Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Rusya ve Mısır neden Karadeniz’de tatbikat yapıyor?

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya, tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de Mısır ile birlikte tatbikat yapacak.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Türk F-16’ları 24 Kasım 2015 tarihinde Suriye sınırında Rus S-24 savaş uçağını düşürdükten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi. Putin’in BM Güvenlik Konseyine Erdoğan rejiminin Suriye’de radikal-cihatçı gruplara gönderdikleri silahlar ve kara para trafiğine ilişkin belgelerini sunmasından sonra dilenen özür ile ilişkiler normale döndü. 15 Temmuz 2016 sonrasında Rusya, başta Suriye ve enerji konuları olmak üzere Erdoğan rejiminin önemli bir ortağı haline geldi. Özelikle de NATO ve ABD’nin karşı çıkmasına rağmen, S-400 silah sisteminin tedarik edilmesi, Türk tarafınca Rusya’nın stratejik ortak olarak adlandırılmasına neden oldu.

RUSYA TÜRKİYE’Yİ MASADAN ATTI

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların Rusya’nın devreye girmesiyle ateşkesle sonuçlanması ve çözüm için bizzat Türkiye’nin Rusya eli ile masadan dışlanması Türk tarafında hayal kırıklığına neden oldu. Aslında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un da açıkça ifade ettiği gibi iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman stratejik ortaklık seviyesine gelmedi. Rusya taktiksel olarak konjonktürden ve Erdoğan rejiminin zafiyetlerinden yararlanarak hem siyasi hem de ekonomik alanda Türkiye’yi kullanarak kazanımlar elde etti. Çarlık döneminden itibaren Rusya’nın iki dostu vardır. Bunlar Donanması ve Ordusu’dur. Bunların haricindekileri aktörler Rusya için sadece ortaktan ibarettir.

Türkiye Rusya konusunda benzer bir hatayı Karadeniz’de yaptı. SSCB yıkıldıktan sonra Rusya bir dönem askeri olarak Karadeniz’de kendisini toparlayamadı. Savaş gemilerinin büyük bir kısmı âtıl kaldı. Türk Donanması birden Karadeniz’in en güçlü donanması oldu. Bu dönemde deniz kuvvetlerinde hâkim olan ulusalcı amirallerinde katkılarıyla Rusya’yı içine alan, Karadeniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR), Karadeniz Uyumu Harekâtı gibi girişimler başlatıldı.

Türkiye’ye göre; Karadeniz bir istikrar denizidir. Karadeniz’e dışarıdan müdahale olmamalıdır. Karadeniz’de meydana gelen bir sorun ancak kıyıdaş ülkeler arasında iş birliği ile çözülebilir. Dışarıdan yapılacak müdahaleler ancak sorunun büyümesine neden olur. Burada dikkatten kaçan husus şuydu. Rusya açısından güvenlik boğazlardan başlar. Rusya güçsüz olduğu zamanlarda boğazların ve Karadeniz’in Türkiye kontrolünde olmasını savunurken, deniz gücü olarak güçlenmeye başladığında statükonun kendi lehine değişmesini talep eder. İkinci Dünya savaşı öncesinde Alman ve İtalyan tehdidi kendisini hissettirmeye başlayınca Türkiye, Lozan Anlaşması ile teşkil edilen Boğazlara ilişkin statünün değişmesini talep etti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu talep sonucunda imzalandı. Rusya konferans görüşmelerinde Türkiye’ye en fazla destek veren ülkeydi. Zira, o dönem için Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin olduğu kadar Rusya’nın da güvenliğine hizmet ediyordu.

ORDU VE DONANMA MODERNİZE EDİLDİ

Türkiye, NATO ve ABD’nin Karadeniz’e girme çabalarına bugüne kadar karşı çıktı. 11 Eylül saldırıları sonrasında başlatılan Etkin Çaba Harekâtı Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Karadeniz’de icra edilemedi. Rusya zaman içerisinde petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan artış sebebiyle elde edilen gelirin bir kısmı ile ordu ve donamasını modernize etti. Gürcistan krizinden sonra generallerin yarısını emekli eden Putin, çok kısa sürede başarılı bir yenilenme programı ile askeri gücünü etkin hale getirdi. 2014 yılında Kırım’ın ilhak edilmesiyle Karadeniz’de statüko bozuldu.

