Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

‘Mavi Vatan’da köşeye sıkışmak ve hezimeti yaşamak

Alman turistlerden elde edilecek eurolar uğruna “Mavi Vatan” satıldı. Oruç Reis’in Türk Kıta Sahanlığı sınırları içerisinde yapacağı sismik araştırma iptal edildi. Bir kez daha Erdoğan rejiminin bekası uğruna devletin hak ve menfaatleri feda edildi.

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ – İktidarını belli bir zümrenin hak ve menfaatlerini korumak üzerine inşa eden tek adam rejimleri için ulusal güvenlik ve dış politika gibi konular, kendi bağlamlarından koparılarak iç politik hedeflerinin güdümünde kendilerine hayat hakkı bulurlar. Mısır ve Yunanistan arasında 6 Ağustos tarihinde imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması Türkiye’nin şu anda içerisinde bulunduğu durumu özetleyen en somut gelişme olarak gösterilebilir.

Türkiye’nin yakın kuşağı için örnek olarak gösterildiği, parlamenter rejimin kurumlarının birbirleriyle uyum içerisinde çalıştığı, devletin hak ve menfaatlerinin herkes için belirleyici olduğu zamanlarda, Dışişleri ve Genelkurmay bürokrasisinin uyumlu çalışması sonucunda Mısır ile askeri ilişkiler en üst seviyeye çıkarılmıştı. 2011 ve 2012 yıllarında icra edilen “Dostluk Denizi” tatbikatlarında Doğu Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip iki ülkesi arasındaki yakın iş birliği Doğu Akdeniz’de hayat bulmuştu. İlişkilerde yaşanan ilerlemenin Türkiye açısından bir MEB anlaşması ile sonuçlanması ve Suriye krizi nedeniyle alternatif ticaret rotası olarak Port Said Limanı’nın kullanılması hedefleniyordu.

Ancak, Arap Baharı sonrasında oluşan siyasi ve toplumsal koşulları gizli ajandasındaki siyasal hedefleri hayata geçirmek açısından en uygun zaman olarak değerlendiren Erdoğan, Mısır’da Mursi’nin askeri darbe ile devrilmesine çok sert tepki vererek iki ülke arasındaki ilişkilerin sıfırlanmasına neden oldu. O dönem Genelkurmay karargâhı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu dikkate alarak ilişkilerin askeri olarak örtülü bir şekilde devam etmesini isterken, Erdoğan rejimi kendi ajandası doğrultusunda Mısır ile ilişkileri askıya aldı.

Daha önce Mavi Marmara olayında da İsrail ile benzer bir durum yaşanmış, Erdoğan rejimi, İsrail ile ilişkileri askıya almış, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs iş birliğinin önünü açmıştı. Mısır ile ilişkilerinin askıya alınması da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de tamamen yalnızlaşmasına neden oldu. Mısır o zamana kadar Yunanistan’ın ısrarlı talebine rağmen, Türkiye ile olan ilişkilerinden dolayı bir MEB anlaşmasına “Evet” demedi.

Yunanistan kendisi adına oluşan boşluğu doldurmak için, hem siyasi hem de askeri olarak Mısır ile ilişkileri geliştirme yönünde güçlü bir irade ortaya koydu. Rodos Adası açıklarında her iki ülke deniz kuvvetleri unsurlarının katımıyla amfibi tatbikatlar icra edildi. Erdoğan rejiminin öngörülemezliği ve pragmatist yaklaşımı, ABD’yi uzun vadede bölgede Türkiye’ye karşı bir alternatif aramaya zorladı. Yunanistan’ın Dedeağaç limanı ve bazı üslerinin ABD’nin kullanımına açılması, Yunanistan’ı bölgede daha cüretkâr adımlar atma konusunda cesaretlendirdi.

Türkiye’nin elinde o kadar haklı argümanları olmasına rağmen, sırf iç politikada alıcısı var diye, kaynağı gayri milli bir kavram olan “Mavi Vatan” doktrini etrafında örgütlenen birkaç maceraperest ulusalcı asker ve Cihat Yaycı’nın yönlendirmesiyle, Libya’ya yönelik silah ticaretini perdelemek için, Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yapılan MEB sınırlandırma anlaşması bardağı taşıran son damla oldu. Hukuki ve siyasi olarak çürük bir zemine dayanan anlaşma bölgede diğer “olmazların” önünü açtı. Doğu Akdeniz Gaz Forumu etrafında Türkiye karşıtı bir eksen oluştu.

