Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Taşgetiren: AKP içindeki iki muhalif hareketin çıkış gerekçesi de “Rota Kayması”

Karar yazarı Ahmet Taşgetiren, AKP bünyesinde iki hareketin olduğunu ve hazırlık yaptığını belirtti. Taşgetiren her iki muhalif hareketin çıkış gerekçesinin de rota kayması olduğunu vurguladı. “Biz bu değildik, bunu amaçlamamıştık diyorlar” ifadelerini kullandı.

Taşgetiren bu hareketleri açıklarken, “Biri Ahmet Davutoğlu merkezli, diğeri Ali Babacan… Ali Babacan biraz da Abdullah Gül ile alakalı. Her iki hareket henüz rüşeym halinde. Rüşeym, yani embriyon, tohum özü, oğulcuk… Hani ana kovandan ayrılıp yeni bir küme oluşturan yapı” dedi.

PARTİNİN MAHREMİNİ BİLEN İSİMLER

Taşgetiren, “Bir süredir buluşmalar gerçekleşiyor. Bir kere partiyle farklılaşıyorlar. Eleştirileri var, itirazları var. Hazırlık yapıyorlar. Hem itiraz hazırlık gerektiriyor hem de farklı ne söyleyeceklerse, o. Her iki hareketin içinde, Ak Parti hükümetlerinde önemli görevler üstlenmiş, partinin doğum-gelişme seyrine tanıklık etmiş isimler var. Mahremi biliyorlar” diye yazdı.

EKONOMİ, YARGI, ÇÖZÜM SÜRECİ

Taşgetiren yazısında şu ifadeleri kullandı: “Bir yanda Abdullah Gül, Ali Babacan, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Nihat Ergün, Beşir Atalay var. Ekonomi, yargı, çözüm süreci vs’nin ana aktörleri. Bildiğim kadarıyla Abdullah Gül işin ön aktörü değil, olmak da istemiyor, ama katkıda bulunacak.”

DARBEYE DİRENİP BUGÜN GÖREVDE OLMAYAN İL BAŞKANLARI

Taşgetiren Davutoğlu hareketini ise, “Diğer yanda Davutoğlu. Danışmanlık, dışişleri bakanlığı, başbakanlık, Ak Parti genel başkanlığı… Bütün bir dış siyaset, artı partiden ayrılış süreci… Davutoğlu kimi eski Ak parti milletvekilleri ile ve onların ifadesiyle “15 Temmuz gecesi darbe girişimine direnişi organize edip de bugün görevde olmayan il başkanları…” diye tarif etti.

ANKARA’DA DEVLET, DİYARBAKIR’DA KİMLİK

Taşgetiren yazısında şunları dile getirdi: “Davutoğlu artık siyasi literatürde “Manifesto” diye anılan bir çıkış yaptı. O manifestodaki her madde bir tür petek kabul ediliyor ve illerde yapılacak toplantılarla “İçinin doldurulması” ön görülüyor. Ankara’da “Devlet yapılanması”, Diyarbakır’da “Kimlik Meselesi”, Konya’da “Din-Devlet-Siyaset ilişkileri…” gibi. Davutoğlu ayrıca entelektüel muhitlerle, kimi kanaat önderleri ile de görüşmeler yapıyor.”

BABACAN GRUBU DOSYALAR HAZIRLIYOR

Ali Babacan eksenli grubun ülke meseleleri üzerine dosyalar hazırladığına dikkat çeken Taşgetiren, “Hem mevcudun analiz edildiği hem gelecek perspektiflerini içeren dosyalar… Ne zaman kamuoyu önüne çıkacaklar? Belki sonbahar… İki hareket tabii ki birbirlerinin farkında. Karşılarına çıkacak ilk sorunun ‘Neden ayrı? Birlikte olunmayacak mı?’ olacağını da görüyorlar, çünkü buluştukları her platformda ilk karşılaştıkları soru bu. Kapılar kapanmış değil. Rezervlere rağmen Babacan’la Davutoğlu’nun çok yakın dost olmalarının altı çiziliyor” ifadelerini kullandı.

