Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Türk siyasetinde babalar ve oğulları

17-25 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sonrası “Erdoğan’ın talimatıyla yaptım” diyerek istifa eden dönemin Şehircilik ve Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar, sosyal medya hesabından ilginç bir çıkış yaptı. Babalarının sırtından siyaset yapan isimleri eleştirdi. İşte babalarının siyasi mirasına oturan evlatlar…

BOLD – 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının simge isimlerinden Erdoğan Bayraktar, yıllar sonra istifasına ilişkin çarpıcı bir paylaşımda bulundu. Bayraktar “Biz ilçe teşkilatlarında çalışarak, elektrik direklerine bayrak asarak partili olduk. Sonunda mancınıkla atıldık. Siz ise zekanız, eğitiminiz ve babanız sayesinde bizlere horozluk yaptınız. Şimdi ise ‘Parti’nizin başındasınız. Tıpkı ateşin üstündeki kazan gibi. Hadi bakalım, hadi” dedi.

İsim vermediği kişi/kişilerin ‘babası’ sayesinde kendilerine ‘horozluk’ yaptığını söyleyen Bayraktar’ın kimi kastettiği merak konusu oldu. Diğer yanda Bayraktar’ın “babanız“ vurgusu Türk siyasi tarihinde devam eden bir geleneği tekrar gündeme getirdi.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlayan ve hala devam eden, babadan oğula geçen vekillik mirası. Meclis’e önce babalar ardından oğullar geldi. Ama oğullar soyadlarının önüne geçemediler liderlik vasfı çizemediler.

İNÖNÜ DAMGASI

Mustafa İsmet İnönü Osmanlı döneminde albay, Cumhuriyet döneminde orgeneral ve eski Genelkurmay Başkanı’ydı. Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye’nin ilk Başbakanı oldu. Ardından Çankaya Köşkü’ne ikinci cumhurbaşkanı sıfatıyla çıktı. Hem İstiklal Madalyası sahibi bir asker hem de bir siyasetçiydi. Fizikçi oğlu Erdal İnönü 1983 yılında Sosyal Demokrasi Partisi’nin Kurucu Genel Başkanı görevini üstlenerek siyasete adım attı. 1985 yılında SODEP’in Halkçı Parti ile birleşmesi ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Türk siyasi hayatında yerini aldı. Oğul İnönü de 1986 yılında partinin Genel Başkanı oldu. 1986 yılında da İzmir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Başbakan yardımcılığı, devlet ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu. Ayşe Gülsün Bilgehan Toker İnönü ailesinin Meclis’teki üçüncü kuşak temsilcisi oldu. 22, 24, 25 ve 26. dönemleri kapsayan milletvekilliği görevi 2018’e kadar devam etti.

ADNAN MENDERES’TEN SONRA ÜÇ OĞLU DA SİYASETE ATILDI

Ali Adnan Ertekin Menderes, Türk siyasi tarihine idam edilen ilk ve tek Başbakan olarak geçti. 1950-1960 yılları arasında başbakanlık yapan Menderes, İstiklal Madalyası sahibi ve aynı zamanda bir hukukçu. Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti’de siyaset yapan Menderes 27 Mayıs Darbesi’nin ardından, 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edildi. Menderes’ten sonra oğulları siyasete devam etti. Yüksel Menderes 2. ve 3. dönem, Mutlu Menderes ise 4. ve 5. dönem Aydın milletvekili olarak girdi parlamentoya. Ailenin son vekili Aydın Menderes oldu. 1977 yılında Adalet Partisi Konya milletvekili olarak Meclis’e giren Menderes, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 2002 seçimlerinde DYP’den aday olan Menderes, partinin baraj altında kalmasıyla Meclis’e giremedi. Aydın Menderes 23 Aralık 2011 tarihinde hayatını kaybetti.

