Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

The Umbrella Academy 2. sezondan ilk fragman yayınlandı

Netflix, en çok izlenen dizilerinden The Umbrella Academy’nin 31 Temmuz’da ekranlara gelecek ikinci sezonundan ilk fragmanı “aynı tuhaf aile, yeni tuhaf sorunlar” sloganıyla paylaştı.

BOLD– Dark Horse Comics’in aynı adlı çizgi romanından uyarlanan The Umbrella Academy’nin Şubat 2019’da yayınlanan ilk sezonu, ilk haftasında 45 milyon abone tarafından izlenmiş ve ikinci sezon onayını kolaylıkla almıştı. Birbirine hiç benzemeyen fertlerden oluşan ailenin garip maceraları kaldığı yerden devam ediyor.

60’LARIN DÜNYASINDA TUHAF BİR AİLE

1989 yılının aynı gününde tuhaf bir şekilde dünyaya gelen ve süper kahraman olarak yetiştirilen, garip güçlere sahip yedi kardeşin dünyayı kurtarma macerasını anlatan The Umbrella Academy 31 Temmuz’da geri dönüyor. 2. sezonun daha önce yayınlanan tanıtımında yeni sezonla ilgili görüntü yer almadığı için merakla beklenen fragman nihayet paylaşıldı.

Aksiyon dolu fragmandan öyle anlaşılıyor ki tuhaf kahramanlarımız 1960’ların dünyasında Kennedy suikastinden füze krizine kadar birçok farklı problemle uğraşacak. İlk sezonda da yer alan Ellen Page, Tom Hopper, David Castañeda, Emmy Raver-Lampman, Robert Sheehan, Aidan Gallagher ve Justin H. Min gibi isimlerin yanına bu kez Ritu Arya, Marin Ireland ve Yusuf Gatewood da katılıyor.

BOLD ÖZEL

Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 Temmuz günü yine üniversitedeki odanızda mıydınız?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

Sonrasında sizin için süreç nasıl işledi?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

Üniversiteden ayrıldığınızda kitaplarınızı niye almadınız ki?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

Değerli bir kitaplık olduğunu her fırsatta söylüyorsunuz, ne tür kitaplar vardı?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

Kütüphaneyi kurmaya ne zaman başlamıştınız?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

Kitaplarınızın başına ne geldiğini hiç öğrenemediniz mi?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, kaynak olmayınca ne yapıyorsunuz?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

Türkiye’den sürgüne zorlanmış bir akademisyensiniz. Yerinizden, yurdunuzdan, kütüphanenizden oldunuz. Üreten biri için zor bir durum olsa gerek.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Okumaya devam et

Dünya

Ukrayna rehine krizini Earthlings belgeseli çözmüş

Ukrayna’da yaşanan rehine krizinde saldırgan Maksym Kryvosh’un isteği üzerine Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskiy’nin Earthlings belgeselini halka önermeyi kabul etti, saldırgan teslim oldu.

BOLD– 21 Temmuz Salı günü Ukrayna’da Maksym Kryvosh isimli bir saldırgan bir otobüste bulunan 13 kişiyi rehin aldı. Önce üç kişiyi serbest bırakan saldırganın daha sonra polis tarafından teslim alındığı bildirildi ama işin içinde başka bir hikaye çıktı.


REHİNECİNİN İLGİNÇ İSTEĞİ

Ukrayna’nın Lutsk kentinde Maksym Kryvosh isimli eski bir hükümlü, bir otobüsü ele geçirdikten sonra otobüsü patlayıcıyla donattığını söyledi. Kryvosh’un ilk isteği bazı hükûmet yetkililerinin terörist olduklarını itiraf etmesiydi.

Hükûmet ve Maksym Kryvosh arasındaki müzakerelere Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskiy de katıldı. Cumhurbaşkanı ile görüşen Kryvosh üç saldırgan serbest bıraktıktan sonra ilginç bir istekte daha bulundu.


BELGESEL HALKA ÖNERİLİNCE TESLİM OLDU

Aynı zamanda bir hayvan hakları savunucusu olan Maksym Kryvosh, Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskiy’den ünlü aktör Joaquin Phoenix’in seslendirdiği ve insanların hayvanlara uyguladığı zulümleri konu alan Earthlings belgeselini halka tavsiye etmesini istedi. Bunun üzerine Zelenskiy, Facebook hesabından “2005’ten Earthlings filmi. Herkes izlemeli.” notuyla bir video paylaştı.

Cumhurbaşkanının mesajı paylaşmasının ardından Maksym Kryvosh polise teslim oldu. Kryvosh teslim olunda Cumhurbaşkanı söz konusu mesajı kaldırarak yerine polislere teşekkür ettiği bir videoyu koydu.

Okumaya devam et

Kültür

Netflix’in Anelka belgeselinden fragman yayınlandı

Bir dönem Fenerbahçe’de de top koşturan ünlü futbolcu Anelka’nın yaşamına ve inişli çıkışlı kariyerine odaklanan “Anelka: Misunderstood” isimli Netflix belgeselinden fragman yayınlandı.

BOLD– Netflix, “Sunderland ‘Till I Die, First Team: Juventus, Maradona in Mexico, Antoine Griezmann: The Making of a Legend” gibi futbolcu ve futbol takımlarına odaklanan belgesellerine bir yenisini katıyor. “Anelka: Misunderstood” 5 Ağutos’ta izleyici ile buluşacak.

Nicolas Anelka 2005-2006 yıllarında Fenerbahçe’de top koşturmuştu.

ANLAŞILMAZ MI BENZERSİZ Mİ?

PSG, Arsenal, Real Madrid, Fenerbahçe, Chelsea gibi takımlarda forma giyen Fransız futbolcu Nicolas Anelka‘nın kariyerine odaklanan Netflix belgeseli Anelka: Misunderstood‘dan fragman yayınlandı. Belgeselin en çok merak edilen kısmını ise olaylı 2010 Dünya Kupası macerası oluşturuyor.

“Anlaşılmaz mı, benzersiz mi, yoksa her ikisi de mi?” ifadeleriyle tanıtılan belgeselde Anelka’nın birlikte top koşturduğu Patrice Evra, Robert Pirès, Thierry Henry, Didier Drogba gibi ünlü isimler de yer alıyor.

2010’DA NE OLDU?

2010 Dünya Kupası ise belgeselde herkesin merak ettiği bölüm. Futbolseverlerin hatırlayacağı üzere Güney Afrika’da düzenlenen ve Fransa’nın puan alamadan elendiği turnuvada Meksika maçının devre arasında Anelka, teknik direktör Raymond Domenech ile sert tartışma yaşamış ve sonrasında kadro dışı bırakılmıştı.

Fransa milli takım futbolcuları ertesi gün bu durumu protesto etmek için antrenmana çıkmamıştı. Fransa Futbol Federasyonu çıkan olaylardan dolayı Anelka’ya 18, Patrice Evra’ya 5, Frank Ribery’e 3 ve Jeremy Toulalan’a ise 1 maç ceza vermişti. Anelka bu cezadan sonra milli takım kariyerini sonlandırdığını açıklamıştı.

ANELKA’NIN ŞAMPİYONLAR LİGİ GOLLERİ

Okumaya devam et

Popular