Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hayatını kaybeden hasta tutuklu askeri öğrencinin savunması

Ölüm evresine girdikten sonra tahliye edilen hasta tutuklu askeri öğrenci Bilal Gülfidan’ın 15 Temmuz’la ilgili mahkemede yaptığı savunmaya BOLD ulaştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL-  Geçen hafta salı günü İzmir’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kara Harp Okulu sözleşmeli subaylarından Bilal Gülfidan (27), 15 Temmuz gecesi arkadaşlarıyla birlikte “sizi güvenli bölgeye” götürüyoruz diyen komutanlarının emrinde Genelkurmay Başkanlığının bahçesine helikopterle indirildi.

Nerede olduklarını öğrendiklerinde çok geçti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabaha karşı gözaltına alındı. 22 Temmuz’da tutuklanarak Kırıkkale Keskin Cezaevine gönderildi.

Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılanan Gülfidan, darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ama cezaevinde kanser oldu ve hem tedavisi geciktirildiği hem de geç tahliye edildiği için 15 Ekim 2019’da hayatını kaybetti. 

Bilal Gülfidan, 5 Mayıs 2017’de mahkemede yaptığı savunmasında yatakhanedeyken kursiyerlerin ‘silah başı’ diye bağrışmalarından dolayı rastgele şarjörsüz bir silah alıp otopark bölgesine gittiğini, ardından tören alanından “Güvenli bölgeye gidilecek” diye helikopterlere bindirildiklerini anlatmıştı.

İndirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan öğrendiğini, bir subayın “Hedef olacaksınız” diyerek kendilerini kör bir noktaya götürdüğünü anlatan Gülfidan’a buna rağm en müebbet ceza verildi. Gülfidan savunmasında 6 gün kaldığı gözaltında yaşadığı işkenceleri ve değiştirilen ifadesi hakkında da bilgi veriyor ve düzeltilmesini istiyor. Bold Medya’nın ulaştığı subay adayı Bilal Gülfidan’ın savunması:

İFADEMDE BANA AİT OLMAYAN SÖZLER VARDI

“Ben Bilal Gülfidan 12/04/1992 İzmir Konak doğumluyum. Hakim bey ifademe başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Polis akademisinde vermiş olduğum yazılı ifademi kabul etmiyorum. Reddediyorum. Çünkü baskı ve şiddet altında şiddet gördükten sonra ifade verdim. İfadem sabaha karşı saat 05.00 sıralarında alındı. Uykusuzdum. Aç ve susuz olduğumdan dolayı sağlıklı bir ifade veremedim. Kabul etmiyorum. İddianame açıklandıktan 1 ay sonra elime geçti ifade, ifadeyi okudum. Bana ait olmayan sözler vardı içerisinde hem kendimi hem de başkasını itham altında bırakacak ifadeler vardı. Kopyala yapıştır bir şekilde hazırlanmış olduğu için kabul etmiyorum. Bunu da bilginize arz ediyorum.

AFYON’A TATBİKATA GİDİYORUZ DİYE BİLİYORDUM

Olay gecesi Kara Harp Okulu Komutanlığında, 5. Akdeniz Taburu 2. Bölük 4. Takımda öğrenimime devam etmekte iken 15/07/2016 tarihinde saat 06.15 ile 21.15 saatleri arasında normal olarak içtima, eğitim, spor, çarşı izni vb. Faaliyetleri her zamanki gibi rutin devam etti. Çarşı izni bitimi olan saat 21.20’de okula girdim. İçtima sonrası aylar öncesinden belli olan Afyon tatbikatı için 16/07/2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında kalkıp yola çıkacağımızdan dolayı diğer arkadaşlarım ile birlikte yatakhanelere gittim. Tahmini olarak saat 22:30 sırasında kursiyerlerin kendi aralarında silah başı şeklinde bağırmalarını duymam üzerine kamuflajımı giyerek nöbetçi subayın da yönlendirmesiyle silah deposuna girerek seri numarasını hatırlamadığım rastgele dağıtılan silahımı şarjörsüz bir şekilde aldım ve park alanında beklemeye koyuldum. Bu ana kadar yaşanan her şeyin tatbikat gereği olduğu düşüncesindeydim.

İÇTİMA ALANINDA BÜYÜK BİR KARIŞIKLIK VARDI

Kendisinden sorumlu olduğum misafir askeri personel Kara Harp Okulu kayıtlarından da kontrol edilebilir. İsmi Nizar Libyalı. Onu bulmak için önce yatakhaneler bölgesine, daha sonra da park alanına bakındım. Fakat bulamadım. Sonra kendisini Üsteğmen Önder Biberoğlu’nun yanında gördüm. Ve kendilerini toplayıp yatakhaneler bölgesine gönderdi. Daha sonra onları bulamadıktan sonra, arkadaşımı bulamadıktan sonra ben de diğer arkadaşlarımın yanına katıldım. İçtima alanında büyük bir karışıklık ve gürültü vardı.

GÜVENLİ BÖLGEYE GÖTÜRÜLÜYORSUNUZ YALANIYLA HELİKOPTERE BİNDİRİLDİK

Alçak uçuş yapan Helikopter ve F16 saldırılarına karşı park alanının karşısında bulunan ağaçlık bölgeye alındık. Buradan da yemekhanelere alındık. Saat 03:00 sıralarında nizamiyelere saldırı olduğu, uçakların alçak uçuş yaptığı söylenerek, Celal Dora tören alanına geçtik. Burada alelacele kargaşa içerisinde oluşturulmuş, 14’erli karışık gruplar oluşturuldu. Şarjörsüz ve mermisiz bir şekilde, korku ve panik havası içerisinde güvenli bölgeye götürülüyorsunuz yalanıyla helikopterlere bindirildik.

5 DAKİKA SONRA İNDİK

Havalandıktan 5 dakika sonra tanklar ve yüksekçe bir duvar arasına indirildim. Yaşadığımız şoku atlatmak, açılan ateşlere hedef olmamak ve nereye bırakıldığımızı anlamak için araçların arasına saklandık.15-20 dakika burada bekledikten sonra adının Kenan olduğunu öğrendiğimiz komutanımız burada beklememizi ve geri döneceğini söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ve kendisini bir daha hiç görmedim. Araçlar arasında yerde yattığımızı gören hiç tanımadığım başka bir subay bizlere orada ne yapıyorsunuz. Yatmayın hedef olacaksınız diyerek, bizi yüksekçe bir duvarın, bir kör noktanın yanına geçirdi. Kör bir noktaya geçirdi bizleri. Ve burada beklememizi söyledi.

BURAYA KİMİNLE GELDİNİZ

Bu sırada yanımıza gelenlerden nerede bulunduğumuzu ve dışarıda neler olduğunu öğrendik.Her şeyi tam manasıyla burada, orada yanımıza gelenlerden öğrendik. Öğrendikten sonra arkadaşlarımız ile aramızda yani yanımızda bulunan rütbeli komutanlardan gizli bir şekilde kesinlikle yasa dışı hiçbir olaya karışmamalıyız şeklinde bir konuşma geçti aramızda. Devamında da 2 saat boyunca bu kör noktada arkadaşlarım ile birlikte uyukladım. Hiçbir şeyin farkında değildik. Tam bu esnada bizi bu şekilde gören bir binbaşı, bana buraya kimle geldiğimizi bağırarak bir şekilde, elindeki silahı ile birlikte bana buraya kimle geldiğimizi sordu. Ve benden hemen gidip onu bulmamı istedi.

ELİNDEKİ SİLAHTAN KORKTUM

Bende elindeki silahtan korkarak ilk önce Deniz Kuvvetlerine bakan kısma yürüdüm. Bulunduğum yerden ayrılıp Deniz Kuvvetlerine bakan tarafa sonra da geldiğim yönün tam tersi istikamete şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Zannediyorum iddianamede bir görüntüm var. Ve bu görüntüde bu yürüyüşüm esnasında çekilmiştir. Kesinlikle ve kesinlikle iddianamede de iddia edildiği üzere darbeye destek verme amaçlı bir hareket değildir. Şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Ortalık çok karışık olduğu için ve hiçbir darbeciden yasadışı emir almamak için sabahladığım kör noktaya geri döndüm.

KİMSEYLE KONUŞMAYIN, BENİ TAKİP EDİN

Burada arkadaşlarım yoklardı. Ben tekrar burada oturup bekledim. Tam bu esnada bir süre sonra yanımda 3. bölükten arkadaşlarım olan İdris ve Bilal Yıldız geldiler. Buraya kandırılarak getirildiğimizi ve hiçbir emre uymamız gerektiğini onlarla da konuştum. Bu konuşmanın üstüne Hasan Ali Üsteğmen yanımıza gelerek ‘arkadaşlar kimseyle konuşmayın ve beni takip edin dedi. Yönlendirmesi ile bir binanın bodrum katına girdik.

ÜZERİME ATEŞ AÇILDI

Burada bize tahliye edileceğimiz söylendi. Ve koşar adımlarla TÜİK binasının karşısında bulunan bir demir kapıdan çıktık. Bu esnada üzerime ateş açıldı. Hem benim hem de yanımda bulunan beni yönlendiren kapının diğer tarafında bulunan 2 sivil polise ateş açıldı. O anki korku, telaş ve polislerin yönlendirmesiyle silahımı ve kompozit başlığımı kapı dibine bıraktım. TÜİK binasında bulunan polislere sığındık. Oradan da polis akademisine getirildik.

SOYULARAK TERS KELEPÇE TAKILDI

Burada 2 gün boyunca bizlere Genelkurmay Başkanlığından çıkan 900’er gibi ifademizin alınacağı ve serbest bırakılacağımız söylendi. Fakat erler ayrılınca pazar akşamı o an ilk defa gördüğümüz polisler tarafından soyularak ters kelepçe ile kelepçelendik. Bunu burada belirtmemin tek sebebi polis akademisinde alınmış ifademde hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım şeklinde bir yazıdır. Bu da bana ait değildir. Ben böyle bir ifade vermedim. Bu sebeplerden dolayı reddediyorum. İlk defa gördüğüm polisler tarafından soyularak ters kelepçelendik.

GECE YARISI TEKMELEYEREK UYANDIRILDIK

4 gün boyunca bu şekilde kaldık. Tuvalete dahi yalın ayak gitmek zorunda bırakıldık. Açlık ve susuzluktan dolayı ayakta dahi duramıyorduk. Geceleri uyurken polisler tarafından tekmelenerek uyandırıldım. Çeşitli hakaretlere maruz kaldım. Tüm bu yapılan insanlık dışı uygulamalara rağmen polis akademisinde verdiğim ifadeye ‘ben emniyette bulunduğum sürece hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım’ gibi bir ifade eklenmiştir. Bunu da az önce belirttim.

AĞIR CEZAEVİ KOŞULLARINDA KALIYORUZ

Ayrıca iddianamede bulunan Bylock listesinde üzerimde bulunan 2 hatta Bylock olduğu iddia edilmiştir. Böyle bir programın varlığından, kesinlikle ve kesinlikle haberim yoktur. Cezaevine girdikten sonra sözlü ve yazılı medyadan öğrenmiş bulunmaktayım. Aynı zamanda iddianamede tarafıma yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. 6 günlük gözaltı süresi ve bu sürede yaşadıklarım 10 aya yakın tutukluluk sürem ve ağır cezaevi koşulları göz önünde bulundurulmasını tahliyemi ve dava sonunda da beraatimi talep ediyorum. Arz ederim.”

SAVUNMANIN BULUNDUĞU GEREKÇELİ KARARDA SAVUNMANIN ORİJİNAL GÖRÜNÜMÜ

SAVCI: ÖLMEZSE TUTUKLANMASINA…

Bilal Gülfidan’ın ölümün ardından sosyal medyada @m4gf0wKzduBwFy5 hesabından genç subay adayı ile ilgili paylaşımlar yapıldı ve bazı iddialarda bulunuldu. O paylaşımlar şöyle:

“Sözleşmeli subay olmak için eğitime başlamış, sadece verilen kanuna uygun emirleri yerine getirmiş, darbeden haberi olmayan, şeytanların (AKP) tuzağına düşmüş yüzlerce askeri öğrenciden biridir. Cezaevinde kanser hastalığına yakalanınca 2 ay muayene geç götürülmüş, sonrasında yapılan kontrollerde kanserin ilerlediği ve sık sık kontrole gelmesi söylenmiş, müteakiben tekrar kontrolleri aksatılmıştır. Mahkeme ilk başlarda tahliye etmedi. Daha da ağırlaşınca tahliye kararı verdi. İlk başlarda bu hastalık durumundan ailesi haberdar değildi. Duruşmalara zorunlu katıldı tedavi esnasında savcı ‘ölmezse tutuklanmasına’ diye mütala verdi. Hakîm onlardan iftiracı olmalarını istedi. O durumda ne o ne de bir arkadaşı hain olmadı iftira atmadı.”

ÖLDÜRÜLMEK İÇİN GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ BAHÇESİNE ATILDILAR

15 Temmuz gecesi Kara Harp Okulundan 150 öğrenci helikopterle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine indirilmişti. Aynı hesap, bu olayla ilgili iddiası ise şöyle:

“Bu askerî öğrenciler okul komutanı İzzet Çetingözün emri ile okulda bırakılmış, gece öldürülmeleri için mühimmatsiz olarak helikopterlerle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine atılmış, onları yüzlerce IŞİD’li silahlı olarak karşılamış, ateş altına almış öldürmek istemiş. 10 gün gözaltında insanlık dışı işkencelere maruz kalmış masum Anadolu gençleri hastalıklara yakalanmıştır.”

AYNI DOSYADA YARGILANAN BAŞKA BİR ÖĞRENCİ DE KANSERDİ

Bilal Gülfidan ile aynı dosyada yargılanan Bayram Altunbaş, “Komutanlarımıza güvenmiştik. Böyle bir şey için 4 aylık bir öğrenciyi kullanacakları aklımdan geçmedi. Güvenli bölgeye götürüleceksiniz denilince güvenip helikoptere bindik.” şeklinde ifade vermişti.

Altunbaş duruşmada, iki ay önce bağırsak kanseri teşhisi konulduğu söylemiş ve tahliyesini talep etmişti. 18 Mayıs 2017’de tahliye edilen Altunbaş’ın sağlık durumu hakkında bir bilgi bulunmuyor.

Müebbet verilen kanserli askeri öğrencinin görüntüleri ortaya çıktı

BOLD ÖZEL

Yüksel Direnişi 4 yaşında: “Mesele teslim olmamakta”

“İşimizi geri istiyoruz” sloganıyla başlayan Yüksel Direnişinin dördüncü yılında tutuklu Acun Karadağ’dan mektup var: “Mesele tutsak olmakta değil teslim olmamakta.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

KHK’lı akademisyen Nuriye Gülmen’in Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde 9 Kasım 2016’da başlattığı “İşimizi Geri İstiyoruz’ eylemleri dördüncü yılına giriyor. Birçok KHK’lı bu caddedeki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni okuyan kadın heykelinin önünde buluşup haklarını aradı. Nuriye Gülmen, eylemlerin motivasyonunu “İnsanlar KHK’lıyım demeye korkarken, KHK’lıyım diye sokaklarda haykırdık ve meşru mücadele zemini ortaya çıkardık.” şeklinde açıklamıştı.

Nuriye Gülmen’e daha sonra sınıf öğretmeni Semih Özakça katıldı ve birlikte açlık grevine başladılar. Gülmen 59 kilodan 34 kiloya düştü. Nuriye Gülmen 26 Ocak 2018’de açlık grevine son verdi. Fakat Yüksel’deki “İşimizi Geri istiyoruz” direnişi devam etti.

Yüksel Direnişçileri olarak anılan; sosyal bilgileri öğretmen Acun Karadağ, mimar Alev Şahin, memur Nazan Bozkurt, Mehmet Dersulu, Mehmet Dersulu, Cemal Yıldırım, Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya, üniversite öğrencisi Merve Demirel bıkmadan usanmadan evlerinden çıkıp Yüksel’e gittiler. Ne olursa olsun vazgeçmediler. Yüzlerce kez gözaltına alındılar. Bir polis Nazan Bozkurt’un elmacık kemiğini kırdı. Acun Karadağ’ın kalbine pil takıldı, polis memuru Sezgin S. herkesin gözü önünde Merve Demirel’i taciz etti. 65 yaşındaki, astım ve diyabet hastası Mahmut Konuk’u tartakladılar.

Acun Karadağ, Nuriye Gülmen ve Alev Şahin.

Şimdi ise çoğu hapiste… Ağustos 2020’de tutuklandılar. Acun Karadağ ve Alev Şahin Kayseri Bünyan Cezaevinde, Nazan Bozkurt Gebze Kadın Kapalı Cezaevinde, Nuriye Gülmen Silivri’de, Mahmut Konuk Adana Kürkçüler’de, Mehmet Dersulu ise Bolu Cezaevinde. “İşimizi geri istiyoruz” eylemleri yapan bu isimlerin tamamı örgüt üyesi olmakla itham ediliyorlar.