AHMET ÖZAL SİYASETTE TUTUNAMADI

Mühendis Halil Turgut Özal 1983-1989 yılları arasında 5 yıl 10 ay boyunca Başbakanlık ve aynı zamanda Anavatan Partisi Genel Başkanlığı yaptı. 1989 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından, görevi başında vefat eden ikinci cumhurbaşkanı oldu. 17 Nisan 1993 tarihinde vefat etti. 1999 yılında oğlu Ahmet Özal seçimlere bağımsız girerek 21. dönem Malatya milletvekili oldu. 2009 Yerel Seçimleri’nde Anavatan Partisi’nin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı oldu. Demokrat Parti genel başkan yardımcısı olarak da görev yaptı. 19 Aralık 2014 tarihinde Ana Parti’yi kurdu. 2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde Saadet Partisi Mardin milletvekili adayı oldu ama seçilemedi.

SİYASETTE TÜRKEŞ RÜZGARI

MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş muvazzaf askerken 27 Mayıs Darbesi’nde aktif rol aldı. Askerlik görevi sonrası başbakan yardımcısı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanı olarak görev yaptı. MHP Genel Başkanlığı görevini 1969-1997 yılları arasında sürdürdü. Yine bu yıllarda başbakan yardımcılığı dahil devletin önemli kademelerinde görev üstlenen Türkeş 4 Nisan 1997 tarihinde öldü. Tam adıyla oğul Deniz Yıldırım Tuğrul Türkeş 1997 yılında babasının ölümü üzerine MHP Genel Başkanlığına adaylığını koydu. Bahçeli’nin genel başkan seçildiği kongrenin ardından Türkeş, partiden ayrıldı. MHP’den ayrılmasının ardından Aydınlık Türkiye Partisi’nin (ATP) genel başkanı oldu. 2007 yılında eski rakibi Bahçeli ile barışan Türkeş 23, 24 ve 25. dönemlerde MHP’den Ankara milletvekili oldu. 1 Kasım seçimleri öncesi kurulan geçici hükumette Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Türkeş, bu görevi kabul etmesinin ardından disiplin kuruluna sevk edilerek MHP’den ihraç edildi. Türkeş MHP’den ihraç edilmesinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katıldı ve Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AKP‘nin Ankara milletvekili olarak tekrar Meclis‘e girdi. Türkeş 2018 yılı genel seçimlerinde AKP’den yeniden Ankara milletvekili seçildi. Tuğrul Türkeş’in kardeşi Ahmet Kutalmış Türkeş de Meclis 24’üncü dönem AKP İstanbul Milletvekilliği yaptı.

NECMETTİN ERBAKAN – FATİH ERBAKAN

Baba Necmettin Erbakan 1969 yılında Konya’dan bağımsız aday olarak Türk siyasi hayatına girdi. 45 yılık siyasi hayatında kurduğu 4 parti kapatıldı. Siyasi yaşamını 2010 yılına kadar sürdüren Erbakan 27 Şubat 2011 tarihinde öldü. Oğul Fatih Erbakan, babası gibi mühendis. Saadet Partisi’nde Genel İdare Kurulu üyesi ve Genel Başkan Başdanışmanı olarak görev yaptı. 2014 yılında yapılan 5. Olağan Kongre’de genel başkanlık için aday oldu ancak kazanamadı. 23 Kasım 2018 yılında Yeniden Refah Partisi’ni kurdu ve genel başkanı seçildi.

SON DÖNEMİN KONUŞULAN İKİLİSİ: TAYYİP VE BİLAL ERDOĞAN

Son yıllarda en çok konuşulan baba-oğul ikilisi ise AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Bilal Erdoğan. Aktif siyasete girip girmeyeceği merak konusu olan Bilal Erdoğan’ın parti teşkilatlarında etkin olduğu kulislerde hep dile getirildi. Resmi hiç bir sıfatı olmamasına rağmen katıldığı bir çok etkinlikte devlet protokolü uygulandı.

