Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kızım eğer suçluysa asın, idam sehpasına ilk tekmeyi vurmazsam namerdim

7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın cezasını Yargıtay onadı. Annesi, yürüyemez hale gelen kızının durumunu BOLD’a anlattı, ağır konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Eylül 2016’dan bu yana Konya Ereğli bulunan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin, kızının cezasının Yargıtay tarafından onaylanmasına isyan etti. “Yüreğim yangın yeri” diyen Şahin’in ahı, isyanı Tenkil Sürecinde yapılan haksızları gözler önüne seriyor.

“Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsam en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum.” diyen Gülşen Şahin, “Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür.” ifadelerini kullandı.

Konya’da özel bir yurtta görev yapan ve kapıcının şikayeti üzerine tutuklanan Gökkaya cezaevi ortamında teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Bir tür iltihaplı romatizma olarak adlandırılan hastalık, genç kızı, özellikle kış aylarında tekerlekli sandalyeye mahkum ediyor. Vücudunun her yeri tutuluyor, özel ihtiyaçlarını göremeyecek kadar ağrılı ve hareket edemeyecek bir dönem geçiriyor.

İŞTE GÜLŞEN ŞAHİN’İN ÇIĞLIĞI…

“Dün sabah kahvaltıyı hazırladım. Sıcak bir çay içelim, kahvaltı yapalım derken, avukatımız aradı; ‘Merve’nin cezasını Yargıtay onayladı’ dedi. Sofrada yüzüme kara geldi, lokmalar boğazıma dizildi. Bir bardak çayım rezil oldu. Yavrumu suçsuz 3 senedir yatırıyorlar. Üç sene önce Kurban Bayramını rezil ettiler. Rabbim dilerim Allah’tan bu dünyada da öbür dünyada da yüzleri gülmesin. Onların da bayramları kara gelsin. Onların da umutla bekledikleri günlerde ışıkları sönsün. Kim bu vatanın ışığını söndürmeye çalıştıysa, kim bu çocukların üzerine suç atmaya çalıştıysa ben öyle diliyorum yüze Rabbimden, ben bir anneyim, yüreği yaralı bir anne…

SUÇLARI KIZIMIN ÜSTÜNE YIKTILAR

Üç evladım var, iki erkek evladımı askere yolladım güller gibi. Merve de okudu, ne mutlu dedim vatana millete… Herkesin yavrularını yetiştirmeye çalışıyor kızım. Ziyaretime geldiği zaman 2 saat zor dururdu. ‘O yavrularımın, kızlarımın başına bir şey gelirse hesabını Allah’a veremem anne’ derdi; ‘Zamanın fitneleri o kadar çok ki, uyuşturucu satanlar mı ararsın, kötü yola düşürmek için yavruların peşlerinde dolanan züppeleri mi ararsın, yurtlarında önünde kaynaşan zamanenin fitnelerini mi ararsın, ne olur anne hakkını helal et, yavrularım beni bekler’ derdi. Yarım saat, bir saat dururdu yanımda, daha fazla kalmazdı. Bu suç oldu. Bunu suç kabul ettiler. Yavrum kimseleri incitmedi. Anne olarak ben utanırdım onun ahlakından. Öyle güzel ahlaka sahipti. Ama çocuğumu suçlu tayin ettiler. Suçları kızımın üstüne yıktılar.

ŞAPIR ŞAPIR DAMLAYAN CEZAEVİNDE KALDI

Darbe olduğunda hem damadım hem kızım biz Kazlıgölde’ydik. Çocuğum kimseye zarar etmedi ki, karıncayı bile incitmez ama onu terörist ilan ettiler. Terörist anneleri HDP’nin kapısında bekliyor, ben kimin kapısına gideyim de bekleyeyim. Benim yüreğim yanıyor, benim kızım hasta. Sapasağlam alıp götürdüler (9 Eylül 2016). İlk sene hiç kullanılmayan cezaevinde kaldı. ‘Üstü böyle şapır şapır akar anne, battaniye sırılsıklam olurdu’ derdi. O yıl kışı geçirdi, bahara varmadan hastalandı. Yavaş yavaş tutulmaya başladı. Ondan sonra da vücudunun her yeri kitlenir oldu. Kitlendiği anda da götürmediler doktora. Hiç götürmediler dersem yalan olur. Ben ölüp hakka can vereceğim, Allah soracak ben cevabını vereceğim. Tahliller yapıldı ama o anda götürmedikleri için derdi nedir, çaresi nedir bulamadılar. Bir sürü kas gevşetici verdiler, ağrı kesici verdiler onlar da zamanla çocuğumun vücudunda aksi tesir yaptı.

