Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kadın polis, gözaltındaki kadınlara asitle işkence yaptı

Kadına yönelik şiddetin sembolü “kezzap atma” saldırısının bir benzeri, Ankara TEM Şube’de gözaltındaki kadınlara uygulandı. Esra Yurt maruz kaldığı asitle yapılan işkenceyi anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’dan sonra Ankara Terörle Mücadele Şubesi (TEM) işkence merkezlerinden biri oldu. Kız öğrencileri bile burada işkence gördü. Şubat 2017’de evinde gözaltına alınan Esra Yurt da gözaltında kaldığı 5 gün içinde Ankara TEM’de hem fiziksel hem psikolojik işkenceye maruz kaldı. Uzun boylu sarışın kadın bir polis, elindeki asidi önce bir kumaşa serpti. Kumaşın büzüşüp kavrulmasını gözaltındaki kadınlara seyrettirdi. İtirafçı olmayı reddeden Esra Yurt’un sol ayağının altına o asidi sürerek işkence yaptı. Yurt, irili ufaklı anahtarların bulunduğu bir tomar anahtarlıkla yüzünden darp edildi. İfade verdiği erkek polis tarafından da sözlü tacize uğradı. Mosmor suratını gören hakim “Offf” demekle yetindi. İşkenceyi anlattığı kadın doktor ise sadece “Voltaren vereyim” deyip işkenceyi rapora işlemedi.

5 günün sonunda çıkarıldığı mahkeme tarafından denetimli serbestlikle bırakılan Yurt, bir yıl boyunca ayağındaki acıyla ve izle yaşadı. İşkence sonrası ortaya çıkan ‘huzursuz bacak’ sendromu nedeniyle yine bir yıl gece-gündüz uyuyamadı. Yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle Türkiye’den sürgüne zorlanan dört çocuk sahibi Yurt, artık ailesiyle birlikte bir Avrupa ülkesinde yaşıyor.

TRT İzmir Radyosu’nda metin yazarı olarak çalışan, TRT’nin ünlü programlarından Arkası Yarın kuşağı için senaryolar kaleme alan Esra Yurt, yazar olmasının da etkisiyle yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar Bold Medya’ya anlattı:

4 ERKEK, 1 KADIN POLİS GELDİ

“15 Temmuz’dan 7 ay sonraydı. Beş polis eve geldi. Aralarında bir kadın vardı. Evi aradılar, her yeri talan ettiler. İzmir’le ne bağlantınız var diye sordular. İzmirli olduğumu söyledim. Evde kimse yoktu, çocuklar okuldan gelmemişti. Beni aldılar, Ankara TEM şubeye götürdüler. Kapıdan çıkarken kelepçelemek istediler. İtiraz ettim, çoluk çocuğunuz var diye. Kadın polis hiç acımıyor, erkek polis insafa geldi. ‘İnince asansörde tak takacaksan’ dedi. Bizi koydukları yer leş gibi kokan, iğrenç bir nezarethaneydi. Bir salı günü Ankara TEM’e gidip 4-5 gün kaldım. O süre zarfında işkence gördüm. Aldıkları andan itibaren zaten sürekli tartaklandık.

GÖZALTI SÜRECİ HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR

Gözaltının psikolojisi çok farklı. Her an şimdi bana ne yapacaklar diye endişeleniyorsunuz. Her gün 10.00-11.00 arasında sağlık kontrolüne götürüldük. Ağlayan, zırlayan, bağıran, panik atağı olan, kekemeleşen… Her türlü insan vardı orada. Siz soğuk kanlı duruyorsunuz ama herkes aynı mukavemeti gösteremeyebiliyor.

Savcı çağırdı, ifade vermeye gittik. ‘İşimi kolaylaştır ki, ben de sana kolaylık yapayım’ dedi. Ben ilk etapta ne demek istediğini anlamıyorum tabi. Meğer ellerinde liste var. Onu koydu önüme, imzalamamı söyledi. Önce boş kağıt verdi, aklına gelen isimleri yaz, dedi. Bilmediğimi söyledim. ‘Aklına gelmiyor, herhalde heyecanlandın sen’ dedi. Sonra önüme liste koydu. Altına imzamı atmamı söyledi. İmza atarsan işin kolay olacak. Ben bu insanları tanımıyorum, dedim.

“BİZDEN SİZE BİR HATIRA BIRAKACAĞIZ”

İfade verdikten sonra bizi bir odaya aldılar. 10 küsur kadın vardık. Herkesin eli ayağı birbirine dolaşmış vaziyette. İri kıyım, sarışın, kadın bir polis geldi. Elinde bir tomar anahtar, sallaya sallaya… Eskiden hokka ve divit vardı hatırlarsanız. Öyle bir şey de vardı elinde. Onları masaya koydu. Hakaret eder gibi konuştu. ‘Bayanlar memnun musunuz misafirperverliğimizden’ dedi. Tabi kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Herkes sıkıntılı. ‘Merak etmeyin sizi burada çok tutmayacağız. Ama misafirperverliğimiz bir nişanesi olarak bizi unutmamanız için bir hatıra bırakmak istiyoruz.’ dedi.”

MÜREKKEP SÜRECEK SANDIM

Esra Yurt, kadın polisin hatıra derken ilk etapta ne yapacağını anlamamış. O kadar masumane düşünüyor ki herhalde ifade verdiğimize dair elimize mürekkep gibi bir şey sürecek diye zannediyor. Polisin masaya bıraktığı küçük cam şişe ve diviti hatırlatan fırçayı görünce de aklına başka bir şey gelmiyor:

“Ben zannettim ki seçimlerde oy atarken parmağınıza mürekkep sürerler ya öyle bir mürekkep sürecekler. Çünkü Ankara TEM çok kalabalıktı. Herhalde savcıya ifadesini verenlere karışıklık olmasın diye öyle bir şey sürüyorlar diye düşünüyorum. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Polis sonra masaya bez gibi bir şey koydu ve bize şov yaptı. İlaç şişesi gibi küçük kahverengi şişenin içindeki sıvıya fırçayı batırdı ve kumaşın üzerine fırlattı. Ebru yaparken boyayı serpersiniz ya, onun gibi bir gösteri.

“ODADA 10 KÜSUR KADIN VARDI, HERKESİN NUTKU TUTULDU”

Kumaş bir anda buruştu. Herkesin nutku tutuldu. Kadının biri can çekişir gibi sesler çıkarmaya başladı, nefesi takıldı. Polis ‘Bu hatırayı istemeyen varsa orada kağıt var. Sizin gibi olanlardan varsa tanıdığınız oraya isimlerini yazabilir. Aklına isim gelen varsa ihtiyaç için dışarı çıkabilir’ dedi. Tabi patır patır bazı kadınlar çıktı dışarıya. Biz 4-5 kişi kaldık.

AYAĞIMI YAKTI, TOPALLAYARAK NEZARETHANEYE DÖNDÜK

Kadın polis kalanlara ya elinizi ya ayağınızı uzatın dedi. Ben elimi vermek istedim, biraz sıkıntılıydı elim. Çoraplarımı çıkarttım. Sol ayağımı kaldırdı, sert bir şekilde masanın üzerine koydu ve elindeki o yakıcı maddeyi ayağıma sürdü. Çok can yakıcı bir sıvıydı. Kezzaba benzeyen bir tür yakıcı asit olduğunu daha sonra öğrendim. Kiminin eline, kiminin ayağına. Acıya dayanaklı biriyimdir ama sürdükten sonra hemen gözümden istemsiz bir şekilde yaş geldi. Ayağım öyle bir yandı ki içime işleyen bir acıydı. Zaten ondan sonra ayakkabı giymeniz mümkün değil. Topallaya topallaya nezarethaneye döndük.

Esra Yurt, bu fotoğrafı gözaltından çıktıktan hemen sonra çektiğini söylüyor.

“İNSANA DEĞİL İTE VERİYORSUN İTE, AT ÖNLERİNE GİTSİN”

Tabi size mümkün olduğunca fazla acı çektirmek istiyorlar orada. Korkunuzdan besleniyorlar. Topluma yaptıkları şeyi dar dairede o odalarda yapıyorlar. Tüm hareketleri kaba. Biraz yavaş yürüyorsan sırtına, kafana vuruyor. Bir gün kaskatı olmuş, içindeki peyniri ekşimiş bir tost getirdiler. ‘Bunlar size çok bile.’ ‘Başkanım size az bile yapıyor. Bana kalsa ah ah…’ şeklinde ifadeler. Düzgün bir şekilde yemek vereni gördükleri zaman da ‘Oğlum insana vermiyorsun yemeği ite veriyorsun ite, at önlerine gitsin’ diyorlar. Her fırsatta sizi tahrik etme peşindeler. Bunu daha ne kadar şirazeden çıkarabilirim, fabrika ayarlarıyla ne kadar oynayabilirim, nasıl çirkef hale getirebilirim diye uğraşıyorlar.

YÜZÜME KAN OTURDU

Ayaklarına yakıcı madde dökülen kadınlar ertesi sabah sağlık kontrolüne götürüldüler. Bu kez de hastane yolunda darp edilen Esra Yurt, yaşadığı birçok şeyi unutur ama doktorun duyarsızlığını, dalga geçer gibi söylediği o ifadeyi asla unutamaz:

“Ertesi gün sabah sağlık kontrolüne gidiyoruz. Herkes artık çok bitkin. Açlık var, yorgunluk var. Herkesin yüzü düşmüş. Döndüm arkadaşlara dedim ki, ‘Kaldırın yüzünüzü, biz utanacak bir şey yapmadık. Dik durun.’ dedim. Bol anahtarı olan o polis anahtarlıkla bir vurdu suratıma. Bir avuç anahtar suratımda patladı. Öyle canım yandı ki… Yüzüme kan oturdu, çizikler oldu, anında morardı. Cayır cayır yanıyor yüzüm, irili ufaklı sipsivri anahtarla öyle bir hırsla vurdu ki polis… Kadın doktor ayaklarımızı, yüzümü gördü. Diğer kadınlardan hiç kimse hiçbir şey diyemedi. Herkes sus pus. Cesaretimi toplayıp doktor hanıma ‘Suratımı görüyorsunuz, az önce oldu. Bana bu şekilde temiz raporu mu yazacaksınız’ dedim. Çoğu şeyi unuttum ama doktorun cevabını unutamıyorum: “Voltaren yazabilirim.”

HAKİM ‘YÜZÜNE NE OLDU’ DİYE SORDU

Darp edilmiş ve morarmış yüzle hakim karşısına çıkan Esra Yurt, 5 gün sonunda serbest bırakıldı. Mahkemede hakim ile Yurt arasında geçen diyalog ilginç: “Hakim yüzümü sordu, ne oldu dedi, sağ yanımdaki o polisi gösterdim. Hakim ‘Offff’ diyebildi sadece. Sonrasında beni denetimli serbestlikle bıraktı.” Tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alınan Esra Yurt, mahkemede ‘örgüt üyesi’ olarak yargılandı.

OKLAVAYLA BACAKLARIMA VURDUĞUMU ÇOK İYİ BİLİRİM

Polisin Esra Yurt’un ayağına bıraktığı ‘hatıra’ hemen geçmez, hem fiziken hem de psikolojik olarak sağlığını ciddi bir şekilde etkiler:

“Parmakla ve ayakla arasındaki o bölge, ayak ayası denilen yer çok ciddi bir şekilde kabardı. Yaklaşık 1 seneden fazla o şekilde durdu. Sürekli yandı. 1,5 sene gece gündüz uyku uyumadım. Komiser kadın bizden bir hatıra kalsın demişti. Belki hatıradan kast ettiği buydu. 10 dakika kendimden geçiyorum, ya geçmiyorum. Bütün gün ayaktaydım. Sonra bir uyku ilacıyla uyumaya başladım. 15 Şubat 2018’di sanırım. Üçüncü kampımıza yeni geçmiştik. Sadece uykusuzluk değil, huzursuz bacak sendromu diye bir hastalık var, o nüksetti. Onunla beraber uykusuzluk. Fitnes topuyla bacağımı sürekli ileri geri hareket ediyordum. O da insanı yoruyor. Elime oklava alıp kaç kere bacaklarıma vurduğumu bilirim.

ASİDİN ETKİSİ 1,5 YIL SONRA GEÇTİ

Temmuz 2018’de ayağım yine yanmaya başladı ama bu diğerlerine benzemeyen bir acıydı ve asit dökülen o bölge simsiyah oldu. Hatta fotoğrafını da çektim. Buzlar sürdüm. O yanma 2 gün sürdü ve sonra derim patır patır döküldü. Şimdi normal haline döndü. Şu anda yaşadığımız ülkeye ilk geldiğimizde oturum alabilmek için avukatımızın yönlendirmesiyle gördüğüm işkenceyi belgelemek için kampın doktoruna gittim. Gözaltından çıktıktan sonra ayağımın fotoğrafını çekmiştim. Eşim onu büyüttü. Kampın doktoruna gösterdik. Doktor gerekli incelemeyi yaptı ve ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazdı. Türkiye’de alamadığımız işkence belgesini Avrupa’da aldım. Oturum izni için benimle mülakat yapan buradaki yetkililer, ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye sordu. Kadın deyince çok şaşırdılar.”

Esra Yurt’un ayağına sürülen asidin etkisi hemen geçmez: “Bu fotoğraf Avrupa’ya geçtiğimiz zaman çektim. Temmuz 2018’di. Birdenbire ayağım tekrar yanmaya başladı. Simsiyah oldu. Kovanın içine su koyup iki gün öyle yaşadım.”

Esra Yurt sol ayağına yapılan işkencenin belgesini Türkiye’de değil Avrupa’da alıyor. Resmi işlemler için tuttukları Avrupalı avukatın yönlendirmesiyle önce fotoğraftaki ayağın kendi ayağı olduğu tespit ediliyor. Gözaltından çıktıktan sonra çektiği fotoğrafı büyütüp kampın doktoruna gösteriyorlar. Doktor ‘Ayağın bu hale gelmesi vücudun kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Dışarından müdahale ile bu hale gelmiştir’ diye rapor yazıyor. Oturum izni için Yurt ile mülakat yapanlar ‘Size bunları yapan kadın mıydı erkek miydi?’ diye soruyor ve kadın olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar.

“CENGİZZZ… BAK BU ÇÖPSÜZ ÜZÜM”

15 Temmuz’da sonra tutuklanan kadınların gözaltı sürecinde taciz edildiği, tecavüze uğradığı hep iddia edildi. Sarhoş polisler tarafından taciz edilen kadın gazeteciler yaşadıklarını anlattı. Bir ev hanımı ya da başka bir meslekten kadın bunları konuşamadı, belki anlatmak istemedi. Esra Yurt’un polise ifade verirken yaşadığı olay, ortaya atılan iddiaların altının boş olmadığını gösteriyor:

“Bir polis bana evli misin, kocan nerede, çoluk çocuk var mı, aile, anne baba kardeşler… Bunları sordu. Eşim şehir dışındaydı. Annem vefat etmişti. Çocuklarım yanımda değil. Sorduğu soruların hepsine yok diye cevap verdim. O polis döndü arkasındaki diğer polise “Cengiz lan bak bu çöpsüz üzüm bu” dedi. O anda kanım dondu, dizlerimin bağı çözüldü. Bacaklarımın titrediğini hatırlıyorum. Her şeyi yapabilir bunlar, dedim. Bu kadarı da olmaz dediğimiz ne varsa o kadarı da oldu ve kim bilir daha fazla neler oluyor.”

MERİÇ’TE BOTUMUZ PATLADI, SUYA DÜŞTÜK

Yurt ailesi yaşadıkları sıkıntılardan sonra Ekim 2017’de Türkiye’yi terk etmeye verir. Birçok ailenin hayatını kaybettiği Meriç’ten üç çocuklarıyla (büyük kızı daha önce ABD’ye gönderirler) birlikte çıkar ve Yunanistan’a sığınırlar:

“Meriç’ten çıktık. Bizim de botumuz patladı. Dizimizin üstüne kadar suya düştük. Kızımı aldım kucağıma. Yunanistan’da gözaltına alındık. 8 gün hapiste kaldık. Orada çok uzun kalacak gibi görünüyorduk ama bizim şansımıza o zamana hapishaneye kadar hiç gelmemiş olan Kızıl Haç ve Birleşmiş Milletler’den temsilciler ziyarete geldiler. Eşimin İngilizcesi çok iyidir. Bizi bahçeye çıkarmışlardı. Normalde çıkarmıyorlarmış, o zaman ilk kez çıkardılar. Eşim önce Kızıl Haç yetkilileriyle görüştü. 3-4 gün sonra BM’den yetkililer geldi. Pazar günüydü. Bizim de hapisteki 8. günümüzdü. Eşim parmaklıkların arasından bir kadınlar konuştu. 15 dakika sonra isimlerimizi okudular ve biz hazırlanıp oradan çıktık. BM görevlisiyle görüşmek etkili oldu. Yunanistan’da 19 gün kaldık, sonra bir Avrupa ülkesine geldik. Şubat soğuğunda mülteci kampında ilk aldığım şey buzdu. Katır kutur buz yiyordum. Sebebini bilmiyorum.”

HİÇBİR ŞEY KIZIMIN EVDEN ÇIKARILMASI KADAR CANIMI YAKMADI

Onca sıkıntıyı atlatan Esra Yurt, canını yakan asıl meselenin büyük kızının Amerika’da yersiz yurtsuz kalması olduğunu söylüyor. Yurt ailesi 1999-2001 yılları arasında eğitim için Amerika’da yaşıyor. O süreçte büyük kızları dünyaya geliyor. ABD vatandaşı olan kızının bu nedenle ABD’de okumasına karar veriyorlar. Ankara Atlantik okulları bünyesindeki Ahmet Ulusoy Fen Lisesinde tam burslu olarak okuyan Esra Yurt’un kızı, 2016 Haziran’da hazırladığı ve elemeleri geçen projesiyle ABD’de gerçekleştirilen Genius Bilim Olimpiyatlarında altın madalya kazanmıştı. Verdikleri kararda bu başarı da etkili oluyor ve 2 Eylül 2016’da onu uçağa bindiriyorlar.

MIT’DE ÇİFT DAL OKUYOR

Şu anda Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) fizikokimya, temel bilimler olmak üzere iki bölüm birden okuyan Yurt’un kızı sınavlara hazırlandığı dönemde evsiz kalıyor. “İşkence gördüm, Meriç’te botumuz delindi. Askerler dibimize kadar geldi, suratımızı toprağın altına gömdük. Hiçbiri kızımın ‘Anne beni evden çıkarıyorlar’ demesi kadar bana acı vermedi. Ve o zaman üniversiteye hazırlanıyordu.” diyen Yurt, o günlerin acısını hala yaşıyor:

“Yeni ülkeme (Yunanistan) geleli daha 1 ay olmamış. Bir gece aldığım kötü haber. Sürecin ilk aylarında Amerika’ya akrabalarımıza gönderdiğimiz kızımdan geldi. “Bu evden çıkarılıyorum anne, istenmiyorum” deyiş. Nedendi ki? Utandırmış mıydı? Yeni ülkesinde eğitiminde sene kaybetmedi. Dili çok çabuk kavradı. Okulunda parmakla gösterilen bir öğrenci oldu. Öğretmenlerinden aldığı referans mektupları bir babanın evladına yazacağı cinstendi. Düşündükçe artan baş ağrıları. Beyni kemiren sorular… Neden? Parçalar birleşince bütünü görmek zor değildi. Ülkenin başına karabela gibi çöken haset duygusu kibrin yağmaladığı insanları da esir almıştı.

SIĞAMIYORUM ODAYA, BÜYÜDÜ ANNE YÜREĞİM

Dışarıda deli gibi yağan aralık yağmurları. Büyüdü anne yüreğim. Sığamıyorum odaya. Kampın bahçesine çıkıp yağan yağmurun altında sahibime döndüm. Fısıldamak, usulca konuşmak silindi artık satırlarımdan. Bütün kurulası cümleler çığlık yüreğimde, dilimde: Yardım et Allahım. Kızıma sahip çık Allahım. Hamisi sen ol Allahım. Zalimin zulmüne ortaklık edenlere bırakma Allah’ım. Acıma acı katanlara, senin rolüne heveslenenlere muhtaç etme Allahım.

Ne kadar yürüdüm o yağmurda, ne kadar yakardım hatırlamıyorum. Küçük, henüz 16 yaşında bir genç kız 14 ay işgal ettiği odanın faturasını öyle acı ödedi ki… Ne yaşadığım namertlikler, ne gördüğüm vicdansız muameleler, ne işittiğim hakaretler, ne yüzümde patlayan darbeler bu kadar yaralamamıştı. Yüreği kinle, nefretle, sevgisizlikle dolu insanlara alışıktık oysa.

Suret-i Hak’tan görünen dişlemelere toymuşuz. Ne zaman ki yuva düşündüğümüz cehennemden kurtulduğu için sevindiğini duyduk, o zaman rahatladık. Bir genç kıza ait hayatın sınırlarını parçalamayı marifet bilen cüce ruhlu insanların hayatlarından teğet geçmek bile hem bizi hem onu yeterince yıpratmıştı. Küçük bir kız çocuğu ruhunun inceliği, hoyrat ruhların vicdansız paletlerinde ezildi ezilmesine ama o inandığı değerlerin kanatlarına tutundu ve Amerika’nın en iyi üniversitesinde tam burslu olarak çift dalda eğitim alan donanımlı bir genç oldu.

Ağır zamanlardan geçtik, acılarımızı alaya alan bakışlarla mücadele ettik; dertler, korkunç tehlikeler, ani baskınlar, takipler geride kaldı belki ama kardeşlerimizde aklımız. Son kardeşimiz hürriyetine kavuşana dek duada dur olmamadır niyetimiz. Hayatın nimetlerinin değerini bize gösteren hayatın zorluklarıdır, der Goethe. Bunu yeni yeni hissediyoruz.”

TRT ARKASI YARIN’IN SENARİSTLERİNDEN

Yaşadığı her anı en ince ayrıntısına kadar anlatabilen Esra Şen Yurt’un bu özelliği senarist olmasından kaynaklanıyor. Doğma büyüme İzmirli olan Yurt, üniversitede okuduğu yıllarda İzmir Radyosu Arkası Yarın programı için senaryolar yazıp seslendirme yapıyor. Daha sonra İzmir’de Samanyolu Radyo açılınca kısa bir süre de orada çalışıyor:

“İlk, orta ve üniversitede eğitimimi İzmir’de tamamladım. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden mezun oldum. İkinci sınıftayken TRT İzmir Radyosunda sözleşmeli yazar olarak çalışmaya başladım. 1993 yılıydı. Önce staj dönemi oldu. Sonra bırakmadılar devam ettim. Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu, Çocuk Bahçesi programlarından hem seslendirme hem de metin yazarı olarak görev yaptım. TRT seslendirme yapabileceğime dair uzmanlık belgesi verdi bana. Daha sonra Samanyolu Radyo İzmir’de yeni kurulmuştu. İki seneden fazla orada çalıştım. Sağlık, kültür sanat programları hazırladım.”

İşkenceyle öldürülen KHK’lı Gökhan Açıkkollu Belgeseli: Kırık Gözlük

BOLD ÖZEL

Devlet bu ‘Yorum’u hiç sevmedi!

Konser vermesi yasaklanan, solistleri ve müzisyenleri gözaltına alınan Türkiye’nin protest müzik grubu Grup Yorum’un koro üyeleri de gözaltına alınmaya başlandı. Devletle geçmişten beri sorunlar yaşayan grup, bugünlerde hiçbir dönemde görmediği baskıyla karşı karşıya.

BOLD – İstanbul’daki İdil Kültür Merkezi, sosyalist sanatçıların buluşma merkezi. Çevresinde sürekli polis aracı görebileceğiniz merkez, son günlerde ardı ardına polis baskınlarına sahne oluyor. İdil Kültür Merkezinin en önemli parçası Grup Yorum.

Protest müzik yapan grup, sosyalizme ilişkin mesajlarla dolu şarkıları ve marşlarıyla Türkiye’de farklı bir siyasi yelpazenin temsilcisi. Geçmişte açık hava konserlerine on binlerin katıldığı Grup Yorum’un, son beş yıldır konser vermesi yasak. Kapalı alanda konser verme girişimleri de polis engellemeleri nedeniyle gerçekleşemedi.

29 Eylül sabahı İdil Kültür Merkezi yine polis operasyonuyla güne uyandı. Polislerin elinde; Grup Yorum üyeleri ve avukatların da bulunduğu 120 kişiye yönelik gözaltı kararı vardı.

Grup Yorum Üyesi Seher Adıgüzel ve Ali Aracı da gözaltına alınanlar arasında.

Grup Yorum, bir gün önce yine polis operasyonuna maruz kalmıştı. Grup Yorum’un resmi Twitter hesabından yapılan açıklamaya göre grup üyeleri Barış Yüksel, Eren Erdem, Özgürcan Elbiz gözaltına alındı. Grup Yorum korosu üyeleri İdil Kayıkçı, Cenk Turan, Emrah Uludağ, Metin Kaleli ve Yaşar Coşkun Karadağ da gözaltına alınan diğer isimler oldu.

28 Eylül’deki operasyon Grup Yorum için diğerlerinden farklıydı. Bugüne kadar solistleri ve müzisyenleri gözaltına alınan Grubun ilk kez koro üyeleri de gözaltına alınmaya başlandı.

Şuan tutuklu durumdaki; Dilan Ekin, Emel Yeşilırmak, Tuğçe Tayyar’la birlikte Grup Yorum’un 13 üyesi gözaltında ya da tutuklu durumda.

İKİ ÜYESİ AÇLIK GREVİNDE ÖLDÜ

Grup Yorum, çıkardığı albümlerden daha çok açık hava konserlerine önem veriyor. Grubun konserleri, gençler için siyasi duruşlarını gösterdikleri bir arena aynı zamanda. 15 Temmuz’dan sonra toplumun her kesimi üzerine artan baskıdan Grup Yorum da payını aldı.

Grubun konser başvuruları güvenlik gerekçesiyle reddedildi. Yasakları protesto etmek için izinsiz düzenlemek istedikleri konserler öncesinde polis, izleyicilerin konser alanına girmesine izin vermedi ve grup üyeleri gözaltına alındılar.

Grup Yorum’un solisti Helin Bölek ve bas gitaristi İbrahim Gökçek, konser yasaklarını protesto etmek için açlık grevi yaptı.

Helin Bölek, açlık grevinin 288. gününde 3 Nisan 2020’de hayatını kaybetti. İbrahim Gökçek ise 7 Mayıs 2020’de ölüm orucunun 323’üncü gününde öldü.

Konser yasakları iki ölüme rağmen kaldırılmadı. Grup Yorum son konserini 4 yıl önce verebilmişti.

İbrahim Gökçek, ölüm orucunun son günlerinde Evrensel gazetesine verdiği demeçte, “Bu ülkede hakkını arayanlar, muhalifler, özgür ve demokratik bir ülke düşleyenler ne yaşadıysa, onların şarkılarını söyleyen bizler de aynısını yaşadık: Gözaltına alındık, tutuklandık, konserlerimiz yasaklandı, polis kültür merkezimizi bastı, enstrümanlarımızı parçaladı” demişti.

OPERASYONLAR YAYILIYOR

Grup Yorum ve İdil Kültür Merkezi’ne yönelik operasyonlar son aylarda Türkiyeli sosyalistlere doğru yayılıyor.

Akademisyen Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ  yaklaşık üç aydır tutuklu. İkili, 15 Temmuz’dan sonra kamudaki görevlerinden ihraç edilen 150 bin çalışan için başlattıkları eylemlerle sembolleşmiş iki isim.

“İşimizi geri istiyoruz” eylemleri, Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ’ın Ankara’da her gün yaptıkları eylemlerle yayıldı. Gülmen, eylemleri yayılınca tutuklandı.  Gülmen cezaevinde açlık grevinde ağır sağlık sorunları yaşadı. Gülmen’in serbest bırakılması için başlatılan inisiyatif sonucunda açlık grevinin 324’üncü gününde serbest bırakıldı. Gülmen uzun bir tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu.

Acun Karadağ ve Nuriye Gülmen’in üç ay önce tekrar tutuklanması sonrası sosyalistlere karşı operasyon yayıldı. Tutuklananları savunan Halkın Hukuk Bürosu Avukatları da tutuklanmaya başladı.

Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açıklamada; gözaltına alınan kişilerle ilgili 24 saat boyunca avukatla görüşme yasağı getirildiği, bu durumun işkence ve kötü muamele iddialarını güçlendirdiği belirtildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Meral Akşener’i bitirin” emri

Meral Akşener ve İyi Partinin yok edilmesi için talimat verildi. Akşener, AKP’li Bülent Turhan’ın ağzından kaçırdığı planı yakaladı. Erdoğan’ın verdiği talimat 28 Şubatçıların DYP’yi bitirirken kullandıkları stratejinin aynısı. Akşener’in karşı hamlesi ise beklenmedik şekilde oldu. BOLD

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üç kalp operasyonu geçiren KHK’lı öğretmen cezaevinde virüs kaptı

Dokuz ay önce üç kalp operasyonu geçiren ve tekrar cezaevine gönderilen KHK’lı tarih öğretmeni Kadir Çeç’în korona testi pozitif çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bir hasta tutuklu daha cezaevinde koronavirüse yakalandı. 25 aydır Uşak Cezaevinde tutuklu olan 53 yaşındaki Kadir Çeç’in test sonucu bu akşam saat 21.00’de e-Nabız’a düştü. Kadir Çeç’in oğlu Hasan Çeç, babasının durumunu sosyal medya hesabından paylaşarak yetkililere çağrıda bulundu.

“BABAMI TABUT ÜZERİNDE KARŞILAMAK İSTEMİYORUM”

Babasının 03 Şubat 2020’de 3 damarına by-pass yapıldığını, kalp kapakçığının değiştirildiğini ve anjiyo olduğunu söyleyen Hasan Çeç, “O günden bu yana gerekli dilekçeleri sunmamıza rağmen hiçbir yol kat edemedik. Bugün tutuklu bulunduğu cezaevinde korona teşhisi koyulduğunu öğrendik.” dedi. Kalp sıkıntısının yanında babasının bronşiti de olduğunu belirten oğul Çeç şöyle devam etti:

“Babam, mevcut risk grubu içerisinde yer alıyor. Bu virüsü cezaevinde koşullarında, tutukluluk psikolojisiyle aşması mümkün değil. Adli tutukluların kovid tedbirleri kapsamında tahliye edilmesine karşın babam bu haktan mahrum bırakılarak kovid pozitif olmasına sebep olundu. Mevcut sağlık durumu ve hayati riski göz önünde bulundurularak tahliye edilmesini talep ediyorum. Babamı bu riskten kurtarmam için yardımınıza ihtiyacım var. Cezaevleri mezar olmasın, sapasağlam bıraktığım babamı tabut üzerinde karşılamak istemiyorum.”

 

 

 

26 YILLIK TARİH ÖĞRETMENİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Eylül 2018’de tutuklanan Kadir Çeç 25 aydır Uşak Cezaevinde tutuklu olan Kadir Çeçe, sendika üyeliği, Bylock, Kimse Yok mu derneğine yardım ve oğlunun okuduğu Üftade Koleji’ne okula para yatırdığı için örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da.

26 yıl hem tarih öğretmenliği hem de idarecilik yapan Kadir Çeç, 27 Ocak 2020’de avluda bayılınca hastaneye kaldırıldı. 15 gün içinde tıkalı olan 3 damarı açıldı (by-pass), kalp kapakçığı değiştirildi ve anjiyo oldu. Çeç, üst üste geçirdiği bu operasyonlardan sonra tekrar cezaevine gönderildi. Dokuz aydır cezaevi ortamında yaşamaya çalışan kalp ameliyatlı hasta tutuklunun koronavirüs testi pozitif çıktı.

AMELİYATLI HASTAYA KELEPÇE

Kadir Çeç’in eşi Ayşe Çeç eşinin ameliyattan sonra hastanede geçirdiği 15 günü Bold Medya’ya anlatmıştı:

“Doktor uğraştı, hastamın yoğun bakıma yakın bir yerde olmasını istiyorum dedi. Ondan sonra mahkum odasına değil de yoğun bakımın yanındaki bir odaya aldılar. Üç damarı tıkalı olduğunu söylediler. Kapakçık çok berbat durumdaymış. Kireçleşmiş taşlaşmış, onları temizlemişler. Yıpranmış. Yattıktan sonra, kalkamayabilirdi, dediler. Oysa hiçbir şikayeti yoktu. Belirtisi de yoktu. Nefesi tıkanmazdı. İki ay önce avluda düşüp bayılmış. Cezaevi doktoru zayıflıktan olduğunu söyleyip dahiliyeye sevk ediyor. Bir ay sonra dahiliyeden randevu alınabiliyor ancak. Dahiliye gidince kendisi kalp damar bölümüne de görünmek istediğini söylüyor ve o şekilde ortaya çıkıyor. Başında 2 asker, 1 komutan, bir gardiyan vardı, tuvalete bile onlarla beraber gitmek zorunda kaldı. Ameliyattan sonra ilk iki gün değil ama diğer dört gün yatağa kelepçelediler. O kelepçe onu çok rahatsız etti. Kolu halka halka morarmıştı. Geceleri rahatsız olmuş.”

Hasan Çeç, babasının sağlık durumunu 7 ay önce, salgın başladığında böyle anlatmıştı:

Kadir Çeç’in oğlu Hasan Çeç tıp fakültesi öğrencisi.

Üç operasyon geçiren hasta tutuklu cezaevine gönderildi

Cezaevinde durumu ağırlaşan KHK’lı öğretmen, hastaneye kaldırıldı

Okumaya devam et

Popular