BİLAL ERDOĞAN SİYASET ARENASINDAN STK’LARA KAYDI

Bilal Erdoğan, mütevelli heyetinde olduğu TÜRGEV Vakfı’nda yolsuzluk yapıldığı iddiaları ve 17 Aralık soruşturmasına adının karışması sebebiyle tepkileri üzerine çekti. Oğul Erdoğan’ın, darphane grevi sırasında yapılan altın alım-satımıyla haksız kazanç elde ettiği öne sürüldü. Ayrıca kongre üyesi olduğu Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık seçimlerine müdahale ettiğine yönelik iddialar da uzun süre konuşuldu. Siyaset macerası adım atmadan biten Bilal Erdoğan sivil toplum kuruluşlarında ön plana çıktı. TÜGVA, TÜRGEV ve Okçular Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarında aktif rol oynuyor.

2019 yılında CNN Türk’te Ahmet Hakan’a konuşan Bilal Erdoğan, “Aktif siyasetin içinde olmak istemiyorum. Siyaset bizim ailemiz için yük oldu. Bizim ailemize çok zorluklar getirdi. İftiraları yaşadık. Şuna inandım bu dönemde. Türkiye’de sivil toplumun kuvvetlenmesine bari kendimi seferber edeyim” dedi.

Açıklamasının devamında “Cumhurbaşkanının başbakanın oğluyum diye konuşulur, laf olur diye çekinmemiz gereken durumlar var” diyen Erdoğan, “Fakat bunun da sonu yok cidden. Sokağa çıkmayayım kendimi kilitleyeyim eve. Tayyip Erdoğan’ın oğlu yok meydanda desinler” ifadesini kullandı.

BOLD ÖZEL

5 yaşındaki Zülal ikinci kez hapse girdi

Cezaevindeki çekirdek ailelere bir yenisi daha eklendi. Üç yıldır tutuklu bulunan eğitimci Ali Uysal’ın eşi Hilal Uysal ve 5 yaşındaki kızı da cezaevine gönderildi. Zülal 1,5 yaşındayken de annesiyle hapis yatmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir çocuk daha hapse girdi. Daha önce annesi Hilal Uysal ile birlikte 7 ay hapiste kalan 5 yaşındaki Zülal, yine annesiyle birlikte 24 Kasım gecesi cezaevine gönderildi.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Bank Asya hesabı ve Bylock kullandığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Hilal Uysal önceki gün tutuklanıp yine Şakran Cezaevine gönderildi. Hilal Uysal’ın eşi Ali Uysal da üç yıldır aynı cezaevinde kaldıktan sonra bu yıl başında Afyon Bolvadin Cezaevine nakledildi.

Ev hanımı Hilal Uysal, daha önceki hapis sürecinde yaşadıklarını Bold Medya‘ya şöyle anlatmıştı: “Ben oradayken kızım iki kere kaza geçirdi. Ranzadan düştü ve kampüs içerisindeki hastaneye sevk ettiler. İki saat boyunca gözlem altında tutulduk. Doktor yoktu. Kendi çocuğunuzun doktoru kendiniz olacaksınız denildi ve gönderildik.”

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Mayıs 2018’de eşiyle birlikte tutuklanan Ali Uysal, kapatılan derneğe üye olduğu için 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat mezunu olan Uysal, etüt merkezlerinde eğitmenlik yapıyordu.

Hilal Uysal ve kızı Zülal.

16 AYLIK MUAZ DA ANNE-BABASIYLA HAPİSTE

İzmir Şakran Cezaevinde, bir çekirdek aile daha birlikte kalıyor. Esra-Abdurrahman Aşçı, 16 aylık bebekleri Muaz ile 17 Kasım 2021’de tutuklanmıştı.

Burada bin memur var, gardiyanlar botlarıyla odamızı basıyor, koğuşun yarısı hasta

16 aylık Muaz, annesi ve babasıyla birlikte hapse gönderildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yaycı-Metre kriteri: Kürtaj yaptırmayan subay ihraç edildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen başarılı subayların anlatımları raporlaştırıldı. Raporda yer alan bir tanık ifadesi şöyle: “Engelli bir bebeğe hamile olmak ve kürtaj yaptırmamak açıkça FETÖ-Metre kriteridir. Engelli çocuk sahibi olma kriteriyle ihraç yapıldığını bizzat Yaycı anlatmıştı.”

