Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hücredeki avukattan mektup var: Tarihe geçtiğimin farkındayım

Tutuklu avukat Turan Canpolat, hücresinden dosyasına sokulan belgelerin sahte olduğunu tek tek ispat etti. Sesini barolar duymayınca kamuoyuna mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 27 Ocak 2016’dan bu yana tutuklu olan Av. Turan Canpolat, “Elazığ 2 Nolu Ceza İnfaz Kurumu D-17 koğuşu” imzalı mektubunu 16 Mart 2020’de kaleme aldı. 25 yıllık bir avukat olarak 50 aydan beri tutuklu olduğunu belirten Canpolat, bulunduğu hücreyi ‘tavuk kümesi boyutlarında’ diye tarif etti.

Bu yazı bir avukatın, mahkemelere, Yargıtay’a, avukatlık hukukundan kaynaklanan haklarını korumak ve savunmakla görevli üyesi bulunduğu Türkiye Barolar Birliği ve Malatya Barosuna duyuramadığı daha doğrusu duymazlıktan geldikleri sessiz çığlığının kağıt ve kaleme dökülmüş mürekkep halidir.” diye mektubuna başlayan Canpolat, bir hukuk cinayetinin imzalı, onaylı, resmi belge ve delillere dayalı olduğu için yalanlanması ve inkarı mümkün olmayan hikayesi anlatılacağını söyledi.

SAVCILIK İMZALI SAHTE BELGE

Canpolat, hukuksuzlukları 19 sayfalık mektubunda 10 madde ile açıklıyor. Turan Canpolat, Malatya Başsavcılığının talimatıyla 27 Ocak 2016 sabahı, müvekkilinin evine gittiği için müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alınıyor. Evde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa yazıp imzaladığı için, aynı tutanağı imzalayan polisler savcının talimatıyla onu da alıyor. Dosyaya adı şüpheli olarak giriyor. Canpolat, savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiğini daha sonra mahkemede ortaya çıkarıyor.

Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile birlikte 3 gün gözaltında kaldıktan sonra 29 Ocak 2016’da savcılığa sevk edildiğini belirten Canpolat, bundan sonra ise büyük bir şok yaşıyor. Müvekkili bırakılıyor, kendisi tutuklanıyor.

NOTER ÜCRETİ POLİSTEN!

O günden beri esaret altında olduğunu vurgulayan Canpolat, Mehmet Tanrıverdi’nin, aralarındaki avukat-müvekkil ilişkisini polislerin zoruyla sonlandırdığını ve onun ifadesiyle hapse gönderildiğini anlatıyor. Tanrıverdi’nin Malatya Emniyetinde alınan ifadesini ise 14 Haziran 2016’da görülen ilk duruşmada “Ben öyle bir şey söylemedim” diyerek inkar ettiğini, tek kelimesini dahi kabul etmediğini de vurguluyor:

HUKUK CİNAYETİNİ GÖRMEZDEN GELENLER DE TARİHE GEÇTİ

“Şahıs, emniyetteyken 29 Ocak 2016’da 2 polis nezarettinde (yani gözaltındayken) notere götürülerek kendisine azilname düzenlettiriliyor. Böylece avukat-müvekkil ilişkimiz 29 Ocak 2016’da saat 11.00 gibi Emniyet yardımıyla sonlandırılıyor. Noter ücretinin bir kısmını polisler ödüyor.

M.T.’nin 26 Ocak 2016 tarihli emniyet ifadesinde şahsımın tutuklanmasını ve hakkımda iddianame düzenlenmesini gerektirecek somut bir suç isnadı ve buna ilişkin somut bir delil olmadığı bilindiği için ilgili şahsın 17 Şubat 2016 tarihinde ikinci kez emniyette ifadesi alınıyor.

Bu yeni ifadeye göre; ben suç örgütünün “adliye yapılanması” sorumlusu, ismi dosyaya ilk kez şüpheli olarak giren 3 adliye personeli de benim suç ortaklarım olmakla ve adliyede “Gülen Cemaati” ilgili dava dosyası bilgilerini illegal bir şekilde bana aldırmakla benim de bunları üstlerimle paylaşmakla suçlanıyorduk. İddianamede yer alan hakkımdaki tek suçlama bu. Dayanağı da 17 Şubat 2016 tarihli ikinci ifade. İddianamede şahsıma yöneltilen başka bir suçlama yoktur. Bir önceki cümlenin altını önemine binaen çizdim.