PEKİ ANA YAPI İLE İLİŞKİLERİ NE OLACAK

Taşgetiren yazısında, “Birçok ortamda bana bu konu kaygılı ifadelerle soruluyor. Kitlenin bu tür ayrışmaların getireceği zaafı önemsediği söylenebilir. İnsanlar böyle durumlarda ‘Bunların her biri 17 yıllık yolculukta önemli sorumluluklar üstlenmiş insanlar. Misyondan davadan söz edilen bir yolculukta neden problemli alanlar tedavi edilmez de yollar ayrılır? Ya kayıplar ne olacak? derler ve bu deniyor. Tabii herkesin bir cevabı var. Çünkü siyaset demek halkın huzuruna çıkmak ve halkın kabul edeceği bir gerekçe oluşturmak demek” diye yazdı.

DAVUTOĞLU PARTİ İÇİNDE DİYECEĞİNİ DEDİ

Taşgetiren şunları dile getirdi: “Davutoğlu henüz parti içinde ve 15 sayfa halinde diyeceğini dedi. Şöyle deniyor: Hâlâ parti bünyesinde olan hiç kimse ‘Bunlar doğru değil’ demiyor, ‘Altını imzalarız’ deniyor, ama hareket zaafa uğramasın, şimdi zamanı değil’ gibi ifadeler kullanılıyor. Zamanı ne zaman gelecek? Ve bir şey söylemek cesaret meselesi ise ona kim cesaret edecek?”

YANDAŞ MEDYA İKİ GRUBU DA YIPRATMA DİLİNİ KULLANIYOR

Taşgetiren, “Bir konu daha: Acaba parti liderliği ne düşünüyor bu odaklanmalar hakkında? Liderliğe yakın medya, her iki odağa yönelik yıpratma dilini tercih etmiş durumda. Bu, liderliğin de yaklaşımı mıdır, muhtemelen… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partide olan bitenler konusundaki hassasiyeti biliniyor. Cumhurbaşkanı olarak “Partili” olmakta ısrarının ardında da bu hassasiyet var. Parti’nin geleceği üzerinde kimi tasarımlarda bulunduğunu düşünmek de yanlış olmaz. Albayrak’ın böyle bir tasarımda yeri nedir mesela?” ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN İKİ GRUBU DA DAVET EDER Mİ?

Taşgetiren yazısında şunları aktardı: “Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan her iki oluşumun mimarlarını davet edip, ‘Ne istiyorsunuz, gelin birlikte yapalım, dava zaafa uğramasın’ der mi? Oluşumları ‘Trenden inenler’ kategorisi içinde ‘Fesat girişimleri’ olarak mı değerlendirir? Oluşumların buna cevabı ne olur, onlar gemileri yakmışlık duygusu içinde midirler? Zordur böyle ayrışma dönemleri… Bunu en iyi Ak Parti’nin kuruluş seyrinde Fazilet’ten ayrılışı yaşayanlar bilir. Halkın kaygı duyması da olağandır. Ama iç onarımı başaracak bir murakabe sistemini geliştirmek gibi bir problemimiz de bulunuyor. O problem giderilemezse bu tür sancılar kaçınılmaz olacaktır, bu da böyle bilinmeli.”

https:/2019/05/27/davutoglu-diyarbakirda-konustu-milletin-yuregini-yuregine-bulusturmayandan-devlet-adami-olmaz/

Politika

Yargıtay Devlet Bahçeli’yi kırmadı: HDP için inceleme başlatıldı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin HDP’yi kapatmak için çağrı yaptığı Yargıtay harekete geçti. Yargıtay Siyasi Partiler Bürosu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı gönderdi.

BOLD- Yargıtay Siyasi Partiler Bürosu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da sanıkları arasında bulunduğu 108 sanıklı Kobani iddianamesinin ekleri ile birlikte gönderilmesini istedi.

NTV’nin haberine göre Kobani soruşturması kapsamında HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da aralarında olduğu HDP’li 9 milletvekili hakkında hazırlanan fezlekelerin örneği de talep edildi.

