Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Cezaevinde geçen 3 bayram

KHK’lı öğretmen, yazar Muhammed Fehmi Acat, hapiste geçirdiği bir Ramazan, iki Kurban bayramında yapılanları anlattı.

BOLD – Pandemi nedeniyle yasaklanan açık görüşler cezaevinde geçirilen bayramları daha da zorlaştırdı. Kaç bayramdır yol gözleyenler artık ‘iyi olsunlar, sağlıkları yerinde olsun da ne olursa olsun’ diye kendini avutmak zorunda kalıyor. Acaba şimdi ne yapıyorlardı diye düşünüyor. 19 ay cezaevinde kalan yazar Muhammed Fehmi Acat, hapiste geçirilen bayramları, yaşadıklarını ve hazırlıklarını Youtube kanalı Renkli Dünyam’da anlattı:

“Cezaevlerinde Ramazan ibadet ve dua yönüyle çok güzel geçiyor. Dünyaya kapalı, Allah’a açık bir Ramazan… Ardından gelen bayramlarda dini ritüellerimizi elimizden geldiğince yapmaya çalışıyorduk. Bayram hazırlıkları 10 gün öncesinde başlıyordu. Bayram temizliği koğuşlarda da yapılıyordu. Toplu bir şekilde kimi mutfağı, kimi bahçeyi, kimi lavaboları kimi de yatakhaneleri temizliyor, pencereleri siliyordu. Bayram havası olsun diye mutlak surette temizlik yapılıyordu. Bu süreçte hapse giren herkes mutlaka bunları yapmıştır.

KOĞUŞLARA BAYRAM ŞEKERİ DAĞITIMI

Bunun dışında bayramda en önemli şeylerden biri ikramlaşmak, hediyeleşmekti. Bayram hediyelerinin alınması bir hafta, on gün önce kantin gününe göre yapılırdı. Kendi ihtiyaçlarımız dışında komşularımıza da şeker alırdık. Bizim koğuşta Kent şekerleri satılırdı. Onlardan alırdık ve diğer koğuşlara dağıtırdık. Bizim koridorumuzda yan yana 10 koğuş vardı. Şekerleri her koğuştaki kişi sayısına göre poşetleyip üzerine ‘Bayramınızı tebrik ederiz’ diye yazardık. Hangi koğuştan olduğumuzu da belirtirdik. Biz TV-4 koğuşundaydık o zaman. Dokuza, sekize, yediye, sıra sıra bütün herkese… Kuru kuru bir bayram kutlamasından ibaret olmuyordu cezaevindeki bayramlar.

AHMET AMCANIN ÇİKOLATALARI

Kendi koğuşumuz için de aynı hazırlık yapılırdı. Tatlı sipariş edecek olan tatlısını söylerdi, çikolata isteyen onu sipariş ederdi. Ahmet Amca çok fazla çikolata siparişi vermişti. Dolapta duruyordu, ara ara biz onu aşırıyorduk. 10 gün önce almış, bayrama kadar kim dayanacak 🙂 O da tabi bunu fark ediyordu ve çoluk çocuk eğleniyor diye sesini çıkarmıyordu.

KOĞUŞTA BAYRAM ZİYARETİ NASIL OLURDU?

Kantin alışverişine bayram ikramlarını yazmamızın bir nedeni de bayram ziyaretlerimizdi. İçeride de mutlaka bayram ziyaretlerimiz olurdu. Nasıl ziyaret yapıyorduk? Yatak ziyaretleri yapıyorduk. Yatak yatak gezerek herkes aldığı ikramların bir kısmını dağıtıyordu.

KOLA ŞİŞESİNDE KEMALPAŞA TATLISI

Hapiste çok sevdiğim, değer verdiğim bir amcamız daha vardı. Sağolsun tatlı dağıtıyordu. Peki tatlıyı nasıl dağıtıyordu? Çaydanlığın içinde Kemalpaşa tatlısı yapardı. Sonra onları 2,5 litrelik kola şişelerine koyardı. Tabi tatlılar o şişenin içinde erirdi, helvaya dönüşürdü. Sonra o kola şişeleri yine yan koğuşlara atılırdı. Üzerlerine tek tek koğuşların adını yazardık, elden ele ulaştırılırdı. Böylece tatlı yollayarak da bayramlaşma olurdu. Bunun ön hazırlığı kantinden onlarca Kemalpaşa siparişiyle olurdu. Kantinciler ‘bu kadar Kemalpaşa’yı ne yapacaksınız’ derdi. Tatlıyı severiz derdik ama 200 kişiye tatlı ikram edilirdi. Tabi bu geleneğimiz cezaevi bahçelerinin üstleri kapatılınca sona erdi. Ben girdiğimde henüz kapanmamıştı. Ben oradayken bazı bölümler kapandı, çıktığımda hepsi kapandı.

BAYRAM HUTBESİ

Bayram öncesi hazırlıklarımızdan biri de hutbeydi. Bayram hutbesinin coşkulu, insanlara moral ve motivasyon verecek şekilde hazırlanması ve sanki çok özgür bir ortamda, çok kalabalık kitlelere okunuyormuş gibi hazırlanırdı. Bence de bunun böyle olması gerekiyordu. ve ben bir “Toplanma Yeri” başlıklı bir bayram hutbesi yazdım. Hutbeyi de yan koğuşlara atıyorduk.

Bununla ilgili ilginç bir anımı anlatayım. Biz dörtte idik. 9. koğuşta kalan bir arkadaşla hatırladığım kadarıyla 8-10 ay sonra aynı koğuşa denk geldik. Sürekli koğuş değişiklikleri oluyordu. Cuma namazı kılacağız. “Hocam geçen bayramdaki hutbeyi siz mi atmıştınız? Çok güzel bir hutbeydi. Bizim koğuşta bayram namazı kıldıracak kimse yoktu. İmamlık yapmış, namaz kıldıracak kimse yoktu. Bir arkadaşı ikna ederek öne geçirdik. Tabi hutbeyi nasıl yapacağız diye düşünürken yan taraftan geldi. Okuduk ve çok duygulandık, koğuşta herkes ağladı. Ben onu ayrıca bir kağıda yazdım ve açık görüşte eşime verdim. Eşim de tutuklu yakınları olarak hep birlikte okumuşlar ve çok sevinmişler” dedi ve kendisi de çok sevindiğini ifade etti. Ben de çok mutlu oldum. İçeride yazmış olduğunuz bir hutbe siz dışarı çıkmadan başkalarına ulaşıyor ve o atmosferi bir şekilde yaşamış oluyorlar. Yani esaret aslında bizim zihnimizdeki prangalarımızı kırmamızla yok oluyor.

BAYRAM GÜNÜ AĞLAMAYAN KALMAZDI

Bayram günü özgür hayatta nasıl yaşıyor ve tasarlıyorsak o şekilde olurdu. Kişisel hazırlıklar bir gün öncesinden başlardı. Arkadaşlar tıraşlarını olurdu. Sakal uzatanlar düzeltmeleri yapardı. Kıyafetler özel hazırlanırdı. Giyinip kuşanıp bayram namazına o şekilde gelirlerdi. Eşofmanla gideyim kılayım, öyle bir şey yoktu. Sonra bahçede bayram namazı kılardık. İşin en duygusal tarafı tabi, çoluk çocuğunuzla ailenizle geçireceğiniz bir bayramda cezaevindesiniz. Kimse yok, kiminle sarılacaksınız? Fakat herkes aynı durumda. Namazdan sonraki bayramlaşma bu yüzden çok duygusal geçerdi. Yaşı büyük olanlar evlatlarına sarılır gibi sarılırdı. Küçük olanlar anne babalarının elini öper ve bayramlarını kutlar gibi kutlardı ve o atmosferi o şekilde yaşardı. Ağlaşmalı sarılmalar olurdu, yüzde yüz herkes ağlardı…

AVLUDA ‘AÇIK BÜFE’ KAHVALTI

Bahçede kahvaltı yapardık, menü sınırsız… Sınırsız derken kantinde o gün ne alabildiysek. Açık büfe şeklinde hazırlardık masayı. O sofra bayrama özel bir sofraymış gibi, yemekler o gün bayrama özel yemeklermiş gibi hazırlanırdı. Kahvaltıdan sonra dediğim gibi bayramlaşma başlardı. Orada tabi herkes birbirini tanımıyor, farklı illerden farklı mesleklerden birçok insan bir arada… Koğuşlardan sesler yükselmeye başlardı. Ahmettt… Mehmettt… TV-3’ten Mustafaa… “TV-3’ten Mustafa dinlemede” “Bayramın kutlu olsun, seninki de kutlu olsun” bağrışmaları havada uçuşurdu. Herkes mutlaka birbirinin bayramını bu şekilde kutlardı. Bütün gün sürerdi bu bayramlaşmalar, bağrışmalar…

19 ay Eskişehir Cezaevinde tutuklu kalan Muhammed Fehmi Acat (43) ve ailesi bir görüş gününde, Aralık 2016.

BAYRAM GÖRÜŞÜ: “AĞLAYARAK DEĞİL, ALKIŞLAYARAK KARŞILAYIN”

Hapishanede asıl bayram açık görüş olduğu zaman yaşanırdı. Benim ilk bayramım ve ilk açık görüşüm bayram gününe denk gelmişti. O dönemde cezaevlerinde iki ayda bir açık görüş yapılırdı. OHAL dönemiydi. İki ay kimse ailesini göremezdi. Telefon görüşü ve kapalı görüşler olurdu ama kimse çocuğuna sarılamazdı. İlk açık görüşüme çıkıyorum. 40 ayrı masanın olduğu, 40 ailenin buluştuğu bir salon. Her bir aile için 6 kişi sınırı vardı. Daha fazla kişi gelemiyordu. Yan salonda yine 40 aile. Toplam 80 aile giriş koridoruna dizilmiş bekliyor.

Oradaki insanların yüzde 80’i cezaeviyle ilk kez tanışan, cezaevini ilk kez gören, daha doğrusu hukuk müeyyidelerinin böyle ağırlığıyla ilk kez karşılaşan insanlar. Simalarına, yaşantılarına, duruşlarına bakıyorsunuz Anadolu’nun mağdur, mazlum, gariban halkı… Tabi insanlar ne yapacaklarını bilemiyordu, ilk açık görüş, bir kültür de oluşması lazım. Ben 40 kişilik grubun en önündeydim. Beklemedeyiz, biraz sonra ailelerimizle buluşacağız. Herkes mahzun gözlerle yakınlarını arıyor, kafalarını kaldırıp geldi mi gelmedi mi diye uzaklara bakıyor, o heyecan o kıpırtı hali, bir kez nasıl görebilirim telaşı… Tabi karşı tarafta kimseden ses yok. Cenaze evi gibi. Ağlayanlar var, anneler babalar durur mu orada. İnsanların o halini, o atmosferi görünce ben yüksek sesle seslendim herkese: “Ağlayarak değil alkışlayarak karşılayın”. Bir anda bir çığlık bir alkış fırtınası koptu… Çünkü hiçbirimiz ağlanacak bir şey yapmadık, alkışlanacak işler yaptık. İçimden öyle geldi ve öyle söyledim. Muazzam bir coşku oluştu.

Hazırladığımız ikramları yanımıza almıştık. İlk defa pasta yaptık. Bisküvili pasta işte, çok fazla alternatifimiz yoktu ama çok güzel sanat eseri değerinde pastalar ortaya çıkaran arkadaşlarımız vardı. Çocuklar nasıl gelirdi bayramlaşmaya? İşte bazı anlar vardır ki onlar yazarak anlatılmıyor. O anlar şiir yazdırıyor. İlk bayram dönüşü ben de bir şiir yazdım.

Muvakkat Buluşmalar

Yine bir buluşma vakti
Hazırlanıyor çocuklar..
Yüzlerinde mahzun gülümseme
Giyinip kuşanıyorlar…
Taranmalı özellikle saçlar,
Kesilmez mi hiç tırnaklar,
Hiçbir eksiklik olmamalı,
Gülüyor görünmeli başlar
Yine bir buluşma vakti
Heyecandan yerinde duramıyorlar
Kimi kemerini arıyorken,
Kızlar tokasını takıyorlar

Bir şeyler yemeye kalmıyor fırsat,
Karınları aç yola çıkıyorlar

Gözler ışıltılı umutlar taze
Sarılacaklar babalarına gönüllerince
Öpüp öpüp koklayacaklar
Koklamaya doyamayacaklar yine de
Kavuşan bırakmayacak ellerini
Hasretle sardıkları eşsiz sineyi

Yolculuk başladı ses yok,
Herkes sus pus neşeden eser yok
Nasıl Bayram bu, eğilmiş başlar
Biri dokunsa gözlerden dökülecek yaşlar
Vardılar buluşma yerine mutlular,
Karşıladı onları yine,
Ellerinde silahlarla jandarmalar
Bayram var dediler geldik
Aldığınız bu tedbir nedir
Üzüldü Jandarma kıstı sesini,
Döküldü dudaktan ‘bu bir emir’

Heyecan dorukta bekleniyor buluşma,
Onca hazırlık sonrası kısa bir kavuşma
Bayrama benzemese de,
Bayram yaşatacak yine de onlara

Uzun bir yürüyüş sanki kilometrelerce,
Koğuştan başlıyor bitiyor buluşma yerinde
Çığlıklar sarılmalar gözyaşları
Bayram başlıyor,
Sevenlerle bayram yaptırmayan hapishanede
Kırk beş dakikalık buluşma yetmiyor kimseye,
Dünya daha hızlı dönüyor sanki durmuyor yerinde
Ne Gözlerde doluyor bakmaya
Ne sözlere doyuyor kulaklar
Ne sarılmalar gideriyor özlemi
Ciğerleri lime lime doğranıyorlar

…Ve ayrılık anı başlıyor yine,
Yaprağın dalından koparılışı
Tüm baharın renklerini bırakışı,
Bulutların acıya ortak ağlayışı
Denizlerin sinirden homurdayışı,
Yerin dayanamayıp sarsılışı
Bir çocuğun, acımasızca babasından koparılışı,
Bir annenin, çocuklarına ağlayışı
Bir babanın, evlatlarından ayırtırılarak sahipsiz bırakılışı

Ayrılıyor eller bitiyor son öpüşler,
Uzaklaşırken bayram, doluyor yine gözler
Son anın heyecanı,
Bir saniye daha el sallama anı
Kaybolmadan ayıran koridordan,
Kopmadan yağmur,
Göze gelmiş yüklü bulutlardan

Bir buluşma da böyle geçti
Anne yoksa, baba yok
Baba yoksa anne nafile,
İkisi de yoksa bayram ne ki?
Ne anlamı olur ki kıyafetlerin,
Takılar tokalar kemerlerin
Nicedir bayramlar, açık görüş
Açık görüşleri oluyor bayram
Ayrılığı keskinleştiren,
Hasreti derinleştiren,
Özlemleri katmerleştiren,
Muvakkat buluşmalar

PANDEMİ VE CEZAEVİ

Evet, açık görüşler böyleydi. Açık görüşler bizim için bayram idi. Gelenler için de açık görüş bayramdı. Çünkü onlar da evde bayram yapmıyordu. Evde harçlık alacağı, bayram kutlayacağı, bir büyüğü olmayan nice çocuk, evladını göremeyen binlerce anne baba vardı. Bunların mahzunluğuyla ne bayramlar geçti, geçiyor. Fakat şu an bayramlar daha zor geçiyor. Pandemi var ve maalesef görüşler iptal edildi. O görüşleri de arar oldu arkadaşlarımız. Allah tahliye bayramıyla arkadaşlarımızı sevindirsin. İnşallah o günler çok yakındır. Tek duamız, temennimiz.”

19 AY HAPİS YATTI, CEZAEVİNDE 9 KİTAP YAZDI

1977’de Mardin Derik doğumlu sınıf öğretmeni Muhammed Fehmi Acat, 10 Temmuz 2016’da Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandı. 19 ay Eskişehir Cezaevinde kaldı. Tutuklu olduğu dönemde yayınlanan 672 sayılı ilk KHK ile görevinden ihraç edildi. 2 Şubat 2018’de tahliye edilen Acat, hakkında bir yıl sonra tekrar soruşturma başlatıldı. Ankara’daki evini 22 Nisan 2019 sabahı polis bastı. Bu sırada Acat evden ayrıldı. Bunun üzerine polisler, Acat’ın 16 yaşındaki oğluna işkence yaptı. Artık İsviçre’ye yerleşen Acat ailesinin yaşadıklarını 3 ay önce Muhammed Fehmi Acat Bold Medya’ya verdiği röportajda anlatmıştı.

Muhammed Fehmi Acat, cezaevindeyken 9 kitap yazdı. Havaalanına Kaçış ve Donör adlı iki kitabı dijital kitap platformu Crub Publishing’de yayınlandı. İlk kitabı Havaalanından Kaçış lisede yaşanan problemlerin çözümü üzerine bir roman. İkinci kitabı Donör’de ise Acat cezaevindeki koğuş arkadaşlarının hikayelerini anlatıyor.

Gözaltına almak istedikleri KHK’lı babayı yakalayamayınca oğluna işkence yaptılar

Gündem

Sevgilisini darp ettiği iddia edilen Ozan Güven’in 13,5 yıl hapsi istendi

Kız arkadaşı Deniz Bulutsuz’u darp ettiği öne sürülen oyuncu Ozan Güven hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Güven’in hakaret, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama suçlarından 3 yıl 9 aydan 13 yıla kadar hapsi istendi.

BOLD- Deniz Bulutsuz ile sevgilisi ünlü oyuncu Ozan Güven arasında yaşanan kavgaya ilişkin iddialar sosyal medyaya yansımıştı.

Deniz Bulutsuz’un şikayeti üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Bürosu tarafından, Ozan Güven hakkında başlatılan soruşturma tamamlandı.

3 YIL 9 AYDAN, 13 YIL 6 AYA KADAR HAPSİ İSTENDİ

Düzenlenen iddianamede savcılık, Ozan Güven hakkında, “Hakaret”, “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “Kasten yaralama” suçlarından 3 yıl 9 aydan 13 yıl 6 aya kadar hapis cezası istedi.

HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK

Doktor raporu dikkate alınarak hazırlanan iddianame, İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Eylemin basit yaralama kapsamında kalmadığının belirtildiği iddianame kabul edilirse, Ozan Güven önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.

İkili arasındaki kavga, Bulutsuz’un darp edildiğine ilişkin görüntüleri sosyal medyada paylaşmasıyla duyuldu. Bulutsuz’un paylaşımlarının ardından tepkilerin odağı haline gelen Ozan Güven de, Bulutsuz tarafından darp edildiğine ilişkin görüntüler paylaşmıştı.

Seyha Moza’nın Kanal İstanbul çevresindeki tarlalarına piyango vurdu

Okumaya devam et

Gündem

“Söz veriyoruz kimse bu zulmü duymadık, görmedik demeyecek”

OHAL KHK’larıyla onbinlerce insanın yaşadığı hukuksuzluklarla ilgili bin 500 sayfalık rapor hazırlandı. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, KHK’lıların yaşadığı zulmü herkesin duyması için çabalayacaklarını söyledi.

BOLD- 15 Temmuz’un ardından Olaganüstü Hal (OHAL) kararnameleriyle yapılan haksızlıklar raporlaştırıldı.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Mağdurlar İçin Adalet Platformu’ndan Doç. Bayram Erzurumluoğlu ‘OHAL’in Toplumsal Maliyetleri’ adlı bir rapor hazırladı. Raporun detayları Gergerlioğlu’nun Youtube kanalından yapılan canlı yayınla kamuoyuyla paylaşılıyor.

20 Temmuz 2019 ve 9 Eylül 20119 tarihleri arasında hazırlanan rapor, Türkiye’nin 81 ilinden 3 bin 104 kişi ve dünyanın 33 ülkesinden 201 kişinin katılımıyla hazırlandı.

ALBAYRAK’TAN TEK CÜMLELİK CEVAP

KHK’ıların sorunlarının ele alındığı, bin 500 sayfadan oluşan raporun açıklanmasından önce söz alan Gergerlioğlu KHK’lıların yaşadığı sorunları anlattı. Gergerlioğlu banka havalesi gibi basit bir işlem bile yapılmalarına müsaade edilmeyen KHK’lılar için Meclis’e verilen soru önergelerine de yetkililerin konuya duyarsız kaldığını anlattı. Gergerlioğlu, konuyla ilgili bilgi istedikleri Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan ‘Yapılanlar mevzuata uygun’ yazılı tek cümlelik yanıt aldıklarını söyledi.

ZULMÜ HERKES BİLMELİ

KHK’lar yüzünden düzenleri bozulan ve intihar eden asker, öğretmen ve polislerden örnekler veren Gergerlioğlu, bu zulmün herkes tarafından bilinmesi açısından hazırlanan raporun önemine de değindi. Gergerlioğlu konuşmasının ardından sözü, raporun detaylarını anlatması içi Erzurumluoğlu bıraktı. OHAL raporun detaylarının anlatıldığı canlı yayın Erzurumluoğlu’nun açıklamalarıyla devam ediyor.

 

Melek Çetinkaya Hulusi Akar ve Binali Yıldırım’ı hatırlatınca Akit yayını sonlandırdı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu gazeteci Ahmet Uzan’ın eşi doğum gününde yazdı: Her şeyimiz eksik

Tutuklu gazeteci Ahmet Uzan’ın eşi Sümeyye Uzan, eşinin doğum gününde 4 yıldır yaşadıklarını anlatan bir yazı kaleme aldı.

BOLD ÖZEL – Habertürk, Akşam, İhlas Haber Ajansı ve Sabah Egeli Gazetesi’nde 14 yıl çalışan gazeteci Ahmet Uzan 24 Kasım 2016’da tutuklandı. Önce İzmir Aliağa, sonra Menemen Cezaevine gönderildi. Tutukluluğunun 6. ayında iddianamesi hazırlandı, 11. ayında 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 44 aydır cezaevinde olan gazeteci Ahmet Uzan’ın bugün doğum günü. Eşi Sümeyye Uzan, çocuklarının babasız geçen yıllarını ve yaşadıkları travmaları Bold Medya için yazdı.

“OĞLUM ATAK DÖNEMİNDEYDİ”

“Eşim 44 aydır cezaevinde. 8 Kasım 2016 gecesi sabaha karşı çalan zil sesiyle uyandık. Rica ettik polislere arama yaparken çocuklarımız uyanmasın diye. 7.5 yaşındaki oğlum astım hastası, atak dönemiydi o günler yine. Nebülizator cihazını gördü polisler, ‘evde hasta mı var’ dediler.

“POLİSLER İŞİNİ BİTİRENE KADAR BABASININ KUCAĞINDAN İNMEDİ”

Kızım Reyyan 2.5 yaşındaydı. Seslerden uyandı. Polislerin evde işi bitene kadar babasının kucağında oturdu. Sanki bir daha babasıyla bu kadar vakit geçiremeyeceğini bilmişti. Polisler eşimi de alıp giderken çok ağladı Reyyan. Eşim daha sonra mektubunda yazmış “Gözyaşları çok dokundu.” diye.

Sümeyye-Ahmet Uzan, çocukları Eymen (11) ve Reyyan (6) ile Şakran Cezaevi görüş günü, 19 Haziran 2018.

6 AY SONRA İDDİANAME HAZIRLANDI

6 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklanarak Menemen Cezaevine gönderildi. 2 ay orada kaldıktan sonra şu anda da bulunduğu Aliağa 4 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildi. Tutukluluğunun 6. ayında iddianame hazırlandı, 11. ayında 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Hiçbir içerik ispat kullanım olmayan Bylock programı suçlamasıyla.

Bu arada hakim bey hiçbir somut delil göstermeden pişmanlık emaresi yoktur diyerek ceza indirimine de gitmedi. Aralık 2017’de İstinaf Mahkemesi Aralık 2018’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı cezayı onadı.

“YA BABAMIN HAPİSTE OLDUĞUNU DUYARLARSA”

Başta da bahsettiğim gibi kızım çok küçüktü fakat oğlum her şeyin farkındaydı. Bir psikoloğun da yardımıyla ona olanları anlattık. Bizim bile anlayamadığımız bir durumu o nasıl taşıyacak ki. Ağır psikiyatri ilaçları kullandı. Okulda arkadaşlarıyla ciddi problemler yaşadı. “Ya babamın hapiste olduğunu duyarlarsa! Onlar sadece kötü insanların hapishane gireceğini düşünürler. Babamı da kötü zannedecekler” diye günlerce ağladı.

“BABAM BENİ PARKA GÖTÜRÜYOR MUYDU?”

Ama en çok kardeşine üzüldü. “Ben 7 yaşıma kadar babamla oynadım, o babamı hiç hatırlamıyor.” Kızım gerçekten de babasıyla cezaevi dışında geçirdikleri zamanı hiç hatırlamıyor. Bana soruyor “Babam beni kucağına alıyor muydu, parka götürüyor muydu” diye. Anlatıyorum babanız sizin saçınızın teline kıyamazdı, çok severdi sizi, parka götürürdü, kucağına alırdı, saçını tarardı.”

Şimdi kızım da artık cezaevinin babasının iş yeri olmadığını anladı. Gelemeyeceğini bildiği halde zamansız çalan her kapıya BABA diye koşuyor. Durumu idare etmeye çalışıyorum. Okula başlayacak bu sene. Dua ediyorum inşallah okul açılana kadar gelir babaları.

BİR YILDIR PSİKİYATRİ İLAÇLARI KULLANIYOR

Eşim de yaklaşık iki yıldır psikiyatri ilacı kullanıyor. İyi ve güçlü görünüyor tam da bizim de ona görünmeye çalıştığımız gibi. Ama iyi değiliz her adımım, her nefesim, her gülüşüm, her konuşmam eksik onsuz. Sabrediyorum. Derdimi bilenin dermanı da vereceğine inanıyorum inşallah.

BUGÜN EŞİMİN DOĞUM GÜNÜ

Bugün eşimin doğum günü. 4. defa ve yine ayrıyız. Ve ben yine yarın eşime mektup yazıp ayrı geçen son doğum günün olsun dileklerimi ileteceğim. Rabbim tüm kardeşlerimle birlikte bizim de hasretimizi bitirsin, selamet sahillerine ulaştırsın hepimizi en tez vakitte.”

Uzan Ailes, İzmir Şakran Cezaevi, 2017 yılı yaz ayları.

Okumaya devam et

Popular