Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Rus Büyükelçisi, Türkiye’yi suçladı: Soçi Mutabakatı’nı yerine getirmedi

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, İdlib’deki durumla ilgili, “Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nı ihlal ettiğini iddia eden Yerhov “Anlaşma yerine getirilmedi, çatışmalar sürüyor ve şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Bu noktalardan ne için gözlem yapılmaktadır?” dedi.

BOLD-Türkiye ile Rusya arasında tırmanan gerginliğe ilişkin Sputnik’e açıklamalarda bulunan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, İdlib konusuna değinerek “Bu gibi acil sorunlara bir an önce çözüm bulup partnerliğimizi sağlamlaştırmalıyız. Çünkü ancak böyle yaparsak, Türk-Rus halkları arasına fitne sokmak isteyenlerin bu isteği kaybolacaktır” ifadesini kullandı.

“SOÇİ MUTABAKATINI İHLAL EDEN TÜRKİYE”

Türkiye’nin anlaşmanın şartlarını yerine getirmediğinin ve İdlib’de bu yüzden çatışmaların sürdüğünü vurgulayan Aleksey Yerhov, Soçi Mutabakatı’nın ihlal eden ülkenin Türkiye olduğunu iddia etti.

Türkiye’nin Soçi Mutabakatı’nı ihlal ettiğini iddia eden Yerhov “Anlaşma yerine getirilmedi, çatışmalar sürüyor ve şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Bu noktalardan ne için gözlem yapılmaktadır? Bu tesislerin işlevi ne? Ki askeri dilde bu noktaların adı aslında ‘mustahkem mevkidir'” dedi.

“ŞAM HÜKÜMETİ HALA BAZILARI İÇİN MEŞRU”

Türkiye’de çoğunluğun Rusya’yı suçladığını ifade eden Büyükelçi, işin aslının öyle olmadığını ifade ederek, “Öncelikle, bazıları için Şam’daki hükümet meşruiyetini kaybetmiş olabilir, ama bazılar için de meşrudur, kaldı ki böyle düşünenlerin sayısı az değil. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin büyük kısmı bu hükümeti meşru görüyor. Şam’ı her fırsatta eleştiren ama yine de iletişimi koruyan ve farklı konularda işbirliği yapanlar da var. ‘Savaş ekonomisi’, bilirsiniz, çok kurnaz ve ilginç bir şey.” değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE SİLAHSIZLANDIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ ALDI”

Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten Aleksey Yerhov, “İkincisi, Şam ve Rusya’nın ‘ihlal’ ettiği iddia edilen 17 Eylül 2018 Soçi Mutabakatı nedir? Bu ikili bir anlaşma ve bu anlaşma kapsamında taraflar üzerlerine oldukça açık ve net yükümlülükler aldı. Örneğin, Rusya İdlib gerilimi azaltma bölgesinde Türk gözlem noktalarının varlığını ve bölgede askeri statükonun devam ettirilmesini kabul etti. Türkiye de İdlib’de oluşturulan 15-20 kilometre genişliğindeki silahsız bölgeden ‘tüm radikal terörist grupları’, tanklar, çok namlulu roketatarlar, topçu sistemleri dahil tüm ağır silahları tahliye etme yükümlülüğünü aldı.” dedi.

“EŞİT PARTNERLİKTEN BAHSETMEK GÜÇ”

Türkiye ile M5 ve M4 karayollarını trafiğe açılması konusunda mutabakat sağlandığını hatırlatan Rus Büyükelçi, “Ne oldu, teröristler çıkarıldı mı? Yollar açıldı mı? Eğer yükümlülüklerinizi yerine getirmiyorsanız, diğer taraftan yükümlülüklerini yerine getirmesini talep etmeye hakkınız var mı? Anlaşma taraflarının yükümlülükleri ‘diyalektik birlik içinde’ bulunmalı, aksi takdirde eşit partnerlikten bahsetmek güç oluyor.” şeklinde eleştirdi.

“Suriye’deki terörist grupların kendilerini silahsızlandıran olmadığını görünce cesaretlendiler” diyen Aleksey Yerhov, “Geçen yılın ilkbaharından itibaren Suriye hükümet ordusu mevzilerine ve bu arada Hmeymim’deki Rus hava üssüne saldırılar gün geçtikçe arttı.” dedi.