Rusya Genelkurmay Başkanı Ger Asimov’un; “Bundan birkaç yıl önce Rus (Karadeniz) Filosunun askeri kapasitesi Türk Deniz Kuvvetlerine göre düşük seviyedeydi. O zamanlar Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti ” açıklamasından da anlaşılacağı üzere tarihi gerçek bir kere daha tekerrür etti: Rusya güçlendiğinde Karadeniz’de ve Boğazlarda statükonun kendi lehine değişmesini talep eder.

Romanya ve Ukrayna, Rusya’nın güçlenmesinden duydukları endişe sonucunda kendi güvenliklerini sağlama adına ABD ile daha yakın askeri iş birliğine gidiyorlar. ABD özellikle Karadeniz, Doğu Avrupa ve Balkanların kontrolü için Romanya, Polonya ve Yunanistan’ı kendisine ortak olarak belirlemiş durumda.

ORTAK TATBİKAT

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de, Mısır ile “Bridge of Friendship” adlı bir tatbikat yapacak. Şimdiye kadar Karadeniz’de Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’ın ev sahipliğinde NATO ülkelerinin katılımı ile çok uluslu tatbikatlar icra edilirken, Rusya herhangi bir ülke ile Karadeniz’de bir tatbikat yapmamıştı. Türkiye-Mısır ilişkilerinin aksine son yıllarda Mısır ve Rusya arasında enerji ve silah ticareti konusunda yakın ilişkiler geliştirildi. Türkiye’nin sayesinde Doğu Akdeniz’e inen, Montrö Boğazlar Sözleşmesine rağmen denizaltılarını boğazlardan geçiren Rusya’nın Mısır ile böyle bir tatbikat gerçekleştirmesinin mesajı gayet açık ve nettir.

Karadeniz’in yeni hâkimi Rus Donanmasıdır. Bundan sonra Rusya Karadeniz’de daha cüretkar bir politika izleyecektir. Rusya’nın takınacağı agresif tutum Romanya ve Ukrayna’yı ABD’ye daha fazla yaklaştıracaktır. Karadeniz yeni bir güç mücadelesine sahne olacaktır. Türkiye’nin bu noktada tarafı bellidir, ancak devleti ele geçiren Erdoğan rejiminin ne tür bir tercihte bulunacağını ise şimdiden kestirmek oldukça güç. Zira, Suriye’de Rusya tarafından bir tabur askeri öldürülen ülkenin Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın Putin karşısında sergilediği tavır, dış politikada öngörüde bulunmayı zorlaştırıyor.

Analiz

ABD’deki Sezgin Baran Korkmaz iddianamesinde neler var? Kaç yıl ceza isteniyor?

ABD Adalet Bakanlığı, Avusturya’da 19 Haziran’da gözaltına alınan SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz hakkındaki iddianamenin ‘gizliliğini’ kaldırdı. 133 milyon dolar aklamakla suçlanan Korkmaz hakkında 225 yıla kadar ceza isteniyor?

BOLD ANALİZ – Utah eyaletindeki Salt Lake Bölge mahkemesi, Sezgin Baran Korkmaz’a 225 yıl hapis istemiyle dava açtı. 28 Nisan tarihinde gizlilik kaydıyla açılan davanın iddianamesi, Utah Mahkeme Heyetinin iddianameyi kabul etmesinin ardından gizlilik kararı kaldırılarak yayınlandı.

15 sayfalık iddianame, Korkmaz’ın Avusturya’da tutuklanmasına gerekçe olarak gösteriliyordu ancak 21 Haziran’a kadar kamuoyu ile paylaşılmamıştı. Korkmaz’ın Avusturya’da ABD’nin talebi üzerine gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından belgenin gizliliği kaldırıldı.

ABD Adalet Bakanlığı da Korkmaz hakkında, ‘kara para aklamak’, ‘para transferi dolandırıcılığı’ ve ‘yargıyı engellemek’ suçlamalarıyla dava açıldığını duyurdu. ABD, Korkmaz’ın Utah eyaletindeki mahkemeye çıkarılması için Avusturya’dan iadesinin talep edileceğini duyurdu.

