Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Silivri Cezaevinde pozitif çıkan 3 ismin yakınları yaşananları anlattı. Hava Harp Akademisi* 1. sınıf öğrencisi Yasin Solmaz, eşine “Bu son görüşmemiz olabilir. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Hakkını helal et” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Silivri Cezaevinden 6 Mayıs’tan bu yana korona salgınıyla ilgili haberler geliyor. İlk vaka, 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi C7 koğuşunda kalan askeri öğrenci Enes Karaduman’a teşhis konulmasıyla ortaya çıktı. Bu olaydan sonra Bakırköy Savcılığı açıklama yapmak zorunda kaldı ve 44 tutuklu ve hükümlünün testinin pozitif çıktığını doğruladı. Ancak hasta sayısının çok daha fazla olduğu belirtiliyor.

Silivri’de 10 ayrı cezaevi var ve her birinin idaresi birbirinde farklı. Korona vakalarının yoğunlaştığı ve odak noktası haline gelen cezaevi ise 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi ve 8 Nolu Cezaevi. 7 Nolu’da iki koğuş şu anda karantina koğuşu haline getirildi. Sayıları her gün değişmekle birlikte B10’da 34, B12’de 43 kişi karantina altında. Karantinada olan 3 kişinin ailesi Bold Medya’ya konuştu.

Müebbet hapis cezasına çarptırılan askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, öğretmen M.T’nin eşi M.T ve polis memuru Ali Çiçek’in eşi B. Çiçek ile avukatlığını da yapan amcası Fatih Çiçek, bir hafta içinde yaşadıklarını anlattı. Üç isim, yakınlarının e-Nabız’dan elde ettikleri Kovid-19 teşhis raporlarını ve tahliye için mahkemelere sundukları dilekçeleri paylaştı.

“İLK DEFA BENİMLE BÖYLE KONUŞTU”

Eşine teşhis konulduktan sonra ilk kez, iki gün önce çarşamba günü görüştüklerini söyleyen Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, “Eşim 3 yıl 9 aydır orada, ilk defa benimle böyle konuştu. Ben de tedavi gördüğüm için bana pek bir şey söylemezdi, üzülmeyeyim diye. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Bize vebalı gibi davranıyorlar, buraya kimse gelmiyor” dedi.

“SESİMİZE SES OLUN”

Babası Ekrem Solmaz ise “Oğlum resmen ölüme terk edildi orada. 5 günlük soğuk algınlığı ilacından sonra kontrole gönderilmedi ve ağırlaşmasını ölmesini bekliyorlar. oğlumun acilen hastaneye sevkinin yapılması lazım. Defalarca fenalaşmış ve ateş nöbetleri geçirmiş. Yardım edin, belki de bu size yaptığım son çağrı. İlk defa eşinden yardım talep etmiş. Sesimize ses olun sesimizi duyurun her yere” ifadelerini kullandı.

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor.” diye konuştu.

İŞTE AİLE YAKINLARININ ANLATIMIYLA SİLİVRİ’DEKİ SON DURUM

Askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın (34) eşi Şakire Solmaz:

Eşim Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okuyor. Havacı üstteğmen diye geçiyor. Biz zaten 4 yıldır adalet için uğraşan insanlarız ama iş artık bu noktaya geldikten sonra sabırla adalet bekleyecek halimiz de kalmadı. Eşim, ilk teşhis konulan askeri öğrenci Enes Karaduman ile aynı koğuştaydı. 6 Mayıs’ta eşimin testi de pozitif çıktı. O gün tesadüfen e-Nabız’a baktığımda öğrendim. Avukatımızla birlikte hemen cezaeviyle iletişime geçtik. Bir gün sonra 7 Mayıs’ta kampüs içerisindeki devlet hastanesine götürüldü. Orada gerekli tahliller yapılmış. Sistemde de görünüyordu. İlaç verilip karantina koğuşuna gönderilmişti. Bu olay sonrasında ben eşimle ilk defa çarşamba günü görüştüm. Eşim şu anda sağlık olarak vahim bir durumda değil ama psikolojik olarak kötüydü. Oradaki şartları anlattı bana ve benden yardım istedi. Şöyle dedi: Eşim pozitif çıkan 39 kişilik koğuşta, B12’de. C7’deydi aslında. Testi pozitif çıktıktan sonra B12’ye alındığını söyledi. Orası karantina koğuşu anladığım kadarıyla. Bütün hastalar aynı yerde. Normal değil tabi ki bu durum.

Yasin Solmaz’ın test sonucu.

“CANI BURNUNDAYDI, BİZİ ÖLÜME TERK ETTİLER DEDİ”

Eşimin pozitif çıktığını öğrenince cezaevi yetkililer bize 7-8 kişilik karantina koğuşlarımız var. Sabahtan akşama kadar havalandırma açık. Sabah akşam ateş ölçümleri yapılıyor. Gerekli tedbirler alındı, sakın merak etmeyin dediler. Ama eşimle yaptığımız görüşmede bunların doğru olmadığını söyledi. 39 kişi olduklarını, 15 kişilik yemek geldiğini, en son 3 gün önce ateşinin ölçüldüğünden bahsetti. Eşimin teşhis konulduktan sonra 5 gün geçti, ilaçları bitti, tekrar muayeneye gitmesi gerekiyor. Ben e-Nabız’ı kontrol ediyorum zaman zaman. Her gün otomatik bir kayıt var, aile hekimi tarafından muayene edildi görünüyor ama tahlil, ilaç hiçbir şey işleme konulmamış. Eşim de teşhisten sonra bir kez hastaneye götürüldüğünü ama ondan sonra kontrol yapılmadığını, hiçbir tahlil yapılmadığından bahsetti. Yasal hakları olan dilekçeyi de şu anda yazamıyorlar. Kantinleri kapalı.

Eşim 3 yıl 9 aydır orada ve ilk defa benimle böyle konuştu. Normalde benim de gördüğüm bir tedavi var, üzülmeyeyim diye paylaşmıyordu. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir, sana bütün gerçekleri anlatacağım diye söze başladı dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Eşimin canı burnundaydı. Bizi ölüme terk ettiler dedi ve benden medet istedi.

Yasin Solmaz’a verilen 5 günlük ilaçlar. Şakire Solmaz, bu ilaçların bittiğini ve eşinin tekrar muayene edilmesi gerektiğini söylüyor.

“BİZE VEBALI GİBİ DAVRANIYORLAR”

Sağlık açısından çok kötü olmayabilir, çok ağır bir vaka olmadığı sürece hastaneye de götürülmeyebilirler, bunun da bilincindeyiz, ama insanların bu noktaya gelmesi için bu kadar hasta insanın bir arada kalmasına gerek yok. Aileler olarak ilk talebimiz şartların biraz daha sağlıklı hala getirilmesi. 39 hasta bir arada, moralleri, sağlıkları ne kadar iyi olabilir ki…

Eşim gardiyanların da kendileriyle çok iletişime geçmediklerini söyledi. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Bir sabah, bir de akşam geliyorlar dedi. Acil bir durum olsa sesimizi duyuramamaktan endişeleniyoruz dedi. Yetkililer kendilerini korumak amaçlı kısıtlı görüşmeler yapıyor olabilirler, tabi en doğal hakları ama onlar öyle tedbir alırken 39 kişi bir arada kalmak zorunda. Bunu da vicdanlarına bırakıyoruz.

Ayrıca eşimin ailesinde şeker hastalığı var. Eşimin şekerde yapılan son tahlillere göre sınırdaydı. Kronik şeker hastalığı da var. 4 yıldır kapalı ortamda tahlil kaydı yok, şekerinde son durum ne bilmiyorum. 2018’de de kolesterolü normalin dışındaydı.”

“İKİ GÜN ATEŞLİ YATTI”

42 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu olan Ali Çiçek de 7 Nolu Cezaevi B10 koğuşunda kalıyor. Eşi B. Çiçek:

“Eşim geçen hafta çarşamba günü telefon görüşmesinde başımda ağrı var, koğuşta birçok kişi hasta demişti. Grip, ateş gibi. Sonra test yapılıyor, 29 kişi pozitif çıkıyor. Negatifleri başka bir koğuşa alıyorlar. B10 ve B12 yan yana iki koğuş. Şu anda oradaki herkes pozitif ve bu iki koğuş karantina koğuşu. Şu anda B10’da 34 kişi, yan koğuşta 43 kişi var dedi. Bizim bildiğimiz bunlar dedi. Başka yerlerde de olduğunu diyoruz dedi. E-nabızda eşimin her gün aile hekimi tarafından muayene yapıldığı görünüyor. Ben de öyle zannediyordum. Hayır muayene etmiyorlar, sadece ateş ölçümü yapıyorlar, dedi. Bunu muayene diye geçiriyorlar e-Nabız’a. Sadece bir kere röntgen ve kan tahlili için hastaneye götürüldü. 5 günlük ilaç verilmişti. Dün bitti ilaçları mesela. Şimdi ne yapıyorlar, nasıl bir tedavi uyguluyorlar bilmiyoruz. Eşimin sesi iyi geliyordu, iki gün ateşli yattı ama şu an iyiyim dedi ama koğuşun şartları çok kötü. Zaten normalde orada kalmak çok zor. Yemek sıkıntılı. Bu kadar azını hiç görmedik dedi. Kahvaltılık ürünlerini kantinden alıyorlardı, kapalı şimdi. Eşim ben oruç tutamıyorum ama tutanlar var ama durum ağırlaştıkça onlar da bırakabilir. Tuvalette sürekli sıra var. Buzdolabında bile sıra var, şartlar daha da ağırlaştı. Kalabalık ortam, biri iyi olsa, kötü olan onu etkiliyor. 50-55 yaşında olup hasta olanlar varmış.”

Ali Çiçek’in test sonucu.

“TAHLİYE İÇİN DİLEKÇE VERDİK”

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. E-nabız’dan baktık, teşhisi gördük. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Virüsle ilgili raporları da ekledik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor. Girdiklerinden beri çok iyi şartlarda değiller. Kahvaltı dahi doğru dürüst verilmiyor. Bağışıklık sistemleri zayıf. 30 yaşında yeğenim. Genç olması nedeniyle sağlık durumu şimdi iyi ama bu hastalığın yeniden bulaşmayacağı anlamına gelmiyor.” dedi.

65 GÜNDÜR EŞİMİ GÖREMİYORUM

7 Nolu Cezaevi B12 koğuşunda kalanlardan biri de öğretmen M.T. 19 aydır tutuklu olan M.T’ye de 6 Mayıs’ta Kovid-19 teşhisi konuldu. Eşini 65 gündür göremediğini söyleyen M.T., 6 Mayıs’tan bugüne bir haftanın bir yıl gibi geldiğini söyleyip eşiyle yaptığı son telefon konuşmasını anlattı:

“Eşim 6 Mayıs’ta pozitif çıktı. Bakırköy Savcılığı bir açıklama yapmıştı 44 kişide hastalık çıktı diye. Eşim o koğuşta. Şu anda 39 kişiler. 65 gündür eşimi görmüyorum. 10 Mart’ta gördüm en son. 11 Mart’ta zaten görüş yasakları başladı. Normalde her hafta görüşe gidiyordum. Açıkçası biz virüs olayı oralar gitmez diye düşünüyorduk. Biz gidemiyoruz ama avukatlarımız kapalı görüş yapabiliyordu. Geçen hafta çarşamba, 6 Mayıs’ta avukatımız kapalı görüşe gidince görüştürmediler, karantinaya aldıklarını söylemişler. Biz öyle öğrendik.

O gün test yapmışlar hepsine. Sonra ben eşimin e-Nabız’ına girdim. 4 Mayıs 2020 pazartesinden itibaren doktora gitmiş görünüyordu. Genel muayene diye yazmışlar. Onun öncesinde nisan ayında 2 kere gitmiş, Nurofen kullanmış. Biliyorsunuz virüs önce C7 koğuşunda çıktı önce. Harbiyeli öğrenci Enes Karaduman hastalandı. Esnes Karaduman hastalanmadan önce o koğuşu dağıtmışlar. Böyle yayılıyor virüs.

M.T’nin test sonucu.

“ATEŞ ÖLÇÜMLERİNİ DOKTOR MUAYENESİ GİBİ SİSTEME İŞLİYORLAR”

Eşimle en son iki gün önce çarşamba günü görüştük. 6 Mayıs’tan sonra bir hafta bir yıl gibi geçti. Gece 1.30’da doktora gitmiş gözüküyorsun, hayırdır dedim. Öyle bir şey yoktur dedi. Bize sadece test yapıldı. Daha gelen giden yok dedi. Her gün kontrolleri yaptıklarını göstermek için sisteme öyle işleniyor. Ateşlerini ölçülüyor sadece. Doktora götürmüyorlar ama sistemde doktora gitmiş gibi görünüyor. Bir de astım, panik atak kronik hastalığı olanları cezaevindeki kampüs hastanesinde tutuyorlarmış. Eşimin kronik bir hastalığı yok, ilaç verip göndermişler. Grip gibi atlatmaya çalışıyorum, eklem yerlerim ağrıyor dedi.

“GARDİYANLAR TULUMLA GELİYOR”

Orada tehlike altındalar. Hem bağışıklık sistemleri zayıfladı hem de izolasyon yok. 39 kişinin olduğu yerde nasıl izolasyon yapılacak. Kurala aykırı. İkincisi yemekleri çok sıkıntılı. İki haftadır meyve sebze hiçbir şey gelmiyor, dedi. Birkaç kaşık yemek yiyebiliyorlar. Biz burada ölüme terk edildik, gelip giden kimse yok. Geldikleri zaman da gardiyanların tulum giyiyorlarmış.

Başvurabildiğin yere başvur dedi. Sağlık Bakanlığından seni aradılar mı diye sordu. Daha aramadılar dedim. Çünkü sıra gelmiyor, hasta sayısı çok fazla içeride. 182’den aranan bazı arkadaşlar var. Eşimin tahliyesi için Adalet Bakanlığına, CİMER’e yazdık. Direkt Çağlayan Adliyesine gidip başvuranlar var.”

AVUKAT: VAKA SAYISI 200’Ü GEÇTİ, HAYATLARI TEHLİKEDE

M.T.’nin avukatı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ağır Ceza Dairesine yazdığı dilekçede Silivri Cezaevinde şu anda korna vakasının 200’ü geçtiğini söyledi. Cezaevi yönetimin gerekli tedbirleri almadığını, ailelere bilgi vermediğini, tutukluların hayatlarının açık ve ciddi bir şekilde tehlike altında olduğunu ifade etti.

M.T. için yapılan tahliye başvurusu.

  • Hava Harp Akademisi, İstanbul’da bulunan okuldur. Yeri Levent’tedir. Hava Harp Okulu ise Ankara’dadır. HHO üniversite düzeyinde, HHA yüksek lisan düzeyinde ders verir. İkisi farklı okuldur. İki okulda da okuyanlar askeri öğrenci olarak nitelendirilebilir. Leven’teki akademi 15 Temmuz’dan sonra Milli Savunma Üniversitesine dönüştürüldü.

Silivri Cezaevinde korona testi pozitif çıkan tutuklu anlatıyor: Yemek çok az kendi başımızayız

BOLD ÖZEL

Muhalefete mecburi istikamet!

Tek sesli medyada kendine yer bulamayan muhalefet, çareyi sosyal medyaya buldu. Muhalefetin kitlelere ulaşmadaki en etkili yöntemi ise çarpıcı videolar oldu.

BOLD ÖZEL – Yeni medya düzeninde kendine yer bulamayan muhalefet sosyal medyanın gücünü keşfetti. Özellikle ana akım medyada sesini duyuramayan muhalefet, videolar ve reklam filmleri ile eskisine kıyasla sosyal medyayı daha etkin bir şekilde kullanmaya başladı.

15 Temmuz’un ardından OHAL sürecinde toplam 204 medya kuruluşu kapatıldı. 25’i tekrar açıldı. Tamamen kapatılan 179 medya kuruluşu arasında 53 gazete, 37 radyo istasyonu, 34 televizyon, 29 yayınevi, 20 dergi ve 6 haber ajansı vardı.

Geçen yıllara rağmen basın üzerindeki iktidar baskısı artarak devam etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü için hazırladığı ‘2020 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre sadece geçen yıl 2 bine yakın habere ve 100’den fazla internet sitesine erişim engeli getirildi. Gazete ve dergilerin haberlerine 368 sansür uygulandı.

Ortaya çıkan bu tablo basında yer bulamayan muhalefet partilerini de sosyal medya mecrasına taşıdı. Ancak bu, beraberinde yeni bir rekabeti de getirdi. Daha çok seçmene ulaşmak isteyen siyasi partiler sosyal medya platformlarında, reklam atağına geçti.

‘SÜLÜN OSMAN’A YASAK GETİRDİLER

Saadet Partisi son dönemlerde vizyona koyduğu reklamlarla adından çok söz ettirdi. 31 Mart yerel seçimlerindeki ‘Sülün Osman’ reklamı hala hafızalarda.

Türkiye’nin en ünlü dolandırıcılarından Sülün Osman’ın kısa hikayesinin anlatıldığı reklamı Saadet Partisi, Organize İşler 2 isimli filmin hemen önünde yayına sundu. Sinema salonlarında gösterime giren reklam bir gün sonra yasaklandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Hükumet Sülün Osman’dan niye bu kadar çekindi anlamadım. Baskı kurdular, reklam ajanslarına Sülün Osman’ı kaldırttılar” dedi.

Saadet Partisi uygulanan sansüre tepki için Penguenlerin başrolde olduğu bir reklam filmi daha çekti. The Everly Brothers’ın “Bye bye love” (Güle Güle Aşkım) adlı şarkısının kullanılması büyük beğeni aldı. Reklam sosyal medyada da çok konuşuldu.

BEĞENİ TOPLAYAN VİDEOLAR YAYINLAYACAK TELEVİZYON BULAMADI

Saadet Partisi’nin ‘Dikkat Et’ reklamı da yayınlayacak televizyon kanalı bulamadı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu sosyal medya hesabından, “Televizyon kanalları cesaret edip yayınlayamadılar. Biz de buradan sizinle paylaşıyoruz. Medyanın gösteremediği cesareti milletimizden bekliyoruz. #OYunaDikkatEt” dedi.

Reklamlarda ise, “Gönülden bağlandıkların dikkat et kapıyı yüzüne kapatmasın!”, “Milyonluk makam araçlarının yükü dikkat et senin sırtına binmesin!”, “Yoluna taş koyanlar dikkat et sana engel olmasın!”, “Kadrolaşma uğruna yapılan liyakatsiz atamaların faturası dikkat et sana kesilmesin!” ifadeleri yer aldı. Sosyal medyanın gündemine düşen reklamlar beğeniyle karşılandı.
31 Mart seçimlerinde Saadet Partisi’nin seçim kampanyası çerçevesinde hazırlanan ‘Rota Oluşturuldu’ ve ‘Hak Yemezler Belediyesi’ isimli radyo reklamları TRT Radyo’da yayından kaldırıldı.

Saadet Partisi’nin ‘Zam an’“ videosu da büyük beğeni aldı.

“ZAMLAR YAĞIYOR SEN NE DERSEN DE…”

Cumhuriyet Halk Partisi, son zamanlar sosyal medya mecrasını daha aktif kullanmaya başladı. Giderek artan zamlara ilgili hazırladığı video çok ilgi topladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin resmi Twitter hesabında yayınlanan videoyu AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı etiketleyerek paylaştı. 2016 yılından beri yapılan zam haberlerini kolajlayan CHP, “Zamlar yağıyor sen ne dersen de…” yazarak ve #ZameşittirRTE etiketini kullandı.

CHP’nin son yerel seçim kampanyasında “Hepimiz aynı belediye otobüsündeyiz” reklam filmi de dikkatleri çekmişti. Reklamda daha önceki seçimlerde oy tercihlerini farklı partilerden yana kullanan seçmenler bir belediye otobüsünde bir araya geldi. Reklam toplumun birlikte yaşama arzusu, yardımlaşma ve dayanışma örnekleriyle pekiştirildi.

CHP İstanbul İl Başkanlığının, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle yayınladığı reklam filmi de sosyal medyada büyük beğeni topladı. “Bir Umutla Başlar“ sloganıyla yayınlanan videoda AKP iktidarı döneminde sürekli değişen eğitim sistemleri, YKS tarihinin iki kez değiştirilmesi, artan işsizlik rakamları gibi gençlerin sorunları ön plana çıktı.

İYİ PARTİ‘NİN ADWORDS REKLAMLARI FARK YARATTI

İyi Parti Türkiye‘de bir ilke imza attı. 4 Haziran 2018 günü arama motoruna özgürlük, AKP, boş oda gibi kelimeler yazan kullanıcılar alışılagelmişin dışında Adwords reklamları ile karşılaştı. Google aracılığıyla partinin seçim vaatleri esprili bir dille arama sayfasında kullanıcıların dikkatini çekti.

KANAL D VE CNN TÜRK’TE AMBARGO

İYİ Parti’nin 19 Mayıs dolayısıyla hazırlattığı 30 saniyelik reklam filmi de çok konuşulmuştu. Bandırma vapuru, güvertesinde Atatürk ve Atatürk’ün “Türk medeniyeti atinin ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır” sözleri yer aldı. Reklam İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Hüznümüz de bir, sevincimiz de bir. Dünümüz de bir, yarınımız da bir. Birlikte atıyor yüreklerimiz. Çünkü aynı gemideyiz” sözleriyle sona erdi. İYİ Parti’nin filmi Kanal D ile CNN Türk’te yayınlanmadı.

İYİ Parti’nin unutulmayan hamlelerinden biri de vizyona giren “Star Wars Son Jedi” filmine reklam vermesi oldu. Reklamda Star Wars filminde geçen ‘güç’e atıf yapılarak “Güç İYİ’nin yanında olsun” ifadesi kullanıldı. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve kurmayları “Star Wars Son Jedi“ filmini birlikte izledi.

AKP “HAYDİ Bİ DAHA” DEDİ

AKP kurulduğu ilk yıllarda bu mecrayı çok iyi kullandı. 2011 seçimlerinde Özhan Eren’in “Haydi Bi Daha” şarkısı ve çekilen klibi izleyenleri ekranlara kilitledi. Şarkı yöresel ezgileri ve Türkiye mozaiğini yansıtmasıyla beğeni topladı.

AKP’NİN YASAKLI REKLAMI

30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde AKP’nin reklamında bayrak ve İstiklal Marşı’nın yer aldığı video da çok konuşuldu. YSK bayrak ve İstiklal Marşı olduğu gerekçesiyle AKP’nin reklam filmini yasakladı. Erdoğan karara “Biz de onu yasaklarız. Yasağa yasak getiririz. Değişik formüller bulunur.” sözleriyle tepki gösterdi.

Başbakan Erdoğan’ın İstiklal Marşı’nı okuduğu bölüm reklamda kalırken, Türk bayrağının yerine üzerinde “Millet Eğilmez Türkiye Yenilmez” sözleri yazılı flama kullanıldı.

DEMİRTAŞ’IN TÜRKÜSÜ

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 2015 seçimlerinde, Diyarbakır’da stüdyoya girerek seçim türküsü söyledi. Siyasi bir liderin bu sıra dışı videosu sosyal medyada çok paylaşıldı.
HDP’nin 31 Martta yapılan son yerel seçimler için hazırladığı kısa filim hiçbir TV kanalı tarafından yayınlanmadı. Parti, sosyal medya üzerinden kampanya başlatarak, reklam filmine destek çağrısı yaptı. HDP, yayınlamayan reklam filmi için sosyal medya hesapları üzerinden kampanya başlattı. Twitter üzerinden #EldenElePaylaşalım mı? etiketi parti, sosyal medya kullanıcılarına dayanışma çağırısında bulundu: “İşte TV kanallarının hiçbir açıklama yapmadan yayınlamayı kabul etmediği reklam filmimiz. #EldenElePaylaşalım mı? Devam edecek…”

Gelecek Partisi ise KHK mağdurları için hazırladığı klipler ile sosyal medyada iyi bir çıkış yakaladı.

Sosyal medya reklamlarını en az kullanan partilerden biri ise MHP oldu. 24 Haziran seçimlerinde hazırladığı reklam filmi çok tartışıldı. Reklam filminin sonunda Kıbrıs’ın haritada Türkiye bayrağı altında görüntülenmesi özellikle Yunanistan’da tepki çekti.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

20 yıllık AKP iktidarının utancı: Yoksulluk intiharları!

TÜİK verilerine göre ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisine (İSİG) göre sadece iş yeri içinde veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

BOLD ÖZEL – FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın konuğu olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, yoksulluk nedeniyle yaşanan intiharlara dikkat çekti. Babacan “Bu ülkede yoksulluk intiharı diye bir kavram oluştu” ifadesini kullandı. Babacan’nın dikkat çektiği o intihar vakalarına son örnek Ankara’da yaşandı. Bir esnaf Ankara Kalesi surlarından aşağıya atlayarak intihar etti.

2020’NİN İLK 8 AYINDA 54 KİŞİ İNTİHAR ETTİ

Son yıllarda yükselen işsizlik ve enflasyonun yanı sıra Türk Lirası’ndaki değer kaybı yoksulluğun boyutlarını artırdı. TÜİK’in açıklanan son verilerine göre, Türkiye’de  4 milyon 16 bin bin kişi işsiz. Ancak Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi‘ne (DİSK-AR) göre bu rakam  9.8 milyon. Ekonomik açıdan iç açıcı olmayan tablo pandemi süreciyle  ile birlikte intihar olaylarını daha da artırdı.

İNTİHAR VAKALARINDA KORKUTAN ARTIŞ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2002’den bu yana ülke genelinde toplam 4 bin 801 kişi geçim sıkıntısı yüzünden intihar etti. Aynı sebepten intihar edenlerin son 5 yıldaki sayısı da bin 370 kişiye ulaştı. 2018 Ağustos’ta yaşanan kur artışıyla derinleşen ekonomik kriz, sadece son 2 yılda 566 vatandaşı intihara sürükledi. Ülke genelinde ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre sadece işyeri içinde ve/veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

PANDEMİDE 100 MÜZİSYEN İNTİHAR ETTİ İDDİASI

2020 yılına ait veriler henüz açıklanmadı. Ancak artan intihar olayları, pandemi döneminde daha da sık gündeme geldi. Sadece sanat dünyasında yüzlerce kişinin intihara teşebbüs ettiği iddiası 2020 yılında günlerce konuşuldu. CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, koronavirüs kısıtlamalarından sonra 100 müzisyenin intihar ettiğini söyledi. Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası Onursal Başkanı Mehmet Çırıka bu iddianın gerçeği yansıtmadığını belirtse de sendikanın yönetim kurulu üyesi Hasan Aldemir iddiayı doğruladı. Aldemir, “Müzisyenlik meslek tanımı içinde görülmüyor, ek gelir olarak müzisyenlik yapanlar da var. Bu yüzden de resmi rakamlar elde etmek mümkün değil!” diyerek bu bilgilere sendika olarak ulaştıklarını ifade etti.

AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI HER AY KATLANIYOR

Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının Aralık 2020 sonuçlarına göre; açlık sınırı yani sadece sağlıklı beslenmesi için dört kişilik bir aileye 2 bin 592 lira para gerekiyor. Yoksulluk sınırı olarak belirlenen gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, ulaşım, eğitim ve  sağlık ihtiyaçları harcamalarının toplam tutarı ise 8 bin 436 TL olarak açıklandı.

MUTFAK MASRAFI CEP YAKIYOR

Araştırma sonuçlarına göre dört kişilik bir ailenin aylık mutfak masrafları bir yıl öncesine göre 427 TL arttı. Temel ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama da bin 392 TL artış gösterdi. Verilere göre  son bir ayda bir aile bütçesinin sadece mutfak harcamalarına 73 TL ek maliyet yükü geldi. Gıda enflasyonunda son on iki ay itibariyle artış oranı yüzde 19,75 oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 16,16 olarak hesaplandı.

