Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Bayraktar’ın ölüm kalım savaşı: Tek çıkış çatışmaların sürmesi

Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, insansız hava aracı sektöründe ana oyuncu olan Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’a nefes aldırıyor.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Türkiye, silahlı insanız hava araçlarını Irak’ın kuzeyi, Suriye ve Libya’nın ardından Karabağ’da kullanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi Baykar, Türkiye’nin silahlı ve silahsız insansız hava aracı (İHA/SİHA) sektöründe ana oyuncu. Sektör, kritik parçalarda dışa bağımlı ve bu nedenle ihracat kısıtlamalarıyla karşı karşıya. Türk ordusu ise İHA ve SİHA alımında doyum noktasına ulaşmış durumda. Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, tıkanma noktasına gelen sektöre nefes aldırıyor.

DAĞLICA SALDIRISININ BAŞLATTIĞI TRAVMA

21 Ekim 2007’de güvenlik birimlerine göre Kuzey Irak’tan gelen 150 PKK’lı, sınıra yakın noktadaki Dağlıca karakolunu kuşattı. 16 Türk askerinin hayatını kaybettiği olay sonrası 150 PKK’lının nasıl olup da tespit edilemediği tartışması başladı. Türkiye’nin kendi İHA’larına sahip olma tartışmaları böylece alevlendi ve var olan çalışmalara büyük kaynak aktarılmaya başlandı.

Kısa süreli çözüm için ilk tercih İsrail’in HERON olarak adlandırılan İHA’larını kullanmak yönündeydi. Şimdi Türkiye ile İsrail ilişkileri gergin olsa da o yıllarda sıkı bir askeri iş birliği vardı. İsrail, Türkiye’ye HERON satma ve kiralama dışında teknoloji transferi de yaptı.

İlk yerli üretim çalışmalarını başlatan kurum, kamuya ait bir şirket olan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ANKA isimli insansız hava aracını geliştirdi.

Bir yandan da iki özel sektör firması Vestel ve Baykar da İHA üretimi çalışmalarını sürdürüyorlardı.  Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile Selçuk Bayraktar’ın evlenmesiyle Baykar Holding için her şey değişti. Selçuk Bayraktar, BAYKAR Holding’in sahibinin oğlu ve şirketin Teknik Müdürüydü.

1984 yılında otomotiv sektörü için yedek parça üretmek için yola çıkan Baykar firması, ardından savunma sanayiye yönelmiş, küçük bir oyuncuydu. Evlilikle birlikte Baykar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile milyonlarca dolarlık anlaşmalar yapmaya başladı ve sektördeki en büyük oyuncu oldu.

Baykar’ın öne çıkmasıyla TUSAŞ’ın ürettiği ANKA projesi baskılanmaya başladı.

NE KADAR YERLİ?

Baykar Holding’in internet sitesinde “Türkiye’nin ilk yerli ve milli İnsansız Hava Araçlarını üreten firma” olduğu yazıyor. Tamamen Erdoğan’ın kontrolü altında olan Türk medyasında da aynı cümleyi hemen her gün duymak mümkün. Ancak yaygın propagandanın aksine “yerli” kavramı oldukça tartışmalı.

Baykar’ın ürettiği farklı modellerdeki silahlı ve silahsız İHA’ların kritik parçaları ithal.

Örneğin; halen Karabağ ve Libya’da kullanılan Bayraktar TB2 modeli, Avusturya’da üretilen Rotax 912-iS motoruna sahip. Akıncı model İHA’nın motoru ise Ukrayna’dan ithal edilen; Ivchenko-Progress Motor Sich AI-450T tipi Turboprop.

İHA’lar için en kritik parça olan kamera sistemleri de ithal. ABD / Kanada L3Harris Technologies LHX.N şirketinden Wescam MX15HD  ve  Alman Hensoldt’tan GosHawk II veya ABD MX15 FLIR kamera ve optik sistemlerinin yanında yine Kanadalı yapımcı Wescam’in elektro-optik (EO) ve kızılötesi (IR) kamera sistemleri kullanılıyor.

Yani BAYKAR motor ve kamera, yer tespit sistemlerinde tamamen dışa bağımlı. Baykar’ın kullandığı mühimmat ise kamu şirketi olan ROKETSAN tarafından üretiliyor.