ANNE YİNE SANCILARIM BAŞLADI, DEDİ

Merve daha 28 yaşında. Tekerlekli sandalye ile koridora kadar getiriyorlar. Görüş yaptığımız odaya iki kişinin kolunda geliyor. Kendi özel işlerini; çamaşırını yıkayamıyor, vücudunun temizliğini yapamıyor, özel ihtiyaçlarını gideremiyor. Salı günü telefon görüşünde bana ‘anne sancılarım yine başladı’ dedi. Kış geldi kapıda. Çocuğum dışarıda olsa kaplıcaya götürürüm, doktorunu hekimi bulurum, bir şey yaparım ama elim çocuğuma ulaşmıyor. BİMER’e de yazdım, Cumhurbaşkanına yazdım, her yerlere yazdım ama kimse elimden tutmadı, kimse yardımcı olmadı. Benim yavrum çürüyor orada. Dört duvar arasında. Ne olur sesimi duyun, bir yardım eli uzatın.

HANGİSİNE YETİŞEYİM

Aldığım bir emekli maaşı. İki mahkuma bakıyorum. Büyük oğlum rahatsızlandı, bipolar teşhisi koydular. Onun iki yavrusu var. Büyük kızının beyni kitlenmiş, her hafta psikologa götürüyorum. Ona mı yetişeyim, buna mı yetişeyim hangi birine yetişeyim. Önceleri biraz börektir, katmerdir bir şeyler yapıyordum, eşime yardım ediyordum. Şimdi rahatsızlığımdan dolayı onu da yapamıyorum. Kalp krizi geçirdim, şeker hastasıyım tansiyon hastasıyım, ben maddi bir şey istemiyorum, ne olur bana yardım edin, yavrumu bana verin ne olur. Dayanamıyorum, dayanacak halim kalmadı. Sesimi duyan yok mu? Sesime ses verin.

KADINLARLA, ÇOCUKLARLA BU KADAR UĞRAŞAN OLMADI

Yavrum çıkmadan ölecek diye çok korkuyorum. Ölümden değil, her canlı mutlaka ölecek ama yavrum kolsuz kanatsız kalacak diye korkuyorum. Onu doyasıya kucaklayamamaktan, sevdiği yemekleri yapamamaktan korkuyorum. Ne olur bu çile, bu zulüm bitsin. Anneler yavrusuz kalmasın.

Müslümanlara, inananlara zulümler her zaman olmuş ama kadınlarla, çocuklarla bu kadar uğraşan olmadı. Kadınlar ne yaptı ya, bu kadınlar ne yaptı! Asıl teröristler dışarıda gezerken, asıl vatanı bombalayanlar dışarıda gezerken, asıl zulümleri yapanlar dışarıda gezerken garibanın çocuğuna mı eliniz uzanıyor ya!

ERBAKAN’A OY VERDİM, AKP ÇIKTI ONLARA VERDİM

Ben 55 yaşındayım. Kullandığım oyları Erbakan hocaya verdim, AKP çıktı AKP’ye verdim. Ben başka bir partiye oy vermedim. Bize bu zulmü reva görmeyin, bu zulümleri kaldırın, Allah rızası için yalvarıyorum size.

HANİ ALT TABAKA İBADET TABAKASIYDI…

Alt tabaka hani ibadet tabakasıydı, hani orta tabaka ticaret tabakasıydı, hani üst tabaka ihanet tabakasıydı. İhanete seslenemediniz, ticarete elinizi uzatamadınız, ama nerede bir garibanın çocuğu varsa eliniz ona ulaştı, kusura bakmayın. Bu millet enayi değil artık, biz enayi değiliz, bir Gülşen Şahin’in garip kızını mı buldun, el uzatacak, tutuklayacak. Ne istedin benim çocuğumdan!

Gelip sorabilirsiniz, komşulardan akrabalardan. ‘Merve de şu insanı kırdı’ diyecek bir insan varsa alnını şöyle karışlarım ben. Alnını karışlarım o insanın. Büyüğüne karşı saygılı, küçüğüne sevgili. Bir uçtan bir uça benim çocuğumu koca mahalle tanır.

VALLAHİ ECDAD KALKSA YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜR

Allah rızası için bu zulmü yapmayın artık. Vallahi Allah’ın öyle bir tokadını yersiniz ki, nereden geldiğini bilemezsiniz. Başımıza bu çileleri açanları mahşerde elim yakasında. Rabbül aleminin huzuruna vardığımızda orada hesaplaşacağız. Elimiz yakanızda. Vallahi helal etmiyorum hakkımı, billahi helal etmiyorum hakkımı. Orada görüşeceğiz ama gel iş işten geçmeden, şu garibanları, şu çilekeşleri, biraz üzerimizden şu zulümleri kaldır. Sağa sola Sisi’ye, Esad’a zulümkar diyorsunuz, biz de zulüm görüyoruz vatanımızda. Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür. Billahi kalksa o ecdad yüzünüze tükürür. Bunları bize reva görenlere buradan sesleniyorum. Ne olur, yavrumu tahliye edin. Yavrum gibi garipleri bırakın. Üzmeyin bizi, yapmayın bu zulmü bize.

