Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kadın polis, gözaltındaki kadınlara asitle işkence yaptı

Kadına yönelik şiddetin sembolü “kezzap atma” saldırısının bir benzeri, Ankara TEM Şube’de gözaltındaki kadınlara uygulandı. Esra Yurt maruz kaldığı asitle yapılan işkenceyi anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’dan sonra Ankara Terörle Mücadele Şubesi (TEM) işkence merkezlerinden biri oldu. Kız öğrencileri bile burada işkence gördü. Şubat 2017’de evinde gözaltına alınan Esra Yurt da gözaltında kaldığı 5 gün içinde Ankara TEM’de hem fiziksel hem psikolojik işkenceye maruz kaldı. Uzun boylu sarışın kadın bir polis, elindeki asidi önce bir kumaşa serpti. Kumaşın büzüşüp kavrulmasını gözaltındaki kadınlara seyrettirdi. İtirafçı olmayı reddeden Esra Yurt’un sol ayağının altına o asidi sürerek işkence yaptı. Yurt, irili ufaklı anahtarların bulunduğu bir tomar anahtarlıkla yüzünden darp edildi. İfade verdiği erkek polis tarafından da sözlü tacize uğradı. Mosmor suratını gören hakim “Offf” demekle yetindi. İşkenceyi anlattığı kadın doktor ise sadece “Voltaren vereyim” deyip işkenceyi rapora işlemedi.

5 günün sonunda çıkarıldığı mahkeme tarafından denetimli serbestlikle bırakılan Yurt, bir yıl boyunca ayağındaki acıyla ve izle yaşadı. İşkence sonrası ortaya çıkan ‘huzursuz bacak’ sendromu nedeniyle yine bir yıl gece-gündüz uyuyamadı. Yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle Türkiye’den sürgüne zorlanan dört çocuk sahibi Yurt, artık ailesiyle birlikte bir Avrupa ülkesinde yaşıyor.

TRT İzmir Radyosu’nda metin yazarı olarak çalışan, TRT’nin ünlü programlarından Arkası Yarın kuşağı için senaryolar kaleme alan Esra Yurt, yazar olmasının da etkisiyle yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar Bold Medya’ya anlattı:

4 ERKEK, 1 KADIN POLİS GELDİ

“15 Temmuz’dan 7 ay sonraydı. Beş polis eve geldi. Aralarında bir kadın vardı. Evi aradılar, her yeri talan ettiler. İzmir’le ne bağlantınız var diye sordular. İzmirli olduğumu söyledim. Evde kimse yoktu, çocuklar okuldan gelmemişti. Beni aldılar, Ankara TEM şubeye götürdüler. Kapıdan çıkarken kelepçelemek istediler. İtiraz ettim, çoluk çocuğunuz var diye. Kadın polis hiç acımıyor, erkek polis insafa geldi. ‘İnince asansörde tak takacaksan’ dedi. Bizi koydukları yer leş gibi kokan, iğrenç bir nezarethaneydi. Bir salı günü Ankara TEM’e gidip 4-5 gün kaldım. O süre zarfında işkence gördüm. Aldıkları andan itibaren zaten sürekli tartaklandık.

GÖZALTI SÜRECİ HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR

Gözaltının psikolojisi çok farklı. Her an şimdi bana ne yapacaklar diye endişeleniyorsunuz. Her gün 10.00-11.00 arasında sağlık kontrolüne götürüldük. Ağlayan, zırlayan, bağıran, panik atağı olan, kekemeleşen… Her türlü insan vardı orada. Siz soğuk kanlı duruyorsunuz ama herkes aynı mukavemeti gösteremeyebiliyor.

Savcı çağırdı, ifade vermeye gittik. ‘İşimi kolaylaştır ki, ben de sana kolaylık yapayım’ dedi. Ben ilk etapta ne demek istediğini anlamıyorum tabi. Meğer ellerinde liste var. Onu koydu önüme, imzalamamı söyledi. Önce boş kağıt verdi, aklına gelen isimleri yaz, dedi. Bilmediğimi söyledim. ‘Aklına gelmiyor, herhalde heyecanlandın sen’ dedi. Sonra önüme liste koydu. Altına imzamı atmamı söyledi. İmza atarsan işin kolay olacak. Ben bu insanları tanımıyorum, dedim.

“BİZDEN SİZE BİR HATIRA BIRAKACAĞIZ”

İfade verdikten sonra bizi bir odaya aldılar. 10 küsur kadın vardık. Herkesin eli ayağı birbirine dolaşmış vaziyette. İri kıyım, sarışın, kadın bir polis geldi. Elinde bir tomar anahtar, sallaya sallaya… Eskiden hokka ve divit vardı hatırlarsanız. Öyle bir şey de vardı elinde. Onları masaya koydu. Hakaret eder gibi konuştu. ‘Bayanlar memnun musunuz misafirperverliğimizden’ dedi. Tabi kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Herkes sıkıntılı. ‘Merak etmeyin sizi burada çok tutmayacağız. Ama misafirperverliğimiz bir nişanesi olarak bizi unutmamanız için bir hatıra bırakmak istiyoruz.’ dedi.”