“40 YIL DAHA DİRENECEĞİMİZDEN KUŞKUNUZ OLMASIN”

Yüksek Direnişi’nin 4. yılını cezaevlerinde hep birlikte kutladıklarını söyleyen Acun Karadağ, neden eylem yaptıklarını ve direnmeye devam ettiklerini kızı İpek Moral’e gönderdiği 11 Kasım 2020 tarihli mektupta kaleme aldı. “Bu sloganın içinde hepimize yapılan onlarca haksızlığın, adaletsizliğin itirazı; milyonlarca mağdurun, milyonlarca haklının sesi var. İşçinin-emekçinin ahı var.” diyen Karadağ, iktidarın en sıkıştığı noktada, korkudan tutuklanmaları artırdığını ifade ediyor.

“Ne mutlu bizlere ki 4 yıldır direniyoruz ve ne mutlu bizlere ki adaletin sağlanması uğruna susmadığımız için tutuklandık. Eğer vatanımız bu sömürüden, bu gericilikten kurtulamayacaksa 40 yıl daha direnebileceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın” diyen Acun Karadağ’ mektubu…

HAPİSHANE GÜNLÜKLERİ (4) İŞİMİZİ GERİ İSTİYORUZ

“Yüksel Direnişi’nin 4. yılını hapishanelerde kutladık. Direnişe ilk başlayan Nuriye Gülmen Silivri’de. Nuriye’den 5 gün sonra 14 Kasım’da direnişe başlayan ben ve bizden sonra ihraç edildiğinde Ocak 2017 de Düzce’de direnmeye başlayan Alev Şahin Kayseri’deyiz. İşyeri önünde direnen Mahmut Konuk Adana Kürkçüler’de. Yüksel Direnişçileri Mehmet Dersulu Bolu’da, Nazan Bozkurt Gebze’de… Görmesek de duymasak da emimim 9 Kasım’da bu hapishanelerden aynı anda “İşimizi Geri İstiyoruz” sloganları yükseldi.

Bu sloganı yalnızca bir iş talebi olarak görenler bugün çıkartılmaya çalışılan bir çok kölelik yasa maddesiyle 4 yıldır ödediğimiz bedellerin ne uğruna olduğunu umarım anlıyorlardır. Bu sloganın içinde hepimize yapılan onlarca haksızlığın, adaletsizliğin itirazı; milyonlarca mağdurun, milyonlarca haklının sesi var. İşçinin-emekçinin ahı var.

4 yıldır ödetilen bedele rağmen neden direndik? Hala hapishanelerden direnmeye neden devam ediyoruz? Bu soruların cevabını her biriniz verebilirsiniz. Eğer gerçekleri görmek isterseniz… Daha dün İzmir depremiyle sarsılan yüreklerimiz size mimar Alev Şahin’i ve Düzce’de tek başına direnen bir emekçinin direnişe başlarken söylediklerini hatırlatmadı mı? “Ben 99 Düzce depreminden sonra mimar olmaya karar verdim. Halkımız göçükler altında ölmesin diye onurumla çalışırken usulsüz beton döken firmalara ceza kestiğim için AKP’li bir beton firması sahibinin şikayetiyle KHK ile ihraç edildim. İşimi ekmeğimi elimden aldırlar.” demişti.

Alev Şahin şimdi tutsak…

Gün geçmiyor ki bir rektörün bir dekanın gerici, yobaz söylemleri gündem olmasın. Pandemi sürecinde online ders sırasında akademisyen bozuntularının “biz de kızları görüyoruz de mi” gibi zırvalarla kadın öğrencilere karşı sapkın bilinçaltlarını açığa vurdukları videolar yakın zamanda yayınlanmadı mı? Osmangazi Üniversitesi’nde bir akademisyenin 4 akademisyeni hayattan kopardığı katliam hafızalarımızda. Osmangazi Üniversitesi’nde görevden atılan, Selçuk Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen Nuriye Gülmen’in işine bunlar gibi akademisyen müsveddesi olmayı reddettiği için son verilmemiş miydi?

Nuriye Gülmen bugün tutsak…

Küçük yaştaki çocukların tacize-tecavüze uğradığı haberlerini hangi gün duymuyoruz? Tarikatlara teslim edilen ve hayatları karartılan yavrularımıza daha önceleri kim sahip çıkıyor, kim kol kanat geriyordu? Birer birer KHK ile ihraç etmediler mi aydın öğretmenleri? İlkokul 1. sınıfa giden öğrencilerini ders saatinde alıp okulun yanındaki camiye namaza götüren, bilimsel hiçbir bilgi vermeden öğretmenlik yapmaya soyunan andaval, benim okulumda hala bu işe devam ediyorken ben neden ihraç ediliyorum?

Acun Karadağ şimdi tutsak…

Bugün Nazan Bozkurt’un hepimizin üyesi olduğu KESK gibi kuruluşunda devrimci pratik sergilemiş bir sendikaya bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeliğinden ihraç edildiğini öğrendim. Hatırlarsanız üyelerine sahip çıkmayan, sendikaya kapanıp çay-çorba içip “mış” gibi yapan KESK yönetimini eleştirdiğimiz için yöneticiler ve “adamları” tarafından kendi sendikamızın içinde fiili saldırıya uğramış Süleyman Soylu’nun “gizli talimatıyla direnişçiler hakkında ihraç kararı alınmıştı. İş güvencemize saldırılara karşı eylem yapması, mücadele vermesi gereken sendikamız yönetimi keyif yapıp yatarken bu mücadeleyi üyeleri olarak bizler veriyorduk.

Nazan Bozkurt’un bu mücadelede bir polisin attığı yumrukla elmacık kemiği kırılmıştı. Nazan neredeyse gözünü kaybedecekti ameliyatla protez elmacık kemiği takılarak kurtarılmıştı gözü. Bu Nazan’ın ödediği bedellerden sadece biriydi.

Nazan 22 Ağustos’tan beri de tutuklu. Sadece “işimi geri istiyorum” dediği için AKP’nin ödettiği bedellere, sendikamızın devrimci mirası üzerinde tepinen iktidar “gölge” ortağı bir zihniyet de bedel ödetmiş oluyor Nazan’ı ihraç ederek. İktidarın KHK ile ihraç ettiği ve direndiği için tutuklattığı bir direnişçinin, iktidarın tehditlerine teslim olanlarca üyelikten de ihraç edilmesi en hafif deyimle alçaklıktır.

Bu vesileyle söyleyelim ki “ İşimizi Geri İstiyoruz” sloganının içinde, işçi ve emekçilerin iş güvencesine de ancak bizler gibi direnenlerin sahip çıkabileceği gerçeği vardır. Mücadele ederken tutuklanmış üyesini ihraç eden teslimiyetçilerin bizi ancak sermayenin önüne atacağı gerçeği vardır.

Bu teslimiyetçi zihniyeti teşhir edip, ezip geçmedikçe de işçi ve emekçinin kurtuluşunun olmadığı gerçeği vardır. Bizler 4 yıldır AKP’ye rağmen direniyorken bu alçak zihniyete karşı da direniyoruz.

Nazan Bozkurt şimdi tutsak…

Mahmut Konuk 65 yaşına yaklaşmış bir sağlık emekçisi. Ömrü sendikal mücadelede geçmiş. İhraç ediliyor ama bazılarının yaptığı gibi sendika MYK’sına seçileyim, maaşımı oradan alır yan gelir yatarım demiyor. Kronik astım ve diyabet hastalığına; polislerin yaşına bile hürmet göstermeyen tavırlarına, tartaklamalarına rağmen direniyor. Oysa bir sağlıkçı olarak pandemi sürecinde kaç hayat kurtarabilirdi.

Mahmut Konuk şimdi tutsak…

Hapishaneye getirildiğimizden beri Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerini okuyoruz. (Evrensel Gazetesi istedik Şebnem Korur Fincancı’nın yazılarını takip edebilmek için ancak “Bünyan bayisinde yok” bahanesiyle vermedi idare!) Sözcü Gazetesi’ndeki bir haberde “Yargıdan Yine Çifte Standart” başlıklı bir haberde gazete yazarlarına açılan tazminat davalarında ceza verildiği buna karşın yazarların açtığı hakaret davalarının reddedildiği yazıyordu.

4 yıldır devam eden direnişimiz sırasında Sabah, Akşam gibi gazetemsilerin bizler hakkında yaptırdığı yalan ve iftira haberlerine takipsizlik kararları verildi. Hakaret ve küfür eden, işkence yapan polisler hakkındaki suç duyurularımıza ise valilik tarafından soruşturma izni verilmedi. OHAL sürecinden beri halkın “sırayla” gördüğü, uğradığı, hak ihlallerinin tamamına biz 4 yıl boyunca maruz kaldık. Adil yargılanma hakkından, anayasal eylem hakkımızın her gün engellemesine kadar, haksız gözaltılardan, haksız adli kontrol tedbirlerine kadar… Bugün tutuklu olmamız bu iktidarın bizlere karşı işlediği son suçtur ama ilk değil…

Bugün işçilere yönelik kölece tasarı yasa maddelerinin dördünün geri çekildiğini duyuruyor haber kanalları. Ve bunu hükümetle görüşen Türk-iş, Hak-iş gibi sarı sendika yöneticilerinin başarısı gibi gösteriyorlar. Bunu ne 1 gün eylem yaptıklarında tartaklanma görüntüleri televizyonda gösterilen DİSK yöneticileri ne de bu sermaye ortağı sarı sendikalar başarmıştır. Bunu başaran 4 yıldır sokakta bugün hapishanede direnen KHK direnişçileri, saldırılara rağmen yollarda yürüyen Bağımsız Maden İş üyesi, Soma ve Ermenek madencileri, direne direne işlerini geri alan Aydın Efeleri, Mahir Kılıç, Türkan Albayrak ve Melik Şahin gibi işçilerdir. Bu iktidar ve iktidar ortağı sermaye, şov amaçlı eylemlerden, sarı sendikalardan korkmaz, geri adım atmaz.

Ancak gerçek, ısrarcı ve halkla bütünleşen direnişlerden korkar. Eğer en küçük bir geri adım atıyorlarsa bu, halktaki, işçi ve emekçilerdeki patlama noktasına gelen öfke ve bu öfkeyi harekete geçirme potansiyeli olan direnişlerdendir. İktidarın en sıkıştığı noktada tutuklamaların art arda gelmesinin, sosyal medyada yazılanların bile bir örgüt çuvalına konularak tutuklanma nedeni sayılması tam da bundandır. Korku… Ve onları korkutanlar asla şovmenler değildir. Direnme potansiyeline sahip işçiler- emekçilerdir.

Ne mutlu bizlere ki 4 yıldır direniyoruz ve ne mutlu bizlere ki adaletin sağlanması uğruna susmadığımız için tutuklandık. Eğer vatanımız bu sömürüden, bu gericilikten kurtulamayacaksa 40 yıl daha direnebileceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

“Mesele tutsak olmakta değil, teslim olmamakta.” Bu nedenle bizi tanıyan, bilen, duyan, merak eden destekçilerimize ve okuyuculara seslenmek istiyorum. Haklarınız, hayalleriniz, çocuklarınız, geleceğiniz ve topraklarımız için tutuklanmayı, aç kalmayı göze almazsanız bunların hepsini kaybedeceksiniz. Ve göze aldığınız her bir değer için A sendikasına B partisine değil önce kendinize güveneceksiniz. Siz samimiyseniz ve bedel ödüyorsanız bu halk sizi görecektir. Halkın gözüne ve sözüne güvenin, teslim olmayın!

Haydari Kampı kitabında Themos Kornaros diyordu ki “Dışarı çıkacak arkadaşlarımızla –angaryalarla- dışarıdaki kardeşlerimize nasıl bir haber uçuralım? Savaşı bırakmalarını, istilacı Almanları öldürmemelerini, mütareke istemelerini, bizleri kurtarmak için yurdu satmalarını mı yoksa hiçbir uzlaşmaya varmadan savaşmalarını, bizi yok bilmelerini mi bildirelim?”

Bu bölümü okuyunca düşündüm; eğer hain değilsek, sorunun cevabı açık…

Ben de “canım direniş dostlarına” diyorum ki yurdumuzu satmayın. Bizi yok bilin. Savaşmaya devam edin!”

Umutla, dirençle…

Acun Karadağ

Nam-ı diğer Acun Öğretmen

11 Kasım 2020, Bünyan 

Çankaya İl Sağlık Müdürlüğü’nden ihraç edilen Mahmut Konuk ve Acun Karadağ.

Acun Karadağ ve Merve Demirel

Acun, Alev ve Nazan’dan haber var: Sloganlarımız size ulaşıyor mu?

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu gazeteci Harun Çümen: “Koğuşta 25 fare öldürdük çıldırmak üzereyiz”

Mart 2018’den bu yana Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevinde tutuklu olan Harun Çümen yaşadıkları koğuşta farelerin cirit attığını, kendilerine adeta zulmedildiğini ve çıldırma noktasına geldiklerini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

33 aydır Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan gazeteci Harun Çümen, cezaevinin insanlık dışı şartlarını ve maruz kaldıkları uygulamaları tahliye olan bir arkadaşının aracılığıyla HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na iletti.

Mektubunu Gergerlioğlu’na nasıl ulaştırdığını ‘özel bir notla’ açıklayan Harun Çümen’in anlattıkları çok korkunç. Tıkanan lağım boruları, koğuşlarda cirit atan, yastıkların içine giren fareler, fareleri görüp dalga geçen gardiyanlar, 45 kişilik koğuşta kış soğuğunda yerde yatan insanlar, salgın olduğu halde sağlanmayan hijyen şartları… Cezaevindeki hak ihlallerini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren Harun Çümen’in mektubunun tamamını yayınlıyoruz.

“Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu

Size Kepsut ilçesindeki Balıkesir L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyorum. İsmim Harun Reşit Çümen. 33 aydır tutukluyum, hükümözlüyüm. FETÖ davasından 7 yıl 6 ay ceza aldım, dosyam Yargıtay’da bekliyor. Gazeteciyim, Zaman Gazetesi’nde editörlük, sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptım.

“45 KİŞİYİZ, NEFES ALAMIYORUZ”

Cezaevinde bizlere adeta zulmediyor. 206 metrekarelik bir alanda 45 kişiyiz. 12 metrekarelik, evlerdeki çocuk odasından bile küçük odalarda 7 kişi kalıyoruz. 3 kişi yerde yatıyor. Gece yatak koyduğumuzda adım atacak yer yok! WC için kalktığımızda yatakların üzerine basmadan geçemiyoruz. Nefes alamıyoruz, havasızlıktan ölmemek için kışın bu soğuk günlerde bile pencereleri hiç kapatmıyoruz. Bugünlerde gece hava sıcaklığı sıfıra doğru indi, 2 derece oluyor. Kışın eksi sıcaklıklarda bile pencere açık uyumak zorunda kalıyoruz!

“WC’LER TIKANIYOR”

Tıka basa dolu koğuşlarda insanlık dışı muameleye maruz bırakıldık. 2 WC var, günün her saatinde tuvalet sırası bekliyoruz. Oysa şu an 1-2 kişinin yaşadığı evlerde 2-3 WC bulunabiliyor. Sadece 2 banyomuz var duş için. Sıcak su verilmiyor, çok yetersiz. 2-3 gün sadece 3’er saat sıcak su veriliyor. 45 kişi nasıl duş alsın? 1 kişi 7-8 dakika içinde duş almak zorunda kalıyor. Kanalizasyon sistemi, lağım boruları sürekli tıkanıyor. WC’ler tıkanıyor, çok affedersiniz ortalığı bok götürüyor adeta.

“REZALETİ KAMUOYU BİR GÖRSE!”

Neredeyse 2-3 haftada bir bu manzara yaşanıyor. Ahh! Keşke bir görseniz! Rezaleti bir görebilse kamuoyu, yetkililer! İnanamazsınız! Sürekli su kesintileri yaşanıyor. Hijyen problemi had safhada! Yöneticiler, memurlar o kadar ilgisiz ki! Hiç umursamıyorlar. Çünkü yaşananlardan kimsenin haberi yok! O rahatlıkla sorunlar artık rutin haline gelmiş, hiç çözüm yok ve gittikçe artıyor sorunlar. Denetim de sıfır, hiç yok.

“CEZAEVİ YÖNETİMİNİN ZULMÜ ALTINDAYIZ”

4+1 veya dubleks bir ev büyüklüğündeki bir alanda kucak kucağa, sıkış tıkış yaşamaya mahkûm bırakılırken yan koğuşumuz C-6 bomboş. Pencerelerden görüyoruz, odada 1-2 kişi kalıyorlar, ranzalar boş. O koğuştakiler hırsızlık, yaralama, uyuşturucu gibi adi suçlar dediğimiz tutuklu ve hükümlüler. Cezaevi yönetiminin büyük zulmü altındayız. Bir tarafta koğuş boş, ranzalar boş; diğer tarafta bizim C-7 koğuşu ve diğer 10’dan fazla FETÖ koğuşu ağzına kadar dolu, 40 kişinin altında mevcut yok, 15-20 kişi yerde yatıyor.

Ölüme terk edilmiş vaziyetteyiz. Son derece haksızlık, eşitsizlik, insanlık dışı muameleye, zulme uğruyoruz. Ahh! Keşke bir görseniz… O kadar çok isterdim ki! Şok olursunuz, donakalırsınız. N’olursunuz? Allah rızası için çığlığımızı duyun, sesimize kulak verin! Çıldırmak üzereyiz… Lanet olsun, bize bunu yaşatanlara!..

“BİR FAREYİ YAKALAYAMIYORSUNUZ DİYE DALGA GEÇİYORLAR”

İki buçuk aydır koğuşta fareler cirit atıyor, tam 25 fare öldürdük kendi imkânlarımızla! Yerde yatan insanların yataklarına, yastıklarına giriyor; kafa, yüz, kollarının üzerinde geziniyorlar. Dolapların içinden adeta fare fışkırıyor, yiyeceklere saldırıyorlar. Defalarca yetkililere, memurlara, başgardiyanlara söyledik, müdürlüğe dilekçeler yazdık. Hiçbir netice yok, umurlarında değil! Çözüm bir yana, dalga geçip, “Bu kadar insansınız, bir fareyi yakalayamıyor musunuz?”, “Besleyin, niye öldürüyorsunuz ki, acımıyor musunuz?”, “25 fare az, sizden daha fazla yakalayıp öldüren koğuşlar var.” şeklinde cevaplar veriyorlar.

Adalet Bakanlığı’na, tüm yetkililere sesleniyorum; gelin görün halimizi! Fareleri, tıkanan WC’leri, lağımları… Koğuşlara ATM cihazı konulacakmış, görüntülü telefon görüşmesi yaptırılacakmış, sayım parmak iziyle alınacakmış vs. vs. haberleri yaptırıldı basına. Önce çektiğimiz şu rezalete bir çözüm bulsunlar! Daha başka o kadar çok sorun var ki!.. Hepsini yazsam sayfalar yetmez! Vallahi de, billahi de! 50 tane, 100 tane sorun sıralanır.

“TAM BİR İŞKENCE!”

Pandemi/koronavirüs süreci en çok bizi, tutuklu ve hükümlüleri, cezaevindekileri vurdu. Hapis içinde hapis yaşıyoruz. 8 aydır çocuklarımızı, eşlerimizi, ana-babamızı göremiyor, dokunamıyor, öpemiyoruz. 8 aydır açık görüş yok! Haziran ve temmuzda sadece birer kez kapalı görüş oldu, sadece 1 kişi gelebildi. 4 aydır da ayda 2’şer kapalı görüşü sadece 2 kişiyle yapabiliyoruz. Eşim, 4 çocuğum, anne ve babam var, 7 kişiler. Çoğu insanın ortalama bu kadar yakını var, kardeşleri, kayınvalide-kayınpederleri olanlar var. Uzak şehirlerden geliyor ailelerimiz, 2 kişi görüşebiliyor, kalan çocuklar veya eşler dışarda bekliyor. Tam bir işkence, zulüm! Çocuklar, eşler, analar-babalar ağlıyor!

Görüşler virüs öncesi 45 dakikaydı, virüs süresinde de aynı. Sayın Adalet Bakanı, “Hak kaybı olmayacak, yapılamayan görüşler telafi edilecek.” dedi. 8 aydır onlarca görüş iptal oldu, yaptırılan az sayıdaki görüş de yine 45 dakika! Ne zaman telafi edilecek, 1 saat-1,5 saat görüş niye yaptırılmıyor?

“İNSANLAR HASTA, İLAÇ KULLANIYORLAR”

Koğuşumuzda 2 arkadaşın eşleri de burada cezaevinde! Kadınlar koğuşu var bir tane, 30’dan fazla kadın kalıyor. Çoğunun eşleri de burada. Pandemi öncesi iç görüş vardı; görüş yapabiliyorlardı. 8 aydır yaptırılamıyor! Bilal Çoban ve Mustafa Zeybek, eşleri Mukaddes Çoban ve Dicle Zeybek’i 8 aydır göremiyor, seslerini bile duyamıyorlar! Tam bir dram, büyük trajedi! Telefonla dahi görüştürmüyorlar! Büyük bir zulüm! Arşı titretecek boyutlara ulaştı artık! İnsanlar hasta oldu, psikolojileri bozuldu, ilaç kullanıyorlar! Lütfen! Allah rızası için bu çığlığa bir ses verin, n’olur!!!

“BAŞINIZIN ÇARESİNE BAKIN DİYORLAR”

Sağlık büyük problem burada! Doktora, revire çıkmak zaten problemliydi, haftalarca çıkamadığımız oldu, hastalıktan kırıldık. Şimdi sağlık hizmeti alabilmek imkânsız hale geldi! Açık açık söylüyorlar; “Ölüm riski dışında” her şikâyet geri çevriliyor. Kronik şeker, tansiyon, kalp rahatsızlığı olanlar bile 8 aydır doktor-hastane yüzü görmüyor. “Başınızın çaresine bakın” diyorlar. Birçok hastalığı inleye inleye atlatıyor insanlar. İnsanlık dışı görüntüler, ahh bir görseniz! Son derece korkunç, çok vahim durumlar yaşanıyor, sesimizi duyan yok! Çözümsüzlük sıradanlaşmış vaziyette… Umursayan yok…

“YEMEKLERİ YİYEMEDEN DÖKÜYORUZ”

Yemekler çok kötü. Çoğunu hiç yemeden çöpe döküyoruz. Örneğin bugün (15 Kasım Pazar) hem öğlen hem akşam yemeğinin neredeyse tamamı çöpe gitti. Mantı ve tarhana çorbası geldi öğleyin, son derece kötü! Keşke bir görseniz! Masterchef jürisi görse, vallahi de billahi de sopayla döver yapanları! Her hafta, 2-3 günde bir hep aynı yemekler! Ispanak, türlü, erişte, makarna gibi yiyecekler hiç yenmiyor. Kuru fasulye, nohut, pilav yemekten artık bıktık! Genelde kantinden aldıklarımızla besleniyoruz. Yoksa aç kalırız!