Başsavcılık kaynakları, tüm siyasi partilerin faaliyetlerinin takip edildiğini vurgulayarak, söz konusu belgelerin rutin inceleme kapsamında talep edildiğini bildirdi.

HDP KAPATILIR MI?

Siyasi partilerin faaliyetlerini izlemekle görevli Başsavcılıkça yapılacak inceleme sonucu HDP’nin ‘terör eylemlerinin odağı’ olduğu tespit edilirse, HDP hakkında kapatma davası açılması gündeme gelebilecek.

BAHÇELİ “ÖNEMLİ GELİŞME” DEDİ

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grubuna hitaben yaptığı konuşmada Yargıtay’ın başlattığı için incelemeyi ilk kez dillendirdi.

Bahçeli, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, terör örgütü PKK’yla irtibatı, iltisakı ve ittifakı meydanda olan HDP hakkında inceleme başlatması çok önemli ve beklediğimiz bir gelişme.” dedi.

Bahçeli şunları kaydetti: “Anayasa Mahkemesi delilli ve belgeli şekilde HDP’nin terör eylemlerinin odağı olduğunu tespit ederse ki başkaca bir seçenek yoktur, HDP diye bir partiden, kapatmaya sebep olan üye ve yöneticilerinden söz etmek artık mümkün olamayacaktır. Türkiye bir hukuk devletiyse HDP’nin kapatılması acildir, hayatidir, şarttır.”

Okumaya devam et

Politika

Gergerlioğlu’ndan mektup: Bu karar insan haklarına darbedir

Terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla cezaevine gönderilmek istenen HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, tüm vekillere bir mektup göndererek hakkındaki kararın hukuksuzluğunu anlattı.

BOLD – 2016 yılında yazdığı bir yazı ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, tüm milletvekillerine bir mektup gönderdi.

“DOKUNULMAZLIĞIMA AYKIRI BİR ŞEKİLDE YARGILANDIM”

Kendisine verilen cezanın öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yani millet iradesine sonra da insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbe olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, “Milletvekili seçildiği bir dönemde milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir şekilde yargılamaya devam edilmiştir. Ve zorlama yorumlarla hakkımda mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Adil yargılanma başta olmak üzere Anayasa ve AİHS de koruma altına alınmış haklarım ihlal edilmiştir.” dedi.

“İNSAN HAKLARI REFORM PAKETİ NE KADAR SAMİMİ?”

Adalet Bakanı Abdülhamit tarafından bugün açıklanacak İnsan Hakları Reform paketiyle ilgili görüşlerini de ifade eden Gergerlioğlu, “Bugün insan hakları reform paketi açıklanırken herkesin sorduğu soru ‘İnsan hakları aktivisti Mv. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hukuksuzca ceza verilip milletvekilliği düşürülmek isteniyorken insan hakları paketi ne kadar samimi olabilir?” ifadelerini kullandı.

GERGERLİOĞLU’NUN MEKTUBUNUN TAMAMI

Değerli Milletvekilleri;

Hakkımda 2016 yılındaki Facebook ve Twitter paylaşımları gerekçe gösterilerek, “silahlı örgüte üye olma ve terör örgütü propagandasını yapma” suçlarından soruşturma başlatılmıştır. 2017 yılında hazırlanan iddianamede paylaşımlarımdan bir tanesi TMK 7/2 kapsamında değerlendirilmiş ve kamu davası açılmıştır.

Davaya konu paylaşım [1], ulusal bir medya kuruluşunun halen yayında olan bir linkidir. [2] Haberin içeriği PKK’nin çözüm sürecine ilişkin yayımlanan bir açıklamasıdır. Haberi “Bu çağrı hakkıyla değerlendirilmeli, bu işin sonu yok!” mesajı ile paylaşmıştım.

Yerel Mahkeme, “PKK/KCK terör örgütünün propagandası mahiyetinde terör örgütü mensuplarının silahlı fotoğraflarına yer vererek terör örgütü PKK’nın şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici şekilde propagandasını yaptığı ve böylece üzerine atılı bulunan yasadışı silahlı PKK terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği” gerekçesiyle, hakkımda 2 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.

2018 yılında milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı almama rağmen istinaf yargılamasına devam edilmiş, Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise kararı 28.01.2021 tarihinde onamıştır. [3]

Yargıtay kararında, hakkımda yasama dokunulmazlığı bakımından yaptığı değerlendirmede Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen “seçimden önce başlanılmış olmakla birlikte hak ve özgürlükleri kötüye kullanıldığı” gerekçesiyle dokunulmazlıktan yararlanamayacağıma hükmetmiştir. Gerekçe olarak da Anayasa Mahkemesi’nin 2008 tarihli bir kararına atıf yaparak; “düşünce açıklamalarının kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini, ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının” bu kapsamda olduğunu belirtmiştir.

Kararda yaptığım; paylaşımda mesajın “örgüt mensuplarının silahlı fotoğrafının görsel olarak kullanıldığı, örgütün cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösteren ve teşvik eden ifadeler içerdiği” gerekçesiyle bu açıklamanın sahiplenildiği belirtilmiştir. Kast açısından paylaşımım “PKK’yi meşru göstermeye çalıştığım, örgütün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, halkın örgüte sempatisini artırmak ve aktif desteğini sağlamak amacı taşıdığı” ifade edilmiştir.

Hakkımdaki Karara İlişkin Hukuki Değerlendirme;

Yargıtay’ın onama kararına yazılan karşı oy yazısında hem dokunulmazlık açısından hem de suçun unsurları açısından kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Onama kararında yer almayan hukuki tartışmalar karşı oy yazısında yer bulmuş, bu karşı oy yazısı ile yargılamanın da verilen cezanın da hukuka aykırılığına açıkça dikkat çekilmiştir.

Öncelikle mahkûmiyet kararının kesinleştiği bu dönemde halen milletvekili sıfatına sahip olduğumu hatırlatmak isterim.

Anayasa’da 2001 yılında yapılan değişiklik ile yasama dokunulmazlığına istisna tutulan hakkın kötüye kullanımına ilişkin madde büyük bir değişiklik geçirmiştir. Maddeden açıkça “düşünce” ifadesi çıkarılmış olması nedeni ile propaganda suçu açıkça bu kapsamdan çıkarılmıştır.

Bu yönüyle anayasaya ve kanuna aykırı bir şekilde, dokunulmazlığı bulunan bir milletvekilinin yargılamasına devam edilmesi ve hakkında cezaya hükmedilmesi açıkça anayasaya, siyasi faaliyette bulunma, seçme ve seçilme evrensel haklarına ve Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırıdır.

Öte yandan milletvekili olduğum dönemden çok önce de insan hakları savunucu olarak pek çok toplumsal olaya dikkat çektiğim, bunları kamuoyu gündeme taşıdığım unutulmamalıdır. Suç teşkil ettiği iddia edilen paylaşım da çözüm sürecine dair tartışmaların devam ettiği bir dönemde barış çağrısıyla yapmıştır. Ulusal bir haber sitesinin linki ile birlikte şiddete teşvik amaçlı taşımayan bir paylaşım nedeniyle ağır bir suçtan dolayı cezalandırılmam ifade özgürlüğüne yapılan açık bir müdahaledir.

Ayrıca kararda düşünce açıklamamın doğrudan ya da dolaylı olarak nasıl açık ve yakın bir tehlike oluşturduğu hususunda bir değerlendirme de yapılmamıştır.

Bahsi geçen haber linkinin halen erişime açık olmasına karşılık, bu linki alıntılayarak paylaştığım için hapis cezasına çarptırılmam ve milletvekilliğimi kaybetme riskiyle karşı karşıya olmam hukuk kurallarının herkese eşit olarak uygulanmadığının kanıtıdır. Bu madde kapsamında yargılanan pek çok milletvekilinin yargılamalarının mahkeme kararıyla durduğunu ama benim yargılamamın kasıtlı devam ettirildiğini de bilginize sunarım.

Bir insan hakları savunucusu olarak, sivil toplum kuruluşlarında başkanlık yapmış ve çözüm sürecine doğrudan katkım bulunduğunu alenileşmiş bir haberin içeriğini paylaşmasının propaganda suçu olarak değerlendirilmesi gerek mahkûmiyet kararını onayan Yargıtay’ın, gerekse de Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır.

Dolayısıyla milletvekili seçildiğim bir dönemde milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir şekilde yargılamaya devam edilmiştir. Ve zorlama yorumlarla hakkımda mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Adil yargılanma başta olmak üzere Anayasa ve AİHS de koruma altına alınmış haklarım ihlal edilmiştir.

Sayın Enis Berberoğlu örneğinde olduğu gibi kararın alelacele ve siyasi rant elde etmek amacıyla Meclis’e getirtilip okutulması amacıyla Yargıtay tarafından hızlı bir şekilde çıkarılan bu karar çok açık bir hak ihlallerine yol açacaktır. Anayasa Mahkemesi tarafından da hakkımda ihlal kararı vermesi kuvvetle muhtemeldir.

Bugün benim aldığım cezanın öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yani millet iradesine sonra da benim gibi insan hakları savunucusu bir milletvekiline verilmiş olması insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbedir. Bugün insan hakları reform paketi açıklanırken herkesin sorduğu soru “İnsan hakları aktivisti Mv. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hukuksuzca ceza verilip milletvekilliği düşürülmek isteniyorken insan hakları paketi ne kadar samimi olabilir?”

Son olarak hakkımda verilen Yargıtay kararı sonrası yazılar yazıp açıklamalar yapan siyasi partiler, siyasiler, akademisyenler ve gazetecilere teşekkür ederim. Aşağıda hakkımda verilen kararla ilgili yazılan yazılardan bazılarını bulabilirsiniz. Bu yazılar hukuksuzluğu anlama noktasında sizlere daha da yardımcı olacaktır.

Saygılarımla

Yargıtay Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun cezasını onayladı

Gergerlioğlu’nun mahkumiyet kararında hukuka aykırı 18 hata

Okumaya devam et

Politika

Erdoğan ve saraylarını korumak için bir yılda 263 milyon TL harcandı

Çıktığı seyahatlerde sonu gelmeyen konvoylarla gündemden düşmeyen Tayyip Erdoğan’ın korunması için 2020 yılında tam 263 milyon TL harcandı. TBMM korumalarına da 100 milyon TL gitti.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Saray ve köşklerinin güvenliğini de sağlamakla görevli Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı her yıl bir serveti yutuyor. Emniyet Genel Müdürlüğünün mali tablolarına göre, Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı, 2020 yılında tam 263 milyon 627 bin TL harcadı. Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre başkanlığın bütçesi, Siber Suçlarla Mücadele, Narkotik Suçlarla Mücadele, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile İstihbarat Başkanlığı ve Özel Harekat Başkanlığı gibi Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı birçok başkanlığı da geride bıraktı.

TBMM Koruma Daire Başkanlığının geçen yıl harcadığı miktar ise 99 milyon 500 bin TL oldu. Mali tablolarda, Emniyet Genel Müdürlüğünün “Barışı Destekleme / Koruma Harekatları” adı altında da 18 milyon TL harcadığı belirtildi.

HER TÜRLÜ BİNA VE TESİSİN GÜVENLİĞİ

Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı’nın görev tanımı ise şöyle: “Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı, Cumhurbaşkanı ve aile bireylerinin can güvenliği ve saygınlığı başta olmak üzere, konut, çalışma yeri, her türlü ulaşım vasıtası ile intikali esnasında, yakın koruma hizmetlerinden sorumludur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na ait tüm yerleşkelerin ve Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu her türlü bina ve tesisin güvenliğini sağlamakla görevlidir.”

Başkanlığın gerisinde kalan birimler (milyon TL)

  • Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı: 96,3
  • İstihbarat Başkanlığı: 186
  • Trafik Uygulama Ve Denetleme D. Başkanlığı: 1,50
  • Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı: 77
  • Asayiş Dairesi Başkanlığı: 21

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0