Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ağır hasta ve vaka sayısında tırmanış sürüyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı güncel koronavirüs verilerine göre ağır hasta ve vaka sayısı artmaya devam ediyor. Bugün hasta sayısı 3 bin 116’ya çıkarken, ağır hasta sayısı da 3 bin 423’e yükseldi.

BOLD – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 14 Kasım 2020 tarihli koronavirüs tablosunu açıkladı.  Hasta sayısının 3 bin 116’ya yükseldiği tabloya göre, virüs nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı da 92 oldu. Bakan Koca, sağlık çalışanlarının omuzundaki yükün arttığına dikkat çekti.

AĞIR HASTA SAYISI 3 BİN 423’E ÇIKTI

Sağlık Bakanlığı güncel koronavirüs tablosunu açıkladı. Açıklanan tabloya göre hasta sayısı 3 bini aşarak 3 bin 116’ya yükseldi. Salgın nedeniyle 92 kişinin yaşamını yitirdiği görülen tabloda iyileşen hasta sayısı da 2 bin 298 olarak ifade edildi. Türkiye’de salgın nedenli ağır hasta sayısı ise artmaya devam ediyor. Bugün güncellenen ağır hasta sayısı da 3 bin 423’e yükseldi.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ OMUZUNDAKİ YÜK ARTIYOR

Bakan Koca, yaptığı açıklamada, “Bugün tespit edilen 3.116 yeni hastamız var. Ağır hasta sayımız artıyor. Hastane yükümüz ve sağlık çalışanlarımızın omuzundaki yük artıyor. Mevcut hasta yükünü taşınabilir seviyede tutmak için tedbirlere uymak zorundayız. Birlik olup mücadeleye güç verin” dedi.

Türkiye’nin 14 Kasım 2020 koronavirüs tablosu şöyle:

Osman Kavala’yı tutuklatan Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, HSK’da hakimlerden hesap soracak!

Dünya

ABD’li gazeteciden çarpıcı iddia: Donald Trump’ı KGB büyüttü

Gazeteci Craig Unger’in yazdığı bir kitap, Rus gizli servisi KGB’nin eski ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkide olduğuna dair ilginç iddialar içeriyor.

BOLD– ABD’li gazeteci Craig Unger’ın “Amerikan Kompromat: KGB, Donald Trump’ı Nasıl Yetiştirdi?” Donald Trump ile Rusya’nın derin ilişkisine dair çarpıcı iddialara yer verdi. Sovyetler Birliği’nden iltica eden Ruslar, eski CIA görevlileri ve FBI’a karşı çalışan ajanlarla yapılan röportajlar, Trump’ın bir Rus varlığı olduğu ihtimalini dikkate sunuyor.

70’Lİ YILLARDA İLK TEMAS

Craig Under’in iddiasına göre Trump’ın Rusya ile ilişkisi 1976’da Manhattan bölgesinde yeni otel ve gayrimenkul yatırımları yaptığı sırada başladı. Manhattan’daki yeni oteli için yüzlerce televizyon satın alan Trump, bunun için Ukrayna Odessa’dan Manhattan’a göç eden Ukraynalı bir Yahudi olan Sam Kislin’in Joy-Lud Electronics adlı mağazasını tercih etti. Ancak Sam Kislin sıradan bir satıcı değildi.

Kislin’in mağazası ABD’de yaşayan ve Sovyetler’e dönmeye karar veren içlerinde ajanların da bulunduğu Ruslar’ın uğrak yerlerinden biriydi. Sam Kislin ayrıca Ukrayna Odessa’da da mağaza işletiyordu. Eski bir KGB görevlisi olan Yuri Shvets, Craig Unger’a Kislin’in KGB için çalışıyor olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söyledi. Trump’ın oteli için Sovyetler Birliği’nden yayın almayı sağlayan çift sistemli televizyon tercih etmiş olması da şüpheleri artıran bir diğer etken.

Bu alışverişin ardından Kislin’in emlak milyarderi Trump’a politik olarak yakın durmasıyla başlayan ilişkinin Trump’ın da KGB aracılığıyla, para aklayan Rus mafyasına milyonlarca dolarlık konut satmasıyla birçok kez iflastan kurtulması şeklinde devam ettiği de kitaptaki iddialar arasında.