Evet, 30 Ocak 2016 tarihinde, 17 Şubat 2016 tarihli ifadeye göre tutuklanan, yargılanan ve mahkumiyet alan bir hukuk insanı ve avukat olarak tarihe geçtiğimin farkındayım! Benimle birlikte 50 aydan beri pervasızca ve fütursuzca işlenen bir hukuk cinayetini görmezden ve duymazdan gelen mahkemeler, Yargıtay, TBB ve Malatya Barosu da tarihe geçti. Ve şikayetime rağmen harekete geçmeyen Hakimler Savcılar Kurulu…”

3 adliye personelinin dosyası daha sonra Canpolat’ın dosyasından ayrılıyor ve kişiler beraat ediyor. Aynı suçtan yargılanan Canpolat, dosyada tek başına kalıyor ve ceza veriliyor.

“MİDEM BULANDI, TİKSİNTİ DUYDUM”

Turan Canpolat, adının dosyaya sahte bir belgeyle eklendiğini mektubunda ayrıntılarıyla ele alıyor ve bu belgenin ilk mahkemede duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirildiğini kaydediyor:

“Dosyanın tamamının “aslı gibidir” tasdikli bir örneğini Ağır Ceza kaleminden temin ettim. Aynı zamanda fark edilmeyerek dosyada unutulan, savcının imzasını taşıyan sahteciliğin resmi belgesini… Lütfen Dikkat! Dosyada 27/01/2016 tarihinde sahtecilik yoluyla, bir nevi dosyadan belge çalma onun yerine sahte belge eklemek suretiyle dahil edildiğinin belgesi… 
Dosyada bir başka belgeye yapıştığı için fark edilmeyerek dosyada unutulan, soruşturma savcısının imzasını taşıyan, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi kalemince “aslı gibidir” şerhiyle tasdik ve imza edilen UYAP’a taranan, ilk duruşma günü olan 14/06/2016 tarihine kadar gizli tutulduğu için karartılamayan, ilk duruşmada mahkemeye sunulan, içeriği 14/06/2016 tarihli duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirilen 26/01/2016 tarihli dosya şüphelilerinin ismini gösterir, benim ismimin olmadığı resmi belge…

POLİSLER SUÇ İŞLEMEMEK İÇİN

Meğer dosyaya avukat olarak müdahil olunca M.C diye başka birinin isminin olduğu şüpheli listesini çıkartarak onun yerine benim olduğum imzasız, onaysız, tarihsiz sahte bir liste ekliyorlar… Dosyadaki şüpheli sayısı daha önce kayıtlara girdiği için mecburen M.C’yi şüpheli listesinden çıkartarak, onun yerine benim ismimi monte ediyorlar… Polisler, suç işlememek için, bu ikinci listeye imza atmıyorlar, onaylamıyorlar… bu listenin imzasız, onaysız ve tarihsiz olduğu 14/06/2016 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi olarak tutanağa geçti…

Ve savcının imzasını taşıyan, UYAP’a taranan, mahkeme kalemince “asli gibidir” şerhiyle tasdik edilen resmi belgede şüpheliler arasında ismimin BULUNMADIĞI, benim ismimin yerine M.C diye bir başkasının isminin OLDUĞU da mahkeme gözlemi ile 14/06/2016 tarihli duruşmada tutanağa geçti… Affınıza sığınarak yazıyorum: Tiksinti duydum…Midem bulandı…”

Mahkemenin, Malatya Savcılığından durumun izahını istediğini söyleyen Canpolat, “Ne mi oldu! 50 aydan beri Malatya Emniyeti şüpheli listesinin aslını göndermedi.” diyor.

TUTUKLU BİRİ OLARAK 15 TEMMUZ’DA NASIL SUÇ İŞLEMİŞ OLABİLİRİM!

Turan Canpolat’ın dosyasındaki en önemli hukuksuzluk ise tutuklu olduğu halde, 15 Temmuz’da Ankara’da bulunduğu iddia ediliyor ve darbe girişimine katılarak Anayasal düzeni kaldırmakla suçlanıyor. O tarihte Malatya Cezaevinde olan Canpolat’ın maruz kaldığı hukuk garabeti ibretlik:

Ankara’dan gelen dosyanın suç yeri Ankara. Suç tarihi 15 Temmuz 2016. Suç Anayasal düzeni ortadan kaldırmak. Evet… 27 Ocak 2016 tarihinden itibaren kesintisiz olarak esaret altında olan bir hukuk insanı ve avukat olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde Ankara’da suç işleyebilmem için zaman makinesi ile Malatya Cezaevinden geleceğe yolculuk yapıp suçu işledikten sonra aynı makine ile geçmişe ve Malatya Cezaevine gelmem gerek.”

Turan Canpolat, Malatya Cezaevindeyken. Tarih: 27 Ocak 2016 ile 8 Mayıs 2017 arasında çekilmiş olmalı. Canpolat 8 Mayıs’tan sonra Elazığ’a gönderiliyor. Fotoğraf, cezaevi avlusundan koğuşun içine doğru çekilmiştir.

Av. Turan Canpolat ve koğuş arkadaşları, Malatya Cezaevi B-3 Koğuşu. Canpolat, 27 Ocak 2016’da tutuklandı. O zaman koğuş içinde fotoğraf çektirmek yasak değildi. 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlar bu haktan mahrum edildi. Diğerlerine serbest. Turan Canpolat’a, hapiste olduğu halde 15 Temmuz’da Ankara’da darbeye katılmaktan dava açıldı. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Malatya’dan Elazığ’a sürgün edildi. Şu anda tavuk kümesi boyutlarında bir hücrededir.

10 YIL HAPİS CEZASI

İddianamesinde yer almayan Bank Asya’da hesabı ve Bylock kullandığı gerekçesiyle 10 yıl hapis cezasına çaptırılan Turan Canpolat’ın dosyası 18 aydır Yargıtay’da bekletiliyor. Mahkemeye gelen Bylock içeriklerine ilişkin belgelerin de imzasız ve onaysız olduğunu 5 Mayıs 2017’de tutanağa geçirmeyi başaran Canpolat, hapisten yürüttüğü bu hukuk mücadelesinden 3 gün sonra Malatya Cezaevinden Elazığ’a sürgün ediliyor ve hücreye konuluyor. 2 duruşmaya çıkartılmıyor, SEGBİS ile bağlanmasına izin verilmiyor. Sahte Bylock içerikleri ve diğer delillerle ilgili bulunduğu suç duyurularına Malatya Savcılığı takipsizlik veriyor. Takipsizliğe yaptığı itirazının sonucunu ise 2 yıldır beklediğini anlatıyor.

Canpolat mektubunda, 14 ay boyunca her ay Yargıtay’a tutukluluğa itiraz dilekçesi gönderdiğini ancak anlattığı hukuksuzluklardan dolayı hiçbirine cevap verilmediğini, eğer dilekçelerini ele alıp görüşseler tahliyesine karar vermek zorunda olduklarını bildiklerini belirtiyor. AİHM, tutukluluğa itiraz dilekçesini, talepten 23 gün sonra karara bağlanmaması ağır hak ihlali sayıyor.

İZZETLİ BİR MAHPUS HAYATI ŞEREFTİR

İmzasız ve onaysız sahte içerikler nedeniyle mahkumiyet aldığını ve bunun hukuk adına utanç tablosu olduğunu söyleyen Turan Canpolat mektubunu şöyle bitiriyor:

Üyesi bulunduğum barolar maruz kaldığım hukuk cinayetlerini görmezden geldiler. Malatya Barosu resmi başvuruma rağmen 50 aydır Baro Avukat Hakları Resmi Komisyonunu görevlendirmedi. Belki cesaret edemedi, belki de… !!!!

Bedenen esir olsam da ruhen, fikren ve vicdanen hürüm… Hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve inandığım değerler noktasında esaret altına alındığım tarihteki yerimdeyim. Masumiyetin ve mahkumiyetin verdiği huzur ile bir hukuk insanı ve avukat olarak izzetli bir mahpus hayatını şeref kabul edenlerdenim.

İNTİKAM HUKUKU BU!

Öte yandan Turan Canpolat’a yapılan hak ihlallerini HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Tutuklu Av. Turan Canpolat’ın yaşadığı mağduriyet ve dosyasındaki usulsüzlükler had safhada! Avukatlık yaptığı için tutuklanmış, darbe sırasında cezaevinde olduğu halde darbeye katılmaktan tekrar dava açılmış! Şu anda Elazığ Cezaevinde tek kişilik hücrede İntikam ceza hukuku bu!” dedi.

TURAN CANPOLAT’IN 19 SAYFALIK MEKTUBUNUN TAMAMI

BOLD ÖZEL

TÜİK’e göre Türkiye’deki resmi yoksul sayısı 17 milyon 921 bin

Türkiye İstatistik Kurumu, resmi yoksul sayısını hesapladı. Türkiye’de aylık 1.166 Türk Lirası bile bulamayan 17 milyon 921 bin yoksul bulunuyor. AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin’in “Midesine kuru ekmek giderse aç değildir” dediği kişi sayısı 18 milyona doğru gidiyor.