İHRACAT YAPAMIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Mayıs 2020 itibariyle 140 adet İHA ve SİHA bulunuyor. Bunlardan 107 adedi Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın firması Baykar’dan alındı. Kamu şirketi TUSAŞ’dan alınan ANKA sayısı ise 23 adet. İsrail’den alınan 10 adet İHA da halen Gözcü-1 ismiyle kullanılıyor.

TSK İHA ve SİHA sayısı itibariyle doyum noktasına ulaşmış durumda. Drone sektörünün içine girdiği açmazdan çıkması için ihracat yapabilmesi gerekiyor. Bunun için silah sistemlerinin/parçalarının ithal edildiği ülkelerin izni şart.

Ancak Kanadalı Türkiye’ye ihracat izni vermiyor. Türkiye bugüne kadar özel izinle Katar, Ukrayna ve Azerbaycan’a çok az sayıda satış gerçekleştirebildi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da tekrar başlayan çatışmalar sonrası Kanada, Türkiye’ye savunma sanayi ihracatını durdurdu. Kanada merkezli sivil toplum kuruluşu Project Ploughshares, Dağlık Karabağ’da L3 Harris Wescam tarafından üretilen optik kamera ve hedefleme sistemlerinin kullanıldığını raporlaştırdı (Killer Optics: Export of WESCAM Sensors to Turkey- a Litmus Test of Canada’s Compliance with the Arms Trade Treaty). Rapor üzerine Kanada Başbakanı Justin Tredeau soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı kararı çifte standart olarak niteleyen bir açıklama yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve ihracat yasağının kaldırılmasını istedi.

Yasak Türk Silahlı Kuvvetleri’den daha çok Erdoğan ailesinin bir üyesi olan Selçuk Bayraktar’ın şirketini ilgilendiriyor. L3 Wescam’den MX15HD model optik kamera sistemleri olmadan Baykar firmasının İHA üretimi yapması mümkün değil. Almanya ve Amerika’da bulunan alternatifler ise yine benzer nedenlerle tedarik edilemiyor.

Türk dronlarını zora sokan ilk ambargo 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’de YPG’ye yönelik başlattığı askeri operasyon sırasında yaşandı. Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere ile birlikte Türkiye’ye silah ambargosu kararı aldı. Türkiye’de İHA ve SİHA üretimini durduran karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Trudeau arasında Nisan 2020’de bir görüşme gerçekleşti. Erdoğan, L3 Herris Wescam teknolojisinin ambargo kapsamı dışında tutulmasını talep etti. Project Ploughshares’un raporuna göre Kanada Federal Dışişleri Ticaret ve Kalkınma Bakanlığı Erdoğan’ın bu talebini Haziran 2020 itibariyle yerine getirdi.

Yine rapora göre Türkiye’nin üretmeye çalıştığı “elektro optik infrared” sensor ve kamera sistemleri çok ağır olduğu için Türk dronları tarafından kullanılamıyor ve Türkiye bu konuda Kanada’ya muhtaç durumda.

ÇATIŞMALAR FİRMA KARLARINI YÜKSELTTİ

Türkiye’nin dış politikası son yıllarda giderek askerileşti.  Önce Suriye ardından Libya’da Türk Ordusu çatışmalara dahil oldu. Baykar’a ait İHA ve SİHA’lar ilk olarak 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra Türk Ordusu tarafından Suriye’ye başlatılan operasyonda kullanıldı. Ardından 2020’nin başından itibaren Libya’ya SİHA ve çok sayıda küçük taktik İHA gönderildi.

Türkiye’nin gönderdiği  SİHA’lar Baykar grubuna aitti ve sahada askeri dengede önemli değişimlere neden oldu. Şubat ayında İHA’ları kontrol eden 2 sivil mühendis hayatını kaybetti ancak Türkiye için daha fazla SİHA göndermek sorun olmadı.

Kasım 2019- Mayıs 2020 tarihleri arasında 23 adet İHA, Hafter güçleri tarafından düşürüldü. Türkiye için İHA’ların düşürülmesinden çok İHA kontrol merkezleri ve mühendislerinin vurulması sorun.

Suriye ve Libya’daki çatışmalar Baykar’ın karını yükseltti. Libya’da çatışmalar geçici olarak da olsa durunca İHA sektöründeki fazla kapasite sorun olmaya başladı. Ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da başlayan çatışmalar sonrası Baykar İHA’lar kullanılmaya başlandı. İhracat izni olmamasına karşın Baykar’a ait TB2’ler fiili olarak kullanılıyor. Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’a ait hedeflerin vurulmasıyla ilgili İHA görüntülerini peş peşe paylaştı. Çatışmanın ilk haftasında Ermenistan’a ait 43 adet tankın Baykar TB2 ile vurulduğu belirtiliyor.

TÜRKİYE AMBARGOYU AŞMAYA ÇALIŞIYOR

Kanada Dışişleri Bakanı Francois-Philippe Champagne’nin Türk dronları için kritik parçalara ilişkin ihracat izinlerini askıya aldığını açıklamasından sonra Türkiye çözüm üretmeye çalışıyor. Kanada’nın Dağlık Karabağ’daki çatışmalar durunca kameralarında satışına tekrar izin vermesi bekleniyor.

Diğer taraftan alternatif arayışları sürüyor. ABD ve Almanya ile yaşanan gerilim nedeniyle bu iki ülkeden tedarik mümkün gözükmüyor. Masadaki diğer alternatif ise Çin sistemleri. Ancak Çin’in savunma sistemleriyle ilgili bilgileri kapalı tutması nedeniyle bu sistemlerin ne kadar verimli olduğu soru işareti.

Türkiye’nin yerli olarak geliştirmeye çalıştığı ASELSAN’ın Cats HD sisteminin sorunları ise henüz çözülebilmiş değil.

Ancak Türk dronlarının tek sorunu optik hedefleme sistemleri değil, motor sisteminde de Türkiye halen dışa bağımlı durumda. Baykar dronları Avusturya ve Ukrayna’dan ithal motorlarla uçabiliyor.

Analiz

NATO 2030: Yeni bir dönem için birleşmek ve Türkiye’nin izolasyonu

NATO, yeni dönemde etkili bir küresel güvenlik ve iş birliği örgütü olmayı hedefliyor. Türkiye tarafından veto edilen AB-NATO askeri iş birliği konusu, Almanya ve Fransa’nın istediği şekilde NATO’nun gündemine gelecek.

FATİH YURTSEVER | ANALİZ

NATO’nun siyasi askeri faaliyetlerine yön veren ‘Stratejik Konsept‘ 2010 yılında hazırlandı. Çin’in yükselişi, Rusya’nın askeri gücünü geliştirmesi, saldırgan tutum takınması ve kritik teknolojiler konusunda yaşanan süratli ilerlemeler, güvenlik ortamını ve tehdit algısını değiştirdi.

Özellikle de Kovid-19 ile mücadele adı altında, baskıcı rejimlerin, vatandaşlarının her faaliyetini gözlem altına almalarına imkân veren dijital teknolojilerin yaygınlaşması, demokrasiler için tehlike çanlarının çalmasına neden oldu.

‘ÖNCE AMERİKA’ ANLAYIŞI

AB’nin askeri gücünün olmayışı ve ekonomik çıkarlarını merkeze alan tavrı, baskıcı rejimleri ve otoriter liderleri cesaretlendirdi. Bu dönemde ABD’nin içe kapanması, Çin ile mücadeleye odaklanması ve ‘Önce Amerika’ anlayışı uluslararası sistem açısından küresel liderlikte boşluklar yaşanmasına neden oldu. İngiltere’nin AB’den ayrılışı, Almanya’nın AB’yi ekonomik olarak kontrol altına alması ve Fransa’nın siyasi olarak AB liderliği için kendisini aday görmesi, tartışmaları alevlendirdi.

Bir NATO ülkesi olarak Türkiye’nin Rusya’dan S-400 silah sistemi satın alması, NATO içerisinde rahatsızlığa neden oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un yaşananları veciz şekilde özetleyen “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi, değişen güvenlik ortamının ihtiyaçları doğrultusunda NATO’nun dönüşümü için düğmeye basılmasına neden oldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg tarafından görevlendirilen eski Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere ve eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell eş başkanlığındaki bağımsız grup, NATO’nun nasıl daha güçlü hale gelebileceği hakkında bir doküman hazırladı. Söz konusu çalışma “NATO 2030: Yeni Bir Dönem İçin Birleşmek” adıyla 1-2 Aralık tarihlerinde yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda üye ülkeler ile paylaşıldı.

Buna göre:

  • NATO, sistematik rekabetin geri döndüğü, Çin’in yükselişe geçtiği, Rusya’nın saldırganlaştığı, gelişen ve ezber bozan teknolojilerin her şeyi dönüştürdüğü stratejik ortama uyum sağlamalı. 2010 Stratejik Konsepti güncellenmeli. Rusya’nın tehditlerine ve düşmanca eylemlerine siyasi olarak bütün halinde, kararlı ve tutarlı bir şekilde yanıt verilmeli. Çin kaynaklı güvenlik sorunlarına çok daha fazla zaman, siyasi kaynak ve eylem ayrılmalı.
  • Siyasi uyum ve birliği sürdürmek, tüm müttefikler açısından kesin öncelik olmalı. Atlantik’in her iki yakasındaki müttefikler, Avrupa-Atlantik bölgesinin savunmasında temel kurum olarak NATO’ya olan bağlılıklarını yeniden teyit etmeli. NATO ve AB, güven ve karşılıklı anlayış temelinde yakın iş birliği içinde bulunmalı. NATO, stratejik çıkarlarını geliştirmek için küresel bir taslak oluşturmalı. Mevcut talebe dayalı yaklaşımdan, çıkar odaklı bir yaklaşıma geçmeli ve faaliyetler için daha istikrarlı ve öngörülebilir kaynak akışı sağlamayı düşünmeli.
  • NATO, oybirliğine dayalı kararların uygulanmasını sürdürmeli, bununla birlikte ve karara dayalı devam eden çalışmalarda, oybirliği ilkesinin hafifletilmesine ilişkin tedbirler almalı. Personel ve belirli bütçe konularında anlamlı kararlar alabilmek için Genel Sekreterin yetkilerini artırmayı düşünmeli.
AB-NATO ASKERİ İŞ BİRLİĞİ

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere NATO, yeni dönemde etkili bir küresel güvenlik ve iş birliği örgütü olmayı hedefliyor. ABD’nin Trump döneminde çok da başarılı olamadığı Çin ile mücadele için, AB ülkelerinin desteğine ihtiyaç duyacak olması, AB’nin küresel rolünün artmasını isteyen Almanya ve Fransa’nın elini kuvvetlendiriyor. Dokümanda da açıkça ifade edildiği gibi, daha önce Türkiye tarafından veto edilen AB-NATO askeri iş birliği konusu, Almanya ve Fransa’nın istediği şekilde NATO’nun gündemine gelecek. AB, ihtiyaç olması durumunda NATO’nun askeri yeteneklerini kullanabilecek. Türkiye’nin gelecekte bu tür kararları veto etmesinin önüne geçilebilmesi için de karar alma süreçleri revize edilecek.

Söz konusu plana Almanya ve Fransa tam destek veriyor. Ancak ironik bir şekilde “Yeni Bir Dönem için Birleşmek” temalı bir dokümanın açıklandığı NATO toplantısına, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo arasında yaşanan tartışmalar damgasını vurdu. Her iki bakan karşılıklı olarak birbirlerini suçladı.

Türkiye 1952 yılından beri güvenliğini NATO üzerinden sağlamasına rağmen, S-400 tedariki, Libya’ya silah gönderilmesi, Suriye ve Doğu Akdeniz konularında, her geçen gün NATO ile arasındaki mesafeyi açan politikalar izliyor. NATO Türkiye için Batı’ya açılan kapı olmasına rağmen, doğrudan çatışma içerisine girilmesini anlamak mümkün değil. Kararlar NATO’da oybirliğiyle alındığı için Türkiye hak ve menfaatlerine aykırı durumları veto etme hakkına sahip. Bugün çok övündüğümüz milli gemi, milli tank, silahlı insansız hava araçlarının üretilmesi gibi konularda sağlanan ilerlemede, NATO’dan elde edilen bilgi ve transfer edilen teknolojik alt yapının katkısı azımsanamayacak kadar büyük.

TÜRKİYE’NİN MAFYATİK REJİMİ

Dünyanın içerisine girdiği dönüşüm, NATO gibi ittifak sistemlerinin önemini artırırken ülkelerin güvenlik ihtiyaçlarını daha kırılgan hale getiriyor. NATO yeni dönem için birleşmek temasıyla bir araya gelirken Türkiye’nin içeride mafyatik rejiminin günlük hevesleri uğruna izlediği politikalar nedeniyle NATO’dan dışlanması, yakın vadede telafisi imkânsız zararlara neden olacak. Zira, Atlantik her iki yakasının yeniden bir araya gelebilmesi için AB, ABD’den somut adımlar atmasını isteyecek. Bunun da ilk yansıması otoriter rejimlerin ile kurulan ilişkilerin gözden geçirilmesi şeklinde olacak.

Eski Özel Kuvvetler mensubu Nuri Gökhan Bozkır tarafından Ukrayna medyasına verilen röportaj ve paylaşılan görüntüler ile Suriye’deki terörist gruplara gönderilen silahların deşifre edilmesi, Türkiye’ye verilen gözdağının ilk işareti olarak değerlendirebilir. Zira, bizzat Erdoğan tarafından basın toplantısında ismi açıkça zikredilerek iadesi talep edilen Nuri Gökhan Bozkır’ın, iyi ilişkilere rağmen iade edilememesi ve üstelik konuşmaya devam etmesi, ancak Ukrayna üzerindeki ABD ve Almanya etkisi ile açıklanabilir. Maalesef Türkiye bir çıkmazın içerisinde. Erdoğan ve koalisyon ortakları hukuka dönüp Batı sistemi ile entegre olmaları gerektiğini bilmelerine rağmen, bunun bedeli yargılanmak olduğu için direniyorlar. Türkiye’nin izole edilmesi karşılığında da sadece ömürlerini kısa bir süre uzatıyorlar.

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan’ın cömert arkadaşı: El Sani

Katar, piyasa değerinin 2,5 katı ödeyerek Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu 150 milyon dolara satın aldı. Katar emiri El Sani’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı ilk cömertliği değil bu. Erdoğan’ın kullandığı ultra dizayn edilmiş 400 milyon dolar değerindeki Boeing 747-8 tipi özel uçak da Katar Şeyhi el Sani tarafından Erdoğan’a hediye edildi.

BOLD – Katar’ın Erdoğan yönetimine karşı cömertlikleri, ekonomik alandan savunma sanayi ve askeri iş birliğine kadar Türkiye’den çeşitli karşılıklar alıyor. El Sani ile Erdoğan’ı kimi zaman aynı helikopterin içinde Türkiye semalarında yatırım arsası bakarken görebiliyorsunuz, kimi zaman ortak amaçlar için ordularını savaştırırken.

Turkishminute.com’un haberine göre 2000’li yıllarda büyük oranda Avrupa yatırımlarını çeken Türkiye, 2010 yılından sonra Katar Yatırım Otoritesi (QIA) ile tanıştı. Bu dönem, Erdoğan yönetiminin “Yeni Osmanlıcılık” fikirlerini dile getirmeye başladığı dönemdi. Katar’ın Türkiye yatırımları finans sektöründen başladı ve kısa sürede 25 Milyar dolara yükseldi.

FİNANSBANK’I SATIN ALDI

Katar fonlarına ait şirketler bankacılık yanında finans kuruluşlarına da ilgiliydi. Qatar National Bank, Türk bankacılık sektörüne adım attı ve kısa sürede Finansbank’ı satın aldı. Ardından ABank’ın tümü Katar’a satıldı. İslami finans kuruluşları arasında yer alan Katarlı Qinvest, 2016 yılında Ergo Portföy‘ü satın alarak adını “Qinvest Portföy” olarak değiştirdi.

Medya sektörüne giren Katar, Türkiye’nin en büyü dijital yayıncılık platformu Digitürk’ün sahibi oldu.

Erdoğan’ın Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu Katar’a satması, son dönemde finans alanında yaşadığı zorluklarla ilişkili. Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, büyük bir siyasi kriz sonrası Hazine ve Ekonomi Bakanlığından istifa etti. Katar’ın istifanın hemen ardından yeni satın almalar yapması, Erdoğan’a bir kez daha destek olarak okundu muhalefet tarafından.

Katar, Türk lirasının  dolar karşısında rekor değer kaybettiği 2018’deki kur krizi sırasında Türkiye’ye 15 milyar dolar yatırım yapmış ve kredi hattının açtığını belirtmişti. Pandeminin başlangıcında Türkiye tekrar kur krizine girince Katar yardıma koştu ve iki ülkenin merkez bankaları aralarındaki swap anlaşmasının limiti 15 milyar dolara yükseltildi.

Katar Emiri’nin Tayyip Erdoğan’a hediye ettiği 400 milyon dolarlık özel lüks uçak.

AVM’LER, LİMANLAR, KANALLAR…

İstinye Park Alışveriş Merkezi, Katar’ın son olarak hisselerini satın aldığı Türkiye’nin en değerli gayrimenkullerinden biri. İstinyePark’ın yüzde 42’lik hissesi Qatar Holding’e 300 milyon dolara satıldı. Türkiye’nin en büyük turizm merkezi Antalya Limanı’nın işletmesi de 140 milyon dolara 2028’e kadar Katarlı Q Terminals’e devredildi. İstanbul’daki kruvaziyer turizminin yeni merkezi olarak inşa edilen Haliç Altın Boynuz Projesi de Katarlı sermayenin ortaklığıyla finanse ediliyor.

Emir el Sani’nin annesi Şeyha Moza, Erdoğan’ın mega projesi olan Karadeniz ve Marmara denizlerini birbirine bağlayacak yeni su kanalı projesinin en büyük yatırımcılarından. Kanal İstanbul’un etrafından arazi satın alan Emir’in ailesinin toplamda ne büyüklükte arazi satın aldığı açıklanmadı.

Türkiye’nin en pahalı yalısı  ve dünyanın en pahalı dördüncü evi olan Erbilgin Yalısı da 2015’ten beri Katarlıların. Katar Emiri Al Sani’nin kayınpederi Abdülhadi Mana Ash Al-Hajri, İstanbul Boğazı manzaralı yalı için 100 milyon Euro ödedi.

MÜSLÜMAN KARDEŞLERİ DESTEKLEYEN İKİ ÜLKE

El Sani, Erdoğan’ın en sık görüştüğü lider. İkili son üç ayda üç kere zirve yaptılar. İkisinde Erdoğan, Katar’a gitti. Son beş yılda resmi olarak 28 kez biraraya geldikleri biliniyor.  İki lideri politik olarak stratejik ortak konumuna getiren olay Suriye iç savaşı oldu. Erdoğan ve el Sani, Esad yönetimine karşı aralarında cihatçıların da olduğu gruplara güçlü destek verdiler. Ekonomik desteğin yananda, lojistik ve askeri destek de sağlandı. Katar Havayollarına ait uçuş numarası gizlenmiş kargo uçakları Türkiye’nin Suriye sınırındaki Gaziantep havalimanına yüzlerce iniş yaptı.

Suriye’deki işbirliği Mısır’da da devam etti ve Müslüman Kardeşler iktidarının en güçlü iki destekçisi Türkiye ve Katar oldu. İki ülke bu sebeple Arap dünyasının geri kalanını karşılarına aldılar ve önce Katar’a ağır bir ambargo, ardından Türk mallarına boykot ve ambargo geldi.

ASKERİ ALANDAKİ İŞ BİRLİKLERİ

Katar ve Türkiye, Libya’da da ortak hareket ediyorlar. Mısır ve BAE’nin desteklediği Halife Hafter hükümetine karşı; Türkiye ve Katar, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyorlar. Türk ordusu doğrudan Libya’daki savaşa müdahil olurken, Ağustos ayında imzalanan anlaşmayla Türkiye ve Katar Libya’da subaylara eğitim verecek. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kurmakta olduğu yeni Libya Ordusu’nu beraber şekillendirecek.

Türkiye’nin 2015’te Katar’da askeri üs kurdu ve 2019’da da ikincisini inşa etti. Türkiye’nin stratejik tesislerinden Tank-Palet fabrikası, Erdoğan’a yakın bir işadamı olan Ethem Sancak’a satıldıktan kısa süre sonra yarı hissesi Katar Silahlı Kuvvetleri Endüstri Komitesi tarafından satın alındı.

BOYNER, NETWORK, BANVİT…

Katar’ın Türkiye’deki satın almaları devletle sınırlı değil. Boyner, Network gibi Türkiye’nin en lüks giyim markalarından, Banvit gibi gıda şirketlerine ve inşaat firmalarına kadar onlarca büyük firma da Katar fonları tarafından satın alındı.

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye bir günde nasıl Kovid-19 vakalarında dünya üçüncüsü oldu?

Türkiye’de gerçek Kovid-19 rakamlarının gizlendiğine ilişkin çok önemli bir gelişme yaşandı. Bugüne dek hasta sayılarını açıklayan ve sayıyı günlük 6 bin civarında tutan Sağlık Bakanlığı dün aniden 25 Kasım’daki vaka sayısının 28 bin 351 olduğunu açıkladı.

BOLD – Sağlık Bakanlığının 25 Kasım’da açıkladığı rakamlara göre Türkiye, Kovid-19 pozitif vaka sayısında ABD ve Hindistan’ın ardından üçüncü durumda.

Bakanlığın bir günde rakamları aniden değiştirmesiyle ilgili farklı görüşler var. Türkiye’de durumun oldukça kötüleştiği ve kamuoyunun dikkatli olması için rakamların gerçeğe yakın olarak açıklandığını iddia edenler çoğunlukta.

Türkiye’de okullar Kasım ayı başında tekrar kapandı. Muhalefet ve Tabipler Odası Birliği, iki hafta tam kapanma istiyor. Ancak ekonomik kriz nedeniyle hükümet bu teklife sıcak bakmıyor.

Başka bir iddia ise gazeteci Adnan Bulut’tan geldi. Bulut, Dünya Sağlık Örgütü tarafından aşı dağıtımının ülkelerin açıkladığı vaka sayısına göre yapılacağı, Sağlık Bakanlığı’nın bu nedenle aniden sayıları dört kattan fazla artırdığını iddia etti.

Türk Tabipler Birliği ise Sağlık Bakanlığının günlük 28 bin vaka sayısının da inandırıcı olmadığı görüşünde.

Birlik Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, filyasyon ekiplerinin 25 Kasım’da sadece Başkent Ankara’da 14 bin civarı pozitif vaka tespit ettiğini, Türkiye’nin geneli için 28 bin rakamının inandırıcılıktan uzak olduğunu söyledi.

Tabipler Birliği, uzun süredir Sağlık Bakanlığının rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirtiyor ve gerçek rakamın açıklanandan 20 kat fazla olduğunu belirtiyordu.

KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK!

Konuyla ilgili açıklama yapan Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın rakamları aniden artırmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Gerçeklerin bir biçimde ortaya çıkma huyu var. Biz Türk Tabipleri Birliği olarak başından beri haklı olduğumuzu söyledik. Keşke olmasaydık. Keşke bu kadar insanımız ölmeseydi. Bu kadar hastamız olmasaydı ve bu kadar sağlık çalışanını yitirmeseydik. Biz bunun hala önlenebilir olduğunu söylüyoruz. Toplu hareketliliğin kısıtlanması, toplu bulunan alanların kapatılması, zorunlu üretim dışında üretimin mutlaka durması ve bunun en az 2 hafta tercihen 4 hafta olması. 4 hafta hızı düşürebilmek için ideal olanıdır.”

Tabipler Birliği adına yapılan resmi açıklamada ise, Fahrettin Koca’nın gerçek rakamları gizleyerek pandeminin yayılmasına neden olduğu ve yüzlerce insanın ölümünde sorumluluğu bulunduğu belirtildi. Açıklamada Koca istifaya çağrıldı.

TABİPLER BİRLİĞİ ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR

Tabipler Birliği Başkanlığı’na iki ay önce Şebnem Korur Fincancı’nın seçilmesiyle birlik, Sağlık Bakanlığını ve hükumeti pandemiyle mücadele stratejisi konusunda sert biçimde eleştirmeye başladı.

Fincancı, aktivist bir geçmişe sahip ve insan hakları mücadelesi nedeniyle onlarca kez yargılandı.

Fincancı yönetimi ilk olarak Bakanlığın rakamlarındaki çelişkileri ortaya çıkardı. Peş peşe yayınlanan raporlar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Fincancı’yı terörist olmakla suçladı.

Erdoğan, doktorların Tabipler Birliğinin başkanlığına bir teröristi seçmelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Ancak Fincancı, açıklanan pandemi rakamlarının gerçeğin 20 katı olduğuna ilişkin tezini savunmaya devam etti.

Hükümet Tabipler Birliğine yönelik ilk terör operasyonunu 20 Kasım’da yaptı. Birlik Yüksek Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, 20 Kasım Cuma gözaltına alındı ve 23 Kasım’da tutuklandı.

Tabipler Birliği, Gökalp’in uydurma delillerle tutuklandığını açıkladı. Hükümet kanadı ise Tabipler Birliği’nin yasal yetkilerini kısıtlamak için çalışmalara başlandığını açıkladı.

Okumaya devam et

Popular