GERÇEK SORUMLULARI BULUN

Eğer Müslümanız diyorsanız, zerre kadar inancınız varsa, biz Allah’ın kulu, Rasulün ümmetiyiz diyorsanız yavrularımıza bu zulmü yapmayın. Bulun gerçek sorumluları. Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsan en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Eğer benim çocuğumun darbeyle uzaktan yakından bir şeyini bulun, bana ispatlayın vallahi de billahi de o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben değilsem en namerd insanım.

TERÖR NAMINA BİR ŞEY GÖSTERSİNLER!

Dün sabaha kadar uyumadım. Kalbim sıkıştı, Yargıtay onayladı diye. Rabbim sana havale ediyorum. Sen yardım et Allahım. Bir insanın eliyle mi olacak, bir insanın diliyle mi olacak, bir insanın kalemiyle mi, imzasıyla mı olacak sen yarım et Allahım… Elinde silahı yok bir şeyi yok. Ya bir tane, bir tane göstersinler ya. ‘Şu kadar doküman yakalandı, şu kadar bilgisayar yakalandı, kağıt yakalandı, kürek yakalandı.’ Bir tane bir gram uyuşturucu yakalansın, bir tane Allah’ın çakısı yakalansın. Terör terör terör… Terörist olan insanın bombası olur elinde, bıçağı olur, bir şey olur… Yani bizim bildiğimiz, şimdiye kadar gördüğümüz öyle. Köy eşkıyalarında bile, anamdan, dedemden dinlediğim köy hikayelerinde bile hiç değilse elinde bir bıçağı olur. Bu çocukların ellerinde bir telefonları, başka bir şeycikleri yok. Başörtüleri suç oldu, giyimi kuşamı, giydiği tesettürlü pardesüsü suç oldu. Her şey suç oldu. Hiçbir suçu olmayan serçe kadar bir çocuktan da korkuyorlarsa Allahım hidayet versin, akıl fikir versin.

Üst ranzada yatıyormuş kızım, ‘anne sabah kalktım mı battaniye sırılsıklam, sıksan sıkılır’ derdi. Kızım üşütme, kızım sıkı giyin diyorum. Kıyafetler sınırlı. 3-5 kıyafet verebiliyorsun. Eşarp bile kısıtlı. Benim çocuğum hasta, romatizmal ağrı diyorlar bunlara. İltihaplı romatizmanın tehlikeliymiş. Artık ne bilmiyorum. İlkokul mezunuyum. Adını sanını bilemiyorum. Bu hastalık böyle kalıp kalıp omuriliğiyle iltihap bağlıyormuş. E romatizma hastalığı sıcağı çok sever, üstüne giyinmesi lazım, hava soğuyunca etkilenmeye başladı, ‘anne aman kışlıklarımı bir an önce getirin’ dedi.

İNSANLARI SÖMÜRMEK BACASIZ FABRİKA MI!

Bir de şu var. Götürüyorsun, yeterli alamayız diyorlar. Sınırlı sayıda diyorlar. Götürdüğünde almıyorlar -ya da 1-2 parça alıyorlar- kargoyla gönderince alıyorlar. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden gelir sağlıyorlar. Neymiş, devlet bacasız fabrikaymış. Tabi bacasız fabrika o kadar insanları sömürüyorlar. O ana, o baba bir emekli maaşıyla mahkuma bakarken… Dışarından bir şey alıp da gönderemiyorsun, kantinde varmış, kantinde var ama sen 5 liraya veriyorsun, ben 5 liraya 5 çorap alır gönderirim. Benim alasım yok senden ama mecbursun. Tabi bacasız fabrika. Bir de oradan gelir sağlıyor devlet. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden sattığı eşyalardan sağlıyor. Tabi fabrikasız baca. İnsanları sömürmek fabrikasız bacaysa çok güzel fabrikalar kurdu, Allah razı olsun devletten.

BİR FİRAVUN’A ELBETTE BİR MUSA GELİR

Allah devletimize zeval vermesin ama bu kadar zulüm de olmaz. Bir Firavun’a elbette bir Musa gelir. Rabbim ona göre ona da bir tokadını vurur ama nereden geldiğini bilemezler. Biz inançlı insanlarız, Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarız. Rabbim hidayetini verecekse versin, vermeyecekse Rabbime havale eyledim. Rabbim bunları kahru perişan öyle eylesin.