BOLD ÖZEL – TÜİK, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması Bölgesel Sonuçlarının detaylarında Türkiye’deki yoksulluğun ulaştığı boyut gözler önüne serildi. Buna göre 2019 yılında 17 milyon 207 bin olan yoksul sayısına bir yılda 714 bin kişi eklendi.

İSTANBUL’DA 2.9 MİLYON KİŞİ YOKSUL

Türkiye’de muhalefet ile iktidarı karşı karşıya getiren ‘yoksulluk rakamları’ dünyadaki birçok ülkenin nüfusunu geride bıraktı. 17 milyon 921 bin yoksulun 2 milyon 941 bini İstanbul’da bulunurken, 1 milyon 87 bini Ankara’da yaşıyor. İzmir’de 875 bin yoksul hayata tutunmaya çalışıyor.

AYLIK 1.166 LİRA BULAMAYANLAR

AKP lideri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Aç olanları buyrun siz doyuruverin” diyerek Türkiye’de yoksul bulunmadığını iddia etmişti. TÜİK verilerine göre ise fert başına yıllık 14 bin 873 lira kazanamayanlar yoksul grubuna giriyor. Bu kişiler aylık 1.166 lira bile bulamıyor. Bu kişilerin sayısı 2017 yılında 15 milyon 864 bin kişiydi. Son 4 yılda yoksul sayısındaki artış 2 milyon kişiye ulaştı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Neslihan ve Hande de annesiz babasız kaldı

Babaları 28 aydır tutuklu olan Neslihan ve Hande’nin annesi eğitimci Nagihan Bayrak da tutuklanıp cezaevine gönderildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anne-baba tutukluluklar devam ediyor. Edirne’de 11 Mart 2021’de gözaltına alınan Nagihan Bayrak, bir gün sonra tutuklanıp Edirne Cezaevine konuldu. Bir ay sonra Kayseri Bünyan Cezaevine sevk edilen Bayrak’ın Neslihan (8) ve Hande (6) adında iki kızı bulunuyor.

Nagihan-Cihan Bayrak çifti, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında önce 8 Mart 2019’da tutuklandı. İki ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen Nagihan Bayrak, tanık ifadeleri, mesajlaşma programı Bylock, kapatılan derneğe üyelik, Ordu’da kapatılan kız yurdunda müdürlük yaptığı ve SGK kayıtları olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tutuksuz yargılanması devam eden Bayrak, cezası onayladığı için 3 ay önce tekrar hapse konuldu.

Eşi Cihan Bayrak ise iki yıldır Ordu Cezaevinde tutuklu. Bylock kullandığı, Gülen Hareketi’ne öğrenci kazandırmak için çalıştığı iddiası ve tanık ifadelerine dayanılarak 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Cihan Bayrak’ın da cezası Yargıtay tarafından onaylandı.

28 aydır babalarından, 3 aydır da annelerinden ayrı olan Neslihan ve Hande Fatsa’da anneanneleriyle birlikte yaşıyor.

Cihan Bayrak, eşi Nagihan Bayrak ve çocuklarıyla bir görüş gününde, 2020.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sincan’da tek kişilik hücrede ölü bulunan Zeki Güven için AYM’den karar: Yaşam hakkı ihlal edilmedi!

AYM, üç yıl önce Sincan Cezaevinin hücresinde ölü bulunan polis müdürü Zeki Güven’in yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi (AYM), tutuklandıktan 40 gün sonra tek kişilik hücrede kalp krizi geçirerek öldüğü iddia edilen eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Zeki Güven’in yaşam hakkının ihlal edilmediğine hükmetti. Güven’in ailesinin yaptığı başvuruyu “Kabul edilemez” buldu.

22 Nisan 2021 tarihli kararda “Anayasa’da öngörülen güvencelerin yerine getirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, din ve vicdan özgürlüğünün, Emniyet güçlerinde işkence ve kötü muamele yapılması yönünden kötü muamele yasağının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarının kişi bakımından yetkisizlik, kalp krizi sırasında müdahalede bulunulmaması yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi, tuzlu yemekler verilmesi, ölenin sağlığını koruması için kurum hekiminin belirleyeceği besinlerin temin edilmemesi ve etkili ceza soruşturması yürütülmemesi yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildi.” denildi.

3 YIL ÖNCE HAYATA VEDA ETTİ

22 Mayıs 2018’de eşi Sevda Güven ile birlikte Ankara’da gözaltına alınan yüksek tansiyon hastası Zeki Güven üç yıl önce, 1 Temmuz 2018’de Ankara Sincan Cezaevinde hayatını kaybetti. Güven tutuklandığında eski emniyet müdürü Hanefi Avcı “Çok kritik adamdır, umarım iyi sorgulanır. Konuşursa birçok şeyi aydınlatır.” demişti. İddiaya göre Zeki Güven, cezaevindeyken sorgulanmak üzere hapisten çıkarıldı, Emniyet’e götürüldü ve işkence gördü.

Geçirdiği öne sürülen kalp krizi esnasında müdahalede bulunulmadığı, ihmali olanlar için soruşturma açılmadığı, ilaçlarının geç temin edildiği, uzun süre diyet yemeği verilmediği yönündeki iddiaları inceleyen Anayasa Mahkemesi Güven’in ölümünde hak ihlali ya da şüpheli bir durum görmedi.

“HAKKIMDAKİ YALAN HABERLERİ TEKZİP ETMEKTEN BIKTIM”

Zeki Güven, aynı dönemde Samsun Cezaevinde tutuklu olan hakim eşi Sevda Güven’e yazdığı mektupta, yemeklerini yüksek tuz oranından dolayı yıkayarak yediğini tansiyon ilaçlarının ve gözlüklerinin verilmediğini söylemişti.

Bold Medya’nın ulaştığı mektuplarda Zeki Güven hakkındaki iddialara da cevap veriyor.

Güven, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile MHP’li eski yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin internet ortamında yayımlanmasıyla ilgili Ankara 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 171 kişinin yargılandığı davanın sanıkları arasında bulunuyordu. Güven mektubunda hakkındaki suçlamaların doğru olmadığını söylüyor:

“Beni o gece önce (22 Mayıs) Çarşı Karakolu nezaretine koyacaklardı. Sonra fikir değiştirmişler. TEM’in nezaretini açtılar. İftar sonrası nezarete koydular. Teravih kılıp yatmıştım ki görevli gelip uyandırdı. TEM’e çıktık. TEM Müdürü gelmiş. Onunla mülakat yaptık. Elinde hakkımda çıkmış yalan haberlerden oluşan bir koçan. Güldüm. ‘Ya ben bunları tekzip etmekten bıktım, artık yetişemiyorum da…’ dedim. Senin de bildiğin abuk sabuk yalan haberler. Güzelce izah ettim. Oradan buradan derken, TEM müdürüyle ortak tanıdıklar çıktı. Bizim Hayati ile çalışmış. Ayşegül’ün vefatını duymamış. Hayati abiden ‘Terörist olmaz’ dedi. ‘Bizden olur mu?’ dedim. ’22 yıl bu devletin terör ve istihbarat biriminde çalışmışım. İnsanları işte böyle karalıyorlar.’ dedim.”

İktidar medyası, Zekin Güven gözaltına alındığında ve öldüğünde ‘kasetçi’ başlıklarıyla haber yapmıştı. Baykal’ın uygunsuz görüntülerinin olduğu kaset olayında Zeki Güven’e ilişkin suç isnadı bulunmuyor. Çok sanıklı birden fazla usulsüz dinleme iddiası dosyası tek dosya altında birleştirildiğinden, bu torba davanın sanıkları ile birlikte aynı dosyada yargılandı. Dolayısıyla kaset olayında Güven’in ismi hiçbir yerde geçmiyor. Ona ilişkin bir isnat ve iddia da bulunmuyor.

 

ZEKİ GÜVEN’İN MEKTUPLARININ ORİJİNALİ

Gözümün Nuru…
Çocuklarımın Annesi…
İlk ve Tek Sevdam…

Sana nasıl hitap etsem bilemedim. Benim için o kadar anlamın büyük ki… Hayat yoldaşım… Şimdi de cezaevi arkadaşım… Ne zorlukları beraber aştık birlikte… İnşallah Allah’ın izniyle bugünlerde geçecek ve biz yine çocuklarımızla mutlu ve mesut günler geçireceğiz.

TEM’in lavabolarının oradaki karşılaşmamızın “son” görüşmemiz olacağını nerden bilebilirdim. Bir daha göstermediler seni bana. Olsun her gece rüyalarımdasın… İlk geceden beri.

Beni o gece önce Çarşı Karakolu nezaretine koyacaklardı. Sonra fikir değiştirmişler. TEM’in nezaretini açtılar. İftar sonrası nezarete koydular. Teravih vs. kılıp yatmıştım ki görevli gelip uyandırdı. TEM’e çıktık. TEM Müdürü gelmiş. Onunla mülakat yaptık. Elinde hakkımda çıkmış “yalan” haberlerden oluşan bir koçan. Güldüm. “Ya ben bunları tekzip etmekten bıktım, artık yetişemiyorum da…” dedim. Senin de bildiğin abuk sabuk yalan haberler. Güzelce izah ettim. Oradan buradan derken, TEM müdürüyle ortak tanıdıklar çıktı. Bizim Hayati ile çalışmış. Ayşegül’ün vefatını duymamış. Hayati abiden “Terörist olmaz” dedi. “Bizden olur mu?” dedim. “22 yıl bu devletin terör ve istihbarat biriminde çalışmışım. İnsanları işte böyle karalıyorlar.” dedim.

Neyse vakit geç olmuştu. Beni tekrar nezarete koydular. Biraz uyumuştum ki, bu sefer parmak izi alacağız diye uyandırdılar. Emniyetin içinde ellerim kelepçeli epey bir tur attırdılar. 50 metrelik yeri 300 metre yürüdük. Anlayacağın sirk maymunu gibi teşhir ettiler.

Gösteri bununla da bitmedi. Bahçeye çıkardılar. Orada da gazeteciler varmış. Görüntü ve resim aldırdılar.

Gece tansiyon ilaçlarımı eczaneden temin edin dememe rağmen getirmediler. Parmak izinden sonra adliyeye gidiyorduk. Yolda evde arama yapıldığını söylediler.  “Gözlüklerimi getirir misiniz?” dedim, onu da getirmediler.

O gün anladım ki meslektaş meslektaşın “kurdu” imiş. Aradan 15 gün geçti hala yakın gözlüklerim yok, 1 haftadır tansiyon ilaçlarımı alabiliyorum. Detaylarını yazacağım ilerde.

Anlayacağın hayatında benimle tek bir dakika çalışmamış, beni tanımayan insanlar hakkımda gazete yalanları ile hüküm verip, karar veriyorlar.

Hakkımda hükmü çoktan vermişler: Suçlu. Hem de idamlık… Öğleye doğru adliyeye gittik. SEGBİS bekledik. Önce 5 gibi Selfet Giray bağlandı. 10 dakikada tutuklama dedi. İftardan sonra da 14’e bağlandık. O da 10 dakikada tutuklandı.

Gece H Tipi Cezaevine getirdiler, saat 23 filandı. 4 kişilik bir koğuşa tek başıma koydular. İçerisi epey pamukçuk bağlanmış, tozlu idi. Üst katımda hücreler vardı. Tamamı adli suçlular. Disiplin cezası almışlar. Pencereyi açtım. Yanık yanık İbrahim Tatlıses çalıyor. Sahur için bir şeyler getirdiler. Onları yedim. Yatağımı yapıp uyudum.

Sabah uyandığımda her yerden bağırışlar. “Müdür hoş geldin”, “Müdür geçmiş olsun” üst kattaki adli suçlular. Bende tek tek cevap verdim camdan. Meğer gece haberlerden izlemişler. Bu arada adliyedeki katip de söylemişti. “Abi o müdür siz misiniz, az önce televizyonda izledim” diye.

Kendimi HANİBAL kadar cani hissettim birden : ))) Öyle bir haber yapmışlar ki… 50 tane ev değiştirmişiz, kılıktan kılığa giriyormuşuz. Ya dedim 2 yıldır aynı evde oturuyoruz. Kira kontratı da ortada. Kılık değiştirsek yakalanmazdık zaten. Kaçtığımız da yoktu. Bu eşgal ile ortadaydık. Emniyet kendi beceriksizliğini örtmek için vermiş gazı piyasaya.

O gün bir iki saat sonra avlu açıldı. Bizim adli mahkumlar ‘Abi bi uca gel de pencereden görelim’ dediler. Ben de ‘Yüz görümlüğü isterim’ deyince kahkaha koptu. Gelene kadar camdan benimle muhabbet ettiler. Biri 2 adam öldürmüş. Diğeri bildiğin White Color… Yapmadığı iş kalmamış.

Yine eskiden Emniyet’ten tanıdık Deli Ziya diye bir müdür vardı. Onun arkadaşı… O da cinayetten içerideymiş. O da sesleniyor. Anlayacağın meşhur olmuşuz orada.

