Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne: Kızım intihara teşebbüs etti, oğlum manik depresif oldu

İki yıldır tutuklu Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve tutukluluk sürecinde ailece yaşadıklarını yazdı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 3 Temmuz 2018’den bu yana Manisa E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan 3 çocuk annesi Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve ailece yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

KIZIM İNTİHARA TEŞEBBÜS ETTİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 6 sayfalık mektup yazan Akkaş, büyük kızının aşırı dozda anti-depresan aldığını ve ölümden döndüğünü söyledi. Akkaş, “Büyük kızım 12 yaşında. 42 ay önce babasının tutuklanmasının ardından geçirdiği travmayla aşırı derece kilo almaya başladı. Ben kızımı Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine tedaviye götürüyordum. Zaten 7 yaşından beri ‘Dikkat Eksikliği-Dürtüsellik’ hastalığından dolayı kırmızı reçete ile tedavi gören kızım, 10 yaşında antidepresan kullanmaya başladı. Maruz kaldığı sıkıntılar ve yaşadığı travmalar yüzünden 2018 Kasım ayında tedavisi için doktorun verdiği depresan ilaçları aşırı derece içerek İNTİHAR teşebbüsünde bulundu.” dedi.

NEFESİM DARALMAYA BAŞLIYOR ANNE

Akkaş, kızının Mart 2019’da kendisine gönderdiği ilk ve son mektubunun bir bölümüne de kendi mektubunda yer verdi:

“Anne var ya senin bana verdiğin kolye şu an elimde olan kolye ben onu okula takınca sanki böyle siz beni evde bekliyormuşsunuz gibi bir cesaret doluyordum. Ama önceki hafta okulda kolye, bileklik vs takılması yasaklandı. Bir anda içimi dolduran şey çıkıp gitti. Sanki birisi gücümü almaya çalışıyormuş gibi sanki sizin cezaevleriniz her bir saniyede daha da uzaklaşıyor gibi, sanki açık görüşler hiç gelmeyecek gibi, yüzünüzü, o güzel tebessümle bakan yüzünüzü çok az görecekmişim gibi sanki biri kalbimi sıkıştırıyor ama bırakmıyor anne, size o kadar çok ihtiyacım var ki… Anne biliyor musun ben geceleri kolyeyi alıp seninle konuşa konuşa ağlıyorum. Anne hani ben zehirlendim ya boru soktukları yer böyle üzülünce ama çok üzülünce sanki boğazımda bir şey var da nefes almama izin vermeyecekmiş gibi oluyor ondan sonra gerçekten nefesim daralmaya başlıyor ve nefes alamamaya başlıyorum… Ve artık bu çok sık oluyor.”

İki kızı, bir oğlu bulunan Nesibe Nur Akkaş çocuklarıyla bir görüş gününde.

OĞLUMA MANİK DEPRESİF TEŞHİSİ KONULDU

Tutuklandığından bu yana 16 yaşındaki oğlunun İzmir’de şizofren anneannesi ile kaldığını belirten Nesibe Nur Akkaş, “15 tatilde çok ısrar etmemin üzerine doktora götürülen oğluma doktor manik depresif teşhisi koymuş, düzenli muayeneye çağırmış. Şu an doktora götürebilecek kimse yok maalesef. Çünkü doktoru Turgutlu’da, okulu İzmir Çiğli’de, annemin evi İzmir’in Evka 4’ünde. Hepsi çok ters yerlerde. Devamsızlık ve derslere odaklanma, katılım problemi yaşayan oğlum çoğu zaman öz bakımını yapmakta bile zorluk çekiyor.”

