Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hücredeki avukattan mektup var: Tarihe geçtiğimin farkındayım

Tutuklu avukat Turan Canpolat, hücresinden dosyasına sokulan belgelerin sahte olduğunu tek tek ispat etti. Sesini barolar duymayınca kamuoyuna mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 27 Ocak 2016’dan bu yana tutuklu olan Av. Turan Canpolat, “Elazığ 2 Nolu Ceza İnfaz Kurumu D-17 koğuşu” imzalı mektubunu 16 Mart 2020’de kaleme aldı. 25 yıllık bir avukat olarak 50 aydan beri tutuklu olduğunu belirten Canpolat, bulunduğu hücreyi ‘tavuk kümesi boyutlarında’ diye tarif etti.

Bu yazı bir avukatın, mahkemelere, Yargıtay’a, avukatlık hukukundan kaynaklanan haklarını korumak ve savunmakla görevli üyesi bulunduğu Türkiye Barolar Birliği ve Malatya Barosuna duyuramadığı daha doğrusu duymazlıktan geldikleri sessiz çığlığının kağıt ve kaleme dökülmüş mürekkep halidir.” diye mektubuna başlayan Canpolat, bir hukuk cinayetinin imzalı, onaylı, resmi belge ve delillere dayalı olduğu için yalanlanması ve inkarı mümkün olmayan hikayesi anlatılacağını söyledi.

SAVCILIK İMZALI SAHTE BELGE

Canpolat, hukuksuzlukları 19 sayfalık mektubunda 10 madde ile açıklıyor. Turan Canpolat, Malatya Başsavcılığının talimatıyla 27 Ocak 2016 sabahı, müvekkilinin evine gittiği için müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alınıyor. Evde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa yazıp imzaladığı için, aynı tutanağı imzalayan polisler savcının talimatıyla onu da alıyor. Dosyaya adı şüpheli olarak giriyor. Canpolat, savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiğini daha sonra mahkemede ortaya çıkarıyor.

Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile birlikte 3 gün gözaltında kaldıktan sonra 29 Ocak 2016’da savcılığa sevk edildiğini belirten Canpolat, bundan sonra ise büyük bir şok yaşıyor. Müvekkili bırakılıyor, kendisi tutuklanıyor.

NOTER ÜCRETİ POLİSTEN!

O günden beri esaret altında olduğunu vurgulayan Canpolat, Mehmet Tanrıverdi’nin, aralarındaki avukat-müvekkil ilişkisini polislerin zoruyla sonlandırdığını ve onun ifadesiyle hapse gönderildiğini anlatıyor. Tanrıverdi’nin Malatya Emniyetinde alınan ifadesini ise 14 Haziran 2016’da görülen ilk duruşmada “Ben öyle bir şey söylemedim” diyerek inkar ettiğini, tek kelimesini dahi kabul etmediğini de vurguluyor:

HUKUK CİNAYETİNİ GÖRMEZDEN GELENLER DE TARİHE GEÇTİ

“Şahıs, emniyetteyken 29 Ocak 2016’da 2 polis nezarettinde (yani gözaltındayken) notere götürülerek kendisine azilname düzenlettiriliyor. Böylece avukat-müvekkil ilişkimiz 29 Ocak 2016’da saat 11.00 gibi Emniyet yardımıyla sonlandırılıyor. Noter ücretinin bir kısmını polisler ödüyor.

M.T.’nin 26 Ocak 2016 tarihli emniyet ifadesinde şahsımın tutuklanmasını ve hakkımda iddianame düzenlenmesini gerektirecek somut bir suç isnadı ve buna ilişkin somut bir delil olmadığı bilindiği için ilgili şahsın 17 Şubat 2016 tarihinde ikinci kez emniyette ifadesi alınıyor.