Hemen kantin ve revir talebim oldu. İlaçlarımı alamıyordum. Gözüm görmüyordu. Kantini o gün halledip bir güzel temizledim koğuşu. Revire de perşembe çıkardılar. Kan verdim. Diyetisyene, nefroloğa ve göze sevk verdi Dr. Hanım.

Dr Hanım da Şırnak’ta çalışmış. Epey lafladık onunla da. Ortak dostlar çıktı. ‘Sevkler çok dolu. Biraz zaman alabilir’ dedi. Bana kullandığım ilacı yazmak için tansiyon takip kartı verdi. Koğuşa gittim. Biraz sonra ‘Ziyaretçin var’ dediler. Baban ile annem birbirlerinden habersiz ayrı ayrı gelmişler.

Senin Samsun’a götürüldüğünü onlardan öğrendim. Kıyamam. Oruç oruç yol nasıldı. Zor gelmiştir. Biraz onlarla konuştuk, sonra ayrıldılar. Cuma sabahı, yani bugün (25 Mayıs) ‘Sevkin var hemen hazırlan gideceksin’ dediler. Saat 2 gibi çıktık. 5 gibi de Sincan’daydık.

Yolculuk iyiydi. Yormadı. Burada da dubleks koğuşa verdiler. Üst yatakhane. Altta banyo, WC ve mutfak var. Yine yalnızım. Şimdi biraz temizlik yaptım. İftarımı açtım. 10-15 dk kestirmişim. Uyanınca aklıma sen geldin. Bu satırları karaladım.

Senin yakalandığını söylemek için evi aradıklarında kızım Zehra açmış telefonu. ‘Dedem evde yok’ derken babam girmiş içeri. Telefonu almış. Ona söylemişler yakalandığını. Annen yine klasik hareketi dövünmeye başlamış.

Zehra ‘Ne oldu?’ deyince, ‘Sana şimdi söyleyemeyiz’ demiş babam. Halbuki söyleseler, benim kızımın ne kadar akıllı ve olgun olduğunu hala anlayamadılar. Ertesi gün evde tablette oynarken babam yanına yatmış. ‘Bana söylemeseniz de ben haberleri izledim. Üzülüp durmayın, biraz yatarlar içerde, namaz kılar, Kuran okurlar, 1-2 aya da çıkarlar. Siz üzülmeyin’ diye onlara telkin vermiş. Kızımla bir kez daha gurur duydum. 10 yaşında değil sanki 18 yaşında.

Babam abisine de senin avukatla gönderdiğin mesajı söylemiş. ‘Derslerine çalışsın, bizim için en büyük ödül, gururlandıracak şey’ o olur diye.

Bu arada Setoş’a da ayrı bir paragraf açmak isterim. Kızcağız ikimiz için de ayrı ayrı gözaltı çantası hazırlamış. Muhtemelen Marziye ablayla. Allah onlardan razı olsun. Çok duygulandırdı beni.

Bu mektubu yazarken senin adli durumunu hala bilmiyorum. İnşallah serbest kalırsın da bende mektubu eve atarım.

Senden haber alana kadar da yazmaya devam edeceğim.

26 Mayıs 2018

Yarim… Avlu bildiğin Eskişehir’deki evin bahçesi: )) 16 adım uzunluk, 6 adım genişlik. Bir farkla her yer beton. Toprak olsaydı kendi ürünümüzü yetiştirirdik. Muazzam güneş de alıyor. Bugün 29 dakika oturdum güneş altında. D vitamini takviyesi.

Öğleden sonra müthiş bir yağmur başladı. Elbiselerle attım kendimi. Yarım saat yürümüşüm. Onları bir güzel yıkayıp astım. Tavsiye ederim. Çok iyi geldi. Hem güneş, hem de yağmur. 2 gün kantin kapalı. Pazartesiye kadar pinekliyorum. Yoksa bugün epey bir temizlik yapacaktım. Koğuş genel olarak temiz. Biraz mutfak ve banyoya el atacağım.

Senden bugün de bir haber alamadım. Onun için merak içindeyim. Rabbim bir çıkış nasip etsin.

28 Mayıs 2018

Bugün önce psikoloğa sonra da doktora çıktık. Öncesinde kurum müdürü ve yardımcıları benimle görüştüler. Öğleden sonra 2 tane tebliğ evrakı aldım. 1. Beni “Azılı teröristler, tehlikeli sanıklar” listesine almışlar. Bu nedenle 08.00-20.00 arasında olan bahçe hakkım 09.30-10.30 günde 1 saate indirilmiş.

2. Televizyon hakkım da elimden alınmış!! Ne güzel değil mi??? 50 bin kişinin katili, bebek katili ve hükümlü APO tv seyredip adada rahatça dolaşabiliyor, odasında tv izleyebiliyor. Ama yıllarca PKK ile mücadele etmiş ben, üstelik tutuklu olmama rağmen, alenen suçlu ilan ediliyor ve elimden haklarım alınıyor. Allah’a havale etmekten gayrı elimden bir şey gelmiyor. TUTUKLULUK hakkımda cezalandırmaya dönüştürülmüş durumda.

30 Mayıs 2018

Bugün hastaneye göz doktoruna gittim. Sol göz pert olmuş. Hani şişiyordu ya. Uzağı göremiyor. 1,5 derece yakında da sol 2,5 sağ 1,5. En son 1,25 idi. 3 yılda artmış. Solda ne olduysa sıkıntı var anlaşılan.

31 Mayıs 2018

Revire gözlükçüler numune göndermiş 5’er tane. İçinden 1 uzak 1 yakın seçtim. 1 haftaya gelirmiş öyle dediler. Şu an hiçbir şey okuyamıyorum. Kantin listesi verdiler. Ne var ne yok onu bile göremiyorum. Yemekler için dilekçe vermeme, doktora söylememe rağmen tuzsuz yemek verilmiyor. Çareyi yemekleri yıkamakta buldum. : ))
Gelen yemeği salçasından ve tuzundan ayırmak için bildiğin yıkayıp suda bekletiyorum. Taneli yemeklerde oluyor da. Çorba pilav, cacık vs’de olmuyor. Onları da kontrollü yemeye çalışıyorum. Dr. tuz sana ZEHİR demişti. Bildiğin zehirleniyorum şu an. Bakalım sesimi duyan çıkacak mı?

2 Haziran 2018:

Çok şükür bugün TUZSUZ DİYET yemek geldi. Afiyetle bir akşam yemek nasip oldu. 15 gün sonra ELHAMDÜLİLLAH…

DEVAMI 3. SAYFANIN ARDINDA

Bu sayfa en son okunacak.

NOT: Her mektuba bir sayı vereceğim. Arada kaynayan olmasın diye.

NOT 2: Az önce gözlüklerim geldi. Elhamdülillah 5/6/2018

5. sayfa

Gülüm zarf küçük. Daha fazla kağıt kaldırmaz. Benden şimdilik bu kadar. Benim gözlük gelene kadar biraz irice yazarsan iyi olur. Ancak okuyabilirim. Bir de kalın yaz, bastırarak. Seni çok merak ediyorum. Bana detaylıca yaz emi. Seni seviyorum kendine dikkat et. Allah’a emanet ol. Hoşça kal. Kocan : ))

1992’de polis akademisinden birincilikle mezun olan Zeki Güven, Ankara’da terör ve istihbarat birimlerinde çalıştı. 2013’te Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü’nün Şırnak’ta bölge halkına sunduğu hizmetlerde birincilikle ödüllendirildi. Ödülü sorumlu emniyet müdür yardımcısı olarak bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den aldı. 17/25 Aralık 2014’ten itibaren açığa alınıp silahına ve kimliğine el konuldu. Hukuka aykırı bu karar İdare Mahkemesi’nden döndü ve Eylül 2014’te Bolu Emniyet Müdür Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Ancak bu sefer de ihraç edildi.

Zeki Güven’in eşi Sevda Güven de 15 Temmuz 2016’dan sonra tutuklanıp Samsun Cezaevine gönderildi.

Çocukları babalarının öldüğünü ertesi gün yapılacak açık görüş için yola çıktıklarında basından öğrendi. Babalarını görmeyi ümit ederken adli tıp ve cenaze işlemleri ile uğraşmak zorunda kaldılar. Eşi, elleri kelepçeli halde uzun süren çileli bir yolculuktan sonra Samsun Cezaevi’nden gelerek polis ve jandarma ablukasında cenazesine katılabildi. Fakat eşinin mezarına yaklaşmasına dahi izin verilmedi.

48 yaşındaki Zeki Güven, geride gözü yaşlı hâkime eşi Sevda Güven, tıp fakültesi öğrencisi Ahmet ile Zehra Reyyan isminde iki yetim bıraktı.

Güven’in cenazesi, 3 Temmuz 2018’de memleketi Bilecik’in Yenipazar İlçesinde defnedildi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0