İŞSİZ YAŞAMAKTANSA ÖLÜMÜ SEÇTİLER

onedio.com son zamanlarda medyada yar alan intiharları derledi. İşte o korkunç manzara:

  1. Denizli’de bir sağlık merkezinde çalışırken işten atılan 26 yaşındaki Osman Karul, işsizlik nedeniyle girdiği bunalımın ardından hayatına son verdi.
  2. Denizli’nin Pamukkale ilçesinde yaşayan 21 yaşındaki U.Z.Ş, geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti. U.Z.Ş’nin bir süredir işsiz olduğu öğrenildi.
  3. Gebze ilçesinde yaşayan ve dış cephe işiyle uğraşan 39 yaşındaki Levent Akar, borçlarını ödeyemediği ve geçinemediği için iş yerinde yaşamına son verdi.
  4. Antalya’da işsiz olduğu için bunalıma girdiği iddia edilen jeofizik mühendisi 38 yaşındaki Ercan Özer, oturduğu apartmanın 9’uncu katındaki evin penceresinden atlayarak yaşamını sonlandırdı.
  5. İş bulamadığı için maddi sıkıntı yaşayan Hasan M. isimli şahıs, Bolu’da bir inşaat halindeki binanın çatısına çıkarak geçtiğimiz nisan ayında intihar etmek istedi.
  6. Uzun süredir işsiz olduğu öğrenilen A.Y isimli kişi, Hatay Valiliği önünde ‘Çocuklarım aç’ diyerek kendini yaktı. İntihara kalkışan vatandaşa yangın tüpleriyle müdahale edildi, fakat A.Y. hastaneye götürülürken hayatını kaybetti.
  7. Konya’da iki çocuk babası olduğu belirtilen tır şoförü Mevlüt Çankaya, Konya Kamyon Garajı’nda intihar etti. Sosyal medyada TIR şoförünün maddi sıkıntılar nedeniyle intihar ettiği öne sürüldü.
  8. Kocaeli Darıca’da bir süredir işsiz olan 3 çocuk babası İlyas Yazgan bunalıma girerek hayatına son verdi.
  9. Şırnak’ın Cizre ilçesinde Nezir Kılıç isimli vatandaş, Cizre Kaymakamlığı binasının penceresine çıkarak intihar etti.
  10. Tekirdağ’da Saffet G. isimli vatandaş evde yalnız olduğu esnada ailesine not yazarak yaşama veda etti. Saffet G’nin ailesine “Ben hakkımı size helal ediyorum. Siz de bana hakkınızı helal edin. Biliyorum, sizi çok üzdüm. İşsizlikten bunaldım” şeklinde not bıraktığı öğrenildi.
  11. Çorlu’da günlük yevmiye ile çalışan ve salgın dönemi işsiz kalarak borçlarını ödeyemeyen Muhammed Bedir intihar etti.
  12. Bir de intihar girişimleri vardı… Ankara, Kızılay Meydanı’nda bir vatandaş “Cumhurbaşkanına sesleniyorum, işsizim sokakta yaşıyorum, adalet bu mu?” diyerek intihar etmek istedi.
  13. Trabzon’da işsiz olduğu belirtilen bir vatandaş, belediye binası önünde kendini yakmaya çalıştı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4. evre kanser hastası Leyla Kurt: Simasını unutmamak için eşimin fotoğrafını karşıma astım

Eşi 4 yıldır tutuklu, kendisi 4 yıldır kanser tedavisi görüyor. Doktorların artık kemoterapi tedavisine son verdiği Leyla Kurt ve ailesinin hikayesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dört yıldır cezaevinde bulunan  Yusuf Kurt’un eşi, babası ve baldızı kanser. Matematik öğretmeni olan Kurt, bu zor günlerinde sevdiklerinin yanında olamıyor. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na göre birinci derece yakınlarında ölümcül hastalığı bulunan mahpusların cezası ertelenebilir. Ancak bu kanun Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlara bugüne kadar uygulanmadı.

Bir yıldır eşini ziyarete gidemeyen Leyla Kurt 4. evre meme kanseri. Doktorlar “Artık yapabileceğimiz bir şey kalmadı” diyerek kemoterapi tedavisini sonlandırdı. Leyla Kurt, odasından çıkmadan yaşıyor. İhtiyaçlarını oğlu Muhammed ve kızları görüyor.

Yusuf Kurt’un babası da prostat kanseri. Tümör bütün vücuduna yayılmış durumda. Baldızı da aynı şekilde 4. evrede. Hasta haliyle adliye koridorlarında koşuşturan, cezaevi ziyaretlerinde bayılan Leyla Kurt, yaşadığı travmaların kendisini bu hale getirdiğini söylüyor. Bir haftada eşinin saçlarının beyazladığına şahit olduğunu belirten 50 yaşındaki Leyla Kurt hem kendisinin hem ailesinin yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı.

Kanser teşhisi ne zaman konuldu?

Eşim tutuklandıktan 4-5 ay sonra. Zaten bir takip vardı bende. Malum bu süreçte yaşadığımız sıkıntılar, aile çevresinin gösterdiği tepkiler birleşince onların üzüntüsüyle de biraz ortaya çıktı. Doktorum da “Çok ciddi üzülmüşsünüz, sıkıntınız mı var” demişti. Dört yıldır tedavi görüyorum.

Şu an hastalığınız hangi aşamada?

4. aşamada. Göğsümün biri alındı. Diğer göğüste de ciddi yaralar nüksetti. Şu an tıbbın tıkandığı yerdeyiz. Yaralar her geçen gün sarıyor. Sırtıma, boynuma kadar geldi. Günde 3-4 kez yeşil reçeteli ilaç alıyorum. Kemoterapiyi artık kestiler. Ege Üniversitesi “Bütün tedavileri denedik, artık yapabileceğimiz bir şey kalmadı” dedi. İstanbul’da bir profesöre gittik. Parça alıp gen haritasının çıkarılması için Boston’a gönderdiler. Tedavisi var mı yok mu, nasıl bir tedavi yapılacak  bütün bunlara tahlil sonucunda karar verilecek. O tahlil parası çok ciddi bir paraydı. 27 bin 600 TL tutuyordu. Gefoundme.com’da bir kampanya başlattık.

Leyla Kurt: “Yaraların olduğu bölgelere günde 3-4 defa pansuman yapmak zorundayım. Onları görünce psikolojim çöküyor. Kanamalar oluyor. Boğazıma, omuz başlarına kadar çoğalmaya başladı. Sırtımda var bir tane. Sürekli üşüyorum. donuyorum. Dört mevsimi bir anda yaşıyorum.”

Eşiniz ne zaman tutuklandı?

16 Ağustos 2016’da. Matematik öğretmeni. Kapatılan dershanelerde görev yaptı. Madagaskar’daki Türk kolejinde de çalıştı. 3 yıl kaldık orada. En son İzmir’deki etüt merkezlerinde öğretmendi. Türkiye çapında 2 birinci çıkarmış bir rehber hocadır. 2000’li yılların başındaydı sanırım. Üniversite sınavına hazırladığı iki öğrenci birinci olmuştu. Rehberliği çok iyidir. Şimdi içeride hukuk okuyor. Öğretmenlik diploması iptal oldu. Bu süreçte birçok insanın diploması iptal edildi maalesef. Lise mezunu konumunda şu anda. O yüzden içeride Adalet Yüksekokulu’na kayıt yaptırdı. Karıncaya basmaz adamlara iftira atılıyor maalesef.

Nasıl iftiralar atıldı?

Gözaltına alındığı gün biz evde yoktuk, annemlere gitmiştik, polis evimize baskın yapmış. Eşim de o gün İzmir Bozyaka’daki dayısının kızını ziyarete gitmişti. Hacca gidecekti dayı kızı. Eşimi orada gören, tanıyan çevredeki komşulardan biri “Burada sohbet yapıyor” diye ihbar ediyor. Eşim gözaltına alındığını duyunca dondum kaldım, tepki de veremedim. Malum hastalık sürecim ondan sonra hızlandı. 8 gün gözaltında kaldı eşim. Nezarethaneden gömleği geldi. Sırtı ortadan ikiye yırtılmıştı. “Yerden yattım ondan oldu diyor. Başka bir şey demiyor.” Ama başına ne geldi kimbilir?

Niye tutuklandı peki, hakkındaki iddialar neydi?

Örgüt üyesi olmakla yargılandı. Hatta bir tanık, “Madagaskar’ın sorumlusu” demiş. Alakası yok halbuki. Tanığın adı mahkemede zikredilince eşim çok şaşırmıştı. “Bu adam bize Arapça öğretiyordu.” dedi. Meğer Menemen Cezaevinde kalırken koğuş arkadaşıymış. Eşim herhalde koğuşta “Biz Madagaskar’a da gittik” diye söyleyince mi artık böyle bir iftiraya başvurdu. Zaten tanık mahkemeye de gelmedi.

Hangi mahkemede yargılandı?

İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Çocuklarımızın kolejde okumasından tutun da eşimin yurt dışı gezilerine kadar her şeyi sordular. İkinci ve son mahkemede hakimin bir sözüne çok şaşırmıştım. “Sen sohbet yapıyormuşsun.” dedi. Eşim elinde savunmasıyla “Hakim bey ben hala sohbet yapıyorum. İnsanlara Allah’ı, Peygamberi anlatmak suç mudur?” deyince sustu hakim bey. Verecek cevapları yok aslında ama işte o şekilde karar verildi. İlk hüküm verilirken, avukatımız bile yoktu. Gelmedi kadın “fetö” diye… Baro avukatıydı. Avukat olmadığı halde 5-6 dakika içerisinde hemen hüküm verildi. İstinaf Mahkemesi o kararı bozdu. Eşim ikinci mahkemeye çıktı. Bu kez sol görüşlü başka bir avukat geldi. “Yapılabilecek hiçbir şey yok” dedi ama elinden gelen bütün başvuruları yaptı, AYM’ye ve Yargıtay’a kadar. İzmir Aliağa Şakran Cezaevinde tutuklu. Buca, Menemen ve Şakran. Üç cezaevi gezdi. Şimdi Şakran’da ikinci koğuşunda.

Bu yaşadığınız sıkıntılar sağlığınızı nasıl etkiledi?

Hayatımda adliyeye gitmiş insan değildim. Sadece pasaport için gitmişliğim var. İzmir Adliyesi çok büyüktür. O hasta halimle adliye koridorlarında sürüne sürüne, oraya koş, buraya koş, ifade ver. Bir de akraba çevresinden gelen tepkiler bizi çok yıktı. Oysa ki darbeyle bizim ne alakamız vardı? Eşim cezaevinde olduğu için benim dışarıda ne yaşadığımı algılayamadı. Boşanma aşamasına bile geldik. Hamdolsun şimdi iyiyiz, bir sorun kalmadı. Biliyorsunuz bu süreçte çok fazla kişi eşinden ayrıldı. Çevresinden baskı görüp ayrılanlar oldu. Bir gün cezaevinde fenalaştım.

Evet onu soracaktım, kanser hastası biri olarak cezaevine ziyarete gitmek zor olmadı mı?

En son ziyarete gittiğimde işte baygınlık geçirdim, artık anlayın oradaki durumu. Nefes alamıyorsunuz, ortam çok kalabalık, yazın hava çok sıcak. Pencere, klima hiçbir şey yok. Bayılınca memurlar kendi oturdukları klimalı odaya aldılar beni. Orada biraz kendime geldim. Şekerim düştü. Hemen kan tahlili yapıldı. Film çekildi. Doktor “Kan değerleriniz düşük. Doktorunuza gidin.” dedi. Tahlilleri götürdüm doktoruma ama “Cezaevinden gelen tahlilleri kabul etmiyoruz” dediler. Yeniden yapıldı. Kemoterapi damarları inceltiyor. Bebek iğneleriyle kan alıyorlar. Ben eşimin tutuklu olduğunu söylememiştim. Doktor orada fark etti. “Senin kimin var cezaevinde” diye sorunca açıklamak zorunda kaldım. O zaman “Bazı tedavilere neden cevap vermediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum.” dedi doktor hanım. “Agresif hücre yapısına sahip sizin kanser hücre yapınız” dedi. Tabi deniyorlar, olmuyor. Kaç doktor gezdik.

Yusuf Kurt, eşi Leyla Kurt, oğlu Muhammed Nigahi, kızları Vesile ve Beyzanur ile Şakran Cezaevinde bir görüş gününde. 2018.

Psikolojik destek aldınız mı? 

Bir kere gittim psikoloğa. Çünkü kemoterapi süreci ağır geçiyordu. Alternatif tedaviler de alıyorum. Birçok sebebe başvurmaya çalışıyorum çünkü psikolojim ciddi manada bozuldu. Her ne kadar insanın imanı da olsa beşeriz, zaman zaman düşüyor insan. Sebeplerin tamamıyla kapandığı bir dönemdeyiz. Eşimin simasını unutmamak için fotoğrafını karşıya astım (ağlıyor)… Saçları tabi çok beyazladı haliyle. Bir haftada saçının bir kısmının beyazladığına gözümle şahit oldum. Bu travmalar size yetiyor tabi.

Nasıl şahit oldunuz?

Bir gün cezaevinden aradılar. Şakran’daydı o zaman. Koğuşu değişmiş. “Görüş günleri değişti, eşinizin yarın, gelin” diye. Oğlumla gittik tabi, hasta halimle. Oğlumla konuştu. Sonra ona “Sen bir dışarı çık” dedi eşim. Şaşırdım bende. Oğlum her zaman yanımda oluyor. Kapalı görüşte camekan arkasında görüşüyoruz. Eşim ilk defa orada sesli ağladı. Ne oldu dedim. “Koğuşa aniden baskın yaptılar. Üçer üçer bağladılar ellerimizi. Eşyalarımıza el koydular.” dedi. Eşimin evde de sürekli giydiği şalvarı vardı. “Vay sen PKK şalvarı mı giyiyorsun” diye… Zeytin çekirdeklerinden yaptıkları tespihlere kadar el koymuşlar ve “Bizi nereye götürdüklerini söylemediler. Biz ölüme gidiyoruz artık dedik. Üçer üçer çıkardılar bizi” dedi. Eşim hep bize moral verirdi, ilk defa ağladığına ve psikolojisinin çöktüğüne şahit oldum. Menemen Cezaevindeyken de helallik istemişti. O dönemde “cezaevlerinde infaz” gibi haberler çıkmıştı. Bir hafta sonra ziyarete gittiğimde saçlarının yan tarafları bembeyaz.

Siz gözaltına alındınız mı ya da tutuklandınız mı?

İlk kemoterapi aldığım gün eve gelmiştim. Çok ağır geçmişti o gün. Ölümden beterdi. İkindi civarıydı eve vardığımda. Telefonum çaldı. Emniyetten aradıklarını söylediler. “İfadenizi alacağız” dediler. Kanser hastası olduğumu, yeni kemoterapi aldığımı ve mümkünse evde ifademi almalarını rica ettim. Öyle deyince savcı beye soralım dediler, kapattılar. Bir daha kimse aramadı. Kimse de gelmedi.

Hastalık raporlarınızla birlikte eşinizin ceza ertelemesi için başvuruda bulundunuz mu?

Avukatımız “Geri dönüşü olmaz bu başvurunun” dedi ama yine de başvurumuzu yaptık. Bir cevap gelmedi. Bir yılı aşkındır da eşimi göremiyorum. Malum hastayım, koronavirüs salgını başladı. Görüşler başladığında gidemedim. Ondan önce de ağır kemoterapiler verdikleri için evden çıkamadım. Eşimin babası da kanser. Eşim bir hafta onu arıyor, bir hafta beni arıyor.

Kayınpederiniz ne kanseri? 

Prostat kanseri. Kalbi var. Artık onun biraz yayıldı bedenine kanser, sadece prostat ile kalmadı. 80 yaşlarına yakın. Kız kardeşim de meme kanseri. O da 44 yaşında. Kemiklerine kadar sardı tümör. Annem bir bana bir ona koşuyor.

Eşinizle en son ne zaman görüştünüz?

Bugün (13 Ocak 2021) aradı. “Hiç korkma iyileşeceksin, biz dana çok dua ediyoruz içeride.” diye teselli verdi. Şu an çocuklarıma da bana da sebepler planında bu ülke hiçbir gelecek vaad etmiyor. Bir planları yok çocuklarımın. Boşlukta gibiler.

Çocuklarınız nasıl etkilendi bu süreçten?

Oğlumun üniversite hayatı tamamen bitti. Gediz Üniversitesi Türk Dili Edebiyat Bölümü’nde burslu okuyordu. Orası kapatılınca Ege Üniversitesi’ne yönlendirdiler. Orası da 30 bin TL para istedi. Ödeyemeyince gidemedi. Büyük kızım Atatürk Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun. Şu an online satışla ilgileniyor. Küçük kızım üniversiteye hazırlanıyor. Onun psikolojisi bozuldu. İlaç alıyor sürekli. Baba öyle, anne böyle olunca psikolojileri kalmadı. Ben ayakta durmaya, dik durmaya çalışıyorum ama bir noktadan sonra ağrılar başlayınca dayanamıyorsunuz. Çocukların psikolojileri etkileniyor. Allah var gam yok diyoruz. Şikayetçi değilim, hastalığımın tadını çıkartıyorum hamd olsun.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Şu an tek bildiğim; tecrübenin gerçekten pahalı bir mülk olduğunu ve hayatın rızayı ilahiyeden başka hiçbir şeye endekslenmesini öğrendim. Herkesi memnun etmeye kalktığınız zaman Allah’ın size emanet ettiği bedenden oluyorsunuz. Kendi hakkınıza giriyorsunuz. Gereğinden fazla iyilik insana bıçak olarak geri dönüyor.

Tutsak KHK’lı Nazan Bozkurt: Nazım şiiri okumuşum ne büyük suç!

Okumaya devam et

Popular