İLK EŞİ KGB BAĞLANTILI

Trump’ın 1977’de evlendiği ilk eşi Ivana Trump eskiÇekoslovakya gizli servis StB’nin KGB ile işbirliği yaptığı Zlin kentinde doğup büyümüştü. Ivana’nın babasının da KGB’ye Trump hakkında bilgi verdiği biliniyor.

Unger, 1987’ye gelindiğinde bir KGB yetkilisinin Moskova’da otel inşası için Trump’ı davet etmesini de şöyle yorumladı: “Bu davetle, Trump’ın KGB ile ilişkisine ve gelecekte Rusya’nın ABD demokrasisini etkilemesine zemin hazırlandı.” Unger, Trump, ABD Başkanı olduğunda ödeme yapma zamanının geldiğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e istediği her şeyi verdiğini yazıyor. Gazeteci, Trump’ın başkanlığı kazandığı 2016 seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiğini kabul etmesine de dikkat çekiyor.

Okumaya devam et

Gündem

‘Kayyum rektör’ protestosunda öğrencilerin çadırına ‘özel’ saldırı

Kayyum rektör protestolarında özel güvenlik ve eylemciler karşı karşıya geldi. Özel güvenlik, öğrencilerin kurduğu çadırı zorla kaldırdı. Öğrenciler ise çadırı yeniden kurdu ve nöbet eylemine başladı.

BOLD – AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanmasının ardından başlayan eylemler aralıksız sürüyor. Şimdiye kadar barışçıl şekilde devam eden gösterilerde eylemcilerin çadırı zorla kaldırılmak istenince özel güvenlik ve protestocular karşı karşıya geldi.

EYLEM ALANINA GÜVENLİK KALKANI

Boğaziçi Üniversitesinde devam eden gösterileri engellemek için kampüste öğrencilerin toplandığı alana şerit çekildi. Sabah saatlerinde öğrencilerin her gün nöbet eylemi gerçekleştirdiği alan güvenlik görevlileri tarafından ablukaya alındı.

ÇADIR GERİLİMİ

Bu gelişme üzerine toplanma çağrısı yapan öğrenciler, “kayyumluk” adını verdiği rektörlük binası önünde bir araya gelerek çadırlarını kurmaya başladı. Özel güvenlik görevlileri burada çadır kurmak isteyen öğrencilere karşı zor kullandı ve öğrencilerin çadırını kırarak kaldırdı. Ancak geri adım atmayan öğrenciler rektörlük binası önüne çadırlarını kurarak nöbet eylemlerine devam etti.

Özel güvenliğin tavrı karşısında geri adım atmayan öğrenciler,  okulun emekçileriyle karşı karşıya gelmek istemediklerini belirterek “Korkak Melih gel kendin saldır” sloganı attı.

GEZİ’DE ÇADIR YAKILMIŞTI

Başka bir çadır gerilimi de Gezi Parkı olayları sırasında yaşanmıştı. Gezi Parkı gösterileri, ağaçların kesilmesine karşı eylem yapmak üzere çadır kuran çevrecilerin çadırlarının 30 Mayıs 2013’te yakılması sonrası Türkiye geneline yayılmıştı.

Olayların büyümesine sebep olarak gösterilen çadırların yakılması olayında, dönemin Beyoğlu’dan sorumlu emniyet müdür yardımcısı Ramazan Emekli, İstanbul 29’uncu Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Duruşmada ifade veren zabıta komiseri Murat Sarı, Ramazan Emekli’nin koordinesinde bir toplantı yapıldığını söyleyerek şunları aktarmıştı: “Toplantıda çevik kuvvetin alana gireceği, topluluğu dağıtacağı söylendi. Bizim de çadırların toplanması görevimiz vardı. Çevik kuvvet girdi. Parkın ortalarına doğru karşı taraftan taş, şişe gelmeye başladı. Biz o zamana kadar 20-25 çadırı toplamıştık. Emekli beni çağırdı. Yanımda iki personelim vardı. ‘Biz burada ne kendimizi koruyabileceğiz ne de sizi’ dedi ve ‘Geri kalanları yakın’ talimatı verdi. Bu olaydan sonra çadırlar yakıldı.”