KENDİ BİNDİĞİ DALI KESİYOR

Yumruk yaşımdan beri, Erbakan hocaya oy verirlerdi; anam, babam, dedem, kayınvalidem, kayınbabam onun taraftarıydık. AKP çıktı, bunlar daha vatana millete çalışıyorlar dedik. Daha düne kadar Recep Tayyipçi idik ya ama kendi bindiği dalı kendisi kesiyor. Bile bile suçsuz insanları cezaevine tıkıyorlar. Bu dünyanın öbür tarafı da var. Toprağın altı var. Bir orayı düşünsünler, ne cevap verecekler.

YÜREĞİM YANGIN YERİ

Burada sözleri geçebilir, yalancı şahit bulabilirler, medyayı kandırabilirler, televizyonları etkileyebilirler, insanları etkileyebilirler ama orada… sağımızdaki solumuzdaki melekler var ya, onlar yazıyor, kameraya alıyorlar, güzel Mevlam, onlara gösterecek orada… Ben yalan söylersem beni de çeksinler, onlar yalan söylerse onları da çeksinler… Güzel Rabbime açtım ellerimi, yüce Mevlama havale eyledim. O yavruma çektirdiklerini dilerim Allahtan bu yavruma da göstersin de gönlümüz biraz serinlesin yavrum. Yüreğim yanıyor yavrum, yüreğim yangın yeri…

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

“Kızım tekerlekli sandalye ile görüş salonuna geliyor, gözümün önünde eriyor”

BOLD ÖZEL

15 Temmuz’un ayırdığı öğretmen çift: Biri mezarda biri gurbette

15 Temmuz’un simge isimlerinden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun eşi ve aynı zamanda öğretmen olan Tülay Açıkkollu, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü eşinden ve işinden ayrı geçirdi. Tülay öğretmen, “Öğretmenler günü büyük bir acı gibi içime oturuyor” diyor.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz yaklaşık 60 bin öğretmeni işinden etti. Onlardan biri de Tülay Açıkkollu’ydu. Ancak Tülay öğretmenin acısı işini kaybetmekten çok daha büyük oldu. Çünkü 23 Temmuz’da gözaltına alınan öğretmen eşi Gökhan Açıkkollu, 13 gün boyunca gördüğü ağır işkenceler sonrası 5 Ağustos’ta hayata veda etti.

“EŞİMİN DOSYASINA BAKAN SAVCI BENİ DE GÖZALTINA ALDIRDI”

Gökhan öğretmene vefatından 1.5 yıl sonra görevine dönme izni çıktı. Bu trajik kararı kamuoyuna açıkladığı için 24 Şubat 2017’de gözaltına alındığını açıklayan Tülay öğretmen “O haberlerden sonra masum birinin kendini devlet tarafından, kendini devlet adamı olarak sayan birileri tarafından öldürülmesi gündeme gelince çok tepki topladı. Sonrasında eşimin dosyasına bakan savcı bu sefer beni gözaltına aldırdı” dedi.

ACISI 24 KASIM’DA KATLANDI

Cezaevine girme ihtimali doğunca, babalarını kaybeden 2 çocuğunu bir de annesiz bırakmak istemeyen Tülay öğretmen yurt dışına çıkma kararı aldı. Şimdilerde gurbetin yanı sıra vefat eden eşini de bırakıp yurt dışına çıkmanın acısını yaşıyor. Ancak 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde acısı daha da bir çoğalıyor.

Bold Medya’ya konuşan Tülay öğretmen “Eğer Türkiye’de olsaydım kesinlikle eşimin mezarına giderdim. Sadece 24 Kasım’da değil, herhalde her gün ziyaret ederdim mezarını. Şu an sanki garip kalmış gibi orada. Tanıdık tanımadık insanlar gidiyor ziyaret etmeye ama biz uzakta kaldık. Ancak dualarımızı okuduğumuz Kur’an’ları hediye edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

ÖĞRENCİLERİN CIVILTILARI BENİ ÇOK AĞLATTI

Aradan yıllar geçmesine rağmen mesleğini ve öğrencilerini unutamadığını ağlayarak anlatan Tülay Açıkkollu, “Okulun yanından geçmek istemiyordum ama işlerim için mecburen geçiyordum. Çocuk sesleri cıvıltıları o caddeden geçerken beni çok ağlatmıştır. Okulun önünden geçerken karşılaşıyordum öğrencilerimle. O zil sesi eskiden çok heyecanlandırırken beni, ‘okula gideyim, dersimi anlatayım, çocuklarla birlikte olayım’ heyecanı yaşatırken şimdi büyük bir acı gibi oturuyor insanın içine” dedi.

VATANINA KÜSMEDİ

Tülay öğretmen ülkesinde maruz bırakıldığı muameleye kırgın olduğunu “24 kasımda içimde bir sızı hissediyorum. Mesleğimizden 1 günde ihraç edildik. Yıllarca takdirnameler almış öğretmenler olarak, öğrencileriyle özdeşleşmiş öğretmenler olarak, öğrencileri kendi evladı olarak gören öğretmenler olarak bir gecede darbeci, terörist ilan edildik. Bir gecede mesleğimizden uzaklaştırıldık” ifadeleriyle anlattı. Bu kırgınlığına rağmen öğretmenlik ideallerinden vazgeçmeyen Tülay Açıkkollu, şöyle devam etti:

“Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek bırakabilmek için belki, onların da önceliklerini daha iyi belirleyebilmeleri için onlara çok daha iyi anlatabilmemiz lazım bu dönem yaşanmış olanları. Yine vatanımıza toprağımıza küstürmeden vatan millet düşmanı yapmadan bu çerçeveyi onlara güzel çizmek gerekiyor. Bu günün vazifesi bu diye düşünüyorum.”

ÖĞRENCİLERİNİN MEKTUPLARINI HALA SAKLIYOR

Tülay öğretmen her ne kadar üzgün ve kırgın olsa da geçmiş 24 Kasım’ları unutamadığını anlattı. “Öğrencilerin getirdiği bir çiçek kendi yaptıkları bir resim, yazdıkları bir mektup çok mutlu ediyordu bizi. Zaten maddi bir beklentimiz de olamazdı öğrencilerimizden. Ben öğrencilerimin bana yazdığı sevgi dolu mektupları hala saklıyorum” diye konuştu. Tülay Açıkkollu, eşi Gökhan Açıkkollu’ya öğrencilerinin verdiği hediyeleri hala saklamaya çalıştığını belirtti.

Gökhan öğretmenin tercihi ise çiçekti. Tülay öğretmen, eşinin Öğretmenler Günü ve Anneler Gününde kendine çiçek hediye ettiğini söyledi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Anne ve babayı cezaevine gönderip üç çocuğu ortada bıraktılar

Özlem ve Mehmet Demirtaş çifti, Edirne’de tutuklanıp ayrı cezaevlerine gönderildi. 9, 5 ve 2 yaşında üç çocukları ise halaya teslim edildi.  

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan bu yana birçok öğretmen darbe bahanesiyle tutuklanıp hapse gönderildi. Ancak tutuklamaların ardı arkası kesilmiyor.

Mobilya ve dekorasyon işleri öğretmeni Mehmet Demirtaş ve yurt idareciliği yapan eşi Özlem Demirtaş 27 Ekim’de Edirne’de gözaltına alınıp tutuklandı. Burak (9), Elif (5) ve Tarık (2) adında 3 çocukları bulunan Demirtaş çifti ayrı ayrı cezaevlerine gönderildi. Çocuklar ise halalarına teslim edildi.

Bir aydır annesiz-babasız kalan 3 çocuğun perişan olduğunu söyleyen hala, “Tarık geceleri uyanıp anne diye ağlıyor, uyuyamıyor. En son annesiyle 10 dakikalık telefon görüşmesinde 1-2 dakika konuşabildi. Ağlayarak anne gel diye kendini yerlere attı. Özlem Demirtaş’ın tutuksuz yargılanamaz mı? Üç çocuk annesi neden tutuklanıyor” dedi.

“NE YAPACAĞIMIZI ŞAŞIRDIK”

Tarık’ı görüşe götüremediklerini, Elif’in de görevlilerden korktuğu için görüşe gitmek istemediğini söyleyen hala şöyle devam etti: “Elif çok etkilenmiş, polisleri görünce korkuyor, bizi mi alacaklar diyor. Hakim beye durum açıklandı ama hiçbiri kabul edilmedi. Yeter ki bu çocuklar duruma düşmesin diye çok uğraştık. Beş yaşındaki çocuk polisleri görmek istemediğini söylüyor. Annesi babası arayınca ağlıyorlar. Ne yapacağımızı şaşırdık.”

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Demirtaş çifti, en son Isparta’da kapatılan özel bir yurtta ve dernekte idarecilik yapıyorlardı. Dosyaları hakkında gizlilik kararı bulunan Demirtaş çiftinin neden gözaltına alındığı henüz bilinmiyor. 35 yaşındaki Özlem Demirtaş Edirne Kadın Kapalı Cezaevinde, 37 yaşındaki Mehmet Demirtaş ise Edirne F Tipi Cezaevinde kalıyor.

Burak, Elif ve Tarık anne-babaları tutuklandığında adliye bahçesinde akrabalarıyla böyle kaldı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Eşimi öldürdüler, sorumlular hakkında hukuki süreç başlatıyoruz

On gün önce koronavirüs teşhisiyle hayatını kaybeden hasta mahpus Hüseyin Özen’in eşi Sabiha Özen, cezaevi yönetiminin ihmallerine işaret etti. Maskesiz koğuş aramaları nedeniyle eşinin hastalandığını savunan Özen, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Yaklaşık üç yıldır tutuklu bulunduğu Bursa H Tipi Cezaevinde koronavirüs kapan eski Türk Telekom Bursa Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Özen’in (59) ölümünün üzerinden 10 gün geçti. Özen, 15 gün Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımında kaldı. Durumu ağırdı. Ne zaman virüs kapmıştı, ne olmuştu, birdenbire ne zaman bu kadar ağırlaşmıştı bilinmiyordu.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımdan bir gün sonra 14 Kasım 2020’de hayatını kaybetti. Spor yapan, sağlığına çok dikkat eden ve o güne kadar cezaevinde herhangi bir sorun yaşamadığı belirtilen Özen’in ölümü ailesinde şok etkisi yaptı.

Kendi çabalarıyla eşinin yaşadıklarını araştıran Sabiha Özen, Hüseyin Özen’in ölümünde cezaevi yönetiminin ihmalleri olduğunu düşünüyor. Son 2 ayda yapılan maskesiz koğuş aramaları yüzünden eşinin virüs kaptığını ifade eden Sabiha Özen, “Başka nereden kapacaklar? Salgın başladığından beri hiç arama yapmadılar. İki aydır o kadar sık arama yapmışlar ki koğuşlarda. Üstelik maskesiz” diyor.

Doktora gitmek için koğuş arkadaşlarıyla birlikte defalarca dilekçe verdiklerini ama sonuçsuz kaldığını ifade eden Özen, eşinin 8 ay boyunca polyester bir maske ile kendini koruduğunu vurguluyor. Maske için birçok kez dilekçe yazmalarına rağmen sonuç alınamıyor. Hastanedeki doktorun “Getirilmek için çok geç kalınmıştı” dediğini aktaran Sabiha Özen ile eşiyle yaptığı son görüşmeleri, hapiste neler yaşadığını konuştuk.

Hüseyin Özen’in tutuklanma nedenlerinden biri Ankara Kızılcahamam’daki termal otelde ailece tatil yapmalarıydı. Sabiha Özen, “Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi.” diyor.

Eşinizi en son ne zaman gördünüz?

21 Ekim’deki kapalı görüşte gördüm. Öksürüyordu. Neden doktora çıkmıyorsunuz diye sordum. Doktor mu var, diye cevap verdi. Daha önce başka mahpuslar da dilekçe vermiş, doktora gidelim diye. Gripsiniz demişler. Birer tane şurup verip geçirmişler.

Kaynınız, öksürük şurubunu kantinden satın aldığını söylemişti. Bu doğru mu?

Reçetesiz satılan bir şurup. Kantinden mi aldılar, revirden mi veriyorlar bilemiyorum. Aldık bir şurup, içiyorum ama beni daha çok öksürtüyor, bırakacağım, dedi. E ne yapıyorsunuz diye sordum. Bal, zencefil, zerdeçal yiyorum dedi. Aradan 6 gün geçti. 27 Ekim 2020 salı günü telefon görüşümüz vardı. Öksürmekten konuşamadık, o kadar çok öksürüyordu ki…

Eşi ve küçük oğluyla birlikte bir görüş gününde.

Hastaneye götürülmeden önce eşiniz hastalıkla epey mücadele ediyor. O süreçte cezaevinde neler yaşıyor, biliyor musunuz?

Geceleri ateşi yükseliyormuş, nefes darlığı yaşıyor, koğuş arkadaşları ateşini düşürmeye çalışıyor. Çok endişe etmişler. Hastaneye götürülmeden önceki son gece, yatağından kalkıyor. Alt kata iniyor. İstifra ediyor. Yukarı çıkmak için geri dönüyor. Bir daha istifra ediyor. Merdivenlere yöneldiğinde birkaç basamak çıkıyor çıkmıyor, yığılıp kalıyor. Koğuş arkadaşları ‘adam ölüyor, adam ölüyor’ diye bağırıyorlar. Gardiyanlar geliyor. Eşimle ilgilenmek yerine siz niye bağırıyorsunuz’ diye diğerlerini tartaklıyorlar.

O gece hastaneye götürmüşler mi?

Ertesi gün götürüyorlar. Eşimi ve ağır birkaç kişi daha varmış. O bağırıp çağıranları da karantina koğuşu diye pis bir yere koyuyorlar. Eşim de hapse ilk girdiği zaman onları da tavanı akan, pis bir yere koymuşlar. Ertesi gün 4-5 kişiye de test yapılıyor ve onlar da pozitif çıkıyor. Koğuşta kalan diğerlerine de test yapıyorlar. Onlar da pozitif çıkıyor. Ama o 4-5 kişiyi o pis yerde tutuyorlar. Hepsi korona, bir araya getirelim demiyorlar.

Eşiniz tam olarak hangi gün hastaneye götürüldü?

28 Ekim’de korona testi yapılmış, test sonucu 29 Ekim gece yarısı e-nabızda görünüyor. Zaten 30 Kasım’da da yoğun bakıma kaldırıyorlar. Ekrem Uysal diye bir doktor vardı. Tecrübeli bir doktor, o yatırıyor zaten.

Doktoruyla siz görüşebildiniz mi?

Bir kere görüşebildim. Ölmeden bir gün önce. 13 Kasım’da. Hastaneden resmi olarak bir kere bilgi alabildik. Bilgi almak mümkün değil ki… Doktor, durumu çok kritik dedi. Bilgi alma sürecinde de cezaevi bizi çok sıkıntıya soktu.

Ne yaptılar?

Eşimin hastaneye götürüldüğünü bir koğuş arkadaşının eşinden öğrendim. Hemen e-Nabız’a baktık. Koronel yoğun bakım, 2. basamak pandemi tedavisi yazıyor. Cezaevini aradığımda yoğun bakımda hastamız yok dediler. İki gün böyle geçti. Pazartesi artık, neden yalan söylüyorsunuz diye memura tepki gösterdim. E-nabızdan görüyorum. O zaman bir bakalım deyip kapattılar telefonu. Sonra beni geri aradılar. Cezaevi psikoloğunu bağladılar bana, ‘iyiymiş durumu, kendi ihtiyaçlarını kendi görüyormuş’ dedi. Yoğun bakımdaki bir hasta kendi ihtiyaçlarını nasıl görecek! Zannetmiyorum öyle bir şey yapabildiğini. Sonraki gün psikolog yine aradı. Yine iyi dedi.

Durumu ne zaman ağırlaştı?

5 Kasım 2020 perşembe sabahı entübe olduğunu öğrendik. Ve o gün tahliye olduğu haberi geldik. E-nabızdan tahlilleri indirip avukata götürmüştüm. Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe verdik, tahliyesini istiyoruz diye. Perşembe sabahı tahliye ettiler. Ama tahliye olduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Sonradan öğrendiğime göre eşimle ilgilenen doktor bey, “Getirilmek için çok geç kalınmıştı.” diyor. Keşke o doktor çıkıp konuşsa… Bir milletvekili, hakimler cüzdanlarıyla vicdanları arasında sıkıştı demişti, şimdi bütün insanlar cüzdanlarıyla vicdanları arasına sıkıştı. Çünkü herkes işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Bir şey de diyemiyorsunuz insanlara.

Eşiniz ne kadar zamandır tutukluydu?

Tam 33 ay. 33 ayın dolduğu gece vefat etti. 14 Kasım 2020’de, Bursa Şehir Hastanesi’nde. 15 Şubat 2018’de gözaltına alındı. 27 Şubat’ta Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi tutukladı.

Bu süre içerisinde cezaevinde herhangi bir hastalık ya da başka bir sorun yaşadı mı?

Hiç yaşamadık. Mektuplarımızda da var. Telefon konuşmalarımız da hep kayıt altındadır. Eşim iyi davrandıklarını, beyefendi olduklarını, hep kolaylık gösterdiklerini anlatırdı. Hiç beklemediğimiz bir şey bu aslında.

Durumu size öyle yansıtmış olabilir. Mektuplar okunuyor, telefon görüşleri de bildiğim kadarıyla dinleniyor.

Bilmiyorum. Söylerdi yine de. Bu kadar susmazdı. Bir de şu var: Pandemi sürecinde, 8 ay geçti. İlk 6 ay koğuşlarda hiç arama yapmıyorlar. Son iki aydır ne değiştiyse acayip bir arama yoğunluğu başladı. Açık görüş yok, eşyaları bir gün bekletiyorlar. Didik didik arıyorlar. Nereden ne gelecek? Yani ne değişti, ne oldu bilmiyorum.

Eşinizin o aramalarda mı virüs kaptığını düşünüyorsunuz?

E tabi ki. Başka ne zaman kapacaklar? Cezaevine dışarıdan gardiyanlardan başka kimse gelmiyor ki. Üstelik gardiyanlar koğuşlara maskesiz giriyor. Bahçenin duvarları 8 metre yükseklikte. Havadan da yağmayacağına göre, gardiyanlardan başka koğuşa giren yok. Eşyalar da bir gün havalandırılıp öyle veriliyor.

Eşinizin eşyalarını aldınız mı?

O da ayrı bir mevzu. Eşyalarını istediğimi söyledim. Tamam dediler. Koğuş arkadaşlarına toplatmışlar, kendileri de toplamıyor. İmzasız kaşesiz bir tutanağa eşyalarını yazmışlar. 3 ayakkabısı var, orada 2 ayakkabı yazıyor. Eşim bütün görüşleri açık kapalı görüşleri, tarihleriyle hep not almış. Kimler gelmiş, kimlerle görüşmüş onları yazmış. Bir de maskesi var.

Cezaevinde kullandığı maskeyi de mi verdiler?

Evet verdiler. Onun çöpe atılması gerekmiyor muydu? Polyester bir maske. Sekiz ay boyunca o maskeyi kullanmış. Tek maske o. Başka maske yok. Defalarca dilekçe yazdıkları halde olumlu cevap verilmedi. Kantine getirin, kantinden alalım dediler. Her şeyi satıyorsunuz, neden maske getirmiyorsunuz? Benim eşim rahatsızdı. Bel fıtığı vardı. Özel yatağını, iki kat para verip kantinden aldık. Eşim entübe olduktan sonra diğer mahpuslara 10’ar tane maske vermişler. Ayyuka çıkınca artık.

Hüseyin Özen’in cezaevinde kullandığı polyester maske.

Eşinizin hakkında iddialar neydi peki? Ne ile suçladılar?

Birincisi Bank Asya’da paramız vardı. Çocuklarımız kapatılan Bursa Nilüfer Koleji’nde okumuştu. Üçüncüsü de Kızılcahamam’daki Asya Termal tatil köyüne, kaplıcaya gitmiştik. Hangi yıldı hatırlamıyorum. Biz gittiğimiz zaman orada, tutuklanan birileri varmış. Biz de oraya onlarla görüşmeye gitmişiz. İddia bu. Bu kişilerle telefon görüşmesi var mı diye sorduk. Mahkemede ortaya çıkarılmadı. Bylock yoktu. Olamazdı da zaten.

Kızılcahamam’daki kaplıcaya giden birçok insanı tutukladılar maalesef bu süreçte.

Biz Kızılcahamam’da olduğumuz zaman Bülent Arınç da oradaydı. Eşim yargılama sürecinde bunu hiç dile getirmedi. Söylemesi için çok ısrar ettim ama söylemedi. Eşim tutuklanmadan 10 gün önce emniyetten çağırdılar, ifade vermeye gitti. Bank Asya, çocukların okulu o zaman sorulmuş kendisine. O zaman bir şey olmadı, tutanağı imzaladı geldi. Sonra bir itirafçı, sohbetlerde gördüğünü, gezilere gittiğini söylüyor. Adam kendini kurtarmak için 40 küsur kişinin adını veriyor. Yargılanma sürecinde ise savcı iki kez tahliyesi istedi. Hakim bırakmadı. Karar duruşmasında savcı değişti. Yine tahliye isterse tahliye etmek zorunda kalırız diye mi değiştirdiler, artık bilemiyorum. 7 yıl 6 ay hapis cezası verdiler.

Eşiniz Türk Telekom’da çalışıyor muydu, yoksa işten çıkarılmış mıydı?

Bursa Türk Telekom’da bölge müdür yardımcısıydı. Yıllarca çalıştı. Şubat 2016’da emekli olmuştu. Darbe olduğunda çalışmıyordu, evdeydi. Ailenin toparlayanı direğiydi eşim. Hepimiz çok yıkıldık. Kayınvalidem 85 yaşında kalp pili ile yaşıyor. Kayınbiraderim yerinden kalkamadı vefat haberini alınca. Allah’tan gelene bir şey diyemeyiz elbet ama burada bir ihmal var.

Bundan sonraki süreçte ne yapacaksınız? Bir planınız var mı?

Dava sürecini birkaç güne kadar başlatıyoruz. İhmalden dolayı cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Daha sonra tazminat davası da açacağım. Sonuçlanır mı bilmiyorum. Allah-u alem. Ama eşimin hakkını sonuna kadar arayacağım, çünkü onu öldürdüler. Eşimi tanıyan biri Twitter’da şöyle yazmış: “Hüseyin bey sporcu adamdı, bisiklet turlarına katılırdı, sağlam bir bünyesi vardı, bu adamı öldürmek için çok uğraşmış olmaları lazım.” Günde mutlaka 1 saat spor yapardı. Bisiklet soruyla ilgilenirdi. Hafta sonları en az 4-5 saat bisiklet sürerdi.

Hüseyin Özen’in Batuhan ve Berkehan adında iki oğlu bulunuyor.

14 Kasım 2020’de Bursa Şehir Hastanesi yoğun bakımda hayatını kaybeden Hüseyin Özen’in cenazesi Bursa Hamitler Mezarlığı’na defnedildi.

Cezaevinde koronaya yakalanan Hüseyin Özen hayatını kaybetti

 

 

 

Okumaya devam et

Popular