Avusturya yargısı, Korkmaz’ın, “ABD’ye iade talebinin görüşülmesi için” 5 Temmuz’a kadar tutuklu kalmasını kararlaştırdı.

Korkmaz’ın avukatları ise hakkında Türkiye’de de kara para aklama davası görülen ve iadesi talep edilen müvekkillerinin Türkiye’de yargılanmak istediğini açıkladı.

KORKMAZ’A YÖNELİK SUÇLAMALAR NELER?

ABD’de üzerindeki gizlilik kararı kalkan iddianamede Korkmaz’ın, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para akladığı iddia ediliyor.

Korkmaz’ın kara para aklama yoluyla elde ettiği gelirlerin de, ABD’nin Utah Mahkemesi’nde Kingston ailesi üyeleri ve Lev Aslan Dermen’in (Levon Termendzhyan) yenilenebilir yakıt vergisi teşvikinden faydalanarak ABD Hazinesi’ni dolandırmakla suçlandığı yolsuzluk ağıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Korkmaz ve işbirlikçilerinin, “yolsuzluk yoluyla elde edilen gelirlerle aklanan paraları Borajet havayolu şirketini, Türkiye ve İsviçre’de otelleri, Queen Anne adlı bir yatı, İstanbul’da Boğaz’da bir villa ve apartman dairesini satın almak için kullandıkları” iddia ediliyor.

NE KADAR CEZA İSTENİYOR?

Korkmaz’a para transferiyle dolandırıcılık yapmaktan 10 ayrı suçlama yöneltildi.

Korkmaz, kara para aklamadan suçlu bulunursa 20 yıla kadar hapis, suçlu bulunduğu her bir para transferiyle dolandırıcılık suçlamasından da 20’şer yıla kadar hapis, yargıyı ve soruşturmayı engelleme suçundan da 5 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya. Savcılık suçlu bulunması durumunda Korkmaz için toplam 225 yıla kadar hapis cezası istiyor.

İDDİANEMEDE NELER VAR?

İddianamede Sezgin Baran Korkmaz sanık, ABD hükümeti davacı olarak yer alıyor.

Utah Başsavcı Vekili Andrea Martinez’in imzasıyla yayınlanan İddianamede adı geçen şirketler ve isimler şöyle:

Korkmaz’ın sahibi olduğu Türkiye’deki SBK Holding AŞ, Biofarma İlaç ve Lüksemburg’daki Isanne Sarl ve banka hesaplarının kontrolünü elinde bulundurduğu Komak Isı Yalıtım, Setap Teknoloji Sistemleri, Blane Teknoloji Sistemleri, Mega Varlık Yönetim, Washakie Renawable Energy şirketi, Washakie Renewable Energy’nin sahipleri Jacob Kingston, Isaiah Kingston, Kingstonların kontrolündeki United Fuel Supply, Lev Aslan Dermen (Levon Termendzhyan), Dermen’in çıkarı olduğu (veya) kontrolündeki Noil Energy Group, Speedy Lion Renewable Fuel Investments, GT Energy, SBK Holdings USA.

İddianamede Kingston kardeşler ile Levon Termendzhyan’ın 2011-2016 yılları arasında, ABD Hazinesi’ne bağlı Vergi Dairesi’nin biyoyakıtlar için sağladığı vergi teşviklerinden faydalanma amacıyla sahte beyannameler düzenledikleri öne sürülüyor.

Washakie Renewable Energy ve United Fuel Supply aracılığıyla Kingstonlar ile Termendzhyan’ın 1 milyar dolarlık beyanname düzenledikleri, ABD Hazinesi’nin de bu kişilere 470 milyon dolarlık teşvik ödemesi yaptığı belirtiliyor.

133 MİLYON DOLARLA YAPILAN ALIMLAR

İddianamede bunların “hak edilmemiş ödemeler olduğu” olduğu belirtiliyor ve şu ifadelere yer veriliyor:

“Jacob Kingston ve Isaiah Kingston, Levon Termendzhyan’ın ve sanık Korkmaz’ın yönlendirmesiyle, Washakie’nin, yolsuzluk sonucu elde edilen yaklaşık 133 milyon doları, Korkmaz’ın Lüksemburg ve Türkiye’deki hesaplarına aktardı.”