Nesibe Aktaş, sadece çocuklarının değil kendisinin sağlık sorunları yaşadığını da ifade ediyor. Gözaltına alındıktan bir gün sonra hastalıkları nedeniyle İzmir Kadın Doğum Hastanesi ve Turgutlu Devlet Hastanesinde operasyon göreceğini söyleyen Akkaş, “Gözaltına alındığım günün ertesi kadın hastalıklarından operasyon geçirecektim. Cezaevi şartlarından dolayı hastalıklarım ilerledi, bazıları tedavi edilmiyor. Damar ameliyatı olmam gerekiyordu, bu şartlarda çok riskli olduğu için olamadım. Kalp-damar, kadın hastalıkları, üroloji, KBB, fizik tedavi (bel fıtığı oluştu, sağ bacağım uyuşuyor) beyin cerrahisi, Nüroloji gibi bölümlerle ilgili tedaviler görüyorum. Doktorlar tarafından şartlar değişmedikten sonra iyileşmemin çok mümkün olmadığı ifade edilmekte.” diye yazdı.

OĞLUMU 6 AY HİÇ GÖRMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Nesibe Nur Akkaş’ın eşi de 42 aydır tutuklu. Dosyası Yargıtay’da bulunan Akkaş, mektubunu çocuklarının ruhen kan kaybettiğini, dayanma gücünün kalmadığını söyleyerek bitiriyor ve “Ne olur sesimi duyun” diyor.

“Kızlarımı sadece ayda 1 veya 2 ayda bir görüşüme gelince görebiliyorum. Oğlumu ise 6 ay hiç görmedim. Çocuklarımdan sağlıklı bilgi ve haber alamıyorum. Ciddi manada ruh ve beden sağlıkları ile eğitim hayatları adına endişe etmekteyim. Çocuklarım aile kavramını yitirmiş durumdalar. Bir daha bir araya gelemeyeceğimizi sanıyorlar. Psikolojileri çok kötü durumda. Aile Birlik ve Bütünlüğümüz Parçalanmış durumda. Bu yaşadığım durumları anlatabilecek kimsem olmadığı için sesimi sizin aracılığınızla vicdan sahiplerine sesleniyorum. Çocuklarım ruhen kan kaybediyorlar. Yaşları belki çok küçük gibi gelmiyordur belki size ama emin olun kundaktaki bebekten daha kötü ve annelerine ihtiyaçları olan aciz bir durumdalar. Anlatmaya çalıştığım mağduriyetler artık dayanma gücünün tükenmesine sebep oluyor. Ne olur sesimi duyun.”

NESİBE NUR AKKAŞ’IN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

 

BOLD ÖZEL

Beyninde iki kist tespit edilen hasta tutuklunun tedavisi yaptırılmıyor

Hasta tutuklu Lütfi Koç, 9 aydır kolonoskopi ve endoskopi sırası bekliyordu. Doktor kanserden şüphelendi. Koç’un beyninde iki kist çıkmasına karşın tedavisi engellendi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Korona salgını nedeniyle hasta tutukluların hayatı daha da zorlaştı. Tedavi hizmetlerinden oldukça zor yararlanan, doktora gitmek için sıra bekleyen hastalar, artık hastaneye sevk edilmiyorlar. Mecbur kalınarak götürülenler ise dönüşte 14 gün boyunca hücrede yaşamak zorunda kalıyor.

29 Nisan 2019 tutuklanan Lütfi Koç, Haziran 2019’dan bu yana kolonoskopi ve endoskopi sırası bekliyordu. İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde göründüğü doktor, “Kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım” dedi.

HASTALIK ÜSTÜNE HASTALIK

9 aydır hastaneye götürülmeyi bekleyen Lütfi Koç, bu süreçte 95 kilodan 75’e düştü. Önce İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevindeydi, sonra Menemen Cezaevine sevk edildi. Hasta olan eşinin Menemen’de daha da kötüleştiğini ifade eden Züleyha Koç, “Kolonoskopi, endoskopi çekilmek üzere Haziran 2019’da doktor talimat verdi, fakat hala o çekilemedi. Derken diğer rahatsızlıkları ortaya çıktı. Menemen’de kasık fıtığı oldu. Uyuşmalar artınca doktor nörolojiye sevk etti. Maalesef beyinde iki tane kist görüldü.” dedi.

TETKİKLER YARIM KALDI

Eşinin ikinci MR çekiminin 31 Mart 2020’de yapılacağını ama koronavirüs nedeniyle hastaneye götürülmediğini söyleyen Züleyha Koç, “Tüm tetkikler yarım olduğu için tedavisi başlanamadı. Maalesef durumun ciddiyeti ne boyutta onu dahi bilemiyoruz.” ifadelerini kullandı.

ARADIĞINDA ÖNCE HELALLEŞİYORUZ

Koç şöyle devam etti: “Eşim hep endişeli. Aradığımda önce helalleşiyoruz. Sonra haftaya sağ kalırsak diye devam ediyoruz. Kistler baskı yapıyormuş. Bu tarz düşünceleri tetikliyor. Doktor felç geçirmişsin demiş. Eşim ben fark etmedim ama uyuşmalarım çok deyince ‘sen fark etmesen de beyin kaydedicidir’ demiş. Kistlerin olduğu yer ameliyat edilecek yerde değil, yapılacak müdahale riskli olabilir demiş doktor. Eşim bir tarafıma vuruyorum, hissedemiyorum, diyor. Kist psikolojik sorunlar oluşturacak yerdeymiş. Kaygı, endişe bozukluğu gibi. Zaten yaşadıkları onu paranoyaya yakın bir yerde tutuyor.”

OĞLU YÜZDE YÜZ AĞIR ENGELLİ

Oğlunu bir yıl içinde sadece iki kez görebilen Lütfi Koç, “Oğlanı görmeyeli aylar oldu, hep rüyamda görüyorum.” diyor.

Özel bir yurtta memur olarak çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan Lütfi Koç (45), oğlu Muhammed Yahya’nın durumu göz önünde bulundurularak 2 gün sonra denetimli serbestlikle bırakılmıştı. 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da duruşma için gittiği mahkemede tutuklanmasına karar verdi. 9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf Mahkemesi kararı bozdu, ceza 6 yıl 15 aya düşürüldü.

5 yaşındaki Muhammed Yahya yüzde yüz ağır engelli. Epilepsi nöbetleri geçiriyor. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli elinin tutulmasını istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor.

KIZI KAS HASTASI

11 yaşındaki kızında ise geçen sene kas rahatsızlığı başladı ve Müsküler Distrofi (çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı. Evin tek çocuğu olan Züleyha Koç, hem hasta çocuklarıyla ilgileniyor hem 80 yaşındaki annesine bakıyor, hem de tutuklu eşinin durumuna çare arıyor!

Lütfi Koç, iki kız kardeşi, babası, kızı ve Muhammed Yahya ile birlikte, bir görüş gününde.

15 Ocak 2015 doğumlu Muhammed Yahya Koç’un babasız geçen ilk doğumgünü.

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mahpuslardan Meclis’e mektup yağdı: Tehlike altındayız

Türkiye’nin dört bir yanından tutuklu mahpuslar, TBMM Genel Kurulunu mektup yağmuruna tuttu. Korona günlerinde neler yaşadıklarını neler olabileceğini yazdılar.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu başta olmak üzere birçok tutuklu CHP Miletvekili Sezgin Tanrıkulu’na da mektup gönderdi. Şanlıurfa 2 Nolu T Tipi Cezaevinden öğretmen Ahmet Koçyiğit, Kayseri Bünyan Cezaevinden öğrenci Miyase Nur Ay ve Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinden Mustafa Geylani mektuplarında cezaevindeki korona önlemlerini anlattı ve taleplerinin TBMM’ye iletilmesi istedi.

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 24 KİŞİYİZ

10 kişilik koğuşta 24 kişi kaldıklarını belirten Ahmet Koçyiğit, “Koronavirüs nedeniyle kapalı açık görüşler iptal oldu. Bu gidişle bu kısa sürmeyecek. Bize yapılan bu içe kapatma ne kadar çözüm olacak. Dışarıdan gıda geliyor, gazete geliyor, bütün personel dışarıyla temas halinde. Allah muhafaza bir tespit olunması durumunda bütün hapishaneye yayılır.” dedi.

SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ

44 aydır tutuklu bulunduğu ifade eden Koçyiğit şöyle devam etti: “Eğer iş ciddi olacaksa personel de bizim gibi dışarıya çıkmaması lazım. Personele maske veriliyor ama yetersiz. Sizlerden istirham ediyoruz. Meclis Başkanı ile görüşmeniz, sesimizi duyurmanız. İnfaz yasasının acilen geçirilmesi. En azından bu kadar uzun içeride kalanlara yönelik bir kararın alınıp adli tedbirlerle bırakılması sağlansın. Ev hapsi de olur. Yarın bu kurumlara bir virüs girerse son pişmanlık fayda vermez. Sizler İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesisiniz. Tüm üyelere bunu söyleyin. Eşimiz, çocuğumuzla görüşmez olduk. Sıkıntı üstüne sıkıntı.”

DEZENFENKTAN VERİLMİYOR, ELLE ARAMA YAPILIYOR

14 Kasım 2017’den itibaren tutuklu olduğunu söyleyen Miyase Nur Ay (25), koğuşta 12 kişi olduklarını, aynı eşyaları, lavaboyu, yemek kepçesini kullandıklarını ve bunların hepsinin kendileri için risk olduğunu yazdı.

Cezaevlerinde her ne kadar tedbir alındığı söylense de durumun pek de öyle olmadığını anlatan Ay, “Sürekli dışarıyla bağlantılı memurlarla muhatap oluyorum. Sürekli onların elle aramalarına maruz kalıyorum. Hastaneye bir mahkum gittiğinde tedbiren karantinaya alınıyor ama hastaneye mahkum getirip götüren memur kendini karantinaya almıyor. Sonra da aynı memur bizlere yemek dağıtıyor. Bizlere dezenfenktan, eldiven ve maske verilmiyor. Bizler cezaevinde çok tehlikedeyiz.” ifadelerini kullandı.

ANNEM, KARDEŞİM HASTA

Annesinin ve kız kardeşinin kronik astım hastası olduğunu, annesinin de bir de akciğer rahatsızlığı bulunduğunu ifade eden Ay, babasının inşaat ustalığı yaparak hem ailesine hem kendisine bakmak zorunda olduğunu vurguladı.

TEDBİR TEHLİKEYE DÖNÜŞTÜ

Nur, mektubunun sonunda dosyasının durumunu anlatarak tahliyesini istedi:

“Yeni çıkacak yasa terör suçlarını kapsarsa söylenen şartlara göre tahliye olabiliyorum. Lütfen bu zor günlerde insan ve suç ayrımı yapılmasın. Benim almış olduğum hüküm İstinaf Mahkemesi tarafından usulen bozulup tekrar tekrar ağır ceza mahkemesine gönderilmiştir. Benim 2 buçuk yıldır tutukluluğum tamamen tedbir amaçlıdır. Ama artık bu tedbir, tehlikeye dönüşmüştür.”

SAĞLIĞIMDAN VE CAN GÜVENLİĞİMDEN CİDDİ ANLAMDA KAYGILIYIM

Mustafa Geylani ise, 4 haftadır Gümüşhane Cezevinde olduğunu, tecride maruz kaldığını ve her türlü virüsü kapacak koşullarda bulunduğunu yazdı: “Sağlık Bakanlığının her gün TV’lerde tekrarlanan 14 kuralın bir tanesini bile uygulayabilecek koşullarım yok. Zaten kir-krom içindeki odamı yıkayacak araç gereç verilmiyor. Verilse bu odayı tek başıma yıkayabilecek fiziki güce sahip değilim.”

52 yaşında, kalp ve tansiyon hastası olduğu belirten Geylani, “Burada kelimenin tam anlamıyla tansiyonum tavan yapmış ama kurum yönetimi bunu ciddiye almıyor. Aşırı yüksek tansiyonumla dalga geçen personel oluyor. Sağlığımdan ve can güvenliğimden ciddi anlamda kaygılıyım” dedi.

AHMET KOÇYİĞİT’İN MEKTUBU

MİYASE NUR AY’IN MEKTUBU

MUSTAFA GEYLANİ’NİN MEKTUBU

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Almanya’da yaşayan KHK’lı nükleer tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

KHK’lı Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç, korona tedavisiyle ilgili iki çalışmasıyla Amerika’dan hızlı kabul aldı. Harvard’a bağlı hastanede çalışmalarını sürdürecek.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Koronavirüsle mücadele hastanelerde sürerken, bilim dünyası da hem aşı bulmak hem de tedavi yöntemleri üzerine yoğun çalışmalarını sürdürüyor.

Onlardan biri de Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç. KHK’yla ihraç edilen, zorlu bir hapis sürecinden sonra Türkiye’yi kaçak yollarla terk etmek zorunda kalan Sadıç, şu an Almanya’da mülteci konumunda ancak akademisyen olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

Alman Dışişleri Bakanlığı’na sunduğu projesi kabul edilen Sadıç, son iki yıldır aldığı fonla radyoaktif madde üretim alanında çalışıyor. Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’dan Misafir Profesör olarak kabul alan Sadıç, korona virüsü tedavisi nedeniyle yaptığı son iki çalışmayı sunması üzerine ailesiyle birlikte hızlıca Amerika’ya davet edildi.

Sadıç, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşadıklarını, korona salgını sürecinde Almanya’da çalıştığı hastanede sağlık çalışanları için alınan önlemleri ve korona tedavisi için üzerinde çalıştığı nükleer tıp alanındaki iki projeyi BOLD’a anlattı:

Murat Sadıç dönemin TÜBİTAK Başkanı’ndan ödülünü alırken.

“KORONA TEDAVİSİ ÜZERİNE İKİ ÇALIŞMAM VAR”

“Dünyada virüse özgü tedavi yöntemi henüz yok. Aşı ve ilaç tedavisi için bilim insanları çalışıyor. Virüsün yüzeyindeki reseptör ya da almaç dediğimiz şeyleri hedef alarak aşı geliştirmeye çalışılıyor. Ya da bazı çalışmalarda virüsü izole edip genetiğini sekanslamaya (dizilim) yönelik aşılar var. Genel itibariyle aşılar bu mantıkta üretilmeye çalışılıyor.

Benim bulduğum ve çalıştığım yöntem nükleer teknolojiyi kullanmak üzerine. Virüsün yüzeyinde bulunan bir reseptör veya proteini belirleyip, bunu radyoaktif bir madde ile birleştirip kodlayarak, bunu virüsün hem tanısında hem de tedavisinde kullanabilmek.

Nükleer tıp rutininde bazı kanserlerde buna benzer tanı ve tedavi yöntemini kullanıyoruz. Bu özellikle son 4-5 yıldır çok popüler bir konu ve pek çok kanser türünde çığır açtı. Buna teranostik deniyor. Terapi ve diyagnostiğin birleşimi.

Benim yöntemimde, virüse ait özel bir yapı belirlenip, virüs nerede olursa olsun gidip onu bulup hem görüntü elde edip hem de yok edeceğiz.

Diğer ikinci bir çalışmam ise antikorlar üzerine. Vücudumuzda antikor dediğimiz savunma hücrelerimiz var. Doğal bağışıklık hücrelerimiz bunlar. Covid-19’a karşı tedavide, savunma amaçlı olarak bu antikorları dışarıdan vücuda verme gibi yöntemler düşünülüyor. Ama çalışma aşamasında. Çünkü engelleyici faktörler var.

Benim yöntemimde ise, bu hastalığa karşı geliştirdiğimiz antikorları radyoaktif bir maddeyle birleştirilip direk virüsün olduğu noktaya yolluyoruz. Lenfomalarda kullandığımız çok efektif bir yöntemin benzeri bu. Güdümlü füze gibi doğrudan virüse gidecek bir mekanizma.

Murat Sadıç Amerika’da eğitim gördüğü günlerde.

ABD ELÇİLİĞİ TÜM İŞLEMLERİMİ ÇÖZDÜ

Şu an Almanya’dayım ve burada hekimlerin denklik işlemleri oldukça uzun ve zorlayıcı bir prosedür. Amerika’da alanında sıra dışı başarılara imza atmış kişilere oturum veren bir program var. Ben de başvurumu yaparak Amerika tarafından ‘Sıradışı Akademisyen’ olarak kabul edilmiştim. Fakat bürokratik işlemlerim devam ediyordu.

Korona nedeniyle ABD, dünya çapında doktorlara kapılarını açtığını duyurdu. Ben de korona tedavisiyle ilgili önerilerim konusunda elçiliği bilgilendirdim. Bana hemen döndüler ve kısa özet istediler. Ben de projemi paylaştım. Benimle ilgili araştırma sürecini kaldırdıklarını, Türkiye’deki davanın kriminal değil siyasi olduğunu kabul ettiklerini belirtip, konsolosluğa davet ederek hemen vize vereceklerini söylediler. 

HARVARD’TAN KABULÜM VAR

Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’da da misafir profesör statüsünde kabulüm vardı zaten, işlemlerimi bekliyordum. İşlemlerimin ardından ABD’ye gidip korona ile ilgili çalışmalarımı orada sürdüreceğim.”

Murat Sadıç, Japonya’da çalışmalarını sürdürürken.

 ALMANYA’DA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MARKET ALIŞVERİŞİNİ DEVLET YAPIYOR

“Çalışmalarımı ülkemde gerçekleştirip Türkiye’nin ismini öne çıkarmak isterdim.” diyen Sadıç, Almanya ile Türkiye arasındaki yaklaşım farklarına da dikkat çekiyor:

“Türkiye’den konuştuğum hekim arkadaşlarım, salgınla ilgili büyük yönetimsel hatalardan söz ediyorlar. Bine yakın sağlık çalışanı enfekte olmuş durumda. Hayatını kaybedenler var. Almanya’da ise hekime verilen değeri anlatma açısından çok basit örnek vereyim. Hastaneler, sağlık çalışanlarının motivasyonu bozulmasın, başka hiçbir şey düşünmesinler diye market açtılar. Piyasada tükenen şeyler dahil her şey mevcut. Benim şu an bulunduğum hastanenin içinde de market açıldı. Sağlık çalışanları istediği siparişi verebiliyor ve hatta eve kadar götürme opsiyonu da sunuyorlar. Bu, sağlık çalışanına salgın esnasında nasıl değer verilmesi gerektiğinin göstergesidir.

Amerika, dünyanın her yerinden korona ile ilgili ufacık da olsun bilgisi olan herkesi hızlı vize için konsolosluklarıyla irtibata geçmeye çağırdı. Dönüp Türkiye’ye bakın, elinizde korona çalışması yapmış bilim insanları, akademisyen veya enfeksiyon uzmanı, genetikçi birçok uzman var siz bunları kullanmıyorsunuz, ihraç ediyorsunuz ya da hapse atıyorsunuz. Bu ülkeyi tahrip eden koronadan daha büyük virüs.”

 GELECEK VADEDEN BİLİM İNSANLIĞINDAN HÜCREYE

Murat Sadıç, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’yi terk etmeye kendisini iten süreci, ihraç, hapis ve sonrasını ise şöyle anlatıyor:

“Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra uzmanlık sürecimde, nükleer tıp biliminin kurucusu olarak gösterilen Prof. Abbas Alavi ile temasa geçtim. Benimle çalışmayı kabul etti ve Sağlık Bakanlığı görevlisi olarak Amerika’ya gittim. Amerika’da dünyaca ünlü profesörlerle UPENN-Harvard gibi üniversitelerde ciddi bilimsel çalışmalar yapma ve ayrıca dünyada nadir bulunan PET-MR yöntemiyle ilgili eğitim alma fırsatım oldu.

Türkiye’de TÜBİTAK’la birlikte bazı projeler yürütüyordum. Son olarak Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Nükleer Tıp alanında çalışıyordum. Sonra 15 Temmuz oldu ve önce Dışişleri Bakanlığında çalışan eşim 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Sonrasında Bankasya hesabı nedeniyle tutuklandı. Bebeğimiz 1,5 yaşındaydı ve hem annesinden hem de anne sütünden mahrum oldu. Ardından ben “eşimin ihraç edilmesi” gerekçesiyle açığa alındım. Sonra ben de benzer gerekçelerle tutuklandım. Cezaevinde çok kötü günler geçirdim.

Türkiye’de çalıştığı son klinik..

LABORATUVARDAN ÇUKURA ATILDIM

Laboratuvarda çalışmalarımı sürdürürken bir anda tutuklanıp hapse girdim. Savcı bana “Senin gibi bir bilim insanının tutuklatmak istemiyorum ama Ankara’dan gelen talimat böyle.” dedi. Hala kulağımda bu sözler.

Sincan Cezaevi’nde çok kalabalık bir koğuşta üç hafta tutuldum, sonra bir gece yarısı jandarmaların darba varan davranışlarıyla 7-8 saatlik yemek ve lavabo molası olmadan yolculuk yaptık ve Amasya Cezaevi’ne götürüldüm. Kasti olarak yapılan bu nakil ile evimden ve ailemden kilometrelerce uzağa sürgün edildim. Burada insanlık suçu sayılan birçok muameleye tabi tutuldum.

8-9 metrelik bir çukur gibi hücreye konuldum. Bu hapishane odasında güneş yüzü görmeden günlerimi geçirdim. Avukatlarımla görüştürülmedim, eşimle görüştürülmediğim dönemler oldu. Cezaevi yönetiminin sürekli hakaret, yıldırma çabaları vardı.

GÜNLÜK 15 DAKİKA SU

Yaz çok sıcaktı. Günlük sadece 15 dakika su veriliyordu. Gece 4.00 ile 4.15 arasında. Suyu depolamama da izin vermiyorlardı. Yeme içmeniz ve kantin alışverişi kısıtlı. Ortamdaki böcek ve farelerden hiç bahsetmeyeyim.

Ayağımda bu ortamdan kaynaklı tümör çıktı. Ben doktorum ve ne olduğunun farkındayım. 10 dilekçe yazdım ama hastaneye götürülmedim. Yürüyemez hale geldim. Artık kapıları vurmaya başladım. Ağrı kesici de vermiyorlar. Sonra cezaevi hekimiyle görüşebildim. Hastaneye sevk etti beni ve ayağımdaki tümörü cerrahi olarak temizletmek zorunda kaldım.

BAŞARILARIM SUÇ OLDU

Mahkeme sırasında da birçok hukuksuzlukla karşılaştım. Hak etmediğim adaletsizlik ve davranışları gördüm. Savunma yapmama dahi izin verilmedi. Yargılamam çok kısa sürdü. Savcı mütaalasında, “29 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olması, Amerika’da eğitim görmesi, Amerika’daki sınavları geçmesi” gibi şeyleri suç sayarak vurgular yaptı ve sonrasında beni ceza vererek serbest bıraktılar.

Tahliye olduktan sonra iş bulamadım. KHK’lı olduğum için başvurularıma cevap dahi vermediler. Etrafımızda öcü muamelesi gördük. Sosyal ölüme terk edilmiştik. Pasaportuma el konulduğu için yurt dışına da çıkamıyordum. Sonrasında eşim ve küçük çocuğumla mecburen zor şartlarda, tehlikeli bir yolculuğu göze alıp ülkemizi terk etmek zorunda kaldık.

Uluslararası dergilerde yayınlanmış 100’e yakın bilimsel makalelerim, bildirilerim, ödüllerim var. Ülkeme hizmet etmek, insanlığa Türkiye’den yararlı olmak isterdim ama hayatımı kurtarmak durumuna düşürüldüm. Benim amacım insanlığa yararlı işler yapabilmek. Ama Türkiye’de ne çalışmama ne de yaşamama izin verilmedi. Ama dünya sadece Türkiye’den ibaret değil. Çok üzgünüm ülkem adına.

Eğitim aldığım hocaların onlarcası KHK’yla atıldılar. Bizi yetiştiren hocalardı, çoğu beraat etti ama yine meslekleri yaptırılmıyor. Yani beraat etmek bile Türkiye’de çözüm değil maalesef. Hukukun olmadığı bir yerden adalet aramak faydasız. Hayatımızın en verimli dönemlerini hayata yeniden tutunmak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak için çabalayarak geçirmek durumunda bıraktılar bizi. Bu insanların heba edilmemesi ve bilim ışığında kullanılması lazım.”

Okumaya devam et

Popular