BULU PROTESTOSU DEVAM EDİYOR

Diğer yandan Üniversitenin akademisyenleri de Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasını bir kez daha sırtlarını dönerek protesto ettiler.

Diğer yandan Melih Bulu moderatörlüğünde dün online olarak gerçekleştirilen “Girişimciliğin Yeni Normali: Tehditler-Fırsatlar” başlıklı etkinlik sırasında öğrenciler hem YouTube yayınında hem Zoom toplantısında yorumlara “kayyum rektör istemiyoruz” yazdığı için önce yayının yorumları silindi, ardından yayın yoruma kapatıldı.

BULU’NUN SOSYAL MEDYAYLA İMTİHANI

Online etkinlikte Melih Bulu mikrofonunu açtığı sırada öğrencilerin slogan seslerinin yayına gitmesi sonrası protestoya katılan öğrenciler güvenlik görevlilerince rektörlük binasından uzaklaştırılmaya çalışıldı. Öğrencilerin rektörlük binasının yanından ayrılmamaları üzerine yayın, slogan sesleri, yorumlar ve “dislike” sayıları nedeniyle YouTube’dan kaldırıldı.

Okumaya devam et

Gündem

Tayyip Erdoğan kadına yönelik şiddetin önünü açacak

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılacağını açıkladı. Erdoğan’la yaptığı görüşmeden detaylar paylaşan Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, AKP’li Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılacağını kesin olarak ifade ettiğini söyledi. Sözleşme kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlıyor.

BOLD – İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması Erdoğan’ın açıklamalarıyla bir kez daha gündeme geldi. Erdoğan’la geçtiğimiz günlerde özel bir görüşme yapan Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk Bu sözleşmeyle ilgili olarak bana AK Parti’nin yetkili kişileri geldiler ve  ‘Bu sözleşmeyi biz de Cumhurbaşkanı da kesinlikle kaldırmak istiyor. Ama bizim içimizde de bazı sıkıntılar olduğu için lütfen bizi destekleyin’ dediler. Ben de biliyorum Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiğini, kesinlikle kalkacak. Kaldıracaklarını kendisi de kesin olarak ifade etti” dedi.

ERDOĞAN NEDEN TAVIR DEĞİŞTİRDİ?

Oysa ki, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni AKP iktidarındaki Türkiye 11 Mayıs 2011’de imzalayan ilk ülke oldu. Aynı şekilde TBMM 24 Kasım 2011’de sözleşmeyi imzalayan ilk parlamento idi.

ERDOĞAN: SÖZLEŞME TÜRKİYE’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE HAZIRLANDI

Erdoğan, bu günlerde kesin bir şekilde kaldırılacağını söylediği İstanbul Sözleşmesi’ni 2011 yılında destekliyordu. Hatta Erdoğan 2011 yılında Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Türkiye’nin sözleşmede öncü rolüne dikkat çekerek “Kadına Şiddet Artık ‘İnsan Hakkı İhlali.’ Sözleşme, Türkiye’nin öncülüğünde hazırlandı” ifadelerini kullanmıştı.

SÖZLEŞME HEDEFTE

Zaman içinde kadın cinayetlerinin ve gayri ahlaki ilişkilerin İstanbul Sözleşmesi’nden kaynaklandığı, Türk aile yapısının bozulduğu ve eşcinselliğe yasal zemin hazırlandığı tezi dile getirilmeye başlandı. Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Ebru Asiltürk İstanbul Sözleşmesi’ni “aile yapısına atılan bomba” ve “elma şekerine bulanmış zehir” olarak niteleyerek hükumete sözleşmenin feshi için çağrı yaptı. Yeni Akit Yazarı Abdurrahman Dilipak ”İstanbul Fethi için “Zulüm 1453’de başladı” diyenlerin rövanşıdır. Bu utanca son verilene kadar bu konu sabit gündem” ifadelerini kullandı. AKP’li eski milletvekili Mehmet Metiner ise Sözleşme’nin kabulü için “evet oyu” verdiğinden dolayı çok pişman olduğunu söyleyerek milletvekillerinin neye oy verdiğini bilmeden el kaldırdığını savunmuştu.

KURTULMUŞ: USULÜNE UYULARAK SÖZLEŞMEDEN ÇIKILIR

Ayrıca Erdoğan’dan ve AKP’den de İstanbul Sözleşmesi karşıtı açıklamalar geldi. Temmuz 2020’de AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş “Nasıl usulünü yerine getirerek imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır” sözleriyle dikkat çekti.

KADEM SÖZLEŞMEYE DESTEK VERDİ

Sözleşmenin kaldırılması tartışılırken Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın başkan yardımcılığını yaptığını yaptığı KADEM 1 Ağustos 2020’de 16 maddelik bir açıklama yaparak sözleşmeye destek verdi. Açıklamada, “İstanbul Sözleşmesi ve kadın cinayetlerinin artması arasında doğrusal hiçbir bağlantı yok iken, kadın cinayetlerini önlemek üzere getirilmiş bir düzenlemenin günah keçisi ilan edilmesini anlamak pek mümkün gözükmemektedir. Cinayetler gerçekten arttıysa burada bakılması gereken pek çok değişkenli sosyolojik ve psikolojik toplumsal süreçlerdir. Burada Sözleşmenin bu kadar hedefe konması asıl sebeplerin görmezden gelinmesi anlamına da geliyor” denildi.

Özellikle kadın örgütlerinden yükselen itirazlara AKP içinden de destek geldi. Sözleşmeden çekilmenin görüşüleceği ve 5 Ağustos 2020’de yapılması planlanan AKP Merkez Yönetim Kurulu toplantısı ertelendi.

ERDOĞAR VAÇGEÇMEDİ

Son olarak Erdoğan, 3 Aralık 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni işaret ederek “İnancımız ve kültürümüzle ilgisi olmayan birtakım yanlış uygulamaları ve adetleri, aile kurumunu yıkmak için kullanmaya kalkanların sinsi oyunlarına gelmeyeceğiz… Kimi yanlışları düzeltirken kimi yanlışlara yol açacak savrulmalara meydan vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Oğuzhan Asiltürk’ün açıklaması ile Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesini kaldırmadaki kararlılığını sürdürdüğü ortaya çıktı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kabul edilen ilk uluslararası sözleşmedir. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılıyor.  Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa oluşturmak için yapılan İstanbul Sözleşmesi, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırma amacı taşıyor.

Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alır. Bugüne kadar Türkiye dâhil 34 ülke tarafından onaylanmıştır. Türkiye, Sözleşme’yi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde ilk imzalayan ülke olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi’nde, sözleşmeyi parlamentolarından geçirmiş hükumetlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türüyle mücadele etmek için bir dizi kapsamlı tedbir alması istenmektedir. Sözleşmenin her bir maddesinde şiddet eylemlerinin meydana gelmesinin önlenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkartılması amaçlanmaktadır. Sözleşme, örneğin aile içi şiddet, ısrarlı takip, cinsel taciz ve psikolojik şiddet gibi, kadına yönelik farklı şiddet türlerinin suç olarak kabul edilmesini ve bunlara karşı yasal yaptırımlar getirilmesini gerekli kılmaktadır.

DİKKAT ÇEKEN BAŞLIK

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin, örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin, ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır. Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.

Sözleşme, yalnızca barış dönemlerindeki değil, silahlı çatışma dönemlerindeki ve silahlı çatışma sonrasında devam eden şiddeti de yasaklamaktadır. Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şid­det biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır.

Sözleşme, Taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan güç durumdaki kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını talep etmektedir. Ayrıca sözleşme, yalnızca Sözleşme’ye taraf devletlerin vatandaşı olan kadınlar için değil, sığınmacı ve hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlar için de koruma sağlamaktadır.

Sözleşme, Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetle mücadelede uluslararası işbirliğini öngörmektedir. Uluslararası işbirliği yalnızca kriminal ve medeni konulardaki işbirliğiyle sınırlı olmayıp, Sözleşme kapsamındaki suçların işlenmesinin önlenmesi için bilgi paylaşımı ve yakın tehlikeden korunmayı da içermektedir.

Uluslararası bir sözleşme niteliğinde olan İstanbul Sözleşmesi’nin bağlayıcılığı vardır.

Okumaya devam et

Popular