İddianamede aklanan paraların ne kadarının hangi şirket ve birey hesabında kullanıldığına ilişkin listelenen iddialar ve meblağlar da var.

Yolsuzluk yoluyla elde edilen paraların Türkiye’de Biofarma ilaç şirketine, adı Servus olan ve daha sonra Setap ve Blane olarak değiştirilen teknoloji şirketine, varlık yönetim şirketi Mega Varlık’a, Borajet’in alınması için kullanılan Bukombin, Bugaraj adlı holding şirketlerine, adı daha sonra SBK Air olarak değiştirilen Aydın Jet’e yatırım amaçlı kullanıldığı öne sürülüyor. Ayrıca, Türkiye’de bir gayrimenkul, otel, hastane, İsviçre’de iki otel, Queen Anne adlı yat, bir havayolu şirketi, bir jet, İstanbul’da Boğaz’da bir villayı ve apartman dairesini de “kara parayla” satın alındığı iddia ediliyor.

Türkiye’de sahibinin Jacob Kingston’ın olduğu Setap ve Mega Varlık şirketlerine de ABD’den havaleler gönderildiği belirtilen iddianamede, Korkmaz’ın ABD’yle Türkiye arasında gidip gelen toplam 301 milyon 315 bin 477 dolarlık para trafiğinin içinde olduğu belirtildi.

ABD’yle Türkiye arasında gidip gelen paraların açıklamasındaysa, kara para aklanmasının gizlenmesi için “borç aldım, borç verdim, şirketin hisselerini satın aldım, gayrı menkul satın aldım” gibi bazı doğru olmayan gerekçelerin üretildiği öne sürüldü. Korkmaz’ın bilgisi dahilinde bu şekilde 30 para transferinin kaydedildiği belirtildi.

İddianamede ayrıca, kara para aklama yoluyla elde edildiği öne sürülen taşınır ve taşınmaz mülklere el konulması talebi var.

YAZIŞMALARDAKİ ‘BÜYÜKBABA’ KİM?

İddianamede Korkmaz’ın haklarında soruşturma başlatılan Kingston kardeşleri, kod ismi “büyükbaba” olan, savcılığın ismini ve hangi ülkede olduğu belirtmediği bir hükümet yetkilisiyle olan sağlam ilişkileri nedeniyle koruyacağı, kendilerine hiçbir kimsenin ‘büyükbaba’nın (dede – grandfather-grandpa ) gücünden dolayı dokunamayacağını belirttiği iddia edildi. Ancak bu vaadin gerçekçi olmadığı ifade edildi.

Buna istinaden, Jacob Kingston ile “Tanık A” olarak adlandırılan kişi arasındaki ‘Büyükbaba’ ifadesinin de geçtiği cep telefonu mesajlaşmalarına da yer veriliyor.

Korkmaz’ın Kingston kardeşleri korumak için 6 milyon dolar aldığı da iddia edildi. Korkmaz’ın, Kingston kardeşlere bu konudaki mesajların dökümü ve Kingston kardeşlerin de Korkmaz’a kendilerini ‘Büyükbaba’ aracılıyla koruması için Türkiye’ye çeşitli zaman dilimlerinde gönderdiği 6 milyon doların kayıtları da iddianamede yer aldı.

KORKMAZ, TÜRKİYE’YE İADE EDİLMEK İSTİYOR?

ABD’nin yanı sıra Türkiye de Korkmaz’ın iadesi için, Viyana Büyükelçiliği vasıtasıyla resmi girişimlerini başlatmış durumda. Türkiye Cumhuriyeti’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun, daha önce yaptığı açıklamada, “Bakanlığımızdan aldığımız talimat doğrultusunda gereğini yerine getirerek iade işlemleri için süreci 19 Haziran tarihiyle başlatmış durumdayız” bilgisini paylaşmıştı.

Bu arada Viyana’da gözaltında tutulan Korkmaz’ın da Türkiye’ye iade edilmek istediği bildirildi. Korkmaz’ın avukatı Volkan Dülger pazartesi günü yaptığı açıklamada, “ABD’nin yeni tespit ettiği bir usulsüzlükten müvekkilimin haberdar olmasını beklemek düşünülemez. Müvekkilim Türkiye’de yargılanmak istiyor ve bu nedenle iadesini talep edecek. Türkiye’nin de iade talebinde bulunduğunu biliyoruz. Biz de bugün ya da yarın Türkiye’ye iade edilmeyi talep edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Susma hakkını kullanan Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluğu uzatıldı

Okumaya devam et

Analiz

Ermenistan’da seçim muamması: Zafer ya da kaos

Ermenistan’da erken genel seçimi, resmi olmayan ilk sonuçlara göre sürpriz şekilde oyların yüzde 54,21’ini alan Başbakan Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi kazandı. Paşinyan zaferini ilan ederken, eski Cumhurbaşkanı Koçaryan usulsüzlük iddialarını gerekçe göstererek sonucu tanımadı.

BOLD ANALİZ – Ermenistan’da, Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından muhalefetin yoğun baskısı sonucu yapılan erken genel seçimleri, oyların yüzde 95,8’inin sayıldığı kesin olmayan sonuçlara göre Başbakan Nikol Paşinyan’ın partisi yüzde 54,21 oy alarak kazandı.

Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderliğindeki Ermenistan İttifakı oyların yüzde 20,89’unu alabildi. Usulsüzlük iddialarını gündeme getiren Ermenistan İttifakı, seçim sonuçlarını tanımadığını açıkladı.

Nikol Paşinyan günün ilk saatlerinde yaptığı açıklamada, “Ermenistan halkı, partimize ülkeyi yönetme, bana da ülkeyi başbakan olarak yönetme yetkisi verdi” dedi.

Paşinyan, “Seçimlerde ikna edici bir zafer kazandığımızı ve parlamentoda tatmin edici bir çoğunluğa sahip olacağımızı biliyoruz” ifadelerini kullandı ve destekçilerinden başkent Erivan’ın en büyük meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda toplanmalarını istedi.

MUHALEFET, USULSÜZLÜKLERİN İNCELENMESİNİ İSTEDİ

Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan

Ermenistan İttifakı ise Paşinyan’ın zaferini ve seçim sonuçlarını, “ihlaller incelenene dek” tanımayacağını açıkladı.

İttifak’tan yapılan yazılı açıklamada, “Oy kullanma merkezlerinden, organize ve planlı sahtekarlıklar yapıldığına yönelik yüzlerce sinyal geldi. Bu da güven eksikliği için ciddi bir neden teşkil ediyor” denildi.

Oylama sonuçları ile ilgili verilerin sekiz aydır toplumsal yaşamda izledikleri gözlemle çeliştiğini ifade eden Koçaryan, sandıklarda organize ve planlı sahtekarlıklara işaret eden yüzlerce işaret olduğunu savundu.

Koçaryan, kayıtlara geçen ve iddia edilen seçim ihlallerinin dikkatli bir şekilde incelenmesini isteyeceklerini, tüm bu sürecin ardından oylama sonuçlarını kabul edeceklerini bildirdi.

Gallup’a bağlı MPG tarafından yapılan ve cuma günü yayınlanan son anket de Koçaryan’ın partisinin yüzde 28,7 ile yarışı önde götürdüğünü; Paşinyan’ın yüzde 25,2 ile ikinci sırada olduğunu gösteriyordu. Diğer yayınlanan anketlerde de iki partinin yüzde 20’lerde oy alacağını gösteriyordu.

Rus Ria haber ajansı, yaklaşık 2 milyon 600 bin kayıtlı seçmenin olduğu ülkede seçime katılımın yüzde 49,4 civarında olduğunu ve 319 usulsüzlük tespit edildiğini bildirdi.

Savunma Bakanlığı, askerlerin oy kullanmaya zorlandığına ilişkin iddiaları reddederek seçim sürecini gözlemlemeyi sürdüreceklerini belirtti.

SEÇİMİN ARDINDAN ÜLKEYİ NELER BEKLİYOR?

Kafkasların fakir ülkesi Ermenistan üzerinde büyük etkiye sahip Rusya açısından 46 yaşındaki Paşinyan’ın seçimleri kazanması, Rusya tarafından arabuluculuğu yapılan Bakü ile Erivan arasındaki ateşkes anlaşmasının devamı adına önemli görülüyor.

Söz konusu anlaşma, Dağlık Karabağ‘da 44 gün süren çatışmaların ardından geçen yıl 9 Kasım tarihinde imzalanmıştı. Ateşkes anlaşması aynı zamanda 2 bin Rus askerinin bölgede barış gücü olarak bulunmasına olanak sağlıyor.

Ermenistan’da seçim kampanyası gergin geçmiş; 46 yaşındaki Paşinyan mitinglerinde çekiç sallarken, 66 yaşındaki Koçaryan, “Başbakanla düelloya hazır olduğunu” söylemişti.

Paşinyan, Karabağ savaşı sonrası ülkedeki siyasi gerginliğin dinmesi ve kendisine yönelik protestoların dinmesi için seçim kararı almıştı. Ancak yine de seçimleri Paşinyan’ın kazanması durumunda ülkedeki öfkenin dinmeyeceği ve protesto gösterilerinin devam edeceği ifade ediliyordu. Buna şimdi bir de seçime yönelik usulsüzlük iddiaları eklendi.

Bu yönüyle Ermenistan’ın kısa süre içerisinde siyasi huzura kavuşmasının zor olduğu ve yeni bir seçime gidebileceği belirtiliyor.

ERMENİSTAN NEDEN ERKEN SEÇİME GİTTİ?

Ülkede 2018’de yapılan halk devriminin ardından iş başına gelen Batı yanlısı Nikol Paşinyan, on yıllardır devam eden yolsuzlukları sonlandıracağı ve yoksulluğu bitireceği vaadinde bulunmuştu. Ancak geçen yıl 6 bin kişinin hayatını kaybettiği Karabağ’daki yenilgi halk nezdinde tam bir hayal kırıklığı meydana getirdi.

Erivan yönetimi, 1990’daki savaşta Azerbaycan’dan alınan toprakların önemli bir kısmını geri vermek zorunda kaldı. Bu yenilginin ardından halk protestoları baş göstermiş ve Paşinyan’ın istifasını isteyen birçok gösterici meclisi işgal etmişti.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan ve üst düzey komutanlar, 25 Şubat’ta Başbakan Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiriye imza atarak, Paşinyan’a ‘muhtıra’ vermişti. Paşinyan ise hemen Genelkurmay Başkanı Gasparyan’ı görevden aldığını duyurmuştu.

Muhalefet yanlısı tutum sergileyen Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Gasparyan’ın görevden alınmasına ilişkin 2 kararnameyi imzalamadı ve Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

Paşinyan, ordu komutanlarının kendisine yönelik istifa çağrılarını “darbe girişimi” olarak nitelendirdi.

Başbakan Paşinyan, aylarca süren protestoların ardından 25 Nisan’da parlamento seçimlerinin önünü açmak için istifa ettiğini açıkladı ancak seçime kadar geçen süre içinde başbakanlığa devam etti.

Ermenistan’da batı yanlısı Paşinyan ile Rusya yanlısı Koçaryan seçimde yarışıyor

Okumaya devam et

Analiz

HDP iddianamesi kabul edildi ama kapatma kararı çıkacak mı?

Anayasa Mahkemesi, eksik olduğu gerekçesiyle 31 Mart tarihinde iade ettiği HDP’nin kapatılması talebiyle hazırlanan iddianameyi bu kez kabul etti. HDP’nin savunmasının ardından AYM üyeleri kapatma talebini esastan görüşecek. Kapatma talebi 15 üyeli AYM’de 3’te 2 oy çokluğuyla yani 10 üyenin oyuyla karara bağlanacak. Kararı verecek AYM’nin 7 üyesini Erdoğan atadı.

BOLD – Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin kapatılması talebiyle hazırladığı iddianameyi kabul etti.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, eksik olduğu gerekçesiyle 31 Mart’ta iade edilen HDP iddianamesini yeniden hazırlayarak 7 Haziran tarihinde mahkemeye göndermişti. Raportör, ilk incelemesinin ardından iddianamenin kabul edilmesi yönünde görüş bildirdi. AYM Genel Kurulu, bugün davaya ilişkin yaptığı ilk incelemede oybirliğiyle iddianamenin kabulüne karar verdi. AYM, ilk inceleme sırasında partinin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulması talebini ise reddetti.

HDP DAVASINDA SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

HDP iddianamesinin kabul edilmesinin ardından AYM’de kapatma davası süreci ise HDP’nin Anayasa Mahkemesinin tanıdığı süre içinde ön savunmasını vermesiyle devam edecek. HDP, savunma için ek süre isteyebilecek.

Parti tarafından ön savunmanın verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin esas hakkındaki görüşünü sunacak. Bu görüş de HDP’ye gönderilecek. Daha sonra Anayasa Mahkemesi’nin belirlediği tarihlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Bütün sürecin ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu süreçte Başsavcılık ve HDP ek delil ya da ek savunma sunabilecek.

10 ÜYENİN OYUYLA KARAR VERİLECEK

Raporun, mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından AYM Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için bir gün belirleyecek ve kapatma talebi esastan görüşülecek. HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Kapatma ya da kapatılmama kararı üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla verilebilecek.

KAPATMA HALİNDE 5 YIL SİYASET YASAĞI GETİRİLECEK

Anayasa Mahkemesi’nin, siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle odak haline geldiğinin tespiti halinde partinin kapatılmasına ya da Hazine yardımından mahrum bırakılmasına hükmedilebilecek. Partinin kapatılmasına karar verilmesi durumunda 451 HDP’linin bir bölümü siyasi yasaklı olacak. Bu kişiler 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacak. Siyaset yasağı istenen isimler arasında Selahattin Demirtaş, Mithat Sancar, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Sezai Temelli, Adil Zozani, Meral Danış Beştaş’ın da olduğu HDP’liler bulunuyor.

AYM’NİN 7 ÜYESİNİ ERDOĞAN SEÇTİ

HDP davasında karar verecek 15 üyeli AYM’nin 7 üyesi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından seçildi. Erdoğan, en son eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ı AYM’ye seçmişti. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın da bulunduğu 5 isim ise 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atandı. 3 isim ise TBMM tarafından seçildi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, iddianamenin 843 sayfa olduğunu, 451 HDP’li hakkında siyasi yasak istendiğini ve partinin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasının istendiğini söylemişti.

AYM TARİHİ BİR FIRSATI HEBA ETTİ

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, MYK üyeleriyle birlikte HDP’ye açılan kapatma davasının iddianamesinin AYM tarafından kabul edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Mithat Sancar, şunları söyledi: “Bu iddianame MHP Genel Merkezi’nde hazırlanmış, sarayın hukuk birimlerinde son şekli verilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmişti. Davanın savcısının bizzat iktidarın kendisi olduğunu herkes görmelidir. Bu davanın savcısı nasıl iktidarsa bu davanın gerçek avukatı da bizzat halkın kendisidir. HDP’yi kapattırmayacağız. Bu davada verilecek karar sadece HDP’ye yönelik olmayacaktır. AYM, HDP’yi kapatma kararı verirse kendini kapatma kararını da vermiş olacaktır. Biz kararlıyız, HDP’yi sonuna kadar savunacağız, kimsenin şüphesi olmasın HDP’yi yaşatacağız. AYM, iddianameyi kökten reddetme fırsatına sahipti. Bunu yapması için de yeterince hukuki ve vicdani sebep mevcuttu. AYM iddianameyi reddetmiş olsaydı demokrasi umudu adına önemli bir mesaj vermiş olacaktı. AYM, tarihi bir fırsatı heba ettiğini açıkça söylemek zorundayız. AYM’nin bundan sonraki süreçte bu vebali ortadan kaldıracak bir tutum sergilemesi yönünde beklentimizi korumak istiyoruz. Bu davanın iddianamesi hazırlayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı değildir.”

314. madde sopası: 426 bin soruşturma 264 bin kişiye ceza

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0