MÜREKKEP SÜRECEK SANDIM

Esra Yurt, kadın polisin hatıra derken ilk etapta ne yapacağını anlamamış. O kadar masumane düşünüyor ki herhalde ifade verdiğimize dair elimize mürekkep gibi bir şey sürecek diye zannediyor. Polisin masaya bıraktığı küçük cam şişe ve diviti hatırlatan fırçayı görünce de aklına başka bir şey gelmiyor:

“Ben zannettim ki seçimlerde oy atarken parmağınıza mürekkep sürerler ya öyle bir mürekkep sürecekler. Çünkü Ankara TEM çok kalabalıktı. Herhalde savcıya ifadesini verenlere karışıklık olmasın diye öyle bir şey sürüyorlar diye düşünüyorum. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Polis sonra masaya bez gibi bir şey koydu ve bize şov yaptı. İlaç şişesi gibi küçük kahverengi şişenin içindeki sıvıya fırçayı batırdı ve kumaşın üzerine fırlattı. Ebru yaparken boyayı serpersiniz ya, onun gibi bir gösteri.

“ODADA 10 KÜSUR KADIN VARDI, HERKESİN NUTKU TUTULDU”

Kumaş bir anda buruştu. Herkesin nutku tutuldu. Kadının biri can çekişir gibi sesler çıkarmaya başladı, nefesi takıldı. Polis ‘Bu hatırayı istemeyen varsa orada kağıt var. Sizin gibi olanlardan varsa tanıdığınız oraya isimlerini yazabilir. Aklına isim gelen varsa ihtiyaç için dışarı çıkabilir’ dedi. Tabi patır patır bazı kadınlar çıktı dışarıya. Biz 4-5 kişi kaldık.

AYAĞIMI YAKTI, TOPALLAYARAK NEZARETHANEYE DÖNDÜK

Kadın polis kalanlara ya elinizi ya ayağınızı uzatın dedi. Ben elimi vermek istedim, biraz sıkıntılıydı elim. Çoraplarımı çıkarttım. Sol ayağımı kaldırdı, sert bir şekilde masanın üzerine koydu ve elindeki o yakıcı maddeyi ayağıma sürdü. Çok can yakıcı bir sıvıydı. Kezzaba benzeyen bir tür yakıcı asit olduğunu daha sonra öğrendim. Kiminin eline, kiminin ayağına. Acıya dayanaklı biriyimdir ama sürdükten sonra hemen gözümden istemsiz bir şekilde yaş geldi. Ayağım öyle bir yandı ki içime işleyen bir acıydı. Zaten ondan sonra ayakkabı giymeniz mümkün değil. Topallaya topallaya nezarethaneye döndük.

Esra Yurt, bu fotoğrafı gözaltından çıktıktan hemen sonra çektiğini söylüyor.

“İNSANA DEĞİL İTE VERİYORSUN İTE, AT ÖNLERİNE GİTSİN”

Tabi size mümkün olduğunca fazla acı çektirmek istiyorlar orada. Korkunuzdan besleniyorlar. Topluma yaptıkları şeyi dar dairede o odalarda yapıyorlar. Tüm hareketleri kaba. Biraz yavaş yürüyorsan sırtına, kafana vuruyor. Bir gün kaskatı olmuş, içindeki peyniri ekşimiş bir tost getirdiler. ‘Bunlar size çok bile.’ ‘Başkanım size az bile yapıyor. Bana kalsa ah ah…’ şeklinde ifadeler. Düzgün bir şekilde yemek vereni gördükleri zaman da ‘Oğlum insana vermiyorsun yemeği ite veriyorsun ite, at önlerine gitsin’ diyorlar. Her fırsatta sizi tahrik etme peşindeler. Bunu daha ne kadar şirazeden çıkarabilirim, fabrika ayarlarıyla ne kadar oynayabilirim, nasıl çirkef hale getirebilirim diye uğraşıyorlar.

YÜZÜME KAN OTURDU

Ayaklarına yakıcı madde dökülen kadınlar ertesi sabah sağlık kontrolüne götürüldüler. Bu kez de hastane yolunda darp edilen Esra Yurt, yaşadığı birçok şeyi unutur ama doktorun duyarsızlığını, dalga geçer gibi söylediği o ifadeyi asla unutamaz:

“Ertesi gün sabah sağlık kontrolüne gidiyoruz. Herkes artık çok bitkin. Açlık var, yorgunluk var. Herkesin yüzü düşmüş. Döndüm arkadaşlara dedim ki, ‘Kaldırın yüzünüzü, biz utanacak bir şey yapmadık. Dik durun.’ dedim. Bol anahtarı olan o polis anahtarlıkla bir vurdu suratıma. Bir avuç anahtar suratımda patladı. Öyle canım yandı ki… Yüzüme kan oturdu, çizikler oldu, anında morardı. Cayır cayır yanıyor yüzüm, irili ufaklı sipsivri anahtarla öyle bir hırsla vurdu ki polis… Kadın doktor ayaklarımızı, yüzümü gördü. Diğer kadınlardan hiç kimse hiçbir şey diyemedi. Herkes sus pus. Cesaretimi toplayıp doktor hanıma ‘Suratımı görüyorsunuz, az önce oldu. Bana bu şekilde temiz raporu mu yazacaksınız’ dedim. Çoğu şeyi unuttum ama doktorun cevabını unutamıyorum: “Voltaren yazabilirim.”

HAKİM ‘YÜZÜNE NE OLDU’ DİYE SORDU

Darp edilmiş ve morarmış yüzle hakim karşısına çıkan Esra Yurt, 5 gün sonunda serbest bırakıldı. Mahkemede hakim ile Yurt arasında geçen diyalog ilginç: “Hakim yüzümü sordu, ne oldu dedi, sağ yanımdaki o polisi gösterdim. Hakim ‘Offff’ diyebildi sadece. Sonrasında beni denetimli serbestlikle bıraktı.” Tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alınan Esra Yurt, mahkemede ‘örgüt üyesi’ olarak yargılandı.

OKLAVAYLA BACAKLARIMA VURDUĞUMU ÇOK İYİ BİLİRİM

Polisin Esra Yurt’un ayağına bıraktığı ‘hatıra’ hemen geçmez, hem fiziken hem de psikolojik olarak sağlığını ciddi bir şekilde etkiler:

“Parmakla ve ayakla arasındaki o bölge, ayak ayası denilen yer çok ciddi bir şekilde kabardı. Yaklaşık 1 seneden fazla o şekilde durdu. Sürekli yandı. 1,5 sene gece gündüz uyku uyumadım. Komiser kadın bizden bir hatıra kalsın demişti. Belki hatıradan kast ettiği buydu. 10 dakika kendimden geçiyorum, ya geçmiyorum. Bütün gün ayaktaydım. Sonra bir uyku ilacıyla uyumaya başladım. 15 Şubat 2018’di sanırım. Üçüncü kampımıza yeni geçmiştik. Sadece uykusuzluk değil, huzursuz bacak sendromu diye bir hastalık var, o nüksetti. Onunla beraber uykusuzluk. Fitnes topuyla bacağımı sürekli ileri geri hareket ediyordum. O da insanı yoruyor. Elime oklava alıp kaç kere bacaklarıma vurduğumu bilirim.

ASİDİN ETKİSİ 1,5 YIL SONRA GEÇTİ

Temmuz 2018’de ayağım yine yanmaya başladı ama bu diğerlerine benzemeyen bir acıydı ve asit dökülen o bölge simsiyah oldu. Hatta fotoğrafını da çektim. Buzlar sürdüm. O yanma 2 gün sürdü ve sonra derim patır patır döküldü. Şimdi normal haline döndü. Şu anda yaşadığımız ülkeye ilk geldiğimizde oturum alabilmek için avukatımızın yönlendirmesiyle gördüğüm işkenceyi belgelemek için kampın doktoruna gittim. Gözaltından çıktıktan sonra ayağımın fotoğrafını çekmiştim. Eşim onu büyüttü. Kampın doktoruna gösterdik. Doktor gerekli incelemeyi yaptı ve ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazdı. Türkiye’de alamadığımız işkence belgesini Avrupa’da aldım. Oturum izni için benimle mülakat yapan buradaki yetkililer, ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye sordu. Kadın deyince çok şaşırdılar.”

Esra Yurt’un ayağına sürülen asidin etkisi hemen geçmez: “Bu fotoğraf Avrupa’ya geçtiğimiz zaman çektim. Temmuz 2018’di. Birdenbire ayağım tekrar yanmaya başladı. Simsiyah oldu. Kovanın içine su koyup iki gün öyle yaşadım.”

Esra Yurt sol ayağına yapılan işkencenin belgesini Türkiye’de değil Avrupa’da alıyor. Resmi işlemler için tuttukları Avrupalı avukatın yönlendirmesiyle önce fotoğraftaki ayağın kendi ayağı olduğu tespit ediliyor. Gözaltından çıktıktan sonra çektiği fotoğrafı büyütüp kampın doktoruna gösteriyorlar. Doktor ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazıyor. Oturum izni için Yurt ile mülakat yapanlar ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye soruyor ve kadın olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar.

“CENGİZZZ… BAK BU ÇÖPSÜZ ÜZÜM”

15 Temmuz’da sonra tutuklanan kadınların gözaltı sürecinde taciz edildiği, tecavüze uğradığı hep iddia edildi. Sarhoş polisler tarafından taciz edilen kadın gazeteciler yaşadıklarını anlattı. Bir ev hanımı ya da başka bir meslekten kadın bunları konuşamadı, belki anlatmak istemedi. Esra Yurt’un polise ifade verirken yaşadığı olay, ortaya atılan iddiaların altının boş olmadığını gösteriyor:

“Bir polis bana evli misin, kocan nerede, çoluk çocuk var mı, aile, anne baba kardeşler… Bunları sordu. Eşim şehir dışındaydı. Annem vefat etmişti. Çocuklarım yanımda değil. Sorduğu soruların hepsine yok diye cevap verdim. O polis döndü arkasındaki diğer polise “Cengiz lan bak bu çöpsüz üzüm bu” dedi. O anda kanım dondu, dizlerimin bağı çözüldü. Bacaklarımın titrediğini hatırlıyorum. Her şeyi yapabilir bunlar, dedim. Bu kadarı da olmaz dediğimiz ne varsa o kadarı da oldu ve kim bilir daha fazla neler oluyor.”

MERİÇ’TE BOTUMUZ PATLADI, SUYA DÜŞTÜK

Yurt ailesi yaşadıkları sıkıntılardan sonra Ekim 2017’de Türkiye’yi terk etmeye verir. Birçok ailenin hayatını kaybettiği Meriç’ten üç çocuklarıyla (büyük kızı daha önce ABD’ye gönderirler) birlikte çıkar ve Yunanistan’a sığınırlar:

“Meriç’ten çıktık. Bizim de botumuz patladı. Dizimizin üstüne kadar suya düştük. Kızımı aldım kucağıma. Yunanistan’da gözaltına alındık. 8 gün hapiste kaldık. Orada çok uzun kalacak gibi görünüyorduk ama bizim şansımıza o zamana hapishaneye kadar hiç gelmemiş olan Kızıl Haç ve Birleşmiş Milletler’den temsilciler ziyarete geldiler. Eşimin İngilizcesi çok iyidir. Bizi bahçeye çıkarmışlardı. Normalde çıkarmıyorlarmış, o zaman ilk kez çıkardılar. Eşim önce Kızıl Haç yetkilileriyle görüştü. 3-4 gün sonra BM’den yetkililer geldi. Pazar günüydü. Bizim de hapisteki 8. günümüzdü. Eşim parmaklıkların arasından bir kadınlar konuştu. 15 dakika sonra isimlerimizi okudular ve biz hazırlanıp oradan çıktık. BM görevlisiyle görüşmek etkili oldu. Yunanistan’da 19 gün kaldık, sonra bir Avrupa ülkesine geldik. Şubat soğuğunda mülteci kampında ilk aldığım şey buzdu. Katır kutur buz yiyordum. Sebebini bilmiyorum.”

HİÇBİR ŞEY KIZIMIN EVDEN ÇIKARILMASI KADAR CANIMI YAKMADI

Onca sıkıntıyı atlatan Esra Yurt, canını yakan asıl meselenin büyük kızının Amerika’da yersiz yurtsuz kalması olduğunu söylüyor. Yurt ailesi 1999-2001 yılları arasında eğitim için Amerika’da yaşıyor. O süreçte büyük kızları dünyaya geliyor. ABD vatandaşı olan kızının bu nedenle ABD’de okumasına karar veriyorlar. Ankara Atlantik okulları bünyesindeki Ahmet Ulusoy Fen Lisesinde tam burslu olarak okuyan Esra Yurt’un kızı, 2016 Haziran’da hazırladığı ve elemeleri geçen projesiyle ABD’de gerçekleştirilen Genius Bilim Olimpiyatlarında altın madalya kazanmıştı. Verdikleri kararda bu başarı da etkili oluyor ve 2 Eylül 2016’da onu uçağa bindiriyorlar.

MIT’DE ÇİFT DAL OKUYOR

Şu anda Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) fizikokimya, temel bilimler olmak üzere iki bölüm birden okuyan Yurt’un kızı sınavlara hazırlandığı dönemde evsiz kalıyor. “İşkence gördüm, Meriç’te botumuz delindi. Askerler dibimize kadar geldi, suratımızı toprağın altına gömdük. Hiçbiri kızımın ‘Anne beni evden çıkarıyorlar’ demesi kadar bana acı vermedi. Ve o zaman üniversiteye hazırlanıyordu.” diyen Yurt, o günlerin acısını hala yaşıyor:

“Yeni ülkeme (Yunanistan) geleli daha 1 ay olmamış. Bir gece aldığım kötü haber. Sürecin ilk aylarında Amerika’ya akrabalarımıza gönderdiğimiz kızımdan geldi. “Bu evden çıkarılıyorum anne, istenmiyorum” deyiş. Nedendi ki? Utandırmış mıydı? Yeni ülkesinde eğitiminde sene kaybetmedi. Dili çok çabuk kavradı. Okulunda parmakla gösterilen bir öğrenci oldu. Öğretmenlerinden aldığı referans mektupları bir babanın evladına yazacağı cinstendi. Düşündükçe artan baş ağrıları. Beyni kemiren sorular… Neden? Parçalar birleşince bütünü görmek zor değildi. Ülkenin başına karabela gibi çöken haset duygusu kibrin yağmaladığı insanları da esir almıştı.

SIĞAMIYORUM ODAYA, BÜYÜDÜ ANNE YÜREĞİM

Dışarıda deli gibi yağan aralık yağmurları. Büyüdü anne yüreğim. Sığamıyorum odaya. Kampın bahçesine çıkıp yağan yağmurun altında sahibime döndüm. Fısıldamak, usulca konuşmak silindi artık satırlarımdan. Bütün kurulası cümleler çığlık yüreğimde, dilimde: Yardım et Allahım. Kızıma sahip çık Allahım. Hamisi sen ol Allahım. Zalimin zulmüne ortaklık edenlere bırakma Allah’ım. Acıma acı katanlara, senin rolüne heveslenenlere muhtaç etme Allahım.

Ne kadar yürüdüm o yağmurda, ne kadar yakardım hatırlamıyorum. Küçük, henüz 16 yaşında bir genç kız 14 ay işgal ettiği odanın faturasını öyle acı ödedi ki… Ne yaşadığım namertlikler, ne gördüğüm vicdansız muameleler, ne işittiğim hakaretler, ne yüzümde patlayan darbeler bu kadar yaralamamıştı. Yüreği kinle, nefretle, sevgisizlikle dolu insanlara alışıktık oysa.

Suret-i Hak’tan görünen dişlemelere toymuşuz. Ne zaman ki yuva düşündüğümüz cehennemden kurtulduğu için sevindiğini duyduk, o zaman rahatladık. Bir genç kıza ait hayatın sınırlarını parçalamayı marifet bilen cüce ruhlu insanların hayatlarından teğet geçmek bile hem bizi hem onu yeterince yıpratmıştı. Küçük bir kız çocuğu ruhunun inceliği, hoyrat ruhların vicdansız paletlerinde ezildi ezilmesine ama o inandığı değerlerin kanatlarına tutundu ve Amerika’nın en iyi üniversitesinde tam burslu olarak çift dalda eğitim alan donanımlı bir genç oldu.

Ağır zamanlardan geçtik, acılarımızı alaya alan bakışlarla mücadele ettik; dertler, korkunç tehlikeler, ani baskınlar, takipler geride kaldı belki ama kardeşlerimizde aklımız. Son kardeşimiz hürriyetine kavuşana dek duada dur olmamadır niyetimiz. Hayatın nimetlerinin değerini bize gösteren hayatın zorluklarıdır, der Goethe. Bunu yeni yeni hissediyoruz.”

TRT ARKASI YARIN’IN SENARİSTLERİNDEN

Yaşadığı her anı en ince ayrıntısına kadar anlatabilen Esra Şen Yurt’un bu özelliği senarist olmasından kaynaklanıyor. Doğma büyüme İzmirli olan Yurt, üniversitede okuduğu yıllarda İzmir Radyosu Arkası Yarın programı için senaryolar yazıp seslendirme yapıyor. Daha sonra İzmir’de Samanyolu Radyo açılınca kısa bir süre de orada çalışıyor:

“İlk, orta ve üniversitede eğitimimi İzmir’de tamamladım. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldum. İkinci sınıftayken TRT İzmir Radyosunda sözleşmeli yazar olarak çalışmaya başladım. 1993 yılıydı. Önce staj dönemi oldu. Sonra bırakmadılar devam ettim. Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu, Çocuk Bahçesi programlarından hem seslendirme hem de metin yazarı olarak görev yaptım. TRT seslendirme yapabileceğime dair uzmanlık belgesi verdi bana. Daha sonra Samanyolu Radyo İzmir’de yeni kurulmuştu. İki seneden fazla orada çalıştım. Sağlık, kültür sanat programları hazırladım.”

İşkenceyle öldürülen KHK’lı Gökhan Açıkkollu Belgeseli: Kırık Gözlük

BOLD ÖZEL

15 Temmuz Toplama Kampı: Kurbanlardan biri ilk kez konuşuyor

Ankara TEM’in ‘toplama kampı’ olarak kullandığı spor salonunda işkenceden geçirilen Erhan Doğan ilk kez konuştu. Yaşadığı ve şahit olduğu işkenceleri anlattı.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Tarih öğretmeni Erhan Doğan, 15 Temmuz’dan 9 gün sonra gözaltına alınarak Ankara Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyetine bitişik spor salonuna götürüldü. Ankara Tabip Odasının raporunda “Toplama Kampı” olarak nitelenen binada yaşananlar henüz aydınlanmadı. İlk kez bir kurban orada yaşadığı işkenceleri ve şahit olduklarını anlattı.

15 TEMMUZ TOPLAMA KAMPI

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de işkence yaygın ve sistematik bir hale geldi. Ankara’da iki merkez özellikle işkencenin merkezi olarak biliniyor. Ankara Emniyeti’ne bitişik spor salonu ve Beştepe’deki Atlı Spor Kulübü.

15 Temmuz’un hemen ardından başta Akın Öztürk olmak üzere ilk gözaltına alınan askerler bu spor salonuna götürüldü. Ankara Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı spor salonu, Ankara Tabip Odasının raporunda “toplama kampı” olarak nitelendi.

Spor salonunda yaşanan işkencelerin bir kısmı güçlükle mahkeme tutanaklarına geçirildi. Temmuz 2016’da ilk asker kafilesinin ardından siviller de o salona götürüldü. Salonda işkence görenlerden biri ilk kez açık kimliğiyle yaşadıklarını ve şahitliklerini anlattı.

CEMAAT DERSHANESİNDE TARİH ÖĞRETMENİ

Gülen Cemaatine bağlı Maltepe Dershanesinde tarih öğretmeni olarak çalışan Erhan Doğan, dershane krizinin ardından bir yıl süren işsizlikten sonra arkadaşlarıyla beraber bir etüt merkezi işletmeye başladı.

24 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde evine giderken, iş yerine polislerin geldiği bilgisi üzerine geri döndü ve etüt merkezinde darp edilerek gözaltına alındı. Ders verdiği sınıfta darp edilerek geçirdiği gecenin ardından ertesi sabah Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bitişik spor salonuna götürüldü.

HERKES TURUNCU GİYMİŞTİ

Erhan Doğan gördüklerini anlatıyor:

“Öğretmen arkadaşlarımla TEM şubeye sokulunca ilerideki bir amir ‘polisler ayrılsın’ dedi. Polisler kenara çekilince bize tekme tokat daldılar. Dersanenin müdürü sordular. ‘Benim’ deyince beni ayırıp karanlık bir koridora götürdüler. Darp devam etti. Hoş geldin dayağıymış o, daha devamının geleceğini söylediler. Sonra spor salonuna götürdüler beni. Kapalı büyük bir spor salonu. Spor salonunda herkese turuncu tişört giydirmişlerdi. Elleri arkadan kelepçeli yüzleri duvara dönük, sıra sıra insanlar. O manzarayı görünce aklıma doğrudan Guantanamo geldi. Duvarların insan boyuna kadar olan kısmında kan izleri vardı. Sonradan bizden önce işkence yaptıkları askerlerin kan izleri olduğunu öğrendim. 15 Temmuz’da aldıkları askerlerin kanları.”

İSMİ OKUNAN DEHŞETE DÜŞÜYORDU

“Sonra bana da turuncu kıyafet giydirdiler. Ellerimiz arkadan kelepçeliydi. İsmi okunan dehşete kapılıyordu. İsmini okudukları kişiyi bölmeli olan kısma götürüyorlardı. Orada işkence vardı. İlk akşam götürdüler beni. Sakallı sivil, acayip tipli polisler. Kaba dayak, saçımdan tutup duvara vuruyorlardı kafamı, iç çamaşırları kalana kadar soyup suyla ıslattıktan sonra coplama gibi. Ama asıl korktuğumuz ekip gece gelenlerdi. Gece 11-12 gibi gelip sabah 04.00’te giden bir ekip vardı. Onların yaptığı işkenceler dayanılacak gibi değildi. Beni 2,5 saat kadar Filistin Askısına astılar. Yere indirdiklerinde bütün kemiklerimin kırıldığını zannettim. Yürüyemiyordum.

Sorgu sırasında karşındaki polisle konuşmaya dalmışken aniden şiddetle darp ediyorlardı. Özellikle baldırlara ve kasık kısımlarına. Bir keresinde soruya cevap verirken yandan diz kapağıma şiddetli darbe aldım. Tüm vücudum acıdan sarsıldı. Çat diye bir ses duydum. Çapraz bağlarımın koptuğunu tahliye olduktan sonra doktora gidince öğrendim. Üç dişim, gözlüğüm kırıldı işkencede.”

KADINLARIN ÇIĞLIKLARI

“İşkenceden gelince diz üstü nizami oturamıyorduk. Sağa sola devriliyorduk. Polisler tekmeleyip düzgün otur diyorlardı. Uyumamıza izin verilmiyordu. Gece polisler spor salonunda basketbol oynayıp gürültü çıkartıp bizi uyutmuyordu. Yana devrilen dayak yiyordu. Zaman kavramını kaybetmiştik ama sanırım 28 Temmuz gece 23 sıralarında olmalı benim ismim okundu. Bölmeli kısıma götürüldüm. Bölmeler açıktı. Polisler beni darp etmeye başlamışken, bulunduğum odanın önünden 3 tane başörtülü genç kızın götürüldüğünü gördüm. 20-25 yaşlarında olmalı. Yan odaya geçirildiler. Onlara da işkence başladı. Kızlar çığlık çığlığa bağırıyorlardı. O an bana da işkence yapılıyordu ama kendime yapılan işkenceyi unutmuştum. Kızlara ağır küfürlerle tecavüz edeceklerini söylüyorlardı. Yalvarıyorlardı ‘yapma, tecavüz etme’ diye. Sonraki seslerden, kızların tepkilerinden, ağlamalarından tecavüz edildiğini anladım. 45 dakika kadar sürdü. O kızların çığlıklarını hiç unutamam.

Bana işkence yapan polisler istediklerini söylemezsem benim kızımı ve karımı getirip onlara da tecavüz etmekle tehdit ettiler. O gece gördüğüm işkenceler artık umurumda değildi. 45 dakika kadar sürdü bu. Sonra beni götürdüler ama yan odadaki kadınlara işkence devam ediyordu. Ben onların ağlamaları, çığlıkları ve tepkilerinden tecavüz edildiğine eminim.

Bu sırada yanımdaki polislerin tepkileri çok normaldi. Tepkileri çok sıradandı, alışık, normal bir şeymiş gibi.

Sonra beni götürdüler spor salonuna. Ertesi gün sabah oldu. Ben dedim bundan kurtulmam lazım. İntihar etmeyi düşündüm. Sonra sadece tuvalete götürürken kelepçeleri açıyorlardı. Tuvalette bunu yapabilir miyim diye gittim. Tabi intihar etmenin hükmünün inancım açısından ne olduğunu biliyorum o yüzden ilk gittiğimde vazgeçtim sonra geldim birkaç saat sonra bir daha izin istedim. Bir daha gittim. Yine inancımla intihar arasında gidip geldim. İnce bir çizgi. Sonra dedim yarabbim sen görüyorsun ne olur bana hayırlı bir kapı aç. Vazgeçtim geldim spor salonuna bir iki saat sonra isimleri okudular mahkemeye sevk olacaksın dediler. Onu duyunca tutuklanıp cezaevine gitmek ödül gibi oldu.”

DÖRT KİŞİ DOĞRULADI

Erhan Doğan’ın spor salonunda gözaltındaki kadınlara tecavüz edildiğine ilişkin şahitliği üzerine konuyla ilgili yaptığımız araştırmada, aynı tarihlerde söz konusu spor salonunda gözaltında kalan farklı kişilere ulaştık. Farklı mesleklerden dört kişi, işkence gören kadın çığlıklarının spor salonunda açıkça duyulduğunu, bunun gözaltındaki herkesi dehşete düşürdüğünü belirtti.

Şahitlerden üçü; çığlıkları, kadınların bağırışlarını ve tepkilerini, tecavüz edildiği şeklinde yorumladı. Dördüncü şahit ise mesleği gereği konuya daha vakıf olduğunu, kadınlara cisimle tecavüz edildiğine kanaat getirdiğini belirtti. Şahitler söz konusu polisleri teşhis edebileceklerini belirttiler.

İSİM VER BIRAKALIM

Erhan Doğan, spor salonunda yaşanan işkencelerin tamamına salonda adli kontrol için görevlendirilmiş kadın doktorun şahit olduğunu ancak hiçbir şeyi raporuna geçirmediğini belirtti:

“Spor salonunun girişinde bir oda vardı. Odanın arka tarafında üç metre mesafede bir masada kadın bir doktor oturuyordu. Bizi kapıdan içeri sokuyorlardı, doktor yanımıza gelmiyordu. Beni adli muayene için kapıdan soktular. Doktor ‘bir şeyin var mı’ diye sordu. Yüzüm gözüm kan içinde, işkence yapıldığı belli. Gayri ihtiyari ‘görmüyor musun’ dedim. Polisler ‘doktor hanım tekrar geleceğiz’ diyerek beni odadan çıkardılar. Tekrar dövdüler. ‘Sen konuşmayacaksın biz konuşacağız’ dediler. Odaya döndük. Doktor ‘bir şeyin var mı’ diye yine sordu. Yanımdaki polis ‘sapasağlam’ dedi. Salona geri döndüm. Kadın doktor salondaki herkese yapılan işkenceyi gördü rapor etmedi.”

HAKİME ANLATAMADIM

Mahkemeye sevk edildiğinde kendisine işkence yapan polislerin de yanlarında bulunduğunu belirten Erhan Doğan, bu nedenle hakime işkenceyi anlatamadığını, tekrar gözaltına alınmak korkusuyla bir an önce tutuklanıp cezaevine gitmek için duruşmada sessiz kaldığını belirtiyor.

HAKKIMI ARAYACAĞIM

İşkenceci polisleri teşhis edebileceğini ve kayıtlardan polislerin bulunabileceğinin altını çizen Erhan Doğan, hukuk önünde hesaplaşmak için her şeyi yapacağını anlatıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

63 yaşındaki tutukluya mahkeme yolunda 16 saat kelepçeli eziyet

Hasta ve yaşlı tutuklu Fatma Yurt’a mahkeme yolunda eziyet edildi. Yurt, Manisa-İstanbul arasında 16 saat elleri kelepçeli yolculuk yapmak zorunda bırakıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Dört aydır Manisa Cezaevinde tutuklu olan Fatma Yurt, 10 Temmuz 2020’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmasına SEGBİS ile katılması son anda iptal edilince 8 saatlik yolu cezaevi aracı içinde elleri kelepçeli gitmek zorunda kaldı.

9 Temmuz sabahı erkenden Manisa’dan İstanbul’a götürülüp mahkemeden sonra geri getirilen Fatma Yurt, bir gün arayla yaptığı yolculuklar sırasında yaşadığı eziyeti bugün telefon görüşünde aile yakınlarına anlattı.

Tutuklanmadan önce İstanbul’daki evinde düşüp kolunu çatlatan, bel ve boyun fıtığı sorunları artan Fatma Yurt’un ailesi, “Belim, kolum zaten ağrıyordu, hepten ağrılarım arttı, çok rahatsız oldum, dedi. Herkesi SEGBİS ile alıyorlardı. Beni neden götürdüler diye çok üzgün, bayağı bir morali bozuktu. Sesi hiç değildi” dedi.

“SESİ ÇOK KÖTÜYDÜ, YIKILMIŞTI”

Dönüşte mecburen karantinaya alınan Yurt, hapiste özel işlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. Aile yakını, “Çok üzdüler onu. Yıkılmış yani, beni de çok üzdü. Söylemezdi o böyle şeyleri ama artık söylemek zorunda kaldı. Hasta bir insan neden kaçacak. Çok yumuşak birisidir. İnsanlara çok kibar davranır. İlk geldiklerinde evine, memur beyler geldiler diye nazikçe karşıladı, itiraz etmez. Niye kaçsın? Ne yaptı ki! Zaten boyun ve bel fıtığı vardı. Evde düşmüştü. Bir de hapiste düştü.” diye konuştu.

MUKABELE OKUYAN BİR KADINDIM”

14 Mayıs 2020’de HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup gönderen Fatma Yurt, sağlık sorunlarını anlatarak yaşamından endişelendiğini söylemişti:

“Başbakan’ın açtığı bankaya hac paramı yatırdığım için 3 aydır cezaevindeyim, 63 yaşında mukabele okuyan bir kadındım. Burası hiç bana göre değil, düştüm kolumu kırdım, ilaçlarıma ulaşmada zorluk çekiyorum, Bylock nedir bilmem ama başıma bu geldi” demişti. 

İKİNCİ MAHKEME 30 EYLÜL’DE

Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Fatma Yurt, tanıkların “bize dini sohbet yapıyordu, mukabele okuyordu” ifadelerine dayanılarak tutuklandı. Fatma Yurt, 30 Eylül 2020’de görülecek ikinci mahkemesine de yine aynı şekilde götürülecek.

63 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Yurt: Yaşamımdan endişeliyim

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tedavisine son verilen Selman’ı tutuklu babasının arkadaşları yalnız bırakmadı

Beyin kanseri Selman Çalışkan’ın son durumunu Ege Üniversitesi konseyi değerlendirdi: “Yapılacak bir şey kalmadı. Kemoterapiyi kesiyoruz.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bir yıldır beyin kanseriyle mücadele eden 6 yaşındaki Selman Çalışkan’ın geçen hafta son MR çekimleri kötü çıktı. Küba’dan getirilen ilaçlarla tedavi edilen Çalışkan kemoterapiye cevap vermedi. Ege Üniversitesi konseyi bugün Selman’ın raporlarını son kez değerlendirdi ve annesi Emine Çalışkan’a “Kemoterapiyi kesiyoruz. Artık yapılacak bir şey kalmadı.” dedi. Anne Çalışkan, “Tedaviyi bıraktık. Tepecik maceramız bugün son buldu. Artık evde kendi kendimize yolumuza devam edeceğiz” dedi.

“ANNE YASAKLAR DA KALKTI MI?”

Oğluna iyileştiği için tedavinin sona erdiğini söylediğini ifade eden Çalışkan, “Selman’a ‘annecim beynindeki mikroplar ölmüş, iyileşmişsin, artık ilaç almana gerek kalmamış, ayağındaki damar yolunu çıkaracaklar, buraya gelmeyeceğiz’ dedim. ‘Anne yasaklar da kalktı mı, her şeyi yiyebilecek miyim’ diye sordu. Kalktı kalktı, her şeyi yiyebileceksiniz dedim. Onun mutluluğunu yaşıyor şu an. Şıkır şıkır konuşuyor. Karpuz, salatalık, her meyve yasaktı.”

BABASININ ARKADAŞLARI HASTANEYE GELDİ

38 aydır Manisa E Tipi Cezaevinde tutuklu olan babası Rasim Çalışkan’ın arkadaşları Selman’ı ve annesini bu zor günlerinde yalnız bırakmadı ve hastane çıkışında İzmir Saat Kulesi meydanında fotoğraf çektirdi.

14 Temmuz 2020, İzmir Saat Kule Meydanı.

DİLEKÇELERİ REDDEDİLDİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 1 Mayıs 2020’de bir mektup yazan Rasim Çalışkan, çocuğunun hastalığından dolayı ceza infaz ertelemesi için Manisa 3. ve 4. Ağır Ceza Mahkemesine 4 kez dilekçe yazdığını ve hepsinin reddedildiğini söylemişti.

672 sayılı KHK ile ihraç edilen Rasim Çalışkan, Cemaat soruşturmaları kapsamında 17 Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çalışkan’ın dosyası Yargıtay tarafından onaylandı. En son Manisa Erkek İmam Hatip Lisesi görev yapan Çalışkan 17 yıllık öğretmendi.

6 yaşındaki kanser hastası Selman babasını göremeden ölüyor

İkinci Ahmet Burhan vakası: Baba tutuklu, çocuk beyin kanseri, anne yalnız ve çaresiz…

“Doğum günüm yaklaşıyor anne, babam ne zaman gelecek?”

 

Okumaya devam et

Popular