Aralık 2019 – Ocak 2020 döneminde, muhalif gruplar tarafından Suriye hükümet ordusu mevzilerine ve yakınındaki kentlere saldırı düzenlendiği iddia eden Büyükelçi, “Geçen aralık ayında teröristler tank, piyade araçları, havan topları ve toplarla 1400’den fazla saldırı düzenledi. Ocak ortasında Türkiye ile birlikte İdlib’de bir kez daha ‘ateşkes’ ilan etmeye çalıştık. Ne oldu? Ocak ayının sadece son 2 haftasında binden fazla saldırı meydana geldi, yüzlerce Suriyeli asker, sivil öldü veya yaralandı. Silahlı insansız hava araçları ile Hmeymim’e saldırı girişimleri de devam etti.” ifadesini kullandı.

“ARTIK KİMSE TAARRUZA GEÇMİŞ OLAN SURİYE ORDUSUNU GERİ ÇEVİREMEZ”

Türkiye ile yapılan mutabakat karşısında sabrın tükendiğini ifade eden Aleksey Yerhov, “Burada da sabır tükendi ve Suriye ordusu kendi topraklarının her bir karışını geri alma kararı verdi. Altını çizerek söylüyorum, kendi egemen topraklarını. Suriye ordusu kendi topraklarında, kendi halkı için savaşıyor. Birtakım sakallı yabancıların dikte ettiği kurallara göre değil, atalarının yaşadığı gibi yaşama hakları için savaşıyorlar. Bu yüzden yasadışı silahlı oluşumların elinden onlarca köyü ve son günlerde de stratejik öneme sahip M5 karayolunu kurtardılar, artık kimse taarruza geçmiş olan Suriye ordusunu geri çeviremez.” dedi.

Hulusi Akar: İdlib’de radikaller dahil ateşkese uymayanlara karşı zor kullanılacak

Gündem

‘Kayyum rektör’ protestosunda öğrencilerin çadırına ‘özel’ saldırı

Kayyum rektör protestolarında özel güvenlik ve eylemciler karşı karşıya geldi. Özel güvenlik, öğrencilerin kurduğu çadırı zorla kaldırdı. Öğrenciler ise çadırı yeniden kurdu ve nöbet eylemine başladı.

BOLD – AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanmasının ardından başlayan eylemler aralıksız sürüyor. Şimdiye kadar barışçıl şekilde devam eden gösterilerde eylemcilerin çadırı zorla kaldırılmak istenince özel güvenlik ve protestocular karşı karşıya geldi.

EYLEM ALANINA GÜVENLİK KALKANI

Boğaziçi Üniversitesinde devam eden gösterileri engellemek için kampüste öğrencilerin toplandığı alana şerit çekildi. Sabah saatlerinde öğrencilerin her gün nöbet eylemi gerçekleştirdiği alan güvenlik görevlileri tarafından ablukaya alındı.

ÇADIR GERİLİMİ

Bu gelişme üzerine toplanma çağrısı yapan öğrenciler, “kayyumluk” adını verdiği rektörlük binası önünde bir araya gelerek çadırlarını kurmaya başladı. Özel güvenlik görevlileri burada çadır kurmak isteyen öğrencilere karşı zor kullandı ve öğrencilerin çadırını kırarak kaldırdı. Ancak geri adım atmayan öğrenciler rektörlük binası önüne çadırlarını kurarak nöbet eylemlerine devam etti.

Özel güvenliğin tavrı karşısında geri adım atmayan öğrenciler,  okulun emekçileriyle karşı karşıya gelmek istemediklerini belirterek “Korkak Melih gel kendin saldır” sloganı attı.

GEZİ’DE ÇADIR YAKILMIŞTI

Başka bir çadır gerilimi de Gezi Parkı olayları sırasında yaşanmıştı. Gezi Parkı gösterileri, ağaçların kesilmesine karşı eylem yapmak üzere çadır kuran çevrecilerin çadırlarının 30 Mayıs 2013’te yakılması sonrası Türkiye geneline yayılmıştı.

Olayların büyümesine sebep olarak gösterilen çadırların yakılması olayında, dönemin Beyoğlu’dan sorumlu emniyet müdür yardımcısı Ramazan Emekli, İstanbul 29’uncu Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Duruşmada ifade veren zabıta komiseri Murat Sarı, Ramazan Emekli’nin koordinesinde bir toplantı yapıldığını söyleyerek şunları aktarmıştı: “Toplantıda çevik kuvvetin alana gireceği, topluluğu dağıtacağı söylendi. Bizim de çadırların toplanması görevimiz vardı. Çevik kuvvet girdi. Parkın ortalarına doğru karşı taraftan taş, şişe gelmeye başladı. Biz o zamana kadar 20-25 çadırı toplamıştık. Emekli beni çağırdı. Yanımda iki personelim vardı. ‘Biz burada ne kendimizi koruyabileceğiz ne de sizi’ dedi ve ‘Geri kalanları yakın’ talimatı verdi. Bu olaydan sonra çadırlar yakıldı.”

BULU PROTESTOSU DEVAM EDİYOR

Diğer yandan Üniversitenin akademisyenleri de Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasını bir kez daha sırtlarını dönerek protesto ettiler.

Diğer yandan Melih Bulu moderatörlüğünde dün online olarak gerçekleştirilen “Girişimciliğin Yeni Normali: Tehditler-Fırsatlar” başlıklı etkinlik sırasında öğrenciler hem YouTube yayınında hem Zoom toplantısında yorumlara “kayyum rektör istemiyoruz” yazdığı için önce yayının yorumları silindi, ardından yayın yoruma kapatıldı.

BULU’NUN SOSYAL MEDYAYLA İMTİHANI

Online etkinlikte Melih Bulu mikrofonunu açtığı sırada öğrencilerin slogan seslerinin yayına gitmesi sonrası protestoya katılan öğrenciler güvenlik görevlilerince rektörlük binasından uzaklaştırılmaya çalışıldı. Öğrencilerin rektörlük binasının yanından ayrılmamaları üzerine yayın, slogan sesleri, yorumlar ve “dislike” sayıları nedeniyle YouTube’dan kaldırıldı.

Okumaya devam et

Gündem

Tayyip Erdoğan kadına yönelik şiddetin önünü açacak

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılacağını açıkladı. Erdoğan’la yaptığı görüşmeden detaylar paylaşan Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, AKP’li Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılacağını kesin olarak ifade ettiğini söyledi. Sözleşme kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlıyor.

BOLD – İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması Erdoğan’ın açıklamalarıyla bir kez daha gündeme geldi. Erdoğan’la geçtiğimiz günlerde özel bir görüşme yapan Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk Bu sözleşmeyle ilgili olarak bana AK Parti’nin yetkili kişileri geldiler ve  ‘Bu sözleşmeyi biz de Cumhurbaşkanı da kesinlikle kaldırmak istiyor. Ama bizim içimizde de bazı sıkıntılar olduğu için lütfen bizi destekleyin’ dediler. Ben de biliyorum Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiğini, kesinlikle kalkacak. Kaldıracaklarını kendisi de kesin olarak ifade etti” dedi.

ERDOĞAN NEDEN TAVIR DEĞİŞTİRDİ?

Oysa ki, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni AKP iktidarındaki Türkiye 11 Mayıs 2011’de imzalayan ilk ülke oldu. Aynı şekilde TBMM 24 Kasım 2011’de sözleşmeyi imzalayan ilk parlamento idi.

ERDOĞAN: SÖZLEŞME TÜRKİYE’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE HAZIRLANDI

Erdoğan, bu günlerde kesin bir şekilde kaldırılacağını söylediği İstanbul Sözleşmesi’ni 2011 yılında destekliyordu. Hatta Erdoğan 2011 yılında Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Türkiye’nin sözleşmede öncü rolüne dikkat çekerek “Kadına Şiddet Artık ‘İnsan Hakkı İhlali.’ Sözleşme, Türkiye’nin öncülüğünde hazırlandı” ifadelerini kullanmıştı.

SÖZLEŞME HEDEFTE

Zaman içinde kadın cinayetlerinin ve gayri ahlaki ilişkilerin İstanbul Sözleşmesi’nden kaynaklandığı, Türk aile yapısının bozulduğu ve eşcinselliğe yasal zemin hazırlandığı tezi dile getirilmeye başlandı. Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Ebru Asiltürk İstanbul Sözleşmesi’ni “aile yapısına atılan bomba” ve “elma şekerine bulanmış zehir” olarak niteleyerek hükumete sözleşmenin feshi için çağrı yaptı. Yeni Akit Yazarı Abdurrahman Dilipak ”İstanbul Fethi için “Zulüm 1453’de başladı” diyenlerin rövanşıdır. Bu utanca son verilene kadar bu konu sabit gündem” ifadelerini kullandı. AKP’li eski milletvekili Mehmet Metiner ise Sözleşme’nin kabulü için “evet oyu” verdiğinden dolayı çok pişman olduğunu söyleyerek milletvekillerinin neye oy verdiğini bilmeden el kaldırdığını savunmuştu.