Kahvaltılık ise tam bir skandal! Tek çeşit geliyor. Sadece zeytin ya da peynir (o da bir-iki haftada bir), çoğu zaman mini paketlerde reçel, fındık kreması türü şeyler veriliyor. Onlarla da karın doyurmak imkânsız. En çok parayı kahvaltı malzemesine harcıyoruz, tabii maddi durumu iyi olmayanlar da var, çok yazık oluyor!.. Yardımcı olmaya çalışsak da bir hafta, bir ay olabiliyor. 3-4 yıldır burada olanlar çoğunlukta.

“MASKE, ELDİVEN VERİLMİYOR”

Büyük bir hijyen, sosyal mesafe, izolasyon sorunumuz var. Grip-nezle anında yayılıyor, bulaşıyor. Bir kişi hasta olunca koğuşun yarısı 20-25 kişi hastalanıyor. Allah korusun, virüs bulaştığında hiç kurtuluşumuz yok! Maske-eldiven verilmiyor, kan temizleyici veriliyor 8 aydır, o da aylık veriliyor, bir haftada bitiyor. Yine kendimiz kantinden parayla alıyoruz. Kolonya, dezenfektan kantinde satılsa alacağız, onu bile getirmiyorlar. Daha birçok, son derece basit ihtiyacımızdan mahrumuz. Örneğin, plastik sehpa verilmiyor aylardır. Koğuşun yarısı açıköğretimde okuyor, ders çalışıyor. Ama sehpa verilmiyor. Çok acil, elzem ihtiyaç giderilmiyor. Odalardaki TV’lerimizi bile koyacak sehpa yok, sandalye üzerine koyuyoruz. 45 kişinin çamaşırlarını asacak çamaşır ipi bile verilmiyor biliyor musunuz? Çok ilkel şekilde kurutuyoruz çamaşırları, yatakların üzerinde, ranza demirinde vs…

Daha o kadar çok sıkıntımız var ki; şimdilik bu kadarla yetinelim. Başta 45 kişilik kalabalık koğuş ve fare sorunumuz olmak üzere dertlerimize ilgi gösterebileceğinizi umuyor, şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz. Çığlığımızı duyurursanız çok sevinir, duacınız oluruz.

Bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, hürmetlerimizi sunarız. Selam ve sevgiyle…”

4 Mart 2018’de İstanbul’da gözaltına alınan ve daha sonra Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevine gönderilen Harun Çümen, Zaman gazetesinde çalıştığı ve Bank Asya hesabı bulunduğu için 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çümen’i gözaltına alan polisler “21 sene Zaman’da çalışmışsın işin zor”. demişti.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Yedi aydır çocuklarımıza ne dokunabildik ne öpebildik”

Tutuklu matematik öğretmeni Kevser Sinan, koronavirüs salgını nedeniyle aylardır çocuklarına sarılamamanın acısını yazdı. Anne-babadan sonra dayıları da tutuklanan oğlunun ve kızının yıkıldığını vurguladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Çocuklarını okula almaya gittiğinde gözaltına alınan Kevser Sinan, 7 aydır oğlunu ve kızının görememenin çaresizliğini erkek kardeşi Ramazan Akaslan’a yazdığı mektupta anlattı. 17 Ekim 2019’da tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderilen Kevser Sinan’ın 15 yaşında lise birinci sınıfa giden Ali İhsan adında bir oğlu ve 10 yaşında Seher adında bir kızı var. Örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla tutuklanan eşi Nuri Sinan da 3 yıldır Sivas Cezaevinde.

“OĞLUM 10 KİLO ZAYIFLAMIŞ”

Türkiye’de Mart 2020’de başlayan koronavirüs salgını nedeniyle tüm cezaevlerinde açık ve kapalı görüşler yasaklandı. Cam arkasından yapılan kapalı görüşler ise hazirandan itibaren ayda bir kez olmak üzere yeniden başlatıldı.

Mektubunda, ailece yaşadıkları zorlukların en çok çocuklarını etkilediğini söyleyen Kevser Sinan “7 aydır çocuklarımıza ne dokunabildik ne sarılıp öpebildik. En çok da canımızı bu durum acıtıyor. 6 ay sonra Ali İhsan geldi görüşe, yavrum 10 kilo zayıflamış, çok üzüldüm.” dedi.

Eşi Nuri Sinan’ın tutuklanmasından sonra çocuklarını çok zor toparladığını belirten Kevser Sinan, kendisi ve abisi Yasin Akaslan tutuklanınca çocuklarının tamamen yıkıldığını vurguladı ve “Abimin alındığı günün ertesinde görüşe gelmişlerdi. Öyle çok ağladılar ki… Dayım bizim her şeyimizdi diye.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLAR AĞLADI, BEN TESELLİ ETTİM”

Kevser Sinan şöyle devam etti:

“Burada en çok mutlu eden şey hatırlanmak ve geride kalan çocuklarımızın yüzünün gülmesi. Çocukların en ufak bir sıkıntısı bizi burada alt üst ediyor. Annelik duygusu farklı işte. Dün kapalı görüş vardı mesela. Çocuklar ağladı, ben teselliye çalıştım. Sonra koğuşa dönünde epey zor oldu. Maalesef burada üzüntüyle baş etmek zor. Tansiyon ilacına başladım.”

Kevser Sinan mektubunda kaldığı koğuşa dair de bilgiler verdi. 17 kadının bulunduğu koğuşta 3,5 yaşında bir çocuk bulunduğunu vurguladı.

Hem anneleri hem babaları tutuklu bulunan Ali İhsan ve Seher’in birlikte yaptıkları aile fotoğrafı. Babaları Nuri Sinan 16,5 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Anneleri Kevser Sinan’ın bir sonraki mahkemesi 17 Aralık 2020’de görülecek. 

Kevser Sinan çocuklarına duyduğu özlemi 4 sayfalık mektubunun 1. sayfasında anlatıyor.

Üç tutuklu anne üç mahkeme

Cezaevinde bir kanserli daha: Yasin Akaslan 9 aydır hapiste

Okumaya devam et

Popular