Bölgede her geçen gün yalnızlaşan Türkiye askeri olarak daha sert tedbirlere başvurdu. 21 Temmuz’da Meis Adası’nın güneyinde Oruç Reis gemisinin sismik araştırma yapması için ilan edilen NAVTEXT (Denizcilere duyuru) Türk ve Yunan donanmalarını karşı karşıya getirdi. Almanya Başbakanı Merkel’in arabuluculuğunda Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi karşılığında, her iki ülke, sorunların çözümü için masaya oturmayı kabul etti. Herkesin anlayacağı dille ifade edersek gelecek Alman turistlerden elde edilecek eurolar uğruna “Mavi Vatan” satıldı, Oruç Reis’in yapacağı sismik araştırma iptal edildi. Oysa; Oruç Reis’in araştırma yapacağı saha, BM’ye deklare edilen Türk Kıta Sahanlığı sınırları içerisindeydi. Bir kez daha Erdoğan, rejimin bekası uğruna devletin hak ve menfaatlerini feda etti.

Almanya sayesinde Türkiye’nin kararlığını test eden Yunanistan, şartları çok iyi değerlendirerek Türkiye için en kötü senaryo olan Mısır ile MEB sınırlandırma anlaşmasını imzaladı. Peki bundan sonra ne olacak?

Erdoğan rejimi yaşanan ekonomik kriz nedeniyle iç politikada zor günler yaşıyor. Halkın yeniden “Saray” etrafında kenetlenmesi için yeni bir gündeme ihtiyacı var. Günlerdir pompalanan Yunan tehdidi, yapılan anlaşma ile somutlaştı. Ulusalcı askerler için de Yunanistan ile yaşanacak bir askeri mücadele kendilerine yeni alanlar açacağı için, tercih sebebi. Zira, onlarda çok iyi biliyor ki; 28 Şubat’ın en önemli aktörlerinden biri olan Güven Erkaya’nın yıldızı, Kardak krizinde parlamıştı.

Toparlarsak; Erdoğan rejimi yeniden Meis güneyinde bir NAVTEXT ilan eder, Oruç Reis sismik araştırma için sahaya intikal eder, Türk ve Yunan donanmaları Doğu Akdeniz’de tam kadro hazır olur, tarih tekerrür eder, Kardak krizinde üsteğmen olan şimdinin SAT Komutanı Amiral Ercan Kireçtepe komutasında SAT’larımız MEİS adası etrafında bulunan adalardan birine çıkar, Almanya ve ABD devreye girer, Erdoğan pazarlık yapar, alacağını alır, vereceğini verir ve “Mavi Vatan” bir kez daha satılır, bu arada ekonomik kriz unutulur, toplum sakinleşir. Bu iyi senaryo.

Herkes artık şunun farkına varmalı. Erdoğan rejimi bu ülkenin en büyük ulusal güvenlik sorunudur. Olayların kontrolden çıkarak sıcak bir çatışmaya dönüşmesi an meselesidir. Türkiye daha önce de buna benzer krizleri başarıyla yönetmiş bir hariciye hafızasına sahiptir. Eğer halen varsa sesini çıkaran birkaç cesur diplomat ve asker, onların tavsiyesine kulak vermek herkesin menfaatine olacaktır.

Analiz

Kürtler, Cemaat ve Solcular güne operasyonla uyandı

Kürtler, Hizmet Hareketi ve İsimsizler Hareketi güne operasyonla uyandı. Onlarca gözaltı kararının arkasında ne var? Operasyonların zamanlaması ve anlamı…

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

On binlerce siyasi tutuklunun bulunduğu Türkiye’de gün yine siyasi operasyonlarla başladı. Sabahın ilk ışıklarında evlere yapılan baskınlarla başlayan polis operasyonlarının hedefinde Kürtler, Gülen Hareketi ve Solcular vardı.

Sabahın ilk ışıklarında Kürt siyasi hareketinden 82 isim, Hizmet Hareketi’yle ilişkileri sebebiyle 76 akademisyen ve İsimsizler Hareketinden dört aktivist gözaltına alındı.

82 KÜRT SİYASETÇİYE GÖZALTI

Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklu bulunduğu 2014’teki Kobani eylemleriyle ilgili soruşturmada 6 yıl sonra operasyon yapıldı.

Operasyonu başlatan Başsavcı, geçtiğimiz günlerde düğün sonrası eşini gelinlikle Tayyip Erdoğan’ı Saray’da ziyarete giden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’dı.

7 ilde gerçekleşen operasyonda 82 Kürt siyasetçi hakkında gözaltı kararı verildi. Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, HDP’li önemli siyasetçi Sırrı Süreyya Önder, HDP’li eski vekiller Altan Tan, Ayla Akat Ata, Nazmi Gür, Emine Ayna, belediye başkanları ve partinin üst düzey yöneticileri bulunuyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada “6, 7, 8 Ekim 2014 tarihlerinde, ülke genelinde ‘Kobani’ olayları olarak bilinen olaylarda’, söz konusu isimlerin sosyal medya ve basın açıklamalarıyla halka eylemlere katılım çağrısı yaptıkları belirtildi ve operasyonun gerekçesi olarak gösterildi. Açıklamada 82 Kürt siyasetçiye yönelik operasyonun halen tutuklu bulunan HDP Lideri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yargılandığı dosya ile aynı olduğu belirtildi.

AKADEMİSYENLER VE ÜNİVERSİTE ÇALIŞANLARINA GÖZALTI

Sabahın ikinci operasyonu Hizmet Hareketi’ne (Gülen Cemaati) yönelikti. 26 ilde 76 akademisyen ve üniversite çalışanı hakkında gözaltı kararı alındı. Uzun namlulu silahlarla yapılan operasyonlarda birçok eve baskın düzenlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü operasyonda, Anadolu Ajansı ve Erdoğan’a yakın medya, akademisyenlerin uzun namlulu silahlı polislerce gözaltına alındığına ilişkin fotoğraflar servis etti.

Gülen Cemaatiyle ilişkileri gerekçe gösterilerek son dört yılda yaklaşık 7 bin akademisyen üniversitelerden ihraç edildi. Bu süreçte 15 Üniversite de yine aynı gerekçeyle kapatıldı.

İSİMSİZLER HAREKETİNE OPERASYON

Sabahın üçüncü operasyonu ise sol gruba yönelikti. İsimsizler Hareketi olarak bilinen gruba yönelik operasyonda 24 kişi gözaltına alındı. İsimsizler Hareketi’nin fikir babası olan Taylan Kulaçoğlu sosyal medya paylaşımları nedeniyle dört aydır tutukluydu.

Taylan Kulaçoğlu’nun kız kardeşi Özen Kulaçoğlu, gazeteci Hakan Gülseven ve yazar Temel Demirer de bu sabah gözaltına alındı.

Gözaltı gerekçelerinin sosyal medyada iktidar karşıtı paylaşımlarda bulunan İsimsizler Hareketi olduğu belirtiliyor.

Temel Demirer’in gözaltına alınmasıyla ilgili eşi Sibel Sibel Özbudun Demirer, “Az önce 3. Sulh ceza hakimliği arama emriyle evimizi basan polisler Temel Demirel’i gözaltına aldılar. Temel’in gözaltı nedeni İsimsizler Hareketi hashtag’inde cumhurbaşkanına hakaret” ifadelerini kullandı.

BASKI YÜKSELDİ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erodoğan, Ege ve Akdeniz’deki gerilim nedeniyle Türkiye’ye yönelik yaptırımları görüşecek olan Avrupa Birliği liderlerine gönderdiği mektupta, “Türkiye ile AB ilişkilerinin yeniden canlandırılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak Türkiye’deki gelişmeler tersi yönde ilerliyor.

Ege ve Akdeniz’deki krizden eli boş dönen Erdoğan yönetimi, ülke içinde baskı sürecini artırdı. Kürtler, Gülen Hareketi ve Sol gruplara yönelik zincirleme operasyonlar başladı.

Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerde ağır hak ihlalleri gerçekleşmeye başladı. Bunlardan en tartışılanı, askerlerin gözaltına aldıkları iki Kürt köylüyü helikopterden attıklarıyla ilgili iddialar. Doktor raporuna da geçen “helikopterden düşme” olayı sonrası iki köylü yoğun bakıma kaldırıldı. İnsan hakları savunucularının yoğun tepkisine rağmen konuyla ilgili soruşturma açılmadı.

Gülen Hareketine yönelik hemen her gün süren polis operasyonlar ise genişletildi. Hemen her gün 50’den fazla insan gözaltına alınmaya başlandı.

Sol gruplardan özellikle sosyal medyada etkin olan gruplar hedef alındı. Akademisyen ve aktivist Nuriye Gülmen, Acun Karadağ’ın içinde olduğu çok sayıda solcu zincirleme biçimde tutuklandı.

BIG BROTHER YASALARI

Hükümet kısa süre önce sosyal medyayı tamamen denetim altına alacak ve gerektiğinde kapatabilecek düzenlemeleri Meclis’ten geçirerek yasalaştırdı. Sosyal medya kullanıcılarının bilgilerinin tamamını devlet arşivine geçirecek bu düzenlemeler, halen direnen Twitter ve Facebook gibi platformlara da ağır para cezaları içeriyor. Tüm platformların sunucularını Türkiye’de tutması ve istendiğinde kopyasını savcılıklara vermesi bu yasal düzenlemelerden bazıları.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıkladığı bir diğer sıkı güvenlik önlemi ise ülke çapında neredeyse her sokağa yayılan kamera sistemlerinin tek merkeze bağlanması. Erdoğan’ın Sarayı’nda kurulacak bir merkeze ülkedeki tüm kamera sistemlerinin bağlanacağını açıklayan İçişleri Bakanı, “Big Brother” eleştirilerine maruz kaldı.

Analist Fatih Yurtsever’e göre, Erdoğan pandemiyi tıpkı Çin gibi dijital diktatörlük kurmak için avantaja çeviriyor ve tüm kişisel bilgileri tek merkezde ve kolayca ulaşılabilir bir hale getiriyor. Yurtsever, Türkiye’nin geleceğinin Çin gibi muhalefetin nefes almakta zorlandığı bir ülke olarak görüyor.

Okumaya devam et

Analiz

Selahattin Demirtaş’ın hikayesi: Erdoğan için yakın tehlike

Erdoğan, “Seni Başkan yaptırmayacağız” diyen muhalif lider Selahattin Demirtaş’ı saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini onu tutuklatarak ve yargı sürecine yönelik müdahalelerle gösterdi.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Selahattin Demirtaş dört yıldır tutuklu. Aslında tahliyesine karar verilmişti ancak daha cezaevinden çıkamadan ikinci bir tutuklama kararı çıkartıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın hapiste tutulmasının hak ihlali olduğuna karar verdi ancak bu karar da uygulanmadı. Demirtaş’ın tutuklanması, yargılama sürecindeki müdahaleler, Erdoğan’ın güçlü siyasi rakibini saf dışı bırakmak için ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor.

Selahattin Demirtaş, genç yaşlarda insan hakları savunucusu bir avukat olarak sivrilmeye başladı. 2006 yılında İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı yaptığı dönemde hak ihlalleriyle ilgili çalışmalarıyla ismini Türkiye’de duyurmaya başladı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Şubesi yöneticiliklerinde bulunduğu dönem, siyaseten de onu ön plana çıkardı.

TOPLUMUN GENELİNİ KAPSAYAN POLİTİKALAR ÜRETTİ

Kürt siyasi hareketi içerisindeki yükselişi onu 2010 yılında HDP genel başkanlığına kadar taşıdı. Ancak klasik Kürt siyasetçilerden farkı, toplumun genelini kapsayan politikalar üretebilmesiydi. Demirtaş yönetiminde ilk kez Kürt orjinli bir siyasi parti tek başına yüzde 10’luk barajı geçerek TBMM’ye girdi.

7 Kasım 2015 seçimlerindeki bu başarı Demirtaş için alarm zillerinin çalmaya başladığı dönem de oldu. Demirtaş, söylemini “Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganına oturttu ve Tayyip Erdoğan’ın yükselen otoriter eğilimlerine yoğunlaşan ilk siyasi lider oldu.

Senarist ve oyuncu Sırrı Süreyya Önder’i bu süreçte stratejist olarak yanına alan Demirtaş, küçük ama çok etkili propaganda kampanyaları düzenledi. Sosyal medyayı Türkiye’de en etkili kullanan siyasetçi oldu. Önder’in de etkisiyle genç kuşakla arasında güçlü bağlar kurdu.

İlk kez Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermeye başlaması, Türkiye’deki siyasi dengeleri tamamıyla değiştirdi. HDP 6 milyon oy aldı. Yüzde 13’lük bu oy oranı Erdoğan’ı tek başına iktidardan düşürdü.

ÇÖZÜM SÜRECİ’NİN OLUŞTURDUĞU BARIŞ İKLİMİ

Türklerin de bir Kürt siyasetçiye oy vermesini sağlayan iklim, kuşkusuz Çözüm Süreci’nin oluşturduğu barış iklimiydi. Çözüm Süreci’ne başlangıçta pek çok kesim kuşkuluydu. Devletin de PKK’nın da kendi hesapları olduğunu, parlamento zeminine taşınmayan bir çözümün gerçekçi olmadığı eleştirileri vardı. Ancak silahlar susmuştu. Türkiye’de çok uzun yıllar sonra kan akmıyor, asker ve PKK’lı cenazeleri gelmiyordu. Barış iklimi, Çözüm Süreci’ne desteği devletin de PKK’nın da beklediğinin çok ötesine taşıdı. Toplumsal destek yüzde 80’i aştı.

Çözüm Süreci başlangıçta Erdoğan için büyük bir avantaj olarak görülüyordu. Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm Batı dünyasının desteğini arkasına almasını sağlıyor, ülkedeki liberal ve demokratlar dahil elit kesimin AKP şemsiyesi altında birleşmesine neden oluyordu.

Erdoğan’ın hedefi ise bu sayede başkanlık sistemini gerçekleştirebilmekti. Oyunu bozan şey, Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’ın otoriterleşme eğilimini erken görmesi oldu.

7 Haziran 2015 seçimlerine damga vuran „Seni Başkan yaptırmayacağız“ sloganı bu öngörüyle ortaya çıkmıştı. Oysa PKK Lideri Abdullah Öcalan, Başkanlık sistemine destek vereceğini açıkça söylemişti. Demirtaş’ın bu çıkışı, Öcalan’la Kürt siyaseti arasındaki ilk ayrışmaydı aynı zamanda. Bu ayrışma da Türk seçmenin ilk kez bir Kürt siyasetçiye oy vermesini kolaylaştıran başka bir noktaydı.

Demirtaş’ın söylemi ve Erdoğan’ın otoriterleşmesini hedef alan söylemi, halkta karşılık buldu. Yüzde 13 önemli bir başarıydı. AKP tek başına iktidar olabilme gücünü ilk kez kaybetmişti. Ancak Erdoğan iktidarı bırakmadı. Koalisyon kurulmasını engelleyen bir yetki gaspı gerçekleştirdi ve ülkeyi 1 Kasım 2015’te yeni bir seçime gitmeye zorladı.

KÜRT SEÇMENİN GÜNLÜNDEKİ TEK İSİM

Erdoğan Kürt seçmen üzerinde Abdullah Öcalan’ın otoritesinin yerini Selahattin Demirtaş’ın aldığını görmüştü. Öcalan hapiste ve kontrol altındaydı. Selahattin Demirtaş da hapiste olmalıydı.

Erdoğan, Çözüm Süreci’ni başkanlık sistemini realize edebileceği bir aparat olarak görmüyordu artık. Çözüm Sürecini bitirdi.

Demirtaş’ın öngörüsü kadar Erdoğan da öngörülüydü. 7 Haziran 2015 seçimlerinde tek başına iktidarı kaybedeceğini ve bunun nedeninin Demirtaş olduğunu öngörmüştü.

Ülke seçime giderken, Erdoğan da silahlanmaya gidiyordu. Nisan ve Mayıs 2015 aylarında Emniyet Genel müdürlüğü için çok büyük silah alımları yapıldı. Ranger isimli, zırhlı ve yarı robotik olarak çalışan ağır silahlı araçlar ithal edildi. Şehir içi çatışmalarda kullanılmak üzeri on milyonlarca dolarlık mühimmat ve silah alımı yapıldı. Alımlar tamamen Kürtlerin yaşadığı şehirlerdeki Emniyet müdürlükleri için yapılıyordu.

Herkes seçimi konuşurken, bu yüklü silah alımlarını gören yoktu. Nokta Dergisi, 1 Mayıs 2015’teki sayısında bu konuya dikkat çekti. Tayyip Erdoğan’ı bir el bombasının fitilini çekerken gösteren bir fotoğrafı kapağına koyan Nokta Dergisi, aniden yapılan yüklü miktardaki silah alımlarının Çözüm Süreci’ni bitirmek ve savaşı başlatmak için bir hazırlık olduğunu vurguluyordu.

Öyle de oldu. Erdoğan, 7 Haziran 2015 sonuçlarını kaybedilmiş seçim olarak aylar öncesinde görmüştü ve hazırlığını seçim sonrası için yapıyordu. Kürtler artık partner değil düşmandı. Yeni partner “bozkurtlar” olarak anılan, ırkçı politikalarıyla bilinen Milliyetçi Hareket Partisi’ydi (MHP).

HARİTADAN SİLİNEN ŞEHİRLER

Seçimlerin hemen ardından Güneydoğu’da operasyonlar başladı ve Kürtlerin yaşadığı bazı şehirlerin haritadan silinmesine neden olan bir savaş süreci yaşandı. Binlerce insan hayatını kaybetti. Binlerce sivil yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Ancak PKK’nın da Erdoğan kadar çatışmaya hazırlıklı ve istekli olduğu da bir gerçekti. Şehirlerdeki çatışmalarda PKK da tonlarca bomba kullandı. Süreçte Ankara ve İstanbul’da peş peşe bombalı saldırılar gerçekleşti. Hatta Başkent Ankara’nın kalbi sayılan Kızılay meydanında peş peşe patlayan ve 100’den fazla sivilin hayatını kaybettiği patlamalar zinciri nedeniyle, halk sokağa çıkmaktan korkar hale geldi.

Çatışma tüm şiddetiyle sürerken, kazançlı çıkan tek kişi Tayyip Erdoğan’dı. MHP’yle birlikteliği ve kamuoyundaki savaş tedirginliği oyları mıknatıs gibi Erdoğan’a çekti. Ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde Erdoğan yüzde 49.5 oya ulaşarak partisine yeniden tek başına iktidarın yolunu açtı.

Fakat Demirtaş tehlikesi halen geçmiş değildi. Kürt seçmende yaşanan savaş nedeniyle devlete olan kızgınlık kadar PKK’ya da kızgınlık vardı. Çözüm Süreci’ne inanmış geniş Kürt kamuoyu büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu ve masanın iki tarafındakilere de aynı faturayı kesiyordu. Çözüm sürecini ayakta tutmak için büyük çaba gösteren Selahattin Demirtaş ise istisnaydı.

ERDOĞAN OTORİTERLEŞTİKÇE ONUN POLÜLARİTESİ ARTIYOR

Demirtaş ağır çatışma koşullarına rağmen hala kamuoyunun tamamını kapsayabilen politikalar üretebiliyordu. Erdoğan otoriterleştikçe Demirtaş’ın yeniden ve belki de daha fazla popüler olacağı açıktı.

Kendisine alternatif liderleri legal ya da illegal yollarla saf dışı bırakmasıyla bilinen Erdoğan’ın yeni hedefi Demirtaş’tı. Ve Selahattin Demirtaş’ı tutuklamak için önce medya kampanyası başlatıldı. Erdoğan’ın kontrolündeki medya Demirtaş’a açıkça „terörist“ demeye başladı. Savcıların harekete geçirilmesi ise 15 Temmuz 2016’dan sonra oldu.

4 bine yakın hakim ve savcının meslekten ihraç edildiği 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yargıda ana güç milliyetçi hakim ve savcılar oldu. Hakiler ve Savcılar Kurulu’nun yönetimi sıkı bir „bozkurt“ olan Mehmet Yılmaz’a verildi.

Demirtaş, HDP eş genel başkanı iken 4 Kasım 2016’da Diyarbakır’da gözaltına alınarak tutuklandı ve Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Edirne özellikle seçilmişti. Kürtler, Türkiye’nin en doğusunda yaşarken, Demirtaş Türkiye’nin en batısındaki şehre gönderilmişti. Demirtaş’la birlikte, onu kitlelere açan politik söylemleri üreten Sırrı Süreyya Önder dahil HDP’nin yeni nesil tüm politikacıları da gözaltına alındılar.

Aslında Kürt siyasetçilere yönelik operasyonun önü Mayıs 2016’da TBMM’de açıldı. Demirtaş’ın yargılanması gerektiğini söyleyen ilk kişi elbette ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dı.

PARLAMENTOYA DOKUNULMAZLIK ÇAĞRISI

Erdoğan 16 Mart 2016’da yaptığı konuşmadan, iki yıl önce 6-8 Ekim 2014’teki Kobani eylemleri nedeniyle 46 kişinin yaşamını yitirmesinden Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tuttu ve HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için parlamentoya çağrı yaptı.

AKP ve MHP dokunulmazlıkların kaldırılması için hemen harekete geçti. Ana muhalefet partisi CHP de destek verdi. CHP’nin destek vermesi entelektüel kesimde tepkiyle karşılansa da CHP’nin tarihindeki Kürt karşıtı tutumu düşünüldüğünde şaşırtıcı değildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demirtaş’ın hapse atılmasına neden olacak yasal düzenlemenin anayasaya aykırı olduğunu bildiklerini ancak yine de kabul oyu vereceklerini açıkladı.

Anayasa değişikliği teklifi 20 Mayıs 2016’da CHP’li milletvekillerinin de verdiği oylarla kabul edildi.

Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu. Bir süre tek başına hücrede tutulsa da ardından yanına başka bir tutuklu Kürt siyasetçi yerleştirildi.

Demirtaş hakkında hazırlanan iddianamede ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’, ‘halkı kanunlara uymamaya tahrik’, ‘suç işlemeye tahrik’ ve ‘suçu ve suçluyu övme’ suçlamalardan 43 yıldan 142 yıla hapsi talep edildi.

HUKUKİ DEĞİL SİYASİ NEDENLERLE HAPSEDİLDİ

Tahliye talepleri sürekli olarak reddedilince Demirtaş, Anayasa Mahkemesine (AYM) ve AİHM’ye başvurdu.

AİHM, 20 Kasım 2018’de Demirtaş’ın ‘hukuki’ değil, ‘siyasi’ nedenlerle hapsedildiğine hükmederek tahliye edilmesi gerektiğine karar verdi.

Aynı gün Erdoğan, karara tepki göstererek “AİHM’in verdiği kararlar bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” dedi.

Erdoğan’ın karşı hamlesi kısa sürede anlaşıldı. AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesini kararlaştırmıştı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, başka bir suçlamayı gerekçe göstererek hızla karar aldı ve Demirtaş’a 4 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Demirtaş artık tutuklu değil hükümlüydü. Dolayısıyla Erdoğan’ın karşı hamlesi gerçekleşmiş AİHM kararı boşa düşürülmüştü.

Yargılama sürecinde skandallar birbirini izliyordu. Demirtaş aldığı cezadan yatması gereken süreyi zaten cezaevinde geçirmişti. Avukatlar bu sebeple tahliyesini istediler. Kabul edildi ve Demirtaş’ın tahliyesinin önü açıldı.

20 Eylül 2019’da Demirtaş daha cezaevinden çıkmadan yeni bir suçlama dosyası geldi. Tahliye olacağı gün Demirtaş bu kez de Kobani olayları gerekçe gösterilerek tekrar tutuklandı.

BUNLARI BIRAKMAYIZ!

Erdoğan, aynı gün yaptığı açıklamada “Sonuna kadar bu işin takipçisiyiz, takipçisi olacağız. Bunları bırakamayız. Eğer biz bırakırsak ebedi alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar” dedi.
Avukatlar ikinci tutukluluğu da Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e taşıdı. 9 Haziran 2020’de Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığına hükmetti. Ancak Demirtaş’ı yargılayan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadı.

İktidar, Demirtaş’ı Kobani eylemleri nedeniyle uzun süre hapiste tutmanın yollarını ararken 25 Eylül 2020 sabahı yeni bir polis operasyonu başladı. Aralarında Ayhan Bilgen ve Sırrı Süreyya Önder gibi Demirtaş’ın en yakın çalışma arkadaşı olan 82 Kürt siyasetçi evlerine yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alındılar.

Okumaya devam et

Analiz

Sıra geldi dijital diktatörlüğe

Çin modelini örnek alan sistem Türkiye’de kurulmak üzere çalışmalar sürüyor. Bütün düzenlemeler hayata geçtiğinde Saray, Türk halkının ‘big data’sına sahip olacak.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Bilginin internet üzerinden paylaşılması ve bilgi işleme kapasitesinde yaşanan logaritmik artış, “büyük veri (big data)” algoritmalarının geliştirilmesini mümkün kıldı. Big Data algoritmaları hayatı kolaylaştırdığı kadar, bilgiye sahip olanların insanların davranışlarını manipüle ederek toplum üzerinde dijital bir kontrol tesis etmelerine de imkân veriyor. Erdoğan rejimi son aylarda yaptığı düzenlemelerle iktidarının bekasını sağlamak için, Türk toplumu üzerinde dijital gözetim mekanizması kurmayı hedefliyor. Peki, bu plan ne kadar gerçekçi?

EN BÜYÜK BİLGİ

Big data bütün verilerin toplanmasıyla oluşturulan en büyük bilgi olarak tanımlanabilir. Tek başına bir değer ifade etmeyen veriler toplanarak big data algoritmaları tarafından işlenir ve anlamlı sonuçlara ulaşılır. Normal internet kullanıcısı bir kişi, internette harcadığı her saat bilerek veya bilmeyerek kendisi hakkında 15, ailesi ve arkadaşları hakkında 4 bilgiyi sanal ortama bırakır. Bilgi yığınlarını rafine etmek ve birleştirmek için yapay zekâ algoritmalarına sahip süper bilgisayarlar kullanılıyor.

İngiliz Times gazetesi 2018 yılında Google’ın “X” adlı gizli araştırma birimi tarafından 2016 yılında hazırlanan sekiz dakikalık bir videoyu okuyucuları ile paylaştı. Buna göre Google; tüm canlıların ve insanların faydasına olacak şekilde, insan davranışlarını manipüle etmek için bireyler hakkında topladığı devasa bilgileri kullanıyor. Haberin yayınından sonra Google, yayımlanan videonun mevcut veya ileriye dönük herhangi bir planı yansıtmadığını, sadece bir düşünce deneyi olduğunu açıkladı. 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgilerini kullanan Cambridge Analytica isimli veri analiz şirketinin Amerikan seçmeninin siyasal tercihlerini manipüle ettiğine dair ciddi iddialar mevcut.

TÜM HAREKETLER İZLENECEK

Big data ve yapay zekâ algoritmalarının sahip olduğu bu güç, insanlık için yakın gelecekte dijital bir diktatörlük tehlikesini gündeme getiriyor. Çin Hükumeti 2021 yılında “Sosyal Kredi” sisteminin kurulumunu tamamlamış olacak. Bu sistem sayesinde tüm Çin halkının, hem sanal alemde hem de gerçek hayatta tüm hareketleri kontrol edilebilecek. Puanlama sistemi ile vatandaşların ne kadar güvenilir olduklarına karar verilecek.

Bu sisteme göre; trafik kurallarına uymazsanız, faturalarınızı zamanında ödemezseniz, uyumlu bir insan olmazsanız puanınız düşüyor, seyahat, eğitim, kredi ve sigorta gibi hizmetlerden yararlanıp yararlanamayacağınız belirleniyor. Düşük puana sahip olanlar, restoran ve otellere giremiyor, uçak bileti alamıyor, metroya binemiyor, havaalanındaki hizmetlerden ve diğer birçok sosyal haklardan yararlanamıyor. Rejim “Sosyal Kredi” sistemini bir nevi ödül ve ceza mekanizması olarak kullanarak, muhalif hareketlerin önünü alıyor.

Yaşanan ekonomik sorunlar, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve devlet yönetimde mafyatik yollara başvurulması, henüz belirtileri görünür olmasa da Türk halkında içten içe bir öfkenin birikmesine neden oluyor. Erdoğan rejimini ayakta tutan dış dinamikler için halkın desteği, en önemli parametre olarak öne çıkıyor. Zira, küresel sermaye için demokratik bir toplumu ve kurumları ikna etmek yerine, halkının kendisine sorgusuz sualsiz itaat ettiği bir otoriter lider ile anlaşmak daha kolay ve masrafsız bir yol.

SARAY’DA TOPLANACAK

Bu gerçeğin farkında olan Erdoğan Çin modelini örnek alarak benzer bir sistemi Türkiye’de kurmak üzere düğmeye bastı. Türkiye’nin her yerindeki güvenlik kamerası görüntüleri Saray’da toplanacak. Çipli kimlik kartları, ehliyet ve banka bilgilerini tek merkezde toplayacak. Yurt genelinde hizmet veren kargo şirketlerine ait tüm veri tabanları kolluk güçlerinin erişimine açılmış durumda. E Nabız uygulaması her türlü sağlık verilerini depoluyor. GSM firmalarının ne tür bilgileri Saray ile paylaştığı ise şimdilik belirsiz. Basında çıkan haberler göre; Türk Telekom internet hizmeti daha önce Whatsapp yazışmalarının hacklenmesi ile gündeme gelen İsrailli bir firmadan alınan yazılım ile devamlı denetim altında tutuluyor. 1 Ekim’de yürürlüğe girecek yeni yasa ile sosyal medya platformları da denetim altına alınacak. “Hayat Eve Sığar” uygulaması şu anda casus bir uygulama gibi, yükleyen herkesin verilerine ulaşabiliyor, tüm hareketleri de kayıt altına alabiliyor.

Bütün düzenlemeler hayata geçtiğinde Saray, Türk halkının big datasına sahip olacak. Sonraki aşamada yapay zekâ algoritmaları ile bu veriler işlenerek anlamlı hale getirilecek. Elde edilen bilgiler halkın gözetiminde ve manipüle edilmesinde kullanılacak. Kiralanan binanın büyüklüğüne ve istihdam edilecek personelin sayısına bakılırsa, İletişim Başkanlığı da Digital Diktatörlüğün harekât merkezi olacak. Kişisel mahremiyetine önem veren ve manipüle edilmek isteyen herkesin ve sivil toplum kuruluşlarının gelen tehlikenin farkına vararak tek ses olması dışında, şu aşamada yapılabilecek çok fazla da bir şey yok. Maalesef COVİD-19 baskıcı rejimlere planlarını hayata geçirmek için uygun şartları sağlamış durumda.

Okumaya devam et

Popular