KURTULMUŞ: USULÜNE UYULARAK SÖZLEŞMEDEN ÇIKILIR

Ayrıca Erdoğan’dan ve AKP’den de İstanbul Sözleşmesi karşıtı açıklamalar geldi. Temmuz 2020’de AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş “Nasıl usulünü yerine getirerek imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır” sözleriyle dikkat çekti.

KADEM SÖZLEŞMEYE DESTEK VERDİ

Sözleşmenin kaldırılması tartışılırken Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın başkan yardımcılığını yaptığını yaptığı KADEM 1 Ağustos 2020’de 16 maddelik bir açıklama yaparak sözleşmeye destek verdi. Açıklamada, “İstanbul Sözleşmesi ve kadın cinayetlerinin artması arasında doğrusal hiçbir bağlantı yok iken, kadın cinayetlerini önlemek üzere getirilmiş bir düzenlemenin günah keçisi ilan edilmesini anlamak pek mümkün gözükmemektedir. Cinayetler gerçekten arttıysa burada bakılması gereken pek çok değişkenli sosyolojik ve psikolojik toplumsal süreçlerdir. Burada Sözleşmenin bu kadar hedefe konması asıl sebeplerin görmezden gelinmesi anlamına da geliyor” denildi.

Özellikle kadın örgütlerinden yükselen itirazlara AKP içinden de destek geldi. Sözleşmeden çekilmenin görüşüleceği ve 5 Ağustos 2020’de yapılması planlanan AKP Merkez Yönetim Kurulu toplantısı ertelendi.

ERDOĞAR VAÇGEÇMEDİ

Son olarak Erdoğan, 3 Aralık 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni işaret ederek “İnancımız ve kültürümüzle ilgisi olmayan birtakım yanlış uygulamaları ve adetleri, aile kurumunu yıkmak için kullanmaya kalkanların sinsi oyunlarına gelmeyeceğiz… Kimi yanlışları düzeltirken kimi yanlışlara yol açacak savrulmalara meydan vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Oğuzhan Asiltürk’ün açıklaması ile Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesini kaldırmadaki kararlılığını sürdürdüğü ortaya çıktı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kabul edilen ilk uluslararası sözleşmedir. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılıyor.  Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa oluşturmak için yapılan İstanbul Sözleşmesi, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırma amacı taşıyor.

Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alır. Bugüne kadar Türkiye dâhil 34 ülke tarafından onaylanmıştır. Türkiye, Sözleşme’yi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde ilk imzalayan ülke olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi’nde, sözleşmeyi parlamentolarından geçirmiş hükumetlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türüyle mücadele etmek için bir dizi kapsamlı tedbir alması istenmektedir. Sözleşmenin her bir maddesinde şiddet eylemlerinin meydana gelmesinin önlenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkartılması amaçlanmaktadır. Sözleşme, örneğin aile içi şiddet, ısrarlı takip, cinsel taciz ve psikolojik şiddet gibi, kadına yönelik farklı şiddet türlerinin suç olarak kabul edilmesini ve bunlara karşı yasal yaptırımlar getirilmesini gerekli kılmaktadır.

DİKKAT ÇEKEN BAŞLIK

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin, örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin, ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır. Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.

Sözleşme, yalnızca barış dönemlerindeki değil, silahlı çatışma dönemlerindeki ve silahlı çatışma sonrasında devam eden şiddeti de yasaklamaktadır. Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şid­det biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır.

Sözleşme, Taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan güç durumdaki kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını talep etmektedir. Ayrıca sözleşme, yalnızca Sözleşme’ye taraf devletlerin vatandaşı olan kadınlar için değil, sığınmacı ve hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlar için de koruma sağlamaktadır.

Sözleşme, Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetle mücadelede uluslararası işbirliğini öngörmektedir. Uluslararası işbirliği yalnızca kriminal ve medeni konulardaki işbirliğiyle sınırlı olmayıp, Sözleşme kapsamındaki suçların işlenmesinin önlenmesi için bilgi paylaşımı ve yakın tehlikeden korunmayı da içermektedir.

Uluslararası bir sözleşme niteliğinde olan İstanbul Sözleşmesi’nin bağlayıcılığı vardır.

Okumaya devam et

Gündem

Skandallarıyla ünlü ‘Sosyete Etçisi’ AKP’nin kültür elçisi oldu

Kültür ve Turizm Bakanlığının Türkiye’yi yurt dışında tanıtması için “sosyete etçisi” olarak tanınan Nusret Gökçe’yi seçmesi tepki çekti. Kimilerinin, hayat hikayesi dolayısıyla takdir edilmesi gerektiğini söylediği Nusret, birçok skandalla anıldı. Son olarak bir videosunda cinsel organı gözüktüğü gerekçesiyle Nusret’e soruşturma başlatıldı.

BOLD – Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye’yi tanıtması için Nusret Gökçe’yi seçti. Sosyal medyada “sosyete etçisi” ve “görgüsüzlüğün sembolü” gibi benzetmeler yapılan ve skandalları ile gündemden düşmeyen Nusret Gökçe’nin tanıtım elçisi seçilmesine ise tepkiler dinmiyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yurt dışında Türkiye’yi tanıtmaları için 19 şef seçti. Skandallarıyla gündemden düşmeyen Nusret Gökçe de bu isimler arasında. 9 Ağustos 1983’te Erzurum’da doğan Gökçe, madenci bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 çocuğundan biri. İki yaşındayken ailesiyle birlikte Kocaeli Darıca’ya taşındı ve okula orada başladı. 6. sınıfta okulunu ailevi nedenlerden dolayı bırakmak zorunda kaldı ve bir kasabın yanında çırak olarak işe başladı. 2010’da Nusr-et Steakhouse adını verdiği kendi markasını oluşturdu.

OSMANLI BİFTEĞİ VE SALT BAE İLE ÜNLENDİ

Nusret Gökçe, Ocak 2017’de sosyal medyada 10 milyon kez görüntülenen “Osmanlı Bifteği” videosuyla popüler oldu. Ardından kendine özgü tuz serpme yönteminden dolayı “Salt Bae” sayesinde tüm dünyada tanındı.

Gökçe, aşçı ve lokantacı olarak deneyim kazanmak için 2007-2010 yılları arasında Arjantin ve ABD dahil olmak üzere birçok ülkeyi ziyaret etti ve yerel restoranlarda ücretsiz olarak çalıştı. İlk restoranını 2010’da İstanbul’da açtı. Yurt dışına Dubai şubesi ile açılan Nusret Gökçe’nin farklı ülkelerde birçok restoranı var.

“AHLAK” ŞİKAYETİYLE SORUŞTURMA

Gökçe’nin elçi seçilmesinin hemen ardından, hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın gerekçesi ise Gökçe’nin İstanbul’da satın altığı oteli tanıtırken paylaştığı videoda cinsel organının gözükmesiydi. Bir vatandaş, paylaşılan görüntünün halkın ahlakını bozacak şekilde olduğunu dile getirdi ve söz konusu video ile birlikte şikâyetçi oldu. Savcılık, şikayetin ardından Gökçe hakkında soruşturma başlattı.

SKANDALLARLA GÜNDEMDE

Gökçe, sosyal medyada yaptığı tuzlama hareketi ile fenomen haline gelmişti. Bunun yanı sıra Gökçe daha önce ABD’deki restoranında çalışanların bahşişlerine el koyması ve bu konuda şikayetçi olanları kovmasıyla da gündeme gelmişti.

Ayrıca dünyada birçok ülkede restoran açan Nusret Gökçe’nin ABD’deki restoranlarının koronavirüs salgını nedeniyle işletme sahiplerine ödenen “Maaş Koruma Programı”ndan da yararlanarak 2 milyon dolar yardım aldığı da iddia edilmişti. Gökçe’nin işletmesi bu konudaki iddialara yönelik bir açıklama yapmamıştı.

Nusret Gökçe daha önce İstanbul’da 500 yıllık Kapalıçarşı’nın kapısına “Nusr-et” afişi astı. Kesilmek üzere sıkıştırılmış olarak bekleyen hayvanlarla poz verip “çok önemli bir toplantı” yazıp paylaştı.

Et ile verdiği birçok görüntü tepki çeken Gökçe, Haziran 2020’de koronavirüsü umursamadan maskesiz bir şekilde sahile çıkmış, insanlarla fotoğraf çektirmişti. Doktor Mehmet Öz’le yaptığı yayında “asemptomatik” kelimesini ise “esem tematik”, “esem matematik”, “esentematik” gibi şekillerde telaffuz etmişti.  Dominik Cumhuriyeti’nde, iş yapan bir kadının baldırına vurup “sen baldır da seversin” notuyla paylaşmıştı.

Gökçe’nin Türkiye’nin kültür elçisi yapılmasına sosyal medyadan da adeta tepki yağıyor.

 

Okumaya devam et

Popular