Bu yeni ifadeye göre; ben suç örgütünün “adliye yapılanması” sorumlusu, ismi dosyaya ilk kez şüpheli olarak giren 3 adliye personeli de benim suç ortaklarım olmakla ve adliyede “Gülen Cemaati” ilgili dava dosyası bilgilerini illegal bir şekilde bana aldırmakla benim de bunları üstlerimle paylaşmakla suçlanıyorduk. İddianamede yer alan hakkımdaki tek suçlama bu. Dayanağı da 17 Şubat 2016 tarihli ikinci ifade. İddianamede şahsıma yöneltilen başka bir suçlama yoktur. Bir önceki cümlenin altını önemine binaen çizdim.

Evet, 30 Ocak 2016 tarihinde, 17 Şubat 2016 tarihli ifadeye göre tutuklanan, yargılanan ve mahkumiyet alan bir hukuk insanı ve avukat olarak tarihe geçtiğimin farkındayım! Benimle birlikte 50 aydan beri pervasızca ve fütursuzca işlenen bir hukuk cinayetini görmezden ve duymazdan gelen mahkemeler, Yargıtay, TBB ve Malatya Barosu da tarihe geçti. Ve şikayetime rağmen harekete geçmeyen Hakimler Savcılar Kurulu…”

3 adliye personelinin dosyası daha sonra Canpolat’ın dosyasından ayrılıyor ve kişiler beraat ediyor. Aynı suçtan yargılanan Canpolat, dosyada tek başına kalıyor ve ceza veriliyor.

“MİDEM BULANDI, TİKSİNTİ DUYDUM”

Turan Canpolat, adının dosyaya sahte bir belgeyle eklendiğini mektubunda ayrıntılarıyla ele alıyor ve bu belgenin ilk mahkemede duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirildiğini kaydediyor:

“Dosyanın tamamının “aslı gibidir” tasdikli bir örneğini Ağır Ceza kaleminden temin ettim. Aynı zamanda fark edilmeyerek dosyada unutulan, savcının imzasını taşıyan sahteciliğin resmi belgesini… Lütfen Dikkat! Dosyada 27/01/2016 tarihinde sahtecilik yoluyla, bir nevi dosyadan belge çalma onun yerine sahte belge eklemek suretiyle dahil edildiğinin belgesi… 
Dosyada bir başka belgeye yapıştığı için fark edilmeyerek dosyada unutulan, soruşturma savcısının imzasını taşıyan, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi kalemince “aslı gibidir” şerhiyle tasdik ve imza edilen UYAP’a taranan, ilk duruşma günü olan 14/06/2016 tarihine kadar gizli tutulduğu için karartılamayan, ilk duruşmada mahkemeye sunulan, içeriği 14/06/2016 tarihli duruşma tutanağına mahkeme gözlemi olarak geçirilen 26/01/2016 tarihli dosya şüphelilerinin ismini gösterir, benim ismimin olmadığı resmi belge…

POLİSLER SUÇ İŞLEMEMEK İÇİN

Meğer dosyaya avukat olarak müdahil olunca M.C diye başka birinin isminin olduğu şüpheli listesini çıkartarak onun yerine benim olduğum imzasız, onaysız, tarihsiz sahte bir liste ekliyorlar… Dosyadaki şüpheli sayısı daha önce kayıtlara girdiği için mecburen M.C’yi şüpheli listesinden çıkartarak, onun yerine benim ismimi monte ediyorlar… Polisler, suç işlememek için, bu ikinci listeye imza atmıyorlar, onaylamıyorlar… bu listenin imzasız, onaysız ve tarihsiz olduğu 14/06/2016 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi olarak tutanağa geçti…

Ve savcının imzasını taşıyan, UYAP’a taranan, mahkeme kalemince “asli gibidir” şerhiyle tasdik edilen resmi belgede şüpheliler arasında ismimin BULUNMADIĞI, benim ismimin yerine M.C diye bir başkasının isminin OLDUĞU da mahkeme gözlemi ile 14/06/2016 tarihli duruşmada tutanağa geçti… Affınıza sığınarak yazıyorum: Tiksinti duydum…Midem bulandı…”

Mahkemenin, Malatya Savcılığından durumun izahını istediğini söyleyen Canpolat, “Ne mi oldu! 50 aydan beri Malatya Emniyeti şüpheli listesinin aslını göndermedi.” diyor.

TUTUKLU BİRİ OLARAK 15 TEMMUZ’DA NASIL SUÇ İŞLEMİŞ OLABİLİRİM!

Turan Canpolat’ın dosyasındaki en önemli hukuksuzluk ise tutuklu olduğu halde, 15 Temmuz’da Ankara’da bulunduğu iddia ediliyor ve darbe girişimine katılarak Anayasal düzeni kaldırmakla suçlanıyor. O tarihte Malatya Cezaevinde olan Canpolat’ın maruz kaldığı hukuk garabeti ibretlik:

Ankara’dan gelen dosyanın suç yeri Ankara. Suç tarihi 15 Temmuz 2016. Suç Anayasal düzeni ortadan kaldırmak. Evet… 27 Ocak 2016 tarihinden itibaren kesintisiz olarak esaret altında olan bir hukuk insanı ve avukat olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde Ankara’da suç işleyebilmem için zaman makinesi ile Malatya Cezaevinden geleceğe yolculuk yapıp suçu işledikten sonra aynı makine ile geçmişe ve Malatya Cezaevine gelmem gerek.”

Turan Canpolat, Malatya Cezaevindeyken. Tarih: 27 Ocak 2016 ile 8 Mayıs 2017 arasında çekilmiş olmalı. Canpolat 8 Mayıs’tan sonra Elazığ’a gönderiliyor. Fotoğraf, cezaevi avlusundan koğuşun içine doğru çekilmiştir.

Av. Turan Canpolat ve koğuş arkadaşları, Malatya Cezaevi B-3 Koğuşu. Canpolat, 27 Ocak 2016’da tutuklandı. O zaman koğuş içinde fotoğraf çektirmek yasak değildi. 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlar bu haktan mahrum edildi. Diğerlerine serbest. Turan Canpolat’a, hapiste olduğu halde 15 Temmuz’da Ankara’da darbeye katılmaktan dava açıldı. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Malatya’dan Elazığ’a sürgün edildi. Şu anda tavuk kümesi boyutlarında bir hücrededir.

10 YIL HAPİS CEZASI

İddianamesinde yer almayan Bank Asya’da hesabı ve Bylock kullandığı gerekçesiyle 10 yıl hapis cezasına çaptırılan Turan Canpolat’ın dosyası 18 aydır Yargıtay’da bekletiliyor. Mahkemeye gelen Bylock içeriklerine ilişkin belgelerin de imzasız ve onaysız olduğunu 5 Mayıs 2017’de tutanağa geçirmeyi başaran Canpolat, hapisten yürüttüğü bu hukuk mücadelesinden 3 gün sonra Malatya Cezaevinden Elazığ’a sürgün ediliyor ve hücreye konuluyor. 2 duruşmaya çıkartılmıyor, SEGBİS ile bağlanmasına izin verilmiyor. Sahte Bylock içerikleri ve diğer delillerle ilgili bulunduğu suç duyurularına Malatya Savcılığı takipsizlik veriyor. Takipsizliğe yaptığı itirazının sonucunu ise 2 yıldır beklediğini anlatıyor.

Canpolat mektubunda, 14 ay boyunca her ay Yargıtay’a tutukluluğa itiraz dilekçesi gönderdiğini ancak anlattığı hukuksuzluklardan dolayı hiçbirine cevap verilmediğini, eğer dilekçelerini ele alıp görüşseler tahliyesine karar vermek zorunda olduklarını bildiklerini belirtiyor. AİHM, tutukluluğa itiraz dilekçesini, talepten 23 gün sonra karara bağlanmaması ağır hak ihlali sayıyor.

İZZETLİ BİR MAHPUS HAYATI ŞEREFTİR

İmzasız ve onaysız sahte içerikler nedeniyle mahkumiyet aldığını ve bunun hukuk adına utanç tablosu olduğunu söyleyen Turan Canpolat mektubunu şöyle bitiriyor:

Üyesi bulunduğum barolar maruz kaldığım hukuk cinayetlerini görmezden geldiler. Malatya Barosu resmi başvuruma rağmen 50 aydır Baro Avukat Hakları Resmi Komisyonunu görevlendirmedi. Belki cesaret edemedi, belki de… !!!!

Bedenen esir olsam da ruhen, fikren ve vicdanen hürüm… Hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve inandığım değerler noktasında esaret altına alındığım tarihteki yerimdeyim. Masumiyetin ve mahkumiyetin verdiği huzur ile bir hukuk insanı ve avukat olarak izzetli bir mahpus hayatını şeref kabul edenlerdenim.

İNTİKAM HUKUKU BU!

Öte yandan Turan Canpolat’a yapılan hak ihlallerini HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Tutuklu Av. Turan Canpolat’ın yaşadığı mağduriyet ve dosyasındaki usulsüzlükler had safhada! Avukatlık yaptığı için tutuklanmış, darbe sırasında cezaevinde olduğu halde darbeye katılmaktan tekrar dava açılmış! Şu anda Elazığ Cezaevinde tek kişilik hücrede İntikam ceza hukuku bu!” dedi.

TURAN CANPOLAT’IN 19 SAYFALIK MEKTUBUNUN TAMAMI

BOLD ÖZEL

ABD’den Saray’a uzanan bir yolsuzluk ve kara para hikayesi

Bold Medya, Reza Zarrab olayına benzerliğiyle dikkat çeken, Saray’a yakın iş insanı SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesini işledi.

BOLD – Bold Medya, ana akım medya ve havuz medyasında Saray ve Erdoğan ile ilişkileri örtülerek verilen, SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesini ele aldı.

Geçen aralık ayında terörün finansmanının önünü kesmek amaçlı hazırlanan yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından 4 ilde eş zamanlı ‘kara para’ operasyonu düzenlendi. ABD’yi 132 milyon dolar dolandırdığı iddia edilen Sezgin Baran Korkmaz dahil 19 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Adreslerinde bulunan 10 kişi gözaltın alınırken Korkmaz’ın kısa bir süre önce yurtdışına çıktığı ortaya çıktı.

17/25 HAFTASINDA OPERASYON

Polise 17/25 Aralık Yolsuzluk Haftasında, Saray’a yakın bir iş adamına yolsuzluk operasyonu yaptırılması meydana okuma olarak nitelendirildi.

İlk kez geçen Ekim ayında malvarlığına tedbir konan Korkmaz’ın kaçması için ise karanlık eller devreye girdiği ileri sürülüyor. Kaçış öncesi ilk olarak Korkmaz’ın malvarlığına konan tedbir kararı kaldırıldı. Kararda imzası bulunan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Hasan Yılmaz da kısa bir süre sonra Adalet Bakanı Yardımcılığına getirildi.

İşte Saray’ın başını ağrıtacak ikinci Reza Zarrab olayı olarak da anılan Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesi:

90’lardan bugüne sadece arabanın markası ve rengi değişti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İlayda Tekgöz’ü iki çocuğuyla hücreye attılar: “Bizi çıkarın!”

Biri elinde, diğeri kucağında iki çocuğuyla tutuklanan ve polisler eşliğinde adliyeden çıkarılırken çekilen fotoğrafla gündeme gelen İlayda Tekgöz, ailesiyle görüştü: “Elinizden geleni yapın, bizi buradan çıkartın!”

BOLD ÖZEL Geçen hafta pazartesi günü tutuklanıp iki çocuğuyla birlikte Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi karantina hücresine konulan İlayda Tekgöz, bugün ailesiyle ilk telefon görüşmesini yaptı. “Biz iyiyiz ama elinizden geleni yapın, bizi buradan çıkartın. Burası bildiğiniz hücre” diyen Tekgöz bir haftadır 1,5 yaşındaki oğlu Ekrem ve 4 yaşındaki kızı Zülal ile bu hücrede kalıyor. İlayda Tekgöz 4 Şubat’ta tekrar hakim karşısına çıkacak.

Bir buçuk yıl önce doğumhane kapısında gözaltına alınan İlayda Tekgöz 18 Ocak 2021’de Çağlayan 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tutuklandı. 19 Temmuz 2019’da Gaziosmanpaşa Şafak Hastanesinde doğum yaptıktan iki saat sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan İlayda Tekgöz o gün adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Kapatılan dershanelerde matematik öğretmeni olarak görev yapan 32 yaşındaki İlayda Tekgöz’ün eşi Hasan Tekgöz de 11 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan makine mühendisi Hasan Tekgöz Şubat 2020’de tutuklanmıştı.

Serbest bırakıldığı günden beri İstanbul’da yaşayan ve eşini ziyaret eden İlayda Tekgöz’ün ‘kaçma şüphesi var’ denilerek tutuklandığı öğrenildi. Mesajlaşma programı Bylock, Bank Asya hesabı, mahkemeye geldiği halde dinlenmeyen bir tanığa dayanılarak hakkında dava açılan İlayda Tekgöz’ün oğlu Ekrem bebek anne sütüyle besleniyor.

Ekrem bebek ve ablası Zülal, annelerinin mahkemesini adliye koridorunda böyle beklemişti. 18 Ocak 2021, Çağlayan Adliyesi.

 

Ekrem bebeğin annesi tutuklandı

1.5 ve 4 yaşındaki iki kardeş anneleriyle birlikte karantina hücresinde!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4 yılda tam 41 insan Türkiye cezaevlerinde kanser olup öldü

Temmuz 2016 ile Ocak 2021 arasında Türkiye cezaevlerinde tam 41 insan kanser nedeniyle hayata veda etti. 9 kanser hastası ise hala tutsak.

BOLD ÖZEL | SEVİNÇ ÖZARSLAN 

KURGU: BARBAROS KAYA

Cezaevlerindeki hak ihlalleri birçok insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Özellikle son 4 yılda pek çok insan kanser olup ya cezaevinde öldü ya da tahliye edildikten kısa bir süre sonra sevdiklerine veda etti.

Hasta tutuklular için bugün en büyük sorun sağlık hizmetlerine zamanında ulaşamamak. Koronavirüs salgını nedeniyle bu zorluk ikiye, üçe katlandı. Cezaevinde sadece kanser olup ölenler yok elbette. Kalp krizi, beyin kanaması, beyin tümörü, koronavirüs nedeniyle de hayatını kaybeden çok fazla insan var. Hazırladığımız haber “Temmuz 2016 ile Ocak 2021 arasında cezaevinde kanser olup ölenleri” kapsıyor. Ortaya çıkan ve bilinen vaka sayısı 41. Bu sayı daha da fazla olabilir. Bazı aileler gördükleri baskı ve yaşadıkları hukuksuzluklar nedeniyle yaşadıklarını saklıyor, susmayı tercih ediyor.

Cezaevinde kanser olduktan sonra ilk hayatını kaybeden kişi öğretmen Fatih Korkmaz. Bartın Cezaevinde tutukluyken beyin kanserine yakalanan Korkmaz 25 Ekim 2016’da hayatını kaybetti. Son kişi ise çok genç bir öğrenci. Sincan Cezaevinde lenf kanserine yakalanan kursiyer teğmen Ercan Dağhan 4 Ocak 2021’de vefat etti.

“KEŞKE EŞİM ÖLMEDEN KONUŞSAYDIM”

Akademisyen Ahmet Turan Özcerit, tıbbı mümessil Deniz Hakan Şen, polis memuru Kadir Eyce, öğretmen Engin Erol, işadamı Medeni Arifoğlu, yönetmen Fatih Terzioğlu, gazeteci Mevlüt Öztaş, komiser Ümit Gökhasan, öğretmen Tacettin Toprak, askeri öğrenci Yusuf Kurt sosyal medyada en çok gündeme gelen isimler olduğu için ölüme giden süreçte neler yaşadıkları biliniyor. Bold Medya olarak bu hastaların maruz kaldığı haksızlıkları belgeleriyle ortaya koyduk.

Ancak ne yaşadığı bilinmeyen birçok kanserli var. Bazıları hakkında çok az bilgiye ulaştık. Özellikle ilk dönemlerde vefat edenler hakkında bilgi, belge ve fotoğraf yok denebilir. Son 2-2,5 yıldır ölenlerle ilgili nispeten daha çok bilgi vardı. Aile yakınlarının da zaman geçtikte maruz kaldıkları hukuksuzlukları ortaya çıkarmada daha bilinçlendikleri görülüyor.

Malatya ve Bingöl cezaevlerinde kaldıktan sonra böbrek kanserine yakalanan Bingöllü işadamı Medeni Arifoğlu 25 Ocak 2020’de hayatını kaybetti. Nuran Arifoğlu eşinin neler çektiğini, bir hasta yakını olarak resmi süreçlerde kendisinin neler yaşadığını ancak eşinin vefatından sonra anlatabilmiş ve bir pişmanlığını da şöyle dile getirmişti: “Keşke eşim ölmeden önce konuşsaydım.”

ŞU ANDA CEZAEVLERİNDE KAÇ KANSERLİ VAR?

Şu anda Türkiye cezaevlerinde tespit edebildiğimiz 9 kanserli hasta bulunuyor. Lenf kanseri Ali Kaya Rize Kalkandere Cezaevinde, testis kanseri Ahmet Karakuş Manisa T Tipi Cezaevinde tutuklu. Tiroid kanseri Abdülaziz Örpek ile bağırsak kanseri Ali Osman Ünal Kırşehir Cezaevinde. Cilt kanseri Ahmet Polat Önel 4 yıldır Kandıra Cezaevinde kalıyor. Lösemi Rıdvan Yıldız Silivri, lösemi Yasin Akaslan ise Sincan Cezaevinde tutuklu. Adının açıklanmasını istemeyen iki kanser hastası daha var. E. K. Antalya L Tipi Cezaevinde, 1 kişi de Amasya’da.

İŞTE 4 YILDA BİLE BİLE ÖLÜME GÖNDERİLEN 41 CAN 

1- Fatih Korkmaz (30), öğretmen, beyin kanseri, Bartın Cezaevi,25 Ekim 2016.

2- Ahmet Kemal Kaya (71), iş adamı, kanser, Isparta Cezaevi, 19 Kasım 2016.

3- Hüseyin Penbe (62), din kültürü öğretmeni, kanser, Samsun, Erzurum ve Sincan cezaevleri, 29 Mayıs 2017.

4 – Selman Aşçı (32), Kimse Yok mu Derneği gönüllüsü, bağırsak kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 27 Aralık 2017.

5- Lokman Ersoy (48), öğretmen, kolon kanseri, Balıkesir Kepsut Cezaevi, 8 Ocak 2018.

6- Naim Çıtır, iş adamı, Konya Aktif Sanayici ve İşadamları Derneği Kurucu Başkan, kanser, Konya Cezaevi, 21 Ocak 2018.

7- Ahmet Turan Özcerit (49), akademisyen, bağırsak kanseri, Balıkesir ve Sakarya cezaevleri, 12 Şubat 2018.

8- Nihat Baymiş, kan kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 26 Şubat 2018.

9- Deniz Hakan Şen (42), tıbbi mümessil, mide kanseri, Silivri Cezaevi, 6 Mart 2018.

10- Kadir Eyce (33), polis, mide kanseri, Sivas Cezaevi, 11 Nisan 2018.

11- Cemal Gürer, öğretmen, kanser, Elazığ Cezaevi, 25 Nisan 2018.

12- Yıldırım Sarp, emniyet müdürü, kanser, Diyarbakır Cezaevi, 27 Nisan 2018.

13- Ali Hocaoğlu, esnaf, mide kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 6 Mayıs 2018.

14- İsmail Ülker (42), emniyet müdürü, kolon kanseri, 17 Haziran 2018.

15- Bayezıt Yıldırım, işadamı, kanser, 2 Temmuz 2018, Bursa Cezaevi.

16- Bahri Demirulus (78), emekli öğretmen, kanser, 30 Temmuz 2018.

17- Mehmet Ali Başar, muhasebeci, lenfoma kanseri, Silivri Cezaevi, 23 Eylül 2018.

18- Elmas Cankurt (63), gazeteci, kanser, Kırklareli Cezaevi, 5 Ekim 2018.

19- İsmail Aygün (56), esnaf, kolon kanseri, Bursa Cezaevi, 20 Kasım 2018.

20- Recep Türk, postacı, pankreas kanseri, Samsun Bafra Cezaevi, 25 Kasım 2018.

21- Vasıf Bayram (65), mali müşavir, mide kanseri, Sakarya Ferizli Cezaevi, 13 Aralık 2018.

22- Ramazan Üzer, başçavuş, kanser, 30 Aralık 2018.

23- Mehmet Ali Tokel, öğretmen, akciğer kanseri, Antalya Cezaevi, 6 Ocak 2019.

24- Saim Uyanık, okul müdürü, beyin kanseri, Adana Cezaevi, 15 Mart 2019.

25- Mustafa Çelikbilek (35), yazılım uzmanı-mühendis, beyin kanseri, Sincan Cezaevi, 22 Nisan 2019.

26- Yavuz Bölek (52), emniyet müdürü, kolon kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 16 Haziran 2019.

27- Tacettin Toprak (36), fen bilgisi öğretmeni, mesane kanseri, Manisa T Tipi Cezaevi, 24 Ağustos 2019.

28- Bilal Gülfidan (27), kursiyer subay, testis kanseri, Ankara Sincan Cezaevi, 15 Ekim 2019.

29- Mustafa Ali Mutlu (34), uzman çavuş, mide kanseri, 18 Ekim 2019.

30- Engin Erol (41), öğretmen, lenfoma kanseri, Erzurum H Tipi Cezaevi, 19 Aralık 2019.

31- Medeni Arifoğlu (51), iş adamı, böbrek kanseri, Malatya-Bingöl cezaevleri, 25 Ocak 2020.

32- Özgür Doğan, edebiyat öğretmeni, Manisa Salihli ve İzmir Kırklar cezaevleri, akciğer kanseri, 7 Nisan 2020.

33- Caner Durukan (42), sağlık memuru, bağırsak kanseri, Nevşehir Cezaevi, 3 Haziran 2020.

34- Yusuf Uzun (36), muhasebe öğretmeni, kanser, Kandıra Cezaevi, 7 Ağustos 2020.

35- Mevlüt Öztaş (49), gazeteci, pankreas kanseri, Afyon Cezaevi, 19 Ağustos 2020.

36- Fatih Terzioğlu (40), yönetmen, mide kanseri, Silivri Cezaevi, 23 Ağustos 2020.

37- Ahmet Kaplan (48), emekli trafik polisi, akciğer kanseri, İskenderun Cezaevi, 10 Kasım 2020.

38- Yusuf Kurt (25), askeri öğrenci, kemik kanseri, Silivri Cezaevi, 21 Kasım 2020.

39- Ümit Gökhasan (46), komiser, mide kanseri, Afyon Cezaevi, 23 Kasım 2020.

40- Mustafa Kılıç, kanser.

41- Ercan Dağhan (31) kursiyer teğmen, lenf kanseri, Sincan Cezaevi, 4 Ocak 2021.

Okumaya devam et

Popular