri yargılanıyor. 2016’dan bu yana en az 160 medya kuruluşu kapatıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’ in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, “terör örgütü propagandası yapmak, açıkça suç işlemeye tahrik etmek, suçu ve suçluyu övmek ” iddiasıyla 14 yıla kadar hapisle yargılanıyor.

Arkadaşları, darbe girişiminden sonra kapatılmaya zorlanan bir gazetenin konuk editörlüğünü yaptığı için Önderoğlu’nun ve  diğer sanıkların, bu “sahte suçlamalarla” karşı karşıya kaldıklarını söylüyor. Çalışanlarının neredeyse yarısı tutuklanan bir diğer önemli gazeteci ve editör Can Dündar, Aralık ayında terör suçlamasıyla 27 yıldan fazla hapis cezasına çarptırıldı. Kasım ayında, istinaf mahkemesi, gazeteci ve kapatılan bir TV yayın grubunun başkanı Hidayet Karaca’ya verilen ömür boyu hapis cezasını onadı. 15 Şubat’ta, kapatılan bir gazetenin genel yayın yönetmeni ve insan hakları avukatı Eren Keskin ile üç eski çalışanı, terör suçlarından toplam 20 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

SOSYAL MEDYA BASKI ALTINDA

Türkiye’de tartışma platformları hızla küçülüyor. Sosyal medyaya hükumet tarafından uygulanan bir baskı var ve binlerce kişi Cumhurbaşkanına hakaret etmek veya terör propagandası yapmakla suçlanabiliyor ve tutuklanabiliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kovid-19 hakkında “korku ve panik yarattığı” düşünülen veya hükumetin salgınla mücadelesini eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle yüzlerce kişinin gözaltına alındığını belirtti.

Bir Türk siber hukuk uzmanı The Guardian’a verdiği demeçte, yetkililerin 400 binden fazla web sitesini engellediğini ve yeni çıkarılan bir yasa kapsamında sosyal medya ve çevrimiçi içeriklerin üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için sansürü genişlettiklerini söyledi.

ZULME EN FAZLA MARUZ KALAN HİZMET HAREKETİ

Terör adı altında zulme en fazla maruz kalan, Fethullah Gülen’in önderliğinde dinler arası diyaloğa, insani yardım çalışmalarına ve eğitime odaklanan bir toplumsal hareket olan Hizmet Hareketi oluyor . Erdoğan, 2016’daki başarısız darbe girişiminden Gülen’i sorumlu tutarken, Gülen bütün iddiaları reddederek uluslararası soruşturma açılması çağrısında bulunmuştu. Temmuz 2020’deki hükümet rakamlarına göre, Hizmet hareketi ile bağlantılı davalarda yaklaşık 133 bin kişi cezai soruşturma altında ve 58 bin kişi terör suçundan yargılanıyor. Bunlardan 26 bini cezaevinde tutuluyor.

Terörle suçlanmakla kalmayıp, tutuklanan, beraat ettikten sonra bile yurtdışı yasağı olan ve kendi oğluyla konuşması yasaklanan bir babanın yaşadığı zulmü ilk ağızdan biliyoruz.

Altı yıldan fazla hapis cezasına çarptırılan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Fahri Başkanı Taner Kılıç da dahil olmak üzere, bu davaları savunmaya ve dile getirmeye cesaret edenler hükumet tarafından hedefe alınıyor. Şu anda terörizm suçlarından uzun hapis cezalarına çarptırılan 450 avukat var. Eylül ayında bu iddialarla 47 avukat gözaltına alındı. Bir ay öncesinde, 17 avukatla birlikte terör suçlamasıyla tutuklanan cesur insan hakları avukatı Ebru Timtik, adil yargılanma talebiyle başlattığı açlık grevinde hayatını kaybetti.

İKTİDAR SİYASİ TUTUKLULARIN HAYATINI KASTEN TEHLİKEYE ATTI

Salgın sırasında hükumet, terör suçuyla yargılanan on binlerce siyasi tutuklunun hayatını kalabalık hapishanelerde tutarak ve kasten af yasalarından yararlandırmayarak riske attı. İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre, yetkililer ya terörist olduklarını iddia ettikleri mağdurlara yönelik artan işkence ve kaçırılma raporlarını ya da soruşturmayı reddederek bir cezasızlık kültürünü besliyorlar.

Türkiye, hükumete sivil toplum kuruluşlarının bağışlarını ve mal varlıklarını bloke etme ve üyelerin terörle suçlanması durumunda kapatılması yetkisi veren yeni bir yasa tasarısıyla sivil toplumu ezmek için yetkilerini genişletiyor. Kanun, Türkiye’nin 2016-2019 yılları arasında en az bin 500 STK’yı kapatması ve mal varlığına el koyması sonrasında yürürlüğe girdi.

İnsan hakları ihlallerine ilişkin açık kanıtların ışığında, Biden yönetimi, insan hakları ihlalinde bulunduğu veya yolsuzluğa karıştığı belirlenen herhangi bir Türk yetkiliye yaptırım uygulamak için Küresel Magnitsky İnsan Hakları Yasasını kullanmalıdır.  Bir Yabancı Kontrol Ofisi veri tabanına göre, bu yasaya tek bir Türk yetkilinin adı bile verilmemiştir.  Başkan Biden, Erdoğan’la konuştuğunda, Türkiye’nin çok geniş kapsamlı Terörle Mücadele Yasasını yürürlükten kaldırmasını ve hükumetin kendi halkına boyun eğdirmek için bu terimi kötüye kullanmasına son vermesini talep etmelidir.

ABD BÖYLE BİR ÜLKEYLE İŞBİRLİĞİ YAPAMAZ

ABD, insan hakları ihlallerini terörle mücadele altında meşrulaştıran ve gerçek terör tehditlerine karşı tüm inandırıcılığını yitiren ve böylece daha geniş NATO ittifakını baltalayan bir ülkeyle güvenlik konularında işbirliği yapamaz.  Biden, Türkiye’de özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan siyasi tutukluların serbest bırakılması için de baskı yapmalıdır.

Senato’nun iki partili çoğunluğunun Başkan’a  yazdığı yakın tarihli bir mektubunda belirttiği gibi, Biden Türk hükumetini “muhalefet üzerindeki baskılarını sona erdirmeye, siyasi tutukluları serbest bırakmaya ve otoriter gidişatını tersine çevirmeye” çağırmalıdır.  Aksi takdirde Türkiye, vatandaşı aleyhine “terörle mücadele” kisvesi altında Erdoğan’ın iktidarını daha da sağlamlaştırmak için rehinelerin ölümü gibi trajedileri kullanmaya devam edecektir.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0