Connect with us

BOLD ÖZEL

Bir tutsak cinayeti: Eşinin anlatımıyla tutuklu hasta Medeni Arifoğlu’nun adım adım öldürülüşü

Cezaevinde kanser olan, tedavisi engellenen, ölüm döşeğinde tahliye edilen ödüllü iş insanı Medeni Arifoğlu’nun eşi Nuran Medeni ilk kez Bold’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Medeni Arifoğlu, Bingöl’ün önemli iş adamlarından biriydi. Bingöl’ün ekonomisine yaptığı katkılardan dolayı 2012’de Erdoğan tarafından ödüllendirilmişti. Aynı zamanda mali müşavirdi.

15 Temmuz’dan sonra mallarına tedbir konuldu, hapsedildi. Cezaevinde, apandisiti patlayınca bile hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldı. 3 hafta doktora götürülmedi. Bir akşam demir kapılara vurup sürüne sürüne revire çıktığını, “Ölüyorum” diyerek yardım istediğini daha sonra eşine anlattı.

Cezaevine girdiğinde karaciğer nakli yapılmış bir hasta olan Medeni Arifoğlu’na, Temmuz 2018’de böbrek kanseri teşhisi konuldu ve bundan sonra da yaşadığı ihlaller artarak devam etti. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Gergerlioğlu’nun ifadesine göre “Ona özel bir zulüm” yapılıyordu. Hastanelerde mahkum odası yok diye Malatya ile Adana Cezaevi arasında getirilip götürüldü. Bir gün artık çok kötü olduğunda “Beni rahat bırakın, ölmek istiyorum” diyerek bütün tedavileri reddetti.

Üç çocuk sahibi olan Medeni Arifoğlu, eşi ve Gergerlioğlu’nun çabaları sonucunda Mart 2019’da tahliye edildi ama artık yapılacak pek bir şey kalmamıştı. İşadamı Arifoğlu 25 Ocak 2020’de hayatını kaybetti. Bold’a özel röportaj veren eşi Nuran Arifoğlu, “Eşim tahliye edildi ama ölüme giden bir sürece soktular onu. Elimize bir cenaze verdiler. Eşim cezaevinde sürüne sürüne öldü” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında iki kere tutuklanan Medeni Arifoğlu örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis  cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta bulunuyordu.

35 gün, 4 er, 1 komutan ve 1 gardiyan eşliğinde eşine bakmak zorunda kalan Nuran Arifoğlu’nun anlattıkları:

Medeni Arifoğlu, ölümünden 3 hafta önce. Nuran Arifoğlu: “Ben her gün onun daha kötüye gittiği bir süreci yaşadım, en zoru da son üç haftasıydı.”

2012’DE KARACİĞER NAKLİ OLMUŞTU

“Eşim 25 Temmuz 2016’da gözalatına alınıp 3 gün sonra tutuklandı ve Bingöl Cezaevine konuldu. 20 gün sonra Malatya Cezaevine gönderildi. O süreçten bu yana ağır bir şekilde geçti. Cezaevinde hayatını zehir ettiler. Hücreye attılar, hastaneye götürülmedi, defalarca ölümden döndü. Malatya Cezaevinde kaldığı süre zarfında bayağı sağlık sıkıntıları yaşadı. 2012’de karaciğer nakli olmuştu. Onun sıkıntılarını yaşamaya başladı. 2,5 ay sonra tahliye edildi. 3,5 ay sonra sonra tekrar tutuklandı. Sağlık sorunları daha da ağırlaştı. Havaleler geçirdi, aşırı kilo kaybı, bitkin düşme, halsizlik, görüşlere bile zor geliyordu. Rahat değildi, hep hastaydı.

DOKTOR ORGAN NAKLİ KAYBI YAŞAYABİLİR DEDİ

Onun bu durumundan dolayı birçok yerlere başvurmak zorunda kaldım. Çok yardım istedim. Çünkü eşimin içeride bu sağlık sorunlarıyla yaşayamayacağını biliyordum. Malatya Turgut Özal Merkezinde nakil olmuştu. Karaciğer naklini yapan doktor, içeride tutulmaya devam edilirse organ kaybı yaşayacağına dair rapor verdi.

Bir gün görüşe gittiğimizde hastaneye yattığını öğrendik. Oraya koştuk ama göremedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yazdım. Çok kısa sürede bize dönüş yaptı. Durumunu Meclis’te dillendirdi. Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan da Meclis kürsüsünden durumunu anlattı.

GÜNDE 19 İLAÇ KULLANIYORDU

Eşim günde 19 ilaç kullanıyordu. Başta 17 ilaçtı, daha sonra iki de antidepresan almaya başladı. Durumunun kötüye gittiğini söyledi. 21 günlük yoğun bakımdan sonra tekrar cezaevine götürüldü. Cezaevi artık onun için kabus oldu. Havalandırmaya çıkamamaya, görüşlere çok zor gelmeye başladı. Bu süreç uzunca bir süre böyle devam etti.

Temmuz 2018’de hastaneye götürülüyor ve böbreğinde 5 cm’lik bir tümör tespit ediliyor. Kendisine söylenmiyor bu. Her görüşe gittiğimde çok ağrım var, uyuyamıyorum, hastayım diyordu. Biz de çaresiz. Ömer hocadan başka arayacak kimsemiz yoktu. O da elinden geleni yaptı. Kasım 2018’de hastaneye götürüldüğünde tümörün 14 cm olduğu söylenildi.

TÜMÖR 5 AYDA 14 CM OLDU

Adana Balcalı Devlet Hastanesine gönderileceği ve orada böbrek ameliyatı olacağı söylendi. Oraya gitmesine gönlümüz razı olmadı ama ameliyat olacak, rahat edecek diye bir nevi umutlandık. Balcalı’daki doktor, mahkum koğuşumuz yok, ben bu ameliyatı yapamam diyor. O süreçte görüşlere Malatya’dan gidip geldim. Her gittiğimde daha kötüydü. Donuyordu, kaz tüyü bir şişme montu vardı. Onunla uyuyorum diyordu. Çok üşüdüğünü anlatıyordu. O şartlarda yaşayamayacağını kimseye anlatamadım. 50 gün böyle sürdü.

“ÖLMEK İSTİYORUM, BENİ RAHAT BIRAKIN”

Sonra tekrar cezaevine götürüldü. O süreçte eşim, “Ben artık ölmek istiyorum, beni rahat bırakın, tedavi olmak istemiyorum. Çünkü siz tedavide samimi değilsiniz. Beni gerçekten tedavi edecekseniz götürün” diyor. Onlar bu güvenceyi vermediği için ikinci bir hastanaye gidip boş dönmeyi göze alamıyor. Çünkü çok kötüydü. Adana’daki tedavileri reddettiği için bir cuma günü eşimin tekrar Malatya’ya getirildiğini duyduk.

KANSER BOYNUNDAKİ KEMİĞİ PATLATMIŞTI

Malatya’ya geldi diye sevindik. Çünkü bütün tedavilerinin yapıldığı Turgut Özal Tıp Merkezi bu ameliyatı yapacaktı. Ama 20 gün hastaneye götürülmedi. Günde birkaç defa acile götürülüp ağrı kesicilerle ağrısı dindirilmeye çalışıldı, kanser metastaz yapmıştı. Boynundaki kemiği patlatmıştı, kolu iptaldi, yürüyemeyecek durumdaydı. Perperişandı yani. Görünce yüreklerin kaldıramayacağı bir görüntüye bürünmüştü.

Uzun bir uğraştan sonra hastaneye yatırıldı. Boynundaki tümör alındı ama böbreği için yapılacak bir şey yoktu. Ana arterlere kadar tümörün dağıldığı ve ameliyat masasında kalabileceği için üroloji bu ameliyatı yapmayacağını söyledi. Mesanesine de farklı organlara da sıçramıştı. Öyle bir aşamaya gelmişti 6-7 ay zarfında.

35 GÜN, 4 ER, 1 KOMUTAN, 1 İNFAZ MEMURU EŞLİĞİNDE EŞİME BAKTIM

Boyun ameliyatından sonra savcıya gittim. Refakat için izin istedim, rica ettim, ölebilir eşim dedim, bana bunu çok görmeyin, bırakın yanı başında olayım, eline bir bardak su vereyim dedim. İzin verdi. 35 gün, 4 er, bir komutan ve bir infaz memuruyla sabah hastaneye gidip akşama kadar ihtiyaçlarını görmeye çalışıyordum.

Daha önce defalarca kez başvurduğumuzda ‘cezaevinde yatabilir, herhangi bir engel yoktur’ diyen adli tıp, bu süreçte eşime 6 ay ceza ertelemesi verdi sözde ama artık iş işten geçmişti. Tahliyesinin bir anlamı kalmamıştı. Boynundaki tümör alındığında beynine attı, dolayısıyla bütün vücudunu sardı.

ÇOCUKLARIYLA SOHBET ETMEYE HASRET KALDI

Çıktıktan sonra yüzünde hiçbir gülümse yakalayamadık. Hasret kaldığı şey, çocuklarıyla bir masada oturup sohbet etmekti. Hiç yapamadı. Yarabbi bana 2-3 yıl daha ömür ver, çocuklarım için bir şeyler yapabileyim, öyle canımı al diye dua ediyordu. O da olmadı. Öleceğini biliyordu. Ukdeleri vardı, keşkeleri vardı. Ama artık bitmişti.

EŞİM İÇİN GECİKİLDİ, DİĞER HASTALAR İÇİN DÜZENLEME YAPILSIN

Bu mağduriyeti dile getirmemin sebebi, benim bildiğim kadarıyla cezaevlerinde 1334 hasta var. Hamile anneler var, bebekler var. O hastalar gerçekten o koşullarda yaşayamaz. Eşimden biliyorum. 3 yıla yakın bir süreçte eşimin nasıl bittiğini ben gözümle gördüm. Nasıl eridiğini, gözünün ferinin gittiğini, ölümün yaklaştığını her hafta seyrettim. Kanseri atlatan hasta sayısı çok nadir. Bu da büyük bir moral ve motivasyonla mümkün. Cezaevinde moral mümkün değil. Eşim için gecikildi, geç bir tahliye verildi, onun hesabı mahşere kaldı. Diğer hasta tutuklular için Allah rızası için bir düzenleme yapılsın, onlara bir çare bulunsun.”

Nuran Arifoğlu, telefonla yaptığımız ilk görüşmede eşinin cezaevinde apandisiti patladığı ilk dönemleri, eşinin taziyesini, çocuklarını ve son günlerini şöyle anlatmıştı:

“Apandisiti patladığı dönemde 3 hafta doktora götürülmüyor. Zehirleniyor eşim, antibiyotik kullandığı için bir şey olmuyor. Daha sonra anlatmıştı: “Nuran, kameralardan da görüyorlar, ben sürüne sürüne kapıya vurdum, kapıyı açtılar. Sürüne sürüne üst kata revire çıktım, ölüyorum dedim. Sen nasıl kapıya vurursun diye eşime demedikleri kalmıyor. Hastaneye götürdüklerinde direkt ameliyata, yoğun bakıma alınıyor. O yoğun bakım odasının kapısında bile beni bekletmediler, diğerlerine suç olmayan şeyler bana yasaktı.”

HAİN DİYE BAĞIRANLAR TAZİYEYE GELDİ

“Dört asker, bir komutan, bir infaz memuru ile hastane odasından akşam namazından hemen sonra çıkıyordum. En acısı yoğun bakımdı. O dönemde yine aynı askerlerle. Oturmuşum yatağının ucunda, o makinalara bağlı. O sabah gelen komutanın sesini duydum, taburcu ettiler, götüreceğiz dedi. Ben çıldırdım, kafayı yedim. Doktora gidip taburcu ettirmişler. Bağırdım, çağırdım, kafama sıksanız eşimi bırakmıyorum dedim. Ne halde götürdüklerine dair fotoğraflar var bende. Öyle öyle derken, bize bir cenaze verildi.

Sonrasında yapılan kemoterapiler işe yaramadı. Hacettepe’ye gittik, akıllı ilacı duymuştuk, bu ilaç Medeni bey karaciğer nakli olduğu için yapılmadı. Tekrar yeni bir kür kemoterapi verildi, gönderildik, kemoterapi seansları bitmeden vefat etti. Son 5 gün Elazığ’a Fırat Üniversitesine gittik. Orada oturduk, sadece başında dua ettik.

15 Temmuz’dan sonra yapılan demokrasi nöbetlerinde ‘Medeni Arifoğlu’na idam diye bağıranlar ölünce taziyesine geldi. Darbeyi eşimin yaptığını ilan ettiler. Bu şehrin kurbanı eşim seçildi. Camide, mezarlıkta izdiham oldu.

KIZIM DA KALP YETMEZLİĞİ OLUŞTU

Bu süreçte cezaevine gidip gelmekten kızımda kalp yetmezliği oluştu. Babası hukuk okumasını istedi, şimdi hukuk okuyor. 21 yaşında. Küçük oğlum 15 yaşında, o da fen lisesine gidiyor. Tek hayali yine aynı masada oturup çocuklarıyla sohbet etmekti. Ağrısız, sancısız gecesi olmadı.”

FOTOĞRAFLARLA MEDENİ ARİFOĞLU’NUN 3 YIL İÇİNDE YAŞADIKLARI…

Aynı zamanda mali müşavir olan Medeni Arifoğlu, Bingöl’deki bürosunda, 2016 kış ayları.

Burası Malatya Cezaevi. Babasının cezaevinde ilk yılı, 2016. Küçük oğlum 7. sınıfa gidiyordu. Oğluma onu çok sevdiğini ve güvendiğini söylemişti.

Üç yıl sonraki bu fotoğrafta yine üçümüz varız. Oğlum babasız büyüdüğü zamanda bir delikanlı olmuştu. 2019, sonbahar ayları.

Cezaevine girdikten bir yıl sonraki fotoğrafı. Malatya Cezaevi, 2017 yaz ayları.

Malatya Cezaevinden tahliye olduğu gün, Mart 2019

Nuran Arifoğlu: Sırtındaki tümörün alındığı bölgede kemik eti delip dışarı çıkmıştı. Onun ameliyatına gireceği zaman. O günü unutamam.

Kemoterapi ünitesinde kemoterapi ilacı verilirken.

Yine kemoterapi ünitesi, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi.

Nuran Arifoğlu: Kanser hastası bir tutuklunun tahliye edildikten sonraki süreci. Tahliye verseler bir kayıpları yok, çünkü hasta zaten yatağa mahkum.

Nuran Arifoğlu: Tedavi için Hacettepe’ye gitmiştik. Akıllı ilacı duymuştuk, bu ilaç Medeni bey karaciğer nakli olduğu için yapılmadı. Tekrar yeni bir kür kemoterapi verildi, gönderildik. Malatya’ya dönerken Esenboğa Havaalanında çekmiştim bu kareyi.

Ölümünden iki hafta önce Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinde yoğun bakımda odasında.

Fatih (26), Feyza Nur (21), Arif (15) adında üç evladı bulunan Medeni Arifoğlu’nun çocuklarına yazdığı şiirde yaşadığı süreci anlatıyor: Yatağa kelepçelenmesini, koğuşta nemli yataklarda uyumak zorunda kalmasını, jandarmalar kolunda, hastane yolunda geçen günlerini, yoğun bakımda ölüm ile nasıl burun buruna geldiğini ve daha nice haksızlıkları…

Erdoğan’ın önce ödül verdiği sonra da malına el koyup hapsettiği iş insanı yaşama veda etti

 

 

 

BOLD ÖZEL

Felçli kadınlara hapiste işkence: Ağrılardan duramıyorum, resmen işkence çektiriyorlar

İkisi de felçli olan Mehtap Şentürk ve Şerife Sulukan, İzmir Menemen R Tipi Cezaevine sevk edildi ve aynı koğuşa konuldu. Butona dahi basamayan Mehtap Şentürk, dünkü telefon görüşünde annesine “Resmen işkence çektiriyorlar” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Geçen hafta salı günü Sincan Cezaevinden İzmir Menemen R (Rehabilitasyon) Tipi Cezaevine sevk edilen felçli Mehtap Şentürk, dün ailesiyle yaptığı telefon görüşünde kendisine resmen işkence çektirdiklerini söyledi.

Kendisi gibi felçli olan Şerife Sulukan ile aynı koğuşa verilen Mehtap Şentürk, butona dahi basacak durumda olmadığı için acil durumlarda onun yerine Sulukan basıyor. Ancak yanlarına kimse gitmiyor ya da çok geç gidiyorlar. Gitseler bile “Burası annenin evi değil, cezaevi. Tek hastamız sen değilsin. Hiç durmadan böyle butona basıp duracak mısın? Hep seninle ilgilenemeyiz” diye azarlanıyor.

Hasta tutukluların cezalarının infazı için yapılan R Tipi cezaevlerinden hastalar iyileşmiyor tam tersine daha kötü oluyor. Tuvalet ihtiyacı için bez kullanmak zorunda olan, çok fazla kas ağrısı çeken ve tansiyonu sürekli yükselen Mehtap Şentürk son bir haftada çok acı çektiğini belirtti.

“BİR HAFTADA ÇOK YIPRATMIŞLAR”

Sesinin duyurulmasını isteyen Mehtap Şentürk’ün annesi, kızıyla yaptığı telefon görüşmesini gözyaşlarıyla anlattı:

Mehtap Şentürk

“Mehtap Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde kalıyordu geçtiğimiz salı gününe kadar. Ben de yanında refakatçi olarak kaldım. Adli Tıp’tan İzmir Menemen Cezaevi denildi. 1 aylık bir gözlemden sonra tekrar adli tıpa götürülecek. Adli Tıp ona göre karar verecekmiş.

Bugün ilk telefon görüşmemizi yaptık ve Mehtap’ı çok yıpratmışlar şu bir haftada. Anne, hiç ilgilenmiyorlar dedi. Tansiyonu hep düşük çıkıyordu kampüste kalırken. 6-9. 6-10 gibi seyrederdi. 9’u görünce hemşireler bile mutlu oluyordu. Şimdiki tansiyonu Mehtap’ı rahatsız edecek derecede 10-12, yüksek seyretmeye başlamış.

“TEK BAŞINA BİR ODAYA KOYUP KAPIYI KİLİTLEMİŞLER”

İlk gün tek başına bir odaya koyup kapıyı kilitlemişler üzerinden. Tek başına bir odada kalmış. Mehtap’ın panik atağı var, çok kötü olmuş. Ertesi güne kadar hiç ilgilenmemişler. Kas ağrıları çok fazla olduğu için ara ara ayağını, bacağını birisinin hareket ettirmesi gerekiyor, yoksa ağrısından duramıyor. Ağrısından ağlıyor. ‘Çok ağrılarım var ve çok acı çekiyorum. Çağırdığım zaman gelmiyorlar diyor. ‘Tek hastamız sen değilsin, burası da annenin evi değil, cezaevi’ diyorlarmış. Ağrılarımdan duramıyorum resmen işkence çektiriyorlar diyor. Ben insanım ve acı çekiyorum deyip feryat ediyor.

“ELİNE BUTON VERMİŞLER, BASAMIYOR”

Eline buton vermişler, butona basamıyor. Ertesi gün yüzde 89 engelli Şerife Sulukan’ı yanına vermişler. Butona basamayan kızımın yerine o hanım butona basıyormuş. Tansiyonu yüksek olduğu için gece ilacını içmek için çağırdıklarında da gelmiyorlarmış.

“İŞKENCEDEN FARKI YOK”

Mehtap kabızlık problemi çektiği için tuvalet ihtiyacını benim yardımımla gideriyordu. Menemen Cezaevinde bayanlar yardımcı olmamış, erkekler üzerine bir örtü örterek tuvalete götürüp, bırakmışlar. Mehtap tuvalette çok zorluk çekmiş. (Ağlıyor) 

“HANİ BURASI REHABİLİTASYON MERKEZİYDİ”

Hani burası rehabilitasyon merkezi idi. Mehtap sizi haberdar etmemi ve sesi olmanızı rica etti. Bir anne olarak çaresizliğimi dile getirmeye çalıştım. Lütfen bana ve kızıma ses olur musunuz?”

FELÇLİ KADINLAR CEZAEVİNDE

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezası onaylandığı için 3 Mart’ta tutuklanan fen bilgisi öğretmeni, yüzde 85 engelli Mehtap Şentürk (34), üç ay Sincan Cezaevi içindeki kampüs hastanesinde kaldıktan sonra 17 Mayıs 2022’de İzmir Menemen R Tipi Cezaevine gönderildi.

Adli Tıp Başkanlığı, 14 yıldır MS hastası olan fen bilgisi öğretmeni Mehtap Şentürk’e geçen hafta ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Şentürk, tuvalet dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına gideremiyor. Yemek yiyemiyor, yürüyemiyor. Altı da birlikte yaşadığı annesi tarafından bezleniyordu.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan ise 3 Mayıs 2022’de Edirne’de tutuklandı. 20 ay önce felç geçiren ve yüzde 89 engelli kalan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan banyo dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamıyor. Mehtap Şentürk’ten birkaç gün önce Menemen Cezaevine sevk edilen Şerife Sulukan ve Şentürk, felçli ve engelli iki kadın olarak cezaevi şartlarında yaşam mücadelesi veriyor.

Şerife Sulukan

Adli Tıp, felçli Mehtap Şentürk’e ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi: Tek ilkeleri süründürmek

 

Felçli ve yüzde 89 engelli KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan tutuklandı

 

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu’nun çırpınışları: Bebek bezi gönderin, doğuma az kaldı

Doğumuna günler kalan 9 aylık hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu, ailesiyle yaptığı en son telefon görüşünde bebeği için bez, battaniye ve kıyafet istedi. Ceyda Nur Eroğlu, “Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Edirne Kadın Kapalı Cezaevinde 4 Mayıs’tan beri tutuklu olan 9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu‘nun doğumuna çok az kaldı. Geçen hafta perşembe günü ailesini arayarak yenidoğan bebek bezi, bebek battaniyesi ve çamaşır isteyen Eroğlu, “Burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan  ve dosyası 2 yıldır Yargıtay’da bulunan Ceyda Nur Eroğlu, hapiste doğurmak üzere. Annesini lisedeyken kanserden kaybeden Ceyda Nur Eroğlu, kayınvalidesiyle yaptığı telefon görüşünde bebeği ve kendisi için kıyafet ve bez istedi.

Bold Medya’da konuşan kayınvalide Eroğlu, “Gelinim lisedeyken annesi kanserden vefat etmiş. Tek annesi benim. İki defa beni aradı. En son perşembe günü görüştük. Yenidoğan bebek bezi istedi. Battaniye koydum. Ferace, yüz havlusu, çocuk için tulum aldım. Cuma günü hemen alışveriş yapıp istediklerini kargoyla gönderdim.” dedi.

Anne Eroğlu, gelininin “Ben iki doktora gittim, ağrılarım olduğunu söyledim ama rapor vermedi. Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum.” dediğini de aktardı.

YARGITAY’IN EMSAL KARARI

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanuna göre “hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında” geri bırakılması gerekiyor.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan 7,5 aylık hamile Huriye Acun da dosyası Yargıtay aşamasındayken geçen yıl 7 Temmuz 2021’de tutuklandı. Acun Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla 18 Ağustos 2021’de tahliye edildi.

Yargıtay’ın Acun hakkında verdiği karar emsal gösterilerek Ceyda Nur Eroğlu için de mahkemeye başvuru yapıldı ancak henüz bir sonuç alınamadı. Ceyda Nur Eroğlu’nun eşi Süleyman Eroğlu da aynı cezaevinde tutuklu bulunuyor.

“EŞİM İKİ KİLO VERMİŞ”

Öte yandan 16 Mayıs’ta Şanlıurfa’da tutuklanan 4 aylık hamile Ayşe Karaduran eşi Mehmet Akif Karaduran eşiyle bugün yaptığı kapalı görüşten sonra eşinin iki kilo zayıfladığını ve durumunun iyi olmadığını Twitter hesabından duyurdu.

9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu tutuklandı

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Denizli T Tipi Cezaevinde yerde yatmak zorunda kalan kadınların seccadelerine el konuldu

Denizli T Tipi Cezaevinde kalan kadınların seccadelerine ve günlük birçok eşyasına el konuldu. Sebep, kalabalık nedeniyle yeni koğuş açılması için talepte bulunmaları…

BOLD ÖZEL – Kalabalık nedeniyle kadınların yerde yatmak zorunda kaldığı Denizli T Tipi Cezaevinde geçen hafta yapılan aramada seccadeden yemek konulan kovaya, saklama kabına kadar birçok eşyaya el konuldu.

CEZALANDIRMA YÖNTEMİ

Bold Medya’ya ulaşan bir aile yakının verdiği bilgiye göre, Denizli T Tipi Cezaevinde bulunan iki kadın koğuşu o kadar kalabalık ki en az 7-8 kişi yerde yatmak zorunda kalıyor. Zorlu şartlar altında yaşamaya çalışan kadınların geçen hafta ise günlük kullandıkları eşyalarının birçoğuna el konuldu.

Aile yakını, “Çok detaylı arama yapıp fazla diye seccadeden kıyafete, yemek konulan kovadan tutun saklama kabına kadar birçok eşyaya el koymuş. Çuvallarla eşya teslim ettiler bu hafta bize. Koğuşlarda arama yapmaları da mahkumların ‘koğuşlar kalabalık yeni koğuş açsanız’ talebinden hemen sonra oldu zaten. Bir nevi cezalandırmaya çalışıyorlar” dedi.

Aile yakını, cezaevi yönetimine dilekçe yazıp bu tarz sorunları dile getiren kadınların daha çok psikolojik baskıya maruz kaldığını kaydetti.

4 aylık hamile Ayşe Karaduran tutuklandı

4 aylık hamile Ayşe Karaduran tutuklandı

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar