Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ölüm orucu eylemine zorla müdahale edilen Grup Yorum üyelerinin saat saat yaşadıkları…

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, ölüm orucundaki Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in zorla evden alınması sonrası yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaştı.

BOLD Ölüm orucundaki Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in bulunduğu evin sabaha karşı 2-3 sıralarında basıldığını söyleyen Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, saat saat yaşananları Twitter hesabından paylaştı.

CEZAEVİNDEN EMİR GELDİĞİNE DAİR BOCALAYARAK YANIT VERDİ

Fincancı, “Refakatçilerinin gözaltına alındığını, anne babaların çocuklarının nereye götürüldüğünü bilmediklerini, hastane hastane dolaşmaya başladıklarını öğrendik. Ortada kolluk ve hastane güvenliği dışında muhatap yoktu. Emniyet müdürü olduğunu söyleyen kişiye insanları buraya hangi yetkiyle getirdiklerini, yazılı bir belge, gözaltı veya tutuklama kararı olup olmadığını sordum. Yoksa bunun zorla alıkoyma suçu olduğunu ifade ettim. Cezaevinden emir geldiğine dair ve biraz da şaşırarak ve bocalayarak yanıt verdi” ifadelerini kullandı.

KURUM VE KİŞİLERİN SORUMLULUĞUNA DİKKAT ÇEKTİ

Açlık grevinin hukuki boyutu ile bu konuda ilgili kurum ve kişilerin sorumluluğunun önemli olduğuna dikkat çeken Fincancı, zorla müdahalede yaşanan gelişmeler sırasında bir öğrencisinin kendisini tanımazdan geldiğini söyledi.

ÖRNEĞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR SULH HUKUK MAHKEMESİ KARARI

Zorla müdahaleye yönelik karar için “örneği görülmemiş bir Sağlık Bakanlığı davası ve Sulh Hukuk Mahkemesi kararı” yorumunu yapan Fincancı, “Mahkemenin kararı incelendiğinde; kimin tarafından yapıldığı anlaşılmayan dış gözleme dayalı bir metnin dava dilekçesi olarak sunulduğu, dava dilekçesinin içeriğinde bilimsel bir dayanağı olmayan genel bir gözlemin ve müvekkillerin tavrına dair anlatımın yer aldığı, sonuç kısmında sosyal medya üzerinden kaos ortamı oluşturulmaya çalışıldığı şeklinde bir suçlama ve davalıların yaşam haklarını korumakla yükümlü bakanlık adına tedbiren karar verilmesinin talep edildiği, Hükmün ise TMK’nın 432. maddesi atfı ile kamu güvenli̇ği̇ ve zorunlu yatışı talep edilenin istikbali açısından zorunlu yatışa izin verilmesi gerektiği şeklinde kurulduğu görülmektedir” dedi.

HEM HAK ARAMA ÇABASI HEM ÖZNE OLMA İRADESİ SEBEBİYLE

Prof. Dr. Fincancı konuyla ilgili şunları yazdı:

“Açlık grevleri, zorla müdahale, hekim ve sağlık çalışanlarının sorumluluğu, Türkiye’nin imzalayıp Resmi Gazete’de yayınlayarak iç hukukuna kattığı sözleşmeler üzerine bir dizi yazacağım. Bu bilgileri hem meslektaşlarım hem de toplumun hak arama çabasıyla özne olma iradesine katkı olması amacıyla paylaşmak istiyorum.”

TARİH BOYUNCA KARŞIMIZA ÇIKMIŞ VE ÇIKMAKTADIR

“Açlık grevleri ya da ölüm oruçları insanların seslerini duyurmakta zorlandıklarını, hak arama çabalarının dirençle karşılaştığını düşündükleri koşullarda başvurdukları bir eylem biçimi olarak tarih boyunca dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkmış ve çıkmaktadır. Biz sağlık çalışanları için ise oldukça zorlu bir süreçtir. Yaşatmak üzere eğitim almış bir meslek grubunun ciddi sağlık sorunları, sakatlıklar ve ölümle sonuçlanabilecek bir durumu yansız ve yüksüz izleme zorunluluğu hepimizi çok yıpratır.”

MUSTAFA KOÇAK VE GRUP YORUM ÜYELERİNE MÜDAHALE ZORUNLU KILDI

“Buna rağmen insanın özgür iradesi ve kendisi ile ilgili karar verme hakkına, özerkliğine saygı ilkesi böylesi durumlara ilişkin tutum belgeleri geliştirilmesine ve zaman içinde etik ilkelerin bildirgelere ve toplumsal sözleşmelere evrilmesine ışık tutmuştur. Bu uzun diziyi açlık grevi/ölüm orucunun 250-260’lı günlerinde olan Mustafa Koçak ile Grup Yorum elemanları Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’e yönelik etik ve hukuk dışı müdahale haberleri üzerine yazmak zorunda kaldım.”

SONLANDIRMA SÜRECİNE DAİR KILAVUZLAR BULUNMAKTA

“İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği gönüllüsü bir insan hakları eylemcisi olarak 30 yılı aşkın süredir açlık grevlerini bağımsız gözlemci sıfatıyla izlemek zorunda kalan, bu alanda bilimsel çalışmalara katkı sunmuş hekim kimliğim ile uyarma ödevim var. Açlık grevlerinin izlenmesi ve sonlandırma süreçlerine ilişkin Türk Tabipleri Birliği gönüllüsü hekimlerin emeği ile hazırlanmış yetkin kılavuzlar bulunmaktadır.”

YETKİLİLERE İLETME İÇİN RANDEVU ALMAYA ÇALIŞIYORDUK

“Bir yanda sağlık çalışanları önce zarar verme ilkesi ile izlerken, diğer yanda da hak talepleri insan hakları savunucularınca duyurularak sonlandırma için çözüm aranır. Bizler de insan hakları mücadelesi kapsamında Grup Yorum’un konser yasaklarının kaldırılması, Mustafa Koçak’ın adil yargılanma taleplerini yetkililere iletmeye, görüşme için randevu almaya çalışıyorduk uzun zamandır.”

YETKİLİLERİN ÇÖZÜM ODAKLI OLMADIKLARINI ÖĞRENDİK

“Bu talepleri duyurmaya çalıştığımızı, iyi niyetli bir adım atıldığında açlık grevini sonlandırmalarını da açlık grevcileri ile paylaşmış, olumlu yanıt almıştık. Oysa yetkililerin çözüm odaklı bir yaklaşımı olmadığını 11 Mart sabaha karşı gelen haberle anlamaya başladık. Sabaha karşı 2-3 sıralarında Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in kaldıkları ev basılarak ambulansla alındıklarını, refakatçilerinin gözaltına alındığını, anne babaların çocuklarının nereye götürüldüğünü bilmediklerini, hastane hastane dolaşmaya başladıklarını öğrendik.”

UZAMIŞ AÇLIĞIN ETKİLERİNİ AŞAN DÜZEYDE OLDUKLARINI GÖRDÜK

“İstanbul Tabip Odası gönüllüsü hekimler, öğrencilerimiz ve Çağdaş Hukukçular Derneği ile Halkın Hukuk Bürosu avukatları aracılığıyla saatler sonra Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi bilgisine ulaşıldı. Sabah 11 sıralarında hastaneye ulaşıp hastane güvenliği ve polis grubunu hekim, öğretim üyesi ve İnsan Hakları Başkanı kimliklerimle aşarak odaya girdiğimde Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in uzamış açlığın etkilerini aşan düzeyde çok yorgun ve halsiz olduklarını gözledim.”

BİRİ BEYAZ ÖNLÜKLÜ 2 KİŞİ KENDİLERİNİ TANITMADI

“Su, tuz, şeker ve B vitaminine ancak o saatte yakınlarının getirebilmesi üzerine ulaştıklarını öğrendim. O sırada odaya gelen ve hekim olduklarını düşündüğüm biri beyaz önlüklü 2 kişi işlemlerin yapıldığını, 13’de heyet toplanacağını, düzenli bilgilendireceklerini söyledi. Hekim olduklarını düşünüyorum, dedim çünkü ben hekim olduğumu söyleyip kendimi tanıtmış olsam da, onlar ne yazık ki deontolojiye uymayan bir tutumla kendilerini tanıtmadılar.”

ZORLA ALIKOYMA SUÇU OLDUĞUNU İFADE ETTİM

“Kendisini emniyet müdürü olarak tanıtan sivil giyimli bir kişi, çok sayıda sivil polis ve hastane güvenliği, kaygıyla gelen yakınlarını engellemeye çalışırken, kendilerinin de kalabalık olarak orada bulunup tüm hastalar için risk ve stres kaynağı olduklarını anlattım. Ortada kolluk ve hastane güvenliği dışında muhatap yoktu. Emniyet müdürü olduğunu söyleyen kişiye insanları buraya hangi yetkiyle getirdiklerini, yazılı bir belge, gözaltı veya tutuklama kararı olup olmadığını sordum. Yoksa bunun zorla alıkoyma suçu olduğunu ifade ettim.”

SAAT 13:00 DENİLMİŞ ANCAK SONRA 15:00’E ÇEKİLMİŞTİ

“Cezaevinden emir geldiğine dair ve biraz da şaşırarak ve bocalayarak yanıt verdi. Heyet denilip duruyor, ancak sağlık çalışanları ortada görünmüyordu. Saat 13 denmiş, sonra bu 15’e çekilmişti.Bu arada açlık grevcilerine ilk geldiklerinde psikiyatri konsültasyonu yapılmış, öğrendiğimize göre bilinci açık, yerinde ve uygun iletişim kurabilen iki açlık grevcisinin de karar verme yeterliliği olduğu, özgür iradeleri ile bu eylemi sürdürdükleri rapor edilmişti.”

AVUKATLARDAN 7 KİŞİLİK HEYETİN GELDİĞİNİ ÖĞRENDİK

“Sonra da her ikisine de tedavi ve beslenmeyi kabul etmediklerine dair yazılı formlar kendi el yazılarıyla doldurtulup imzalatılmıştı. Saat 15.30’da 7 kişilik bir heyetin geldiği ve ikisi ile görüştüklerini yanlarındaki avukatlardan öğrendik. Bu uzun ve yorucu tweet dizisini hala okumayı sürdürenlere teşekkür ederim. Bunları kayıt düşmek adına paylaşıyorum.”

ÖĞRENCİM GÖZLERİNİ HEMEN KAÇIRDI

“Heyetin gelip gittiğini de öğrenince İnsan Hakları Derneği olarak çalıştığımız ambulans firmasını arayıp iki ambulans çağırdım. Yakınları eşyalarını topladı. Çıkış hazırlığı yapmaya başladık çünkü her ikisi de çok huzursuzlanmıştı. Onları da böylece yatıştırmaya çalışıyorduk. Ambulanslar geldi. Saat artık 16.30’a gelmişti. Koridorda kolluk sayısı çok artmış, aralarına üniformalılar da katılmış, bir hemşire bankosu koridorun ortasına çekilerek bariyer oluşturulmuştu. Paramedikler ve sedyelerle odaya yöneldiğimde kolluk tarafından durduruldum. Heyet kararı gelmeden çıkamayacaklarını söylediler. Heyet nerede sorusu yanıtsızdı. O sırada koridordan geçen iki sağlık çalışanından biri ile kısa bir göz temasımız oldu, tıp fakültesindeki öğrencilerimizden biriydi. Hemen gözlerini kaçırdı.”

HASTA MAHREMİYETİNİ İHLAL ETTİKLERİNİ SÖYLEDİM

“Heyetleriniz nerede toplanır” diye seslenince dönüp ellerini kaldırarak, ‘Burada çalışmıyorum hocam’ yanıtını verdiğinde içim burkularak beni tanıdığını ama o koşullarda tanımazdan gelmeyi seçtiğini anladım. Saat 17 civarında toplandıkları yeri bulduk, gittiğimizde kendimi tanıtıp başhekimle görüşmek istediğimi söyledim. Toplantıda olduğunu söyleyen hastane güvenliğine haber vermesi gerektiğini ilettim. İçeri gitti. Biz beklerken hastane güvenlik amiri ve kolluk görevlileri de geldi. Üç avukat ile birlikte bekliyorduk. Avukatlara gitmelerini söylediler. Onlar reddetti, beni yalnız bırakmayacaklarını belirttiler. Tam o sırada içeriden biri kolluğu çağırarak evrakı almalarını istedi. Heyet raporu düşüncesiyle, hasta mahremiyetini ihlal ettiklerini, hasta belgelerinin kolluğa verilemeyeceğini söyleyerek müdahale ettim.”

KAOS ORTAMI OLUŞTURMAYA YÖNELİK BİR İDDİA VAR

“Apar topar uzaklaştılar. Bölüme gittiğimizde belgenin örneği görülmemiş bir Sağlık Bakanlığı davası ve Sulh Hukuk Mahkemesi kararı olduğunu öğrendik. Mahkemenin kararı incelendiğinde; kimin tarafından yapıldığı anlaşılmayan dış gözleme dayalı bir metnin dava dilekçesi olarak sunulduğu, dava dilekçesinin içeriğinde bilimsel bir dayanağı olmayan genel bir gözlemin ve müvekkillerin tavrına dair anlatımın yer aldığı, sonuç kısmında sosyal medya üzerinden kaos ortamı oluşturulmaya çalışıldığı şeklinde bir suçlama ve davalıların yaşam haklarını korumakla yükümlü bakanlık adına tedbiren karar verilmesinin talep edildiği, Hükmün ise TMK’nın 432. maddesi atfı ile kamu güvenli̇ği̇ ve zorunlu yatışı talep edilenin istikbali açısından zorunlu yatışa izin verilmesi gerektiği şeklinde kurulduğu görülmektedir.”

AVUKATLAR AYRINTILI İTİRAZ HAZIRLADI AMA REDDEDİLDİ

“TMK 432 içeriği itibarıyla sorunlu ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı bir düzenlemedir. Türkiye’nin 2003 yılında Resmi Gazetede yayınlayarak bir iç hukuk metnine dönüştürdüğü Avrupa Biyo tıp Sözleşmesi 5. Madde hiç kimseye isteği dışında zorla tedavi yapılamayacağını açıkça belirtmektedir. Elbette böyle bir hukuk dışı uygulamaya kapı açan Sağlık Bakanlığı ve hastanenin ilgili sağlık çalışanları bu suça ortak olmuş, etik ilkeler ve deontolojiyi hiçe saymıştır. Avukatlar ayrıntılı bir itiraz hazırladılar, ancak hızla itiraz da reddedildi.”

MUSTAFA KOÇAK’A ZORLA MÜDAHALE EDİLMİŞ

“Çözüm odaklı olmayan tutum o gün öğle saatlerinde İzmir Valiliğinin Grup Yorum’a destek amacıyla yapılacak konseri yasaklamasıyla kendisini iyice açığa vurdu. Mustafa Koçak ile ilgili gelen haber ise bugün tutulduğu cezaevinin kampüs hastanesine yatırıldığı ve orada zorla müdahale edildiği şeklindeydi. Avukatlarına ise yasak getirilmiş durumda.”

KENDİ ÖZGÜR İRADELERİYLE SONLANDIRMA YOLU AÇILMALIYDI

“Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesine aykırı zorla besleme etik ihlal olmasının yanı sıra Avrupa Biyotıp Sözleşmesi uyarınca yasaya da aykırıdır. Bu uygulamalar, mahkeme ve sağlık çalışanlarını açıktan araçsallaştırmak Türkiye tarihinde bir ilktir. Bu sorunun insan onuruna yaraşır tek çözümü talepleri hızla değerlendirmek, insanların kendi özgür iradeleri ile açlık grevlerini sonlandırmalarının yolunu açmak olmalıdır.”

ZORLA ALIKOYMA AÇLIK GREVİNDEKİLERİN SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLER

“Zorla alıkoyma, zorla müdahale uygulamaları açlık grevindeki kişilerin sağlık durumunu daha da kötüleştirecek etkiler gösterir. Önceki açlık grevlerinde gizlice gerçekleştirilen bu tür uygulamalardan sakatlanarak çıkmış pek çok açlık grevcisi bulunmaktadır.”

KOVİD-19’SUZ VE İNSANCA YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLERİMİZ OLSUN

“Bu diziyi sonuna kadar okuma sabrını gösteren herkese çok teşekkür ederim. Kovid-19’suz ve insanca yaşayacağımız günlerimiz olsun! Son olarak bu diziye İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı eklenmeli, çözümün adresi olarak. Açlık grevleri Sağlık Bakanlığı davacı kılınıp, güvenlik odaklı bir anlayış ile çözülemez. Toplumda daha fazla örselenme yaratır. Bu böyle bilinmelidir.”

İran’da koronavirüsten ölenlerin sayısı 611’e çıktı

Gündem

Diyanet İşleri Başkanı korona oldu

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, koronavirüse yakalandı. Erbaş, genel durumunun iyi olduğunu duyurdu.

BOLD- Erbaş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Kovid-19 testinin pozitif çıktığını söyledi. Milletten dua isteyen Erbaş, hastalara da şifa diledi.

 

Okumaya devam et

Gündem

Erdoğan’ı zorlayan ikinci Halkbank Davası

ABD’de ikinci Halkbank Davası 3 Mayıs’ta başlayacak. Yargılama, Alman Der Spiegel dergisinin ifadesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk ekonomisini korkunç bir duruma sokabilir.

BOLD – Amerika Birleşik Devletleri’nde Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir dava var. Davanın sonunda Halkbank’a 20 milyar dolarlık bir ceza kesilebileceği ifade ediliyor. Reza Zarrab’ın itirafları davada önemli rol oynuyor. Biden’lı yeni dönemde Erdoğan için tünelin ucunda ışık görünmüyor.

Okumaya devam et

Gündem

Gergerlioğlu kararını onayan Yargıtay, IŞİD’lilerin dosyasını bekletiyor

Türkiye’yi hedef alan IŞİD katliamlarının sorumlularına verilen cezayı görmezden gelen Yargıtay, insan hakları mücadelesiyle iktidarın sabrını taşıran Gergerlioğlu’nun dosyasını gündemine alıp cezayı onadı.

BOLD – Yargıtay, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun barış yanlısı bir paylaşımı nedeniyle verilen cezayı onadı. Karar Meclis’te okunursa Gergerlioğlu hapse girecek.

t24.com.tr’den Gökçer Tahincioğlu, Gergerlioğlu’nun hapis cezası kararını jet hızıyla gündemine alan Yargıtay’ın IŞİD dosyalarını yıllardır beklettiğine dikkat çekti. Tahincioğlu, IŞİD’lilerin dosyalarının Yargıtay’da 3 ile 5 yıldır dondurulduğunu yazdı.

Yargıtay’ın bu tutumunu eleştiren Tahincioğlu’nun “O bombalar nasıl patladı: IŞİD beklesin, Gergerlioğlu’nu mahkûm edelim” başlıklı yazısı:

ARTIK YAPILANLAR KAVRAMLARLA AÇIKLANAMIYOR

İnsanlık suçlarına imza atanların o imzaları nasıl bu kadar kolay atabildiklerinin kanıtları, basit bir arşiv taraması ve bu dosyaları yıllarca sayfa sayfa takip eden hak savunucularının, avukatların çabalarıyla hep önümüzde duruyor.

Türkiye, ne zamandır, “etik ve ahlak” üzerine konuşulamayacak bir ülke. Bir zamanlar, “iki yüzlü ahlak” üzerine konuşmak, etikle ahlakın benzerlikleri ve farkları üzerine yorum yaparak, olanı biteni yorumlamak mümkündü belki.

Sonrasında ahlak, kavramsal olarak, muhafazakârlığın amentülerinden biri haline geldi ve sadece mahalle baskısı, başkalarının hayatı üzerine ahkam kesmenin aracı olarak kullanıldı.

Etik de eğilip bükülen, felsefe ile bağı kopartılan kavramlardan birine dönüştü.

Ama konuşulamamasının nedeni aslında bunlar değil.

Eski ve yeni Türkiye gibi nafile ve gerçekten uzak karşılaştırmalar yapmak da değil.

Konuşulamamasının nedeni, artık birçok eylemin, yapılıp edilenlerin “naif” kavramlarla açıklanamayacak olması. O kavramların, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, eksik kalması…

IŞİD’LİLER KISA SÜREDE SERBEST BIRAKILDI

Türkiye’yi hedef alan IŞİD katliamlarının mimarlarından İlhami Balı, ismi, IŞİD’in sınır emiri olarak bilinmeden önce de devlet tarafından tanınıyordu.

Balı, niyetini gizlemeyenlerden biriydi.

Defalarca dinlemeye takılmıştı.

2010 ve öncesinde El Kaide’nin Türkiye yapılanması içinde yer almıştı ve bomba yapımına yönelik malzemelerin temini, saklanması dahil birçok eyleme imza atmıştı.

Balı, uzunca bir takibin ardından yakalandı ama çok kısa bir süre cezaevinde kaldı. Adana ve çevresinde “Sanayi grubu” olarak bilinen El Kaide bağlantılı bu grupta Balı’nın dışında, Mehmet Gök ve Hasan Aydın da vardı. Çok kısa süre cezaevinde tutulup, serbest bırakılan bu isimler, davada yargılanan diğer üç sanıkla birlikte 2015’te 6 ila 8 yıl arasında hapse mahkûm edildiler.

Ancak artık ortada yoklardı.

Balı, o tarihte, çoktan IŞİD’e katılmıştı ve Türkiye’nin sınır emiri olarak görev yapıyordu.

Hasan Aydın, daha sonra yeniden yakalanıp serbest bırakılmıştı ve IŞİD saflarına, Suriye’ye geçmişti.

Mehmet Gök de Gaziantep grubu içinde faaliyet göstermeye başlamıştı.

YARGITAY 3 YILDA ANCAK ESAS NUMARASI VEREBİLDİ

Bu dosya, 2016’da Yargıtay’a geldi.

Yargıtay’da dosyaya sadece esas numarası verilmesi bile üç yıl sürdü. 2019’da nihayet Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde esas numarası alabildi.

Hemen burada bir virgül koymak gerekiyor.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, terör suçlarının temyiz incelemesini yapan, mühim bir daire.

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkındaki 2 yıl 6 aylık hapis cezasını 19 Şubat’ta onamasıyla gündeme geldi.

Gergerlioğlu, internet sitelerinde yayımlanan yazıları sosyal medya hesabından paylaştığı için hapse mahkûm edildi. Eylemi bundan ibaret. Çözüm süreci devam ederken bu eylemleri yapsa ya da bir başka partiden olsa cezalandırılması bir yana, alkışlanacaktı. Türkiye’deki adalet sisteminin dönemlere, kişilere göre nasıl eğilip bükülebildiğinin sıcak kanıtı.

Gergerlioğlu’nun ceza aldığı eylemiyle ilgili iddianame, 4 Ağustos 2017’de hazırlandı. “Propaganda” ile suçlanan Gergerlioğlu, hızlı bir yargılama sonunda, 21 Şubat 2018’de hapse mahkûm edildi. Hemen ardından, 24 Haziran 2018 seçiminde milletvekili seçilmesine rağmen yargılaması durdurulmadı. Oysa, dokunulmazlık kapsamında olmayan suçlar arasında o güne kadar “propaganda” geçmiyordu. Gergerlioğlu söz konusu olunca, bu tartışılmadı bile.

KARAR TBMM’DE OKUNURSA GERGERLİOĞLU HAPSE GİRECEK

Sürdürülen yargılama sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, 7 Aralık 2018’de Gergerlioğlu’nun istinaf başvurusunu reddetti. Yargı paketiyle 5 yılın altındaki suçlar için Yargıtay yolu açılmasa, aslında ceza o sırada kesinleşecekti. Ancak dosya paket sayesinde Yargıtay’a taşındı.

IŞİD’lilerin dosyasını yıllardır bekleten Yargıtay, Gergerlioğlu için o kadar beklemeye gerek görmedi. Özellikle “sabır taşıran”, çıplak arama tartışmalarından hemen sonra Yargıtay 16. Ceza Dairesi, dosyayı gündemine aldı ve 21 sayfalık bir kararla verilen cezayı onadı.

Bu cezanın TBMM Genel Kurulu’nda okunması halinde, Gergerlioğlu, cezaevine girecek. Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu ile ilgili verdiği, “dokunulmazlık sürmeliydi” kararı ortadayken.

Şimdi IŞİD dosyasına dönebiliriz.

IŞİD’İN ÖNEMLİ İSİMLERİ HALA ARANIYOR

İlhami Balı, cezasının onanmadığı, elini kolunu sallayarak IŞİD saflarına geçtikten sonra yüzlerce kişiyi Türkiye sınırından Suriye’ye taşıdı. Yakıldıkları resmi makamlarca hâlâ kabul edilmeyen iki askerin kaçırılması dahil, sınırdaki onlarca eyleme imza attı. 10 Ekim Gar Katliamı başta olmak üzere, IŞİD’in Türkiye’deki bombalı saldırılarının tamamında, sınırdaki geçişlerde, planlamalarda görev alan bir numaralı isimdi. Halen firari olarak, “kırmızı bültenle” aranıyor.

Hasan Aydın, 2016’da, IŞİD’in yakarak öldürdüğü iki askerin videosunu çeken ve paylaşan isim. Tahliye olduktan bir süre sonra Suriye’ye geçerken bir kez daha yakalandı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sadece bir yıl sonra bu eyleme imza attı.

Mehmet Gök’ün onlarca telefon konuşması dinlemeye takıldı. Sınırdaki insan kaçakçılığının Türkiye tarafındaki etkin isimlerinden biriydi. Ancak ne hikmetse ne operasyon yapıldı kendisine ne hakkında yeni telefon dinleme kararları çıkartıldı. Brüksel’deki bombalı saldırılardan, Diyarbakır’daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırıya kadar pek çok eylemde izine rastlanan Gök, Diyarbakır saldırısı davasında kısa süre sonra beraat etti. Gerekçe, dinlenen telefonların kendisine ait olduğuna yönelik somut kanıt bulunamamasıydı…

KANLI EYLEMLERİN MİMARLARI İLE İLGİLİ KESİNLEŞEN BİR KARAR YOK

Kanlı eylemlerin mimarı bu isimler hakkında Türkiye’de halen kesinleşmiş yargı kararı yok.

Dosyaları Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin önünde duruyor.

Gergerlioğlu, çok daha tehlikeli bir isim olacak ki daire, dosyasına öncelik verdi.

Basın açıklaması, protesto yürüyüşü gibi demokratik hak niteliğinde kalabilecek ancak terör kapsamında değerlendirilen sürüyle dosyaya öncelik verdiği gibi.

Elbette vardır tüm bunların bir hikmeti.

Ancak rafta saklansa da unutulmuyor o dosyalar, zamana bırakılsa da bu yapılanlar unutulmuyor.

İnsanlık suçlarına imza atanların o imzaları nasıl bu kadar kolay atabildiklerinin kanıtları, basit bir arşiv taraması ve bu dosyaları yıllarca sayfa sayfa takip eden hak savunucularının, avukatların çabalarıyla hep önümüzde duruyor.

Toplumsal olaylara hazırlık: Biber gazı ve kelepçe alınacak

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0