Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Üç yıldır sesimi kimseye duyuramadım, eşim hapiste çıldırmak üzere

Erzincan T Tipi Cezaevinde vahim bir vaka yaşanıyor. Tenkil sürecinde tutuklanan ve 3 yıldır cezaevinde bulunan Hakan Yıldırım akıl sağlığını kaybetti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Bipolar bozlukluk teşhisi ile Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırılan ve şizofren tanısı konulan İngilizce öğretmeni Harun Karateke’den sonra bir öğretmen daha cezaevinde akıl sağlığını kaybetti. 15 Ağustos 2016’da tutuklanan 14 yıllık beden eğitimi öğretmeni Hakan Yıldırım’ın (43) durumu oldukça ağır.

Tedaviyi reddettiği ve hastaneden imza karşılığı cezaevine geri gönderildiği için Hakan Yıldırım’a teşhis konulmuş değil. Kendisini muayene eden doktorlara “Ben deli değilim, deli sizsiniz” dediği için herhangi bir tetkik yapılmayan Yıldırım’ın sağlık durumu, ‘imzasına’ bırakılmayacak kadar ciddi:

– Çocuklarının DNA testini isteyecek kadar eşinden süpheleniyor.
– Cezaevinde kimseyle konuşmuyor, zehir katarlar diye yemek yemiyor.
– Koğuş arkadaşları, ‘can sağlığımızdan endişeliyiz’ diye defalarca dilekçe yazdı.
– Bir görüş gününde eşine vurdu. Bazı koğuş arkadaşlarına ve avukatına da saldırdı.
– Başka bir kapalı görüş gününde kendini duvardan duvara vurarak kafasını kanattı.
– Halisülasyon görüyor. Görüş gününde eşine olmayan varlıklardan bahsediyor.

Yıldırım çiftinin Zehra (10) ve Gülnihal (7) adında iki kızları bulunuyor.

Karar mahkemesinde, “Yıllardır onların adamısın, senin niye Bylock’un yok!” diyen hakim tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldırım, cezası Yargıtay tarafından da hızlıca onaylanınca yaşadığı buhranı kaldıramadı.

Bu kaos ile 3 senedir tek başına mücadele eden eşi B. Yıldırım anlattıkları ise daha korkunç. “Yıllardır sesimi kimseye duyuramadım. Artık bir yuva beklentim yok, eşim bu psikolojiyle beni de çocuklarımızı da öldürür” diyen B. Yıldırım, “Yaşadıklarımız herkese çok ütopik geliyor. Eşim içeride çıldırıyor. O orada şizofren oldu, ben dışarıda paranoyak. Yetkililere sesleniyorum. Eşimin tedaviye ihtiyacı var. Lütfen tahliye edilsin.” dedi.

EŞİM ŞİZOFREN OLDU

Ben felsefe öğretmeniyim, eşim beden eğitimi öğretmeni. İkimiz de Atatürk Üniversitesi mezunuyuz. Okurken tanıştık ve evlenmeye karar verdik. 10 yıllık evliyiz. Ağrı’da yaşıyorduk. Eşim Hakan Yıldırım 15 Ağustos 2016’da tutuklandı ve önce Ağrı Cezaevine, sonra Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. İlk zamanlar 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyorlardı. Şimdi kaç kişiler bilmiyorum. Eşimin bir doktor belgesi yok ama şizofren olmuş durumda.

BİR KOLİ KİTAP YÜZÜNDEN…

Eşim Eskişehir’de bir kolejde çalışıyordu. Sonra iş bulunca Ağrı’ya yerleştik. 17/25 Aralık’tan sonra ben eşime ‘Eve hiçbir şey getirme’ dedim. Evde olanları da kitap, gazete ne varsa hepsini yaktırdım. İstemediğimi belirttim. İki kızımız var. Onlara, yuvama zarar gelsin istemiyordum. Bir gün eşim NT’de indirim varmış, iki koli kitap alıp gelmiş. Biz yine tartıştık. Kesinlikle evde NT’den kitap istemediğimi tekrar söyledim.

Sonra biz ev satın aldık. Kitaplar kolinin içinde kapının önünde duruyordu. Hiç açmamıştık. Eşimle güzel güzel konuştuk, beni dinledi, NT ile de anlaştık ve kitapları iade etmeye karar verdik. O günlerde bir arkadaşımız gelmişti eve. Kitapları almak istedi. Biz de ona verdik. Meğerse o da kocasından gizlemiş kitapları.

Birkaç zaman sonra eşi ev taşınırken kitapları görüyor ve panik oluyor. Kitapları otobüse verip o zaman memlekette olan karısına gönderiyor. O sırada muavin adamdan şüpheleniyor, polisi arıyor. Kolide ne var ne yok diye. Polis de açmış bakmış kitapları bulmuş. Sonra arkadaşımız beni aradı. ‘Eşimi tutukladılar, kitapları bulmuşlar’ dedi.

Ben o kadar üzüldüm ki, olayı olduğu gibi anlatın dedim. Öyle deyince eşime iftira atıldı: “Hakan Yıldırım 15 Temmuz’dan sonra korkuyla geldi, kitapları evime bıraktı. Panik oldu.” denildi. O kitapları darbeden sonra vermiş gibi gösterdiler ve eşimi tutuklattılar. Sonra da başka şeyler çıkardılar. Yani eşim şu anda bir adamın ifadesi, Dijitürk aboneliğini iptal ettirmesi ve 14 yıllık kolej öğretmeni olduğu için tutuklu. 5 Haziran 2017’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

HAKİM: SENİN NİYE BYLOCK’UN YOK!

Cezaevine girdiğinde ilk 10 ay çok iyiydi eşim. Ben bu süreçte 12 kilo verdim. Kas hastasıyım aynı zamanda. Beraat edeceğini bekliyorduk aslında. 5 Haziran 2017’de son mahkemesi yapıldı. Bir Ramazan günüydü. Arkadaşımızın eşi ifadesini aynı şekilde yineleyince tahliye etmediler. Hakim kararı eşimin yüzüne bile okumadı. Diyor ki, ‘Senin niye Bylock’un yok! Eşim ‘Bylock gibi bir yazılım olduğunu ben içeride öğrendim. Kullanmadım.’ diyor. Bu kez, ’14 yıldır onların adamısın, senin neden Bylock’un yok’ diye tekrar yineliyor.

KARAR MAHKEMESİNDEN SONRA ERİMEYE BAŞLADI

1998’de dershaneye gitmiş eşim. Gerekçeli kararına 1998’den bu yana terör örgütü üyesi olduğunu yazmışlar. Eşim son mahkeme gününden sonra erimeye başladı. Savcılığa dilekçe yazdım ve dedim ki, ‘Eşimin karar mahkemesinden sonraki telefon konuşmalarının psikologlar tarafından dinlenmesini istiyorum. Ben psikoloji öğretmeniyim, kocam değişti, başka biri oldu’

Dikkate alındı bu dilekçem, telefon konuşmalarının dökümleri çıkarıldı ve hasta olduğuna kanaat getirdiler. Kasım 2017’de Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk ettiler. Fakat tedaviyi kabul etmediği ve ‘ben deli değilim’ dediği için hastanedeki doktorlar eşimden imza almışlar ve tekrar cezaevine göndermişler. Eşimle yaptığımız görüşmelerden aynı zamanda doktor olan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na da bahsettim. ‘Bire bir paranoya’ dedi. Ama elimizde resmi belge olmadığı için bir şey yapamıyoruz.

BİR GÖRÜŞTE BANA VURDU

Eşim sonra her şeyde beni suçlamaya başladı. Bunu benim hazırladığım bir senaryo olduğunu söyledi. Bir görüşte bana vurdu. 2 ay görüş yasağı koydular. Vurdu, hakaret etti ama ben yine gittim ziyarete. Yalnız bırakmak istemedim. 14 yıllık evliliğimizde bana bir fiske vurmuş değil çünkü.

Aralık 2017’de Ağrı’dan Erzincan Cezaevine gönderildi. Oranın yönetimine çok dilekçe yazdım, doktora götürülmesi için, o zaman daha çok kızdı bana. ‘Beni akıl hastanesine kapatmaya çalışıyorsun, beni delirtmeye çalışıyorsun’ diye. Sonra zorla götürmüşler hastaneye. ‘Neyin var’ diye sormuş doktor, o da ‘ben iyiyim’ diyor tabi. Zaten kendini hasta olarak görmüyor. Doktor da cezaevinde kalabilir raporu veriyor. Bir klinik araştırma yok, tetkik yok. Doktoruyla daha sonra Ömer bey görüştü, “Rızası olmayan hastalara, hele ki mahkumlara yapacak bir şeyimiz yok’ dedi. Onlar da haklı.

Biz avukatımız aracılığıyla adli tıp raporu istedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu Ankara’daki Cezaevleri Genel Müdürlüğünü aradı. Adli tıp raporu var demişler. Ama bir hastaneye yatmadı, tam teşekküllü bir hastanede tetkik yapılmadı. Erzincan Mengücek Devlet Gazi ve Eğitim Hastanesi ve Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesine götürülmesine rağmen iyiyim dediği için hiçbir teşhis konulamadı. Nasıl, nereden var bu rapor bilmiyoruz, soru işareti.