BOLD – İngiltere merkezli Statewatch kuruluşu emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın kriterleriyle ilgili şok edici bir rapor yayınladı. Rapora göre, Temmuz 2016’dan bu yana en az 13 bin 1 Türk askeri personeli ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma yoluyla ‘terörist ya da terörle iltisaklı’ ilan edilerek ihraç edildi.

ALGORİTMALARLA İNSAN HAKLARI İHLALİ

Dr. Emre Turkut ve avukat Ali Yıldız tarafından hazırlanan rapora göre, OHAL döneminde kullanılan algoritmalar ağır insan hakları ihlallerine yol açtı. Yaycı ve AKP iktidarının ortak çalışmasıyla ordudaki subayların kendileri ya da akrabalarının hassas kişisel verileri, mesleki geçmişleri temelinde yapılan fişleme temel insan haklarını da çiğnedi.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ YERLE BİR ETTİ

Raporda yer alan şekliyle ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma, 97 ana kriter ve 290 alt kritere dayanıyor. Kriterlerin birçoğu özel hayatın ve kişisel verilerin gizliği gizliliği haklarını yerle bir etti. Bu algoritmayla Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından TSK’nın her kademesine el atıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Adli İşlem ve İdari İşlemler Daire Başkanlığı (ATİİİŞ) adı verilen özel bir birim tarafından kullanılan algoritma ile asker ve sivil yüz binlerce kişinin profili çıkarılarak bu kişilere ‘puan’ verildi.

YAYCI’NIN KRİTERLERİYLE 810 BİN KİŞİ FİŞLENDİ

ATİİİŞ, en az 810 bin kişinin ‘hassas’ nitelikle olanlar dahil olmak üzere kişisel verilerini toplayarak FETÖ-Metre sistemin dahil etti. Bu veriler bankacılık işlemleri verileri, Bank Asya’da hesabı bulunanlara dair veriler, KHK ile kapatılan kurumlar ile her türden ilişkiye dair veri, bir milyon GSM numarasının telefon görüşme ve internet trafik kayıtları yanı sıra İngilizce bilgisi gibi dil becerilerini bile kapsamaktadır. Rapor, bu tür kişisel verilerin yasal bir dayanak olmaksızın elde edilip ve işlendiğini tespit ediyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NE SIĞINAN RÜTBELİ ASKER İFADELERİ

Avrupa Birliği’ne (AB) sığınma talebinde bulunan pek çok yüksek rütbeli eski askeri yetkilinin tanıklıklarını içeren rapor, algoritmanın uygulanmasının keyfi olduğunu ortaya koydu. Yalnızca birincil süjelere değil, aynı zamanda onların sosyal çevrelerindeki herkese, aile üyelerine, meslektaş ve komşularına da cezai yaptırımları uygulandığını ortaya koydu.

BİRGÜN HERKES ALGORİTMİK ZULME KURBAN GİDEBİLİR

Ankara ve Brüksel barolarına kayıtlı avukat ve raporun yazarlarından Ali Yıldız, binlerce kişinin FETÖ-Metre denilen bir zulüm aletiyle kendilerine verilen ‘puan’ üzerinden işsiz bırakıldığını söyledi. Bu subayların tutuklandığına da dikkat çeken Yıldız, “Devletlerin terörle mücadelede dijital izleme araçlarına daha fazla başvurduğu, giderek daha fazla bağlantılı hale gelen bir dünyada, herkesin benzer algoritmik zulme kurban gitme olasılığı yüksektir.” diye konuştu.

Statewatch araştırmacısı Yasha Maccanico ise “Bu rapor, şüphelileri algoritmik olarak belirlemek için kullanılabilecek araç ve kriterlerin, yetkililerin diledikleri kişileri suçlu durumuna düşürmelerine izin verecek şekilde tasarlanabileceğinin tüyler ürpertici bir hatırlatıcısıdır.” dedi.

Cihat Yaycı da Fetöcü çıktı

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

21 aydır tutuklu Yusuf Bekmezci’ye Aziz Nesin hikayesini yaşattılar: 60 sayfalık yakarış

Hafıza kaybı, uyku apnesi ve halisünasyon görme başta olmak üzere birçok sağlık sorunuyla mücadele eden 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra geçtiğimiz ay hastaneye yatırıldı. Kayınpederiyle aynı koğuşta kalan Şeref Aytekin ise, Bekmezci’nin 21 ayda hapiste geçirdiği hastane sürecini 60 sayfalık bir dilekçeyle anlattı. Mahkemeye sunulan dilekçe, hasta mahpusların yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne seriyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 21 ay önce tutuklanan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, hafıza kaybı yaşayan, halisülasyon gören ve uyku apnesi gibi ölümcül hastalığı bulunan kayınpederinin sağlık sorunlarını anlatabilmek için aylardır dilekçe yazıyor. En son 25 Ekim’de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na, ekleriyle birlikte 60 sayfa dilekçe veren Şeref Aytekin’in mücadelesi Aziz Nesin hikayelerini aratmayacak cinsten.

DAMADI KENDİSİNDEN 8 AY ÖNCE TUTUKLANDI

Hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç olmasına rağmen 23 Ocak 2020’de tutuklanan Yusuf Bekmezci yaklaşık iki yıldır İzmir 1 Nolu F Tipi Cezaevine kalıyor. İlk günlerde yalnız olan Bekmezci’nin yanına 14 Şubat 2020’de, kendisinden 8 ay önce tutuklanan damadı Şeref Aytekin sevk edildi.

O sırada İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevinde olan Aytekin, kayınpederinin tutuklandığını öğrenince nakil talebinde bulundu. KHK’lı emniyet müdürü Şeref Aytekin 21 aydır kayınpederinin kişisel ihtiyaçlarına yardımcı oluyor. Tedavi, tetkik, ilaç işlerini takip etmek, hastane doktoruna da koğuştaki gözlemlerine dair bilgi vermek istiyor ama ne mümkün. Cezaevi bürokrasisi önünde koca bir engel.

TEŞHİS 20 AY ÖNCE KOYULDU, HASTANEYE GEÇEN AY YATIRILDI

Hasta mahpusların en önemli sorunu, sağlık hizmetlerinden zamanında ve tam olarak faydalanamaması. Bir de bunlara kelepçeli yolculuk, hastanelerin mahkum odalarında kalma zorunluluğu, doktorlarla direkt muhatap olunmaması (cezaevine göre değişiyor) gibi olumsuz durumlar eklenince psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. Sağlıkları daha da bozuluyor.

Kurum doktorunun 27 Ocak 2020’de uyku apnesi teşhisi koyduğu ve ani ölümle sonuçlanabilecek bir hastalık olduğu için hastaneye sevk ettiği, İzmir’in esnaflarından Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra daha 21 Ekim 2021’de hastaneye yatırıldı. Uyku apnesi hastalarının gece kullandığı cihazın denemesi için bir gece hastanede kaldı. Ertesi gün sabahtan tekrar koğuşuna döndü. Cihazı ne zaman alabileceği henüz belli değil.

HASTALIKLARINI ANLATAMIYOR

Alzheimer (henüz alzheimer teşhisi konulmadı) belirtileri gösteren hastalığıyla ilgili ise henüz doğru dürüst bir tetkik yapılmış değil. Çünkü Bekmezci, tek başına hastaneye götürüldüğü için derdini anlatamıyor, hastalıklarını ifade edemiyor. “Doktor ne sordu, ne dedi?” sorularına “Bir şey demedi, doktoru görmedim” gibi cevaplar veren Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, kaç aydır kayınpederinin yanında refakatçi olmak için ya da eline hastalıklarını ve koğuştaki gözlemlerini yazdığı kağıdı verebilmek için uğraşıp duruyor.

“NEREYE GÖTÜRDÜKLERİNİ BİLMİYORUM”

Aytekin, kayınpederini doktora götüren memurla görüşebilmek, muayene sonuçlarını öğrenebilmek için de ayrıca dilekçeler yazıyor. Çünkü Bekmