Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Akdeniz’de “Yüksek Askeri Şura” oyunları

Fransız gemisine radar kilitlemenin sadece NATO-Türkiye-ABD üçgeninde etkisi yok. Yaklaşan Yüksek Askeri Şura’nın dengeleri üzerinde etkisi de büyük.

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ – Fransız Courbet gemisi 10 Haziran tarihinde Tanzanya Bandıralı Çirkin adlı ticari gemiyi sorgulama girişiminde bulundu. Aynı gemi bir gün önce İrini Harekâtına komuta eden İtalyan Amiral tarafından verilen emir doğrultusunda Yunan Spetsai gemisi tarafından sorgulandı. Bu esnada gemiye refakat eden Türk savaş gemileri, geminin Türkiye Cumhuriyetinin korumasında olduğunu ve Libya’da bulunan Türk hastanesine medikal malzeme taşıdığını söyledi. Bunun üzerine İtalyan Amiral; İrini Harekâtı başka ülkeler tarafından refakat edilen ticari gemileri harekâtın kapsamı dışında tuttuğundan dolayı, görevi sonlandırdı.

Ticari gemilerin sorgulanması 2016 yılında alınan ve 5 Haziran 2020 tarihinde süresi bir yıl daha uzatılan, Libya’ya yönelik silah ambargosunun etkinlikle uygulanmasını düzenleyen BM Güvenlik Konseyi (BMGK)’nin 2526 sayılı kararına dayanıyor. NATO ve AB, Sea Guardian ve İrini olmak üzere Akdeniz’de iki farklı deniz güvenlik harekâtı icra ediyor. Ancak Türkiye’nin karşı çıkması nedeniyle NATO, İrini Harekâtı’na destek vermiyor. Bu nedenle; Temmuz 2016 tarihinde denizde terörizm ile mücadele için Etkin Çaba Harekatı’nın yerine başlatılan Sea Guardian Harekâtına katılan gemiler, BMGK’nin 2526 sayılı karar doğrultusuna, silah kaçakçılığı yaptığından ve ambargoyu deleceğinden şüphelenilen gemileri NATO bayrağı altında sorguluyorlar.

Fransız gemisi Courbet 10 Haziran tarihinde üç Türk firkateyni tarafından korunan, refakat edilen Tanzanya Bandıralı Çirkin adlı ticari gemiyi sorgulamak için, yüksek süratle Türk gemilerinin arasına girdi. Yayımlanan haritalara göre TCG ORUÇREİS’in 2000 metre pruvasından geçti. Fransız makamları bu manevra esnasında gemilerine atış kontrol radarıyla kilit atıldığını ve NATO angajman kurallarına göre düşmanca harekette bulunulduğunu iddia ettiler. Konu, Fransa tarafından NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda gündeme getirildi. NATO Genel Sekreteri toplantı sonrasında yaptığı açıklamada; bundan sonra yapılacak en doğru şeyin, öncelikle askeri makamlar tarafından konunun açığa kavuşturulması olacağını, söyledi.

30 Haziran tarihinde Fransa’nın NATO Daimî temsilcisi tarafından Genel Sekter’e yazılan mektupta, NATO’nun Türkiye yanlısı bir tutum izlediği ifade edilerek, Fransa’nın bundan sonra Sea Guardian Harekatı’na katılmayacağı ifade edildi. Bu açıklamadan sonra ismi açıklanmayan bir Türk askeri yetkilisi tarafından yapılan açıklamaya göre; Fransız gemisine kilit atılmadığı, daha doğru bir ifade ile Fransız gemisinin atış kontrol radarı ile traklanmadığı, sadece yapılan tehlikeli manevranın seyir emniyeti için atış kontrol radarı üzerindeki kamera ile takip edilerek kayıt altına alındığı bilgisi basına sızdırıldı. Peki, bu kadar hadise neden yaşandı, gelişmeler ne anlama geliyor?

KRİZLE SIKIŞAN TÜRKİYE YPG ŞARTINI ÇEKTİ

ABD ve Almanya her koşul altında Türkiye’nin NATO’da ve Batı ekseninde kalmasını istiyor. Rusya’nın Suriye’den sonra Libya’da da etkili olmasının önüne geçilmesi, Türkiye ve ABD arasındaki iş birliğine bağlı. ABD Senatosuna sunulan S-400 yasa tasarısı da bunun işareti olarak yorumlanabilir. Zira, ABD S-400 konusunda çözüm için Türkiye’ye alan açmaya çalışıyor. Türkiye uzun süredir onaylamadığı Polonya ve Baltık ülkelerinin savunulmasına yönelik NATO planına onay verdi.

YPG, NATO tarafından terör örgütü olarak tanınmadığına göre, Türkiye; anlaşılan Fransız iddialarına karşı ABD desteğinin alınması şartıyla plana onay vermiş. Fransa’da buna tepki olarak Sea Guardian Harekatı’ndan çekilmiş. Fransa son dönemlerde Avrupa’da Rusya ile iş birliğini de içeren yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya çalışıyor. Bunda ne kadar başarılı olacağı şüpheli olsa da ABD’nin yeterince tepkisini çekmişe benziyor. Fransa bu tutumuna devam ettiği müddetçe, ABD ve Türkiye daha fazla yakınlaşacaktır.

İç politikada, ABD ve Türkiye’nin yakınlaşması Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın daha fazla güçlenmesine neden oluyor. Hulusi Akar güçlendikçe, kendisine TSK’yı daha fazla kontrol altına alabilecek alan açıyor. Ulusalcı subayların yoğunlukta olduğu Deniz Kuvvetleri ise “Gölge Deniz Kuvvetleri Komutanı” Cem Gürdeniz ’in kontrolü altında. Daha önce Norveç’te NATO tatbikatı esnasında yaşanan kriz kamuoyunun malumu. Fransa ile yaşanan krizin içinde Cem Gürdeniz ne kadar var araştırılması gereken bir konu.

Fransız gemisi ile yaşanan hadiseyi de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Türkiye’nin NATO Daimî Temsilciliği tarafından hazırlanan krokiye göre; COURBET gemisi ile ORUÇREİS arasındaki en yakın mesafe 2000 metre. Açık denizde gündüz koşullarında bu mesafe de göz ile her şey görülebilir. Üstelik askeri gemilerde diğer savaş gemileri ile yaşanabilecek taciz ve yakın manevra faaliyetlerini kayıt altına almak için video kameralar bulunuyor. Bunu yanında, TCG ORUÇREİS’te asimetrik tehditleri tespit ve takip için hem limanda hem de seyirde kullanılan, 360 derece kaplama sağlayan kapalı devre kamera sistemi de mevcut.

Fransız gemisi tarafından düşmanca niyet olarak algılanacak, angajman öncesi son safha olan hedeflenme faaliyetini çağrıştıracak şekilde, atış kontrol radarını gemi üzerine yönlendirerek video kaydı almayı, iyi niyetle açıklamak mümkün değil. Üstelik Türkiye burada kendi bayrağını taşıyan bir gemiye refakat etmiyor, koşulların hassas olduğu ortada. Fransız gemisinin BMGK kararına göre sorgulama hakkı var. Buna rağmen haklı iken haksız duruma düşmek pahasına böyle hamlenin yapılması, “acemilik”le açıklanamaz.

Askeri yetkili tarafından yapılan “kamera” açıklaması uluslararası düzeyde inandırıcılıktan uzak. Çünkü traklama yapıldıysa, Fransız gemisinin elinde elektronik yayımları tespit eden Elektronik Harp Cihazı tarafından alınan kayıtlar vardır. Fransa bu konuyu Türkiye’ye ilave yaptırımların görüşüleceği 13 Temmuz’da yapılacak AB Dışişleri Bakanları Zirvesinde gündeme getirebilir.

Çıkartılan bu kriz Yüksek Askeri Şura etkisinde de değerlendirilmeli. Erdoğan’ın talebi doğrultusunda Libya’ya ne olduğu belli olmayan bir yük taşıyan bir gemi ve o gemi ekseninde uluslararası bir kriz çıkartan askeri personel var. Konunun hem Erdoğan’ın gözüne girmek hem de uluslararası düzeyde Türkiye-NATO gerilimi çıkartarak TSK içinde dengeleri etkileme yönü var.

MİT haberinden sonra gazeteci Murat Ağırel’in telefonunu Turkcell üzerinden nasıl sabote ettiler?

Analiz

‘Mavi Vatan’da köşeye sıkışmak ve hezimeti yaşamak

Alman turistlerden elde edilecek eurolar uğruna “Mavi Vatan” satıldı. Oruç Reis’in Türk Kıta Sahanlığı sınırları içerisinde yapacağı sismik araştırma iptal edildi. Bir kez daha Erdoğan rejiminin bekası uğruna devletin hak ve menfaatleri feda edildi.

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ – İktidarını belli bir zümrenin hak ve menfaatlerini korumak üzerine inşa eden tek adam rejimleri için ulusal güvenlik ve dış politika gibi konular, kendi bağlamlarından koparılarak iç politik hedeflerinin güdümünde kendilerine hayat hakkı bulurlar. Mısır ve Yunanistan arasında 6 Ağustos tarihinde imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması Türkiye’nin şu anda içerisinde bulunduğu durumu özetleyen en somut gelişme olarak gösterilebilir.

Türkiye’nin yakın kuşağı için örnek olarak gösterildiği, parlamenter rejimin kurumlarının birbirleriyle uyum içerisinde çalıştığı, devletin hak ve menfaatlerinin herkes için belirleyici olduğu zamanlarda, Dışişleri ve Genelkurmay bürokrasisinin uyumlu çalışması sonucunda Mısır ile askeri ilişkiler en üst seviyeye çıkarılmıştı. 2011 ve 2012 yıllarında icra edilen “Dostluk Denizi” tatbikatlarında Doğu Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip iki ülkesi arasındaki yakın iş birliği Doğu Akdeniz’de hayat bulmuştu. İlişkilerde yaşanan ilerlemenin Türkiye açısından bir MEB anlaşması ile sonuçlanması ve Suriye krizi nedeniyle alternatif ticaret rotası olarak Port Said Limanı’nın kullanılması hedefleniyordu.

Ancak, Arap Baharı sonrasında oluşan siyasi ve toplumsal koşulları gizli ajandasındaki siyasal hedefleri hayata geçirmek açısından en uygun zaman olarak değerlendiren Erdoğan, Mısır’da Mursi’nin askeri darbe ile devrilmesine çok sert tepki vererek iki ülke arasındaki ilişkilerin sıfırlanmasına neden oldu. O dönem Genelkurmay karargâhı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu dikkate alarak ilişkilerin askeri olarak örtülü bir şekilde devam etmesini isterken, Erdoğan rejimi kendi ajandası doğrultusunda Mısır ile ilişkileri askıya aldı.

Daha önce Mavi Marmara olayında da İsrail ile benzer bir durum yaşanmış, Erdoğan rejimi, İsrail ile ilişkileri askıya almış, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs iş birliğinin önünü açmıştı. Mısır ile ilişkilerinin askıya alınması da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de tamamen yalnızlaşmasına neden oldu. Mısır o zamana kadar Yunanistan’ın ısrarlı talebine rağmen, Türkiye ile olan ilişkilerinden dolayı bir MEB anlaşmasına “Evet” demedi.

Yunanistan kendisi adına oluşan boşluğu doldurmak için, hem siyasi hem de askeri olarak Mısır ile ilişkileri geliştirme yönünde güçlü bir irade ortaya koydu. Rodos Adası açıklarında her iki ülke deniz kuvvetleri unsurlarının katımıyla amfibi tatbikatlar icra edildi. Erdoğan rejiminin öngörülemezliği ve pragmatist yaklaşımı, ABD’yi uzun vadede bölgede Türkiye’ye karşı bir alternatif aramaya zorladı. Yunanistan’ın Dedeağaç limanı ve bazı üslerinin ABD’nin kullanımına açılması, Yunanistan’ı bölgede daha cüretkâr adımlar atma konusunda cesaretlendirdi.

Türkiye’nin elinde o kadar haklı argümanları olmasına rağmen, sırf iç politikada alıcısı var diye, kaynağı gayri milli bir kavram olan “Mavi Vatan” doktrini etrafında örgütlenen birkaç maceraperest ulusalcı asker ve Cihat Yaycı’nın yönlendirmesiyle, Libya’ya yönelik silah ticaretini perdelemek için, Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yapılan MEB sınırlandırma anlaşması bardağı taşıran son damla oldu. Hukuki ve siyasi olarak çürük bir zemine dayanan anlaşma bölgede diğer “olmazların” önünü açtı. Doğu Akdeniz Gaz Forumu etrafında Türkiye karşıtı bir eksen oluştu.

Bölgede her geçen gün yalnızlaşan Türkiye askeri olarak daha sert tedbirlere başvurdu. 21 Temmuz’da Meis Adası’nın güneyinde Oruç Reis gemisinin sismik araştırma yapması için ilan edilen NAVTEXT (Denizcilere duyuru) Türk ve Yunan donanmalarını karşı karşıya getirdi. Almanya Başbakanı Merkel’in arabuluculuğunda Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi karşılığında, her iki ülke, sorunların çözümü için masaya oturmayı kabul etti. Herkesin anlayacağı dille ifade edersek gelecek Alman turistlerden elde edilecek eurolar uğruna “Mavi Vatan” satıldı, Oruç Reis’in yapacağı sismik araştırma iptal edildi. Oysa; Oruç Reis’in araştırma yapacağı saha, BM’ye deklare edilen Türk Kıta Sahanlığı sınırları içerisindeydi. Bir kez daha Erdoğan, rejimin bekası uğruna devletin hak ve menfaatlerini feda etti.

Almanya sayesinde Türkiye’nin kararlığını test eden Yunanistan, şartları çok iyi değerlendirerek Türkiye için en kötü senaryo olan Mısır ile MEB sınırlandırma anlaşmasını imzaladı. Peki bundan sonra ne olacak?

Erdoğan rejimi yaşanan ekonomik kriz nedeniyle iç politikada zor günler yaşıyor. Halkın yeniden “Saray” etrafında kenetlenmesi için yeni bir gündeme ihtiyacı var. Günlerdir pompalanan Yunan tehdidi, yapılan anlaşma ile somutlaştı. Ulusalcı askerler için de Yunanistan ile yaşanacak bir askeri mücadele kendilerine yeni alanlar açacağı için, tercih sebebi. Zira, onlarda çok iyi biliyor ki; 28 Şubat’ın en önemli aktörlerinden biri olan Güven Erkaya’nın yıldızı, Kardak krizinde parlamıştı.

Toparlarsak; Erdoğan rejimi yeniden Meis güneyinde bir NAVTEXT ilan eder, Oruç Reis sismik araştırma için sahaya intikal eder, Türk ve Yunan donanmaları Doğu Akdeniz’de tam kadro hazır olur, tarih tekerrür eder, Kardak krizinde üsteğmen olan şimdinin SAT Komutanı Amiral Ercan Kireçtepe komutasında SAT’larımız MEİS adası etrafında bulunan adalardan birine çıkar, Almanya ve ABD devreye girer, Erdoğan pazarlık yapar, alacağını alır, vereceğini verir ve “Mavi Vatan” bir kez daha satılır, bu arada ekonomik kriz unutulur, toplum sakinleşir. Bu iyi senaryo.

Herkes artık şunun farkına varmalı. Erdoğan rejimi bu ülkenin en büyük ulusal güvenlik sorunudur. Olayların kontrolden çıkarak sıcak bir çatışmaya dönüşmesi an meselesidir. Türkiye daha önce de buna benzer krizleri başarıyla yönetmiş bir hariciye hafızasına sahiptir. Eğer halen varsa sesini çıkaran birkaç cesur diplomat ve asker, onların tavsiyesine kulak vermek herkesin menfaatine olacaktır.

Okumaya devam et

Analiz

A’dan Z’ye VPN hakkında her şey

VPN, dünyada farklı, Türkiye gibi ülkelerde farklı şekillerde kullanılıyor. Peki nedir bu VPN ve nasıl çalışıyor? VPN ile ilgili bilmeniz gereken tüm ayrıntılar bu yazıda…

BERK SABANCI

BOLD ANALİZ – VPN, Sanal Özel Ağ (Virtual Private Network) olarak tanımlanan bir ağ iletişim protokolüdür. Kullanıcılara internete gizli ve güvenli bir şekilde bağlanabilmeleri için özel bir sanal ağ sağlar. Esasen, bir VPN’nin nihai amacı özel bilgilerinizi gizli tutmaktır. Aslında bunun dışında birçok işlevi var. Nasıl çalıştığını kavrarsanız farklı amaçlar için işlevlendirebilirsiniz.

  • Her türlü gizlilik ve güvenlik: Veri alışverişinde şifrelenme, kimliğin gizlenmesi vs.
  • Uzaktan iç ağa bağlanabilme (iş, ev, okul vb. ağları)
  • Dosya indirme, gönderme vs. (Torrent gibi erişimi yasaklı yahut kısıtlı sayfalara erişim sağlar)
  • Yasaklı platformlara erişebilmenizi sağlar.

Global anlamda erişim engeli, Türkiye’deki gibi olmadığından genelde anonim olmak (kimliğinizin gizli olması), veri güvenliği, cihaz güvenliği vb. amaçlar için kullanılır. Fakat Türkiye ve benzeri ülkelerde erişim engellerini atlamaya yarayan by-pass işlevi yoğun olarak kullanılmaktadır.

VPN nasıl çalışır?

VPN, cihazınızın internet bağlantısını internet servis sağlayıcınız (ISS1) yerine seçtiğiniz VPN’nin özel sunucusu üzerinden yönlendirerek çalışır, böylece verileriniz internete aktarıldığında, veri paketleri bilgisayarınız yerine VPN’den gelir. VPN, internete bağlandığınızda bir tür aracı görevi görür, böylece IP adresinizi gizler (ISS’nizin cihazınıza verdiği sayı dizisi) ve kimliğinizi korur. Ayrıca, verileriniz bir şekilde ele geçirilirse, nihai hedefine ulaşana kadar okunamaz olacaktır. VPN, cihazınızdan internete özel bir “tünel” oluşturur ve hayati verilerinizi şifreleyerek üçüncül tarafların okumasına engel olur. *PPTP protokolünü kullanan VPN’ler hariç. En yaygın protokollerden olmasının yanı sıra şifrelenme olmayan bir protokol olduğunu belirtmekte fayda var.

VPN çeşitleri

VPN güvenli midir?

Öncelikle ortaya çıkma amacı gizlilik ve veri güvenliğiniz olsa da tersine mühendislik dediğimiz olay ile lehimize olması için yaptığımız işlem aleyhimize dönebiliyor. Bir genelleme yapmak yerine spesifik olarak çeşitlerini analiz etmemiz gerekir. Unutmayın ki kullandığınız web tabanlı bir VPN servisi kayıtlarınızı kötü amaçlı kullanmasa da kötü amaçlı hacker VPN servisinin kayıtlarına erişim sağlayarak veri gizliliğini tehlikeye sokabilir. Buradan çıkacak sonuç kullandığınız VPN’in çeşidine, kullandığı protokole, firmaya vb. birçok opsiyona göre güvenli ya da Truva atı olarak görebilirsiniz.

VPN ile tamamen anonim olur muyum?

Aklınızdan asla çıkarmamanız gereken bir husus var: Reel hayatta olduğu gibi burada da sonsuz değişken var. Eğer sonsuz değişken varsa kesinlik yoktur. Henüz tespit edilemeyen varyasyonlarla anonimliğiniz bozulabilir. Bu yüzden yapmaya çalıştığımız bizim kimliğimizi öğrenmeye çalışanların saldırılarını bertaraf etmek. Düşmanı ne kadar iyi tanırsanız o kadar verimli stratejiler gerçekleştirebilirsiniz. Biz de kötü niyetli attackerlardan korunmamız için saldırı yöntemlerine göre savunma adımları atarız. Yani neticeye gelecek olursak yüzde 100 anonimlik mümkün değil.

VPN servisleri kapatılabilir mi?

Birçok yöntem ile VPN Servisleri engellenebilir fakat VPN servisleri de engellemeleri atlayabilir. Örneğin tüm VPN servislerini engellemek isterseniz internet sitenize gelen VPN kullanan ip adreslerinin erişimini engellersiniz yahut kalıcı yönlendirmeyle engellendiklerini bildiren bir sayfaya yönlendirirsiniz. Fakat VPN kullandığımı anlamamanız için tor ile birlikte Obfsproxy kullanarak siteye erişim sağlayabilirim. Siz engelledikçe ben tıkanan yolu by-pass ederek erişim sağlarım. Kesin kapatabilmek için VPN servisini fiziksel olarak ortadan kaldırabilirsiniz. Fakat genelde sistemi kapatmak yerine el koyarak verileri ele geçirme politikası kullanılıyor. Sonuç olarak VPN servisinin lokasyonu ve engellemeleri aşma beceri ve çabasına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor.

VPN’nin avantajları

  • Anonimlik ve internette gizlilik.
  • Veri Güvenliği (Mesela Wi-Fi ağlarına bağlandığınızda VPN kullanarak ağdakilerden ve kötü niyetli attackerlardan veri trafiğinizi gizleyebilirsiniz.)
  • Erişim engellerini aşmanızı sağlaması.

VPN’nin dezavantajları

  • VPN’de güvenlik arttıkça hız düşer VPN’lerin en büyük dezavantajıdır.
  • Yüksek korunaklı VPN servislerinde video izlemek zordur.
  • MPLS, Hibrit ve IPsec VPN’lerde yanlış yapılandırmalar olması halinde; sisteminize kötü niyetli kişiler sızabilir.

VPN seçerken dikkat edilmesi gereken hususlar

  • Seçeceğiniz VPN, bilgilerinizi ve tarama geçmişinizi kaydetmemeli.
  • VPN servisi sizin verilerinizi koruyor mu kullanıyor mu buna dikkat etmelisiniz.

Okumaya devam et

Analiz

Yüksek Askeri Şura analizi: Artık Hulusi Akar tek güç

Üç kritik hamle vardı, Akar üçünü de yaptı. Korgeneral Aksakallı ve Org. Temel emekli edildi. Başbuğ’un sağ kolunu terfi ettirdi.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Yüksek Askeri Şura’da komuta kademesi beklendiği gibi aynen korunurken, gözlerin çevrildiği üç isim vardı. Korgeneral Zekai Aksakallı, Org. İsmail Metin Temel ve Korgeneral Metin Gürak’ın durumu.

Üç isimle ilgili yapılacak tasarruf hem Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki güçler dengesi ve NATO-Avrasya arasında git geller yaşayan TSK’nın yönünün nereye çevrileceği açısından önemliydi.
15 Temmuz’da Özel Kuvvetler Komutanı olan ve bir dönem “kahraman” olarak anıldıktan sonra aniden kızağa çekilen Korgeneral Zekai Aksakallı emekli edildi.

Hükümetle özellikle Suriye politikasında ters düştükten sonra kızağa çekilen Org. İsmail Metin Temel de emekli edilen ikinci isim oldu.

Bu iki isim aynı zamanda TSK içerisinde Hulusi Akar’la gerilim yaşayan iki üst düzey generaldi. Akar kendisiyle çatışan ya da rolünü çalmaya çalışan isimleri böylece YAŞ’ta tamamen temizlemiş oldu. Hatırlanacağı üzere Hulusi Akar, tıpkı bu iki isim gibi Tümamiral Cihat Yaycı’yı da YAŞ’a kısa süre kala pasifize etmiş ve YAŞ çemberine girmeden önce ağır yaralamıştı. Yaycı istifa etse de Org. Temel ve Korgeneral Aksakallı umutlarını koruyorlardı. Ancak Hulusi Akar’ın istediği oldu.

Akar böylece TSK üzerindeki tek güç olduğunun altını kalın harflerle çizdi ve tartışmasız hale geldi.

METİN GÜRAK HAMLESİ

Üçüncü kritik isim Korgeneral Metin Gürak’tı. Orgeneralliğe terfi edip etmeyeceği oldukça kritikti. Çünkü Metin Gürak’ın ismi “Ergenekon” parantezinde geçti ama süreçten hiçbir yara almadı. Fakat onu esas özel kılan şey İlker Başbuğ’la yakınlığı.

Metin Gürak, İlker Başbuğ’un bacanağı. Başbuğ karargahtayken Metin Gürak, İletişim Daire Başkanı olarak parlatılan bir isimdi. (Başbuğ da aynı şekilde parlatılmıştı) Fakat ismi Susurlukçu eski özel harekat polis şefi İbrahim Şahin’le askeri tesislerde baş başa yaptığı görüşmelerle ifşa olunca ve İbrahim Şahin bunu ifadesinde doğrulayınca aniden görünmez hale gelmişti.

Başbuğ ile Erdoğan arasında kısa süre önce yaşanan gerilim nedeniyle Gürak’ın orgeneral yapılmayabileceği speküle ediliyordu. Ancak öyle olmadı. Gürak orgeneralliğe terfi etti.

Gürak’ın TSK’daki “Ulusalcı” kadrolarla temas noktası olarak seçildiği görülüyor. Hulusi Akar, her ne kadar rakip kadroları doğrasa da Gürak’ın orgeneralliğinin önünü açarak TSK içindeki ulusalcı kadrolarla bir konsensüse açık olduğunun sinyalini vermiş oldu.

Metin Gürak 15 Temmuz’da Ankara’da bulunan 4’üncü Kolordu Komutanı idi. Deniz Kuvvetlerinde Koramiralliğe terfi eden Aydın Şirin ise bünyesinde bir Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığı buluna Amfibi Görev Grubu komutanıydı. Her iki komutan da darbe girişimine karşı tavır almıştı. Terfilerinde 15 Temmuz’da sergiledikleri tutum da etkili oldu.

AYDIN ŞİRİN ÖNEMLİYDİ

Hükümet açsısından önemli isim olarak ise Tümamiral Aydın Şirin’in durumuydu. Dindar ve muhafazakar kimliğiyle bilinen Aydın Şirin, koramiralliğe terfi etti. Muhtemelen ileride oramiral yapılıp Deniz Kuvvetleri Komutanlığının önü açılacaktır.

Donanma Komutanı Koramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun oramiral olması normal bir gelişme ama artık TSK’da bekleme süresi ortadan kaldırıldığı için, ileride emekli edilmesi muhtemel.
Kara Kuvvetlerinde Korgeneral Yavuz Türkgenci’nin görev süresi ise uzatıldı. Aydınlık cephesi Türkgenci’nin or yapılması üzerine beklenti kurmuştu. Ama Hulusi Akar’ın nefes aldırmadığı görülüyor.

Kuvvet komutanlarının tamamı ve Genelkurmay Başkanı, Hulusi Akar’la uyum içinde çalışan bir kadro ve bu sayede görevlerini devam ettirmiş gözüküyorlar.

Okumaya devam et

Popular