ÇOCUKLARIMIZIN DNA TESTİNİ İSTEDİ

Eşim iki aydır bizi görüşe kabul etmiyor. En son görüş günlerimizin birinde büyük kızımız Zehra için ‘Niye bana benzemiyor’ diye DNA testi istedi. Ben de istersen küçük kızımıza da yaptıralım dedim. O zaman ‘Doğru çıkarsa ben dayanamam” deyip bu isteğinden vazgeçti. Hep şüpheleniyor, şüphelendiği şey doğru çıkarsa diye korkuyor.

Koğuşta kendisi çay demlememişse içmiyor. Kimseye konuşmuyor. Biz gidiyoruz ya görüşe herkes bizi izliyor, yine karısını dövecek mi ya da yine ağlayacaklar mı diye. Herkes karısını sevgiyle karşılıyor, adeta ağırlıyor gönderiyor, biz salya sümük ağlaya ağlaya… Bazen görüş saati dolmadan çıkıp gidiyor. Olanların hepsinin içindeki şeytanı çıkarmak için yapıldığını düşünüyor. Halisülasyon da görüyor. Bir kere orada otururken ‘bak siyah adamlar geliyor’ dedi. Onu dinlerken öyle yoruluyorum ki…

Bana vurduğunda kimse görmedi sandım, koştum arabaya bindim. Ağlayamıyorum da… Annesi babası vardı. Sonra kayınpederim elimi tuttu. ‘Betül kızım, arkanı dönüp gidersen hayır demem’ dedi. Ben de ‘Baba orası dar yer, yoksa böyle yapmazdı’ diyebildim.

Eşim o hafta beni aradı. ‘Sen nasıl bir kadınsın’ diye hakaretler etmeye başladı. ‘Neden, ne yaptım’ dedim. Meğerse görüşten sonra yönetim kendisini çağırmış. Bana vurduğunu kameradan izletmişler. O da demiş ki, ‘Ben vurmadım, ben eşime kıyamam’ demiş. Bana da ‘Niye beni şikayet ettin’ diyor. Halbuki en son yapacağım şey bu dedim ama…

Hakan Yıldırım’ın öğrencileri Ağrı’da masa tenisi turnuvasında birincilik ödülü almıştı, 2013.

BU PSİKOLOJİYLE NE BENİ NE ÇOCUKLARIMI SAĞ BIRAKIR

Tek başıma mücadele ediyorum. Hakan çıksın ve iyileşsin, gelsin evimize diye tabi ki ümidim var ama artık zor. Bir yuva beklentim kalmadı, ölümü düşünüyorum. Hakan bu psikolojiyle çıktıktan sonra ne beni ne çocuklarımı bırakmaz. O karıncayı ezmeyen adam bizi öldürür, bunu çok iyi biliyorum. Allah merhamet etsin. Cezaevinde kalamıyor. Gardiyanlar buna şahit.

KENDİNİ DUVARDAN DUVARA VURDU

Bir kapalı görüşte Hakan kendini top gibi duvardan duvara vurdu. Burnu kanadı. Kapalı görüş yerleri küçük bir kabin gibi, soyunma kabinleri gibi düşünün. Çıkarın beni buradan diye kafasını duvarlara vurdu. O an hemen beyaz gömlekli bir adam ve birçok gardiyan girdi içeri. Meğerse Hakan’ın rahatsız olduğunu biliyorlar, telefonları da dinleniyor ya durumu biliyorlar. Psikologlar iki kabin ötede bekliyor. Bir gardiyan ‘Ben şahitlik ederim, bu adam hasta’ demiş. Ama kimse elini taşın altına koyup bir şey yapmadı.

KOĞUŞ ARKADAŞLARI: CAN SAĞLIĞIMIZDAN ENDİŞELİYİZ

Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasından sonra Ağrı Cezaevindeki koğuş arkadaşları ayrı ayrı cezaevi yönetimine dilekçe yazdı. “Hem Hakan’ın hem de kendi can sağlığımızdan endişe ediyoruz.” diye. Birkaç kişiye saldırmış, avukatına da saldırdı.

İlk zamanlar bana ‘Kızsam da gel. Kimseyle konuşmuyorum, konuşunca kalp kırıyorum’ diyordu. Artık beni istemiyor. O iftirayı kaldırmadı. Kafasında kurdu kurdu ve beni karşısına aldı. Anne babası gidiyor ziyarete. Eşimi en son 2 Temmuz 2019’da gördüm. 2 Ağustos 2019’da görüş vardı gitmedim. ‘Sakın gelmesin vururum yine’ demiş. Sizi görünce beni ter basıyor, imanım gidiyor gibi şeyler söylemiş. 14 yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Karı koca tek derdimiz iki kızımızı büyütmekti. Evimiz olsun, kapımızda arabamız olsundu.

ZEHİR KATARLAR DİYE YEMEK DE YEMİYOR

Tahliye olan bir koğuş arkadaşıyla görüştüm, bir avukattı. Bana dedi ki ‘Ben 8 ay boyunca hep Hakan hocaya dönük uyudum.’ ‘Korktuğunuz için mi?’ diye sordum. ‘Yok’ dedi, ‘Arkamı dönersem küser yanlış anlar’ diye dedi. Allah’tan yanında hassas insanlar vardı. ‘Hasta değil mi’ dedim, ‘Evet maalesef’ dedi. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama hapishane yemeğine ‘zehir katarlar’ diye yemiyordu. Kapalı Dardanel alıyormuş, kutusunu kendi açacak ve emin olacak.

AYM BAŞVURUMUZU REDDDETTİ

AĞRI’DA İLK CEZA ALAN ÖĞRETMEN

İlk onun mahkemesi oldu ve hemen ceza aldı, İstinaf hemen onadı, Yargıtay hemen onadı, Anayasa Mahkemesi başvurumuzu reddeti. Şimdi AİHM seviyesine geldik. Ondan bile şüpheleniyor. ‘Ben kimim, ben neyim ki benim işlerim bu kadar hızlı yürüyor’ diyor. Belki AİHM’den iyi bir sonuç çıkar’ diyorum. ‘Ne kadar numaracı kadınsın, benim eridiğimi gördükçe mutlu oluyorsun di mi’ diyor. Her şeyi ona özel yapıldığını zannediyor.

Koğuşunda çok doktor vardı, psikolog da vardı. Hepsi eşlerine tembih etmiş. ‘Yenge hanıma söyle, ulaşabildiği herkese ulaşsın, bu adamı çıkarsınlar’ diye. Elimden ancak bu kadar geliyor. Ben eşimi sevdiğim için evlendim. Hizmet Hareketiyle hiçbir bağlantım olmadı. Ama bunları yaşıyoruz.

ARTIK ÇAREMİZ KALMADI

Şu an Erzincan Cezaevinde. Ama orada olduğuna da inanmıyormuş. Çünkü bir yıl boyunca Ağrı’dan Erzincan’a her hafta görüşlerine gittim. Koğuş arkadaşlarına diyormuş ki, ‘Nasıl geliyor her hafta bu kadın, beni sevmiyor ki, onca yolu beni görmek için gelmiş olamaz’ Oradaki insanlara da yazık, sürekli Hakan’ı ikna etmek zorundalar.

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurumuzu reddetti. Eşimin Türkiye’deki hak arama yolları kapandı. Şimdi AİHM’e başvuracağız. Ama eşim çıkacağına artık hiç inanmıyor. Bu yüzden başvuru belgelerini imzalamıyor. Cezaevi müdürü çağırmış ‘Artık çıkacağından ümidini kesmişsin’ demiş. Hasta adama böyle denir mi!

Cezaevinde akıl sağlığını kaybeden öğretmen Harun Karateke yine Bakırköy’e yatırılamadı

Genç öğretmen cezaevinde akıl sağlığını kaybetti, Bakırköy’de yer yok diye koğuşuna geri götürüldü

BOLD ÖZEL

Hasta tutuklu Abbas Özdemir beyin MR’ı için üç aydır bekliyor

19 aydır hapiste olan Abbas Özdemir, beyin MR’ı için yaklaşık üç aydır bekletiliyor. Doğuştan kalbi sağ tarafta dünyaya gelen ve hapiste başka hastalıkları da ortaya çıkan Özdemir’in ailesi, “Biz de bu kadar hasta olduğunu bilmiyorduk, 20 kilo verdi, oranın şartlarında her gün yeni bir şey çıkıyor. Maddi manevi çok yıprandık.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevinde tutuklu olan 37 yaşındaki Abbas Özdemir, beyin MR’ı için üç aydır hastaneye götürülmedi. Ailesinin verdiği bilgiye göre bir kere unutulduğu için, bir kez de başka bir nedenden dolayı MR randevusu aksatıldı. 9 aydır karantinadan çıkamayan Özdemir’in cezaevi-hastane sürecinde yaşadıkları tam bir kabus. Fiziksel ve psikolojik sağlığı iyice bozulmuş durumda.

GÖZÜNE PERDE İNDİ

Gözüne perde indiği için beş ay önce katarakt ameliyatı olan Abbas Özdemir, ameliyat sonrası karantina hücresinde mikrop kaptı ve baş ağrıları başladı. Doktor beyin MR’ı için hastaneye sevk etti ancak randevusuna götürülmedi. Özdemir’in hastalıkları sadece bu bu değil.

KALBİ SAĞ TARAFTA, HAYATİ RİSKİ VAR

Gözü için aylarca hastaneye git gel yapan Özdemir, doğuştan kalbi sağ tarafta dünyaya geldiği için hastaneye yatırıldı. Tıpta çok nadir görülen bu hastalık için doktorların tetkik etmek istediği Özdemir’in yapılan araştırma sonucunda başka organlarının da ters tarafta olduğu anlaşıldı. Nabzı çok düşük attığı tespit edilen Özdemir’e doktorlar bu durumun hayatı risk taşıdığını söyledi.

Tutuklanmadan önce ağır işlerde çalıştığı için belinde disk kayması olan Özdemir’in bel ağrıları da cezaevinde arttı. Hapiste vertigo hastalığına yakalandı, diş etlerinde çürüme meydana geldi, dişleri dökülmeye başladı. Doğuştan beri var olan Hepatit B  hastalığı için 6 ayda bir kontrole gitmesi gerekiyor. Aylardır hastaneden ve karantinadan çıkamayan Özdemir ne doğru dürüst tedavi olabildi ne de cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine çözüm bulundu.

“BU KADAR HASTA OLDUĞUNU BİLMİYORDUK”

Özellikle karantina süreci nedeniyle maddi manevi çok yıprandıklarını söyleyen ailesi, “Hastalıkları küçük görünüyor ama cezaevi şartlarında büyük oluyor. Biz de bu kadar hasta olduğunu bilmiyorduk, oranın şartlarında her gün yeni bir şey çıkıyor. 14 gün karantinada kalıyor. Sonra başka bir koğuşa götürüyorlar. 2-3 gün ya da bir hafta o koğuşta kalıyor. Sonra tekrar hastaneye gidiyor. Tekrar karantina. Bu sefer karantinadan çıkınca başka bir koğuşa veriyorlar. Her seferinde hem karantina hücresi hem koğuşu değiştiriliyor. ‘Oraya buraya eşya taşımaktan, her gittiği koğuşu temizlemekten belinin mahvolduğunu söylüyor.” dedi.

“YERDE YATMAK ZORUNDA KALDI”

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 5 Haziran 2020’de tutuklanan Abbas Özdemir, kapatılan bir dernekte çalıştığı için, Bank Asya hesabı, tanık ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay tarafından onaylanan Abbas Özdemir’in ailesinin Bold Medya’ya yaptığı açıklamalar şöyle:

“İşsiz kaldıktan sonra banyo ürünleri satan dükkanda çalışmaya başladı. Orada ağır şeyler kaldırdığı için elinde disk kayması oldu. Hapse girmeden önce bir ay felçli gibi yattı. Sonra düzeldi. İçeri girdiğinde üç kişilik odada beş kişinin kalması, ranza olmaması, yerde yatmasından dolayı hastalığı tekrar arttı. Hala bu hastalığı devam ediyor. Çok ciddi ağrıları oluyor.

“SÖZDE TEDAVİ EDİYORLAR AMA…”

Diş etlerinde çürüme başladı, yiyecek, içecek şartlarından dolayı. Diş ağrılarına sebep oldu. En son diş doktoruna da götüreceklerdi götürmediler. Sürekli erteliyorlardı. Sözde tedavi ediyorlar ama bir şey olmuyor. Getirip götürüyorlar, karantinada sıkıntı çekiyor. İyileşeceği varsa da araya başka bir hastalık giriyor.

“GÖZÜNE PERDE İNDİ”

Hapiste gözüne perde gibi bir şey indi. Gözünde ve kulağında ağrı olunca hastaneye götürdüler. Birçok kez hastaneye git gel yaptıktan sonra 5 ay önce katarakt ameliyatı oldu. Ameliyattan sonra karantina hücresinde gözünden mikrop kaptı. Başı çok ağırdı. Bu sefer nörolojiye götürülecek, beyin MR’ı çekilecek dediler, ama iki defadır MR’ı erteleniyor, bir memur unutmuş bir de başka bir sebepten…

“NABZI ÇOK DÜŞÜK, HAYATİ RİSKİ VAR”

Kalbi sağda tarafta dünyaya geldi. Doktor bundan da korkuyor. Bu normalde riskliymiş. Kontrol amaçlı doktor bir gün boyunca holter diye bir cihaza bağladılar. Nabzının çok düşük olduğunu ve bunun da hayatı açısından risk taşıdığını söylediler. Sonra hastane eşimin durumunu araştırmak istedi. Başka organlarının da ters olduğu ortaya çıktı.

Bir de vertigodan şüpheleniliyor. Geceleri kulağında bir ses, çınlama bir ağrıyla kalkıyor. Onun için ayrı hastaneye gitti. Hijyen olmadığı için ayağındaki mantar hastalığı arttı ve tüm bunların akabinde 20 kilo verdi. Maddi, manevi, ailevi olarak çok yıprandık.

“OĞLU İÇİN YIKIM OLUYOR”

Sabah görüşe gidiyoruz ama bazen saat 3-4’e kadar bekliyoruz. Doktora gitmiş oluyor. Güvenlik nedeniyle hastanede mi değil mi bilgi veremiyoruz diyorlar. Oğlu için de yıkım oluyor. Babamı göreceğim diye yola çıkıyor, göremeden dönüyor. Telefonla görüş saatini de düşürdüler.”

80 yaşındaki hasta tutuklu Gürbüz Dönmez: İleri derece kanser hastasıyım, ameliyat olamıyorum

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ankara TEM’de işkence iddiası: Oğlumun hayatından endişe ediyorum

Ankara Başsavcılığı’nın başlattığı operasyonlarda gözaltına alınan bir grup ev hanımı, hukukçu ve askere, Ankara Emniyeti’nde işkence yapıldığı iddia edildi. Oğlunun da gözaltında olduğunu söyleyen bir baba, Ankara Barosu’na başvurdu. Adının açıklanmasını istemeyen baba, “Bu işkenceci ekip daha önce de adı işkenceye karışmış kirli polislerden oluşuyor. Oğlumun hayatından endişe ediyorum.” dedi.

BOLD ÖZEL – Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde isimleri daha önce defalarca işkenceye karışmış bir ekibin, aralarında ev hanımları, hukukçular ve askerlerin bulunduğu kalabalık bir gruba işkence yaptığı iddia edildi.

17 Ocak’ta gözaltına alınan H.Y.’nin babası, Ankara Barosu’na yaptığı başvuruda, “Bu işkenceci ekip daha önce de adı işkenceye karışmış kirli polislerden oluşmaktadır. Örneğin milletvekili sn. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na kötü muamelede bulunan polis memuru Abdulkadir Türkyılmaz bugün TEM’de icra edilen bu aşağılık fiillerin de baş aktörlerinden biridir. Oğlumun hayatından endişe duymaktayım.” dedi.

“ÇIRILÇIPLAK SOYMA, COB…”

Oğlunun Ankara 22. Ağır Mahkemesi’nde yargılamasının devam ettiğini belirten söyleyen baba, “Onlarca kişi ülkenin değişik kentlerinde göz altına alınarak Ankara TEM’de toplanmıştır. Bu kişiler şu an Ankara TEM’de gözaltında olup öncelikle CMK’da ve ilgili yönetmeliklerin hiçbirinde yeri olmayan mülakat adı altında müdafi olmaksızın baskı ve sindirmeye maruz bırakılarak itirafçı olmaya zorlanmakta, bunu kabul etmeyenlere de darp cebir uygulamak, çırılçıplak soyup soğuk suyla ıslatıp şişeye oturtmaya çalışmak, makata cop sokmaya çalışmak gibi en aşağılık yöntemlerle işkence edilmekte olduğunu duydum.” ifadelerini kullandı.

Ankara Barosu’ndan adli yardım talep eden baba şöyle devam etti: “İşkence bir insanlık suçu olup zamanaşımına tabi değildir. Bu aşağılık suçları icra eden kolluk ve amirleri hakkında şikayetçiyim. Aynı zamanda oğlumun hayatından endişe duymaktayım. Ankara Barosu olarak sizden adli yardım talebinde bulunuyorum.”

Tutuklu askeri öğrenci Furkan Deniz: Vicdan kırıntısı olsa bize yeter

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

80 yaşındaki hasta tutuklu Gürbüz Dönmez: İleri derece kanser hastasıyım, ameliyat olamıyorum

“Cezaevinde kalabilir” raporu verilen Gürbüz Dönmez, “İleri derece kanser hastasıyım. Doktor acil ameliyat olmamı önerdi. Bulunduğum şartlar ve hastanede Kovid-19 riskinden dolayı henüz ameliyat olamadım. Sağlık görevlileri infaz erteleme raporu vermeye çekiniyor.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Beş yıldır İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu olan 80 yaşındaki Gürbüz Dönmez, prostat kanseri olduğunu ama koronavirüs riskinden dolayı bir yıldır ameliyat olamadığını, birçok sağlık sorunuyla birlikte ölüme terk edildiğini söyledi.

“ÖMRÜMÜN SON DEMLERİ HAPİSHANE KÖŞESİNDE GEÇİYOR”

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklandığı için sağlık görevlilerinin infaz erteleme raporu vermeye çekindiğini ifade eden Gürbüz, şu anda 8 kişilik koğuşta 13 kişiyle birlikte kalıyor. Ayakta durmakta zorlanıyor, kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor ve başkalarının yardımıyla lavaboya gidebiliyor.

HDP Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 24 Aralık 2021’de bir mektup gönderen Gürbüz “80 yaşında ömrünün son dönemlerini bir hapishane köşesinde geçiriyorum. 60 yıldır KOAH hastasıyım. Kalabalık koğuş çok sağlıksız, üst kata yardımsız çıkamıyorum, prostat kanseriyim. Kovid riskinden ameliyat olamadım. Hayatım koğuş, WC arasında geçiyor. Ömrümün son demi bir hapishane köşesinde geçmekte. Ceza infazının ertelenmesini talep etmekteyim.” dedi.

GÜNDE 10’DAN FAZLA İLAÇ KULLANIYOR

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 19 Nisan 2017’de tutuklanan Gürbüz Dönmez, İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay tarafından onaylanan Dönmez, hapse girdiğinden beri birçok hastalıkla mücadele ediyor.

Uzun yıllardır KOAH hastası olan Gürbüz, üç kere anjio oldu, iki kere belinden ameliyat geçirdi ve iki kere de verem atlattı. Tüm bu rahatsızlıklarıyla ilgili günde 10’dan fazla ilaç kullanan Dönmez’in hapse girmeden önce yakalandığı prostat kanseri ilerledi. Doktor geçen yıl kendisine acil ameliyat olması gerektiğini söyledi ancak koronavirüs salgını nedeniyle tedavisi aksatılıyor.

“SAĞLIK GÖREVLİLERİ RAPOR VERMEYE ÇEKİNİYOR”

Dönmez mektubunda Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklandığı için sağlık görevlilerinin infaz erteleme sürecini başlatacak olan raporu kendisine vermekten çekindikleri de ekledi. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Gürbüz Dönmez’e 30 Haziran 2021’de ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu vermişti.

“KALP KRİZİ GEÇİRMEKTEN KORKUYORUM”

Mektubunu koğuş arkadaşlarının yardımıyla yazan Dönmez, hastalıklarını şöyle sıraladı:

“Yaklaşık 60 yıldır kronik KOAH ve bronşit hastası olup çok ciddi nefes darlığı problemi yaşamaktayım. Bulunduğum cezaevi ortamında hayatımı sağlıklı bir şekilde idame ettirecek hijyenik bir ortamdan çok uzaktayım. Kapasitenin üstünde koğuşta kalıyor olmam da bu rahatsızlığımı tetikliyor. 25 yıldır kalbimde ritim bozukluğu var. 3 defa anjiyo oldum. Yaşadığım stresten dolayı kalbim sürekli sıkışıyor. Bir kriz daha yaşamaktan açıkçası korkuyorum.

İki defa bel fıtığı rahatsızlığından ameliyat olmuştum. Doktor raporlarına da yansıdığı üzere ayakta durmakta zorlanıyorum. Bulunduğum koğuş ortamında onar basamaklı iki merdiven inip çıkmak zorunda kalıyorum. Her seferinde birilerinin yardımıyla ancak inip çıkabiliyorum.

“HAYATIM YATAĞIM İLE TUVALET ARASINDA GEÇİYOR”

Aynı zamanda ileri seviyede prostat hastasıyım. Daha önce prostat kanseri başlangıcı tespiti konmuştu. Buradaki doktorlar da acil ameliyat olmamı önerdiler. Fakat bulunduğum şartlar ve hastanede Covid-19 riskinden dolayı henüz ameliyat olamadım. Şu an koğuşta hayatım yatağım ile tuvalet arasında geçiyor. Her seferinde birinin yardımına muhtaç bir şekilde inip-çıkıyorum. Bu da koğuştaki diğer sakinlerine ayrı bir külfet oluyor. Bu da benim psikolojimi ayrıca bozuyor. Daha önce iki defa verem teşhisi konuldu. İzmir’deki Dispanseri’nde kayıtları mevcuttur.”

Birçok sağlık sorunuyla birlikte sivil ölüme terk edildiğini ve infaz erteleme talebi istediği söyleyen Gürbüz Dönmez’in Gergerlioğlu’na gönderdiği mektubu:

Gürbüz Dönmez’in HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdiği mektubu şöyle:

Sayın Vekilim ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU,

Öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletir, saygılarımı sunarım. İnsan hakları konusunda vermiş olduğu mücadeleci tavrı dikkate alarak halen yaşamakta olduğum mahrumiyetleri sizinle paylaşmak istedim. Yardımcı olmanız temennisiyle…
12 Şubat 1942 doğumluyum, 75 yaşında iken 19 Nisan 2017 tarihinde FETÖ/PYD şüphelisi olarak tutuklandım. Yaklaşık 5 yıldır cezaevinde bulunmaktayım. Şu an için atılı suçtan örgüt üyeliği suçlamasıyla hükümlüyüm. Yaşım 80 oldu. Yakın zamanda yapılan infaz kanunu düzenlemeleriyle Covid-19 pandemisi nedeniyle kronik rahatsızlığı olan 65 yaş ve üzeri için ceza infazının ertelenmesi öngörüldü. Aşağıda sıralayacağım sağlık sorunlarım olmasına rağmen hüküm giymiş olduğum suç tipine kategorik olarak yaklaşan sağlık görevlileri ilgili infaz erteleme sürecini başlatacak olan raporu vermekten çekiniyorlar. Haliyle birçok sağlık sorunumla birlikte 80 yaşında olan biri olarak hapishanede sivil ölüme terkedilmiş bulunmaktayım.

Sağlık sorunlarım:

– Yaklaşık 60 yıldır kronik KOAH ve bronşit hastası olup çok ciddi nefes darlığı problemi yaşamaktayım. Bulunduğum cezaevi ortamında hayatımı sağlıklı bir şekilde idame ettirecek hijyenik bir ortamdan çok uzaktayım. Kapasitenin üstünde koğuşta kalıyor olmam da bu rahatsızlığımı tetikliyor.
– 25 yıldır kalbimde ritim bozukluğu var. 3 defa anjiyo oldum. Yaşadığım stresten dolayı kalbim sürekli sıkışıyor. Bir kriz daha yaşamaktan açıkçası korkuyorum.

İki defa bel fıtığı rahatsızlığından ameliyat olmuştum. Doktor raporlarına da yansıdığı üzere ayakta durmakta zorlanıyorum. Bulunduğum koğuş ortamında onar basamaklı iki merdiven inip çıkmak zorunda kalıyorum. Her seferinde birilerinin yardımıyla ancak inip çıkabiliyorum.
– Aynı zamanda ileri seviyede prostat hastasıyım. Daha önce prostat kanseri başlangıcı tespiti konmuştu. Buradaki doktorlar da acil ameliyat olmamı önerdiler. Fakat bulunduğum şartlar ve hastanede Covid-19 riskinden dolayı henüz ameliyat olamadım. Şu an koğuşta hayatım yatağım ile tuvalet arasında geçiyor. Her seferinde birinin yardımına muhtaç bir şekilde inip-çıkıyorum. Bu da koğuştaki diğer sakinlerine ayrı bir külfet oluyor. Bu da benim psikolojimi ayrıca bozuyor.
– Daha önce iki defa Verem teşhisi konuldu. İzmir’deki Disponseri’de kayıtları mevcuttur.
– Tüm bu saydığım hastalıklara bağlı olarak günlük ondan fazla ilaç içiyorum. Yaşadığım sağlık sorunlarına ilişkin kayıtlar ile kullandığım ilaçlara ilişkin bilgiler e-nabızdan teyit edilebilir.
– Ayrıca, dışarıda hayatını akrabaların sadakalarıyla idame ettirmeye çalışan, çok ciddi maddi sıkıntı çeken ve kiralık evde kalan 76 yaşında eşim hem benzer sağlık sorunları yaşamakta hem de bakıma muhtaç bir halde yaşamaya çalışmaktadır. Hiç çocuğum olmadığından dolayı eşimin benden başka bakacak kimsesi yoktur. O, şu an, en az benim kadar mağdur durumdadır.

Sonuç olarak, yukarıda özlü bir şekilde saymaya çalıştığım, vaktinizi almak için daha saymadığım birçok rahatsızlığımla 80 yaşında ömrünün son dönemlerini bir hapishane köşesinde geçiriyorum. Pandemi şartlarında ilgili yasal mevzuat gereğince benden daha sağlıklı ve daha genç kişilere tanınmış olan ceza infazının ertelenmesi veya ev hapsi benzeri adli kontrol hükümleriyle kalan cezanın ertelenmesini talep etmekteyim. Bu konuda yardımlarınızı istirham ediyorum.
Gereğinin yapılması için saygılarımla arz ederim.

Kaymakam, kocası cezaevinde olan 75 yaşındaki kadını zorla evinden çıkartıyor

Okumaya devam et

Popular

Shares