Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Bakan Kurum’un deprem çözümü: Riskli binalarda oturmayalım

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İzmir’deki depremin ardından vatandaşa çağrıda bulundu. Vatandaşlardan riskli binaların tespitlerini yaptırmalarını isteyen Bakan Kurum “Riskli binalarda oturmayalım” dedi.

BOLD – Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum, İzmir’deki depremin ardından yürütülen arama kurtarma çalışmaları hakkında bilgi verdi. Sadece bir alanda enkaz kaldığını ve hassas bir çalışmanın o noktada devam ettiğini belirten Kurum, diğer alanlarda enkaz kaldırma çalışmalarına başlandığını açıkladı.

ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARI BAŞLADI

22 bin bina ve 141 bin bağımsız bölümün hasar tespitini tamamladıklarını belirten Bakan Kurum, ağır hasarlı, acil ve yıkık bina sayısını ise 180 olarak açıkladı. Bakan ayrıca 17 bina enkazında ve etrafında riskli görülen binalarda yerinde uygulamalar yapılacağını, yeni konutların zemin artı 5 kat olacağını belirtti. 1 ay içinde başlayacak inşaatların 1 yıl içinde teslim edilmesi planlanıyor.

KURUM: RİSKLİ BİNALARDA OTURMAYALIM

Diğer yandan “Kentsel dönüşüm, ülkemiz için terörle mücadele kadar önemlidir” diyen Kurum, depreme karşı çözüm önerisini de açıkladı. Çözüm için vatandaşı adres gösteren bakan “Riskli binalarımızın tespitlerini yaptıralım, riskli binalarda oturmayalım” dedi.

Gündem

Yüksel direnişçisi Acun Karadağ tahliye oldu: Ne olacak gördüğümüz işkenceler

Yüksel Caddesinde düzenledikleri ‘İşimizi geri istiyoruz’ eylemleri yüzünden tutuklu bulunan KHK’lılardan hakkında tahliye kararı verilen Acun Karadağ, maruz kaldıkları işkencelerin hesabını mahkemede sordu.

BOLD – Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde sembolleşen ‘İşimizi geri istiyoruz’ eylemini düzenleyen KHK’lı 4 isim gözaltına alındıktan sonra sevk edildikleri mahkemece 22 Ağustos’ta tutuklandı. 6 sanık, Acun Karadağ, Alev Şahin, Nazan Bozkurt, Mehmet Dersulu, Armağan Özbaş ve Mahmut Konuk’un yargılandığı, Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ikinci duruşmada tutuklular Acun Karadağ, Alev Şahin, Mehmet Dersulu ve Nazan Bozkurt hazır bulundu.

DİRENMEYE KARAR VERDİM

Kimlik tespitinin ardından sanıkların savunması alındı. Söz alan tutuklu sanıklardan Alev Şahin: “1999 yılında ben lise son sınıfta iken büyük deprem gerçekleşti. Çürük yapılardan kaynaklı binlerce insanımız betonlar altında kaldı. Daha o zaman mimar olmaya karar verdim. Hayatımda aldığım ilk ve tek talimat göçük altında sesimi duyan var mı diyen insanlarımızdan gelmişti” dedi. Bir gece yarısı KHK ile ihraç edildiğini aktaran Şahin, aynı gece işi için eylem yapacağını duyurduğunu ve direnmeye karar verdiğini anlattı.

kimseden talimat almadığını yineleyen Şahin: “Kendi işim için direnirken işi ve ekmeği için direnen başka pek çok emekçi ile dayanışma gösterdim. Ve onlar da benim direnişimi ziyaret ettiler. Direnişimizin sesini duyurmak için kullandığımız araçlar suç unsuru gibi gösteriliyor. Dosyaya suç delili gibi sunulan tapeler, evimden alınan eşyalar aslında benim hayatımda işim için direnmekten ve işi için direnenlerle gösterdiğim dayanışmadan başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır” dedi.

HEM EMNİYETTE HEM DE CEZAEVİNDE ÇIPLAK ARAMA

Gözaltında “Abla” lakaplı bir kadın polisin cinsel saldırı boyutuna varan işkencesine maruz kaldığını anlatan Şahin: “Bunun için ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganı attım, savcı işkenceye uğramamı sorgulayacağına bunu suç unsuru gibi dosyamıza koydu. Dün de bu duruşma için Kayseri’den Sincan 3 No’lu L Tipi Hapishanesine getirildiğimizde çıplak aramaya maruz bırakıldık” ifadelerini kullandı.

BERAAT ETTİK NE OLACAK GÖRDÜĞÜMÜZ İŞKENCELER

Evrensel’de yer alan habere göre, Sincan 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde çıplak arama işkencesine tabi tutulduğunu belirten tutuklu sanıklardan Acun Karadağ da: “Direnişimizin masum hak arama eylemi olmaktan çıktığını söylüyor iddianame. Hak arama eylemi özü itibariyle masumdur. Ne zaman masum olmaktan çıkmış olabilir bir hak arama eylemi? Defalarca gözaltına alındık, işkence gördük. Kesilen para cezaları iptal edildi, açılan davalardan beraat ettik. Ee ne olacak gördüğümüz işkencelere ilişkin davalar açılacak mı polislere? İçişleri Bakanı bu dosyayla işte bu suçlarını bastırıyor” diye konuştu.

Mehmet Dersulu ve Nazan Bozkurt savunmalarında suçlamaların asılsız olduğunu ve beraatlerini talep etti.

Savunmaların ardından mütalaasını açıklayan savcılık sanıkların tutukluluk halinin devamını istedi. Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti ise tutuklu sanıklardan Acun Karadağ’ın tahliyesine, Alev Şahin Mehmet Dersulu ve Nazan Bozkurt’un tutukluluk halinin devamına karar verdi. Duruşma 5 Nisan’a ertelendi.

Adalet reformu bu olsa gerek! AKP’den ‘tatil’ müjdesi

Okumaya devam et

Gündem

Adalet reformu bu olsa gerek! AKP’den ‘tatil’ müjdesi

Adalet reformu paketinin konuşulduğu günlerde, adliye koridorlarının müdavimlerinden muhalif yazar Gökçe Fırat’ın AYM üyeliğine seçilen İrfan Fidan hakkındaki paylaşımı “Hukuk reformu bu olsa gerek” yorumlarına neden oldu.

BOLD – Adalet reformu, Türkiye’de adalete olan güvenin azalması be Batı ile ilişkilerin çıkmaza girmesinin  ardından iktidarın öncelikli konuları arasında girdi.

İktidar mensupları yaklaşık 128 kanunda değişiklik öngören paketin büyük memnuniyet uyandıracağını iddia ediyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü grup toplantısı sonrası AKP’li hukukçu milletvekillerinin paketteki değişikliklere dair demeçleri basında yer aldı.

RESMİ TATİL MÜJDESİ

AKP MYK’ya sunulan paket sonrası açıklama yapan AKP’li Cahit Özkan reformlarla ilgili şunları kaydetti: “Başta insan hak ve özgürlüklerinin korunmasını hedef alıyor. Yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı AKP’nin dünden bugüne yapmış olduğu bütün reformlarında yer alıyor. Yine hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık, makul yargılanma usulü getiriliyor.

“Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da bile olmayan Türkiye’de yaşayan gayrimüslim ya da farklı din ve inançta olan vatandaşlarımızın kendileri için kutsal sayılan ve ayinlerinin, bayramlarının olduğu günlerde resmi tatil getiriyoruz.

“Kadın, yaşlı, engelli, çocuk bunların özellikle pozitif ayırımcılıklarla korunmasına yönelik engelleri kaldıracağız. Bu konuda yerel yönetimlere bazı sorumluluklar verilecek. İnsan hakları konusunda üst düzey toplumsal farkındalık oluşturacağız.”

Özkan’ın açıklamaları bir çok kronik sorunun bulunduğu yargı sistemi ve işleyişiyle ilgili düzenleme bekleyenleri pek de memnun etmedi.

REFORM SÖYLEMLERİNİN GÖLGESİNDE FİDAN’IN YÜKSELİŞİ

Özellikle geçen hafta İrfan Fidan’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine seçilmesi AKP’nin reform niyetlerinin farklı olduğu yorumlarına neden olmuştu.

Fidan’ın üyeliği bir çok hukukçu tarafından skandal olarak yorumlanırken, Fidan’ın seçilebilmesi için AYM seçimlerinin ertelendiği bile iddia edildi.

FİDAN HAKKINDAKİ İDDİALAR

Fidan AKP için oldukça önemli bir isim. 17/25 Aralık Yolsuzluk dosyalarını kapan isim olarak bilinen eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan, Selam Tevhid soruşturmasının şüphelilerine bilgi sızdırmakla da suçlanıyor.

Gezi iddianamesinin de baş mimarı olan Fidan, ‘ABD’yi dolandırmak’ ve ‘kara para aklamak’ ile suçlanan SBK Holdingin sahibi Sezgin Baran Korkmaz’ın yurtdışına kaçmadan önce mal varlığı hakkındaki tedbir kararını kaldırdığı da iddialar arasında.

FAZLADAN 3 YIL

İrfan Fidan, İstanbul’daki görevi sırasında AKP muhaliflerinin davalarını da yakından takip etti. İktidara yönelik eleştirileri ve yazı yüzünden tutuklanan Ulusal Parti Genel Başkanı ve Türk Solu başyazarı Gökçe Fırat, Fidan’ın AYM üyeliğine seçilmesinin ardından şunları kaydetti: “2017 yılında ilk duruşmada tahliye edilmiştim. Cezaevi kapısında İrfan Fidan’ın talimatıyla tekrar tutuklandım. O soruşturmadan beraat ettim.
Fazladan 3 yıl hapis yattım. Şimdi AYM’de benim dosyama İrfan Fidan bakacak. Hukuk reformu bu olsa gerek.”

“İrfan Fidan’ın AYM üyesi yapılmasında Anayasa’ya karşı çok açık bir hile yapılmıştır”

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye’ye Libya’da ağır suçlama: Varlıklarını genişletmek için kaosu destekliyor

Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve enerji güvenliğinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye’nin tezleri, ağır yara aldı. Libya Ulusal Ordusu komutanlarından Tuğgeneral Xalid El Mehcûb, Türkiye’yi 10 yıldır iç savaşın devam ettiği Libya’da, “kaos rolünü üstlenmekle” suçladı. Türkiye için “Savaşın sürmesini destekleyerek, bölgedeki varlıklarını da genişletmeyi hedefliyorlar” dedi.

BOLD – Türkiye, Libya’da yürüttüğü politika sebebiyle zaman zaman sert eleştirilere muhatap oluyor. Son eleştiri Libya Ulusal Ordusu komutanlarından Tuğgeneral Xalid El Mehcûb’dan geldi. Mehcûb, Türkiye’yi Libya’daki savaşı destekleyerek, bölgedeki varlıklarını genişletmeye çalışmakla suçladı ve ülkedeki kaostan sorumlu tuttu.

MEHCÛB: LİBYA’DAKİ KAOSTAN TÜRKİYE SORUMLU

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Mehcûb, Libya’da uzun bir süredir devam eden savaşın artık bitmesini ve ülkenin istikrara kavuşmasını istediklerini belirtti. Kalıcı bir ateşkesin olabilmesi için de tüm uluslararası güçlerin sorumlu davranması gerektiğini ifade etti. Bazı aktörlerin savaşın bitmesini istemediğini vurgulayan Mehcûb, Türkiye’nin Libya’da her anlamıyla kaosun sürmesi için elinden geleni yaptığını ve bunun için de “çeteleri” kullandığını ileri sürdü.

Mehcûb, Libya’ya götürülen paramiliter grupların Suriye’den getirildiğini hatırlatarak, şunları ifade etti: “Bunların transfer ve naklini yapan da Türkiye oldu. Türkiye onları önce Suriye’den Türkiye’ye daha sonra da havayolları ile Türkiye’den Libya’ya getirdi. Bu çetelerin Libya’ya getirilmesi de ticari bir anlaşma sonucu gerçekleştirildi. Türkiye o çetelerin transferinde büyük bir para kazanıyor. Bazı uluslararası güçlerden büyük paralar alıyor. Çok küçük bir payını savaşması için çetelere veriyor. Ancak diğer bütün parayı da kendisine alıyor. Türkiye mobilize olarak kullandığı bu çete ticaretiyle birlikte çökmüş ekonomisini de düzeltmek istiyor. Her anlamıyla ekonomilerini düzeltmek için girişimlerde bulunuyorlar. Yine Libya’nın talan edilen zenginliğine de bu amaçla saldırıyor.”

Peki Türkiye’yi böylesine ağır ithamlarla karşı karşıya bırakan ve dış politikada sıkıntılar yaşatan Libya, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve iktidarın dış politikası için neden bu kadar önemli?

KADDAFİ’NİN 2011’DE ÖLDÜRÜLMESİ DÖNÜM NOKTASI OLDU

Libya’ya ilk Türk askeri, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1500’li yıllarda ayak bastı. O tarihten sonra da Osmanlı ve Türkiye, Libya ile irtibatı koparmadı. Libya’nın kaderini değiştiren olay ise 1960’larda ülkede zengin petrol yataklarının keşfedilmesi oldu. 1969’daki devrimle ülkenin başına Muammer Kaddafi geldi. 42 yıl süren iktidar 2011’deki Arap Baharı sonrası Kaddafi’nin öldürülmesiyle bitti.

Kaddafi’ye karşı protestolar başladığında Libya; Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kıta sahanlığı gerilimi yaşıyordu. O dönemde Türkiye ile vizeler kalkmıştı. Serbest ticaret anlaşması görüşmeleri sürüyordu. Ancak Mayıs 2011’de Erdoğan Kaddafi’ye çekilme çağrısı yaptı. Fransa ve ABD’nin ülkede başlattığı daha sonra NATO’nun devraldığı operasyona Türkiye de katıldı.

LİBYA İLE TİCARET DARBE ALDI

Kaddafi devrildikten sonra Erdoğan Libya’yı ziyaret etti. Geçici hükumetle güvenlik ve işbirliği anlaşması imzalandı. İki ülke arasında ticaretin azalması bu sayede engellendi. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin rakamlarına göre Libya’da yaşanan karışıklıklar sırasında ülkede faaliyet gösteren Türk firmalarının yarım kalmış projelerinin toplam tutarı 19 milyar dolardı. 2000 yılında Libya’da faaliyet göstermeye başlayan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ise iddiaya göre Fizan Çölü’nden petrol rezervleri keşfetti ancak karışıklıklar sebebiyle üretime geçemedi. İç savaşa rağmen dış ticaretin sürdüğü Libya’ya MÜSİAD’ın rakamlarına göre 2018 yılında 1,5 milyar dolar, 2019 yılında ise 1,9 milyar dolar civarında ihracat yapıldı.

DOĞU AKDENİZ’DE ZENGİN DOĞALGAZ KAYNAKLARI İLGİ ÇEKTİ

Bu sırada güney Kıbrıs, Yunanistan, Mısır ve İsrail de Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz konusunda işbirliğini artırdı. Doğalgazın Avrupa’ya taşınması için EastMed boru hattı projesinde de anlaştılar. Türkiye bu sahaların ruhsatlarını tanımlayarak bölgeye kendi gemilerini gönderdi. Ardından 2019’da Ulusal Mutabakat Hükumeti ile imzaladığı anlaşmayla Türkiye ve Libya arasında deniz sınırı oluştu. Türkiye ile Libya, bağlayıcı bu anlaşma ile Akdeniz’in batısında kendi münhasır ekonomik bölgesini belirledi ve anlaşmadan yaklaşık 41 bin kilometrekarelik alan etkilendi. Böylece Libya, Akdeniz’de sadece sosyal ve ticari açıdan değil enerji güvenliği açısından da çok önemli hale geldi. Zira, Doğu Akdeniz havzası trilyonlarca metreküp enerji rezervine sahip. Kamuoyunda Mavi Vatan olarak da adlandırılan doktrin böylece Türkiye açısından hayata geçirilmiş oldu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise anlaşmadan sonra Aralık 2019’da bir televizyon programına katılmış ve Libya yönetiminden askeri yardım çağrısı gelmesi halinde Türk askerinin bölgeye gidebileceğini açıklamıştı. Açıklamadan kısa bir süre sonra da Meclis’ten geçirilen tezkere ile Türk askeri Libya’ya gönderildi.

“BİRKAÇ TANE ŞEHİT”

Libya’daki çatışmalar sürerken iki MİT mensubu da şehit düştü. Erdoğan 22 Şubat 2020’de İzmir’deki yol açılışı töreninde “(Libya’da) Birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak”  diyerek olayı duyurmuştu. 3 Mart’ta şehitlerin cenaze törenini haber yapan gazeteciler için ise yargı süreci başlatıldı. Öte yandan haberlerden önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 24 Şubat’taki Meclis konuşmasında, Libya’daki saldırı ve MİT mensupları hakkında bilgiler vermişti.

Diğer yandan Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs anlaşmaya karşı çıktı. Türkiye anlaşmayı el Serrac’ın başında bulunduğu Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yaptı. Ancak Libya’da iki ayrı yönetim ve silahlı güç var. Biri ülkede kontrol alanı açısında üstünlüğü elinde tutan ve Mısır, BAE,  Rusya, Fransa, Yunanistan ile Güney Kıbrıs’nın desteklediği Tobruk’taki General Hafter. Diğeri ise BM, Türkiye, Katar ve bazı Avrupa ülkelerinin desteklediği Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükumeti.

Türkiye Hafter’e karşı savaşan birliklere silah ve askeri teçhizat desteği vermek ve asker göndermek için Serrac hükumetiyle bir anlaşma imzaladı. TBMM Libya’ya asker gönderilmesi için tezkereyi onayladı. 9 Ocak’ta Sirte’yi ele geçiren General Hafter, Rusya lideri Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan ateşkes çağrısını kabul etti. Ancak Moskova’daki görüşmelerde ateşkes anlaşmasını imzalamadı.

TÜRKİYE’DEN ULUSAL MUTABAKAT HÜKUMETİNE DESTEK

2019 sonunda Türkiye ile Libya arasında askeri muhtıra imzalandı. Böylece Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti ve General Hafter karşısında gücünü dengelemeye başladı. Plana göre Akdeniz’de deniz sınırı anlaşmasıyla Ortadoğu’dan Batı’ya, Batı’dan Ortadoğu’ya geçişlerde kontrol, Türk ve Libya Deniz Kuvvetleri’ne geçecekti. Böylece Rumlar, Yunanistan, Mısır ve İsrail, Doğu Akdeniz’de istediği hareket edemeyecekti. Yani Libya’daki savaş, Akdeniz’deki enerji mücadelesi için kritik önemde.

AKP iktidarı ve Erdoğan, Libya ile imzalanan anlaşmayı iç siyasette de kullandı. Ne var ki, gelinen süreçte birçok problem yaşanıyor. Türkiye’nin hamlesi karşısında Doğu Akdeniz’e kıyısı olmayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Güney Kıbrıs ile savunma ve iş birliği anlaşması imzaladı. F-16 uçaklarını gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere Girit Adası’na konuşlandırdı. Mısır ve Yunanistan Doğu Akdeniz’de askeri iş birliğini en üst seviyeye çıkardı.

MISIR’DAN KRİTİK İMZA

Mısır, Türkiye için Doğu Akdeniz’de en kötü senaryo olan Yunanistan-Mısır Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasını imzaladı. Daha düne kadar Libya’da Türkiye’nin oyun kurucu rolünün devam etmesi bir ulusal güvenlik meselesi iken, taraflar Mısır’ın ev sahipliğinde yapılan Libya görüşmelerinde yeni anayasanın aralık sonunda yapılacak seçimler öncesinde referanduma sunulmasını kararlaştırdılar. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) girişimi ile yapılan “Libya Anayasa Komitesi” görüşmelerinde varılan mutabakatın ayrıntıları, şubat ayında yapılacak görüşmelerde ele alınacak. Görüşmelerde referandum tarihinin belirlenmesi ve aralık ayında yapılacak seçimlere ilişkin de bir yol haritasının şekillendirilmesi planlanıyor. Anlaşmaya göre yabancı savaşçıların ve askerlerin Libya’dan ayrılması gerekiyor. Bu durumda Türkiye askerlerini Libya’dan çekmek zorunda kalacak. Yeni kurulacak hükümetin ve Temsilciler Meclisinin ise, Türkiye ile yapılan MEB Anlamasını onaylayacağı meçhul.

ABD TÜRKİYE KARŞITI BLOKTAN YANA

Diğer yandan ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken yazılı bir soru önergesine verdiği cevapta; Doğu Akdeniz’de, İsrail-Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki iş birliğini destekleyeceklerini ifade etmişti. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yeni ABD yönetiminin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda Türkiye karşıtı cepheyi daha kuvvetli bir şekilde destekleyecek.

Erdoğan yönetimi, Biden yönetiminin bu tavrını öngördüğü için, AB ile ilişkileri daha fazla germemek adına, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin faaliyetlerini Antalya Körfezi ve açıkları olarak duyurmuştu.

Diğer yandan yaşanan gerilim sırasında Yunanistan batı kıyılarında İtalya ile olan sorunlarını çözdü. İyon Denizi’nde karasularını 12 deniz mili olarak ilan etti. Diplomatik olarak AB ve ABD’nin desteğini arkasında aldı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, her ülkenin karasularını 12 deniz miline kadar ilan etme hakkı var diyerek, Yunan tezlerine zımni destek verdi.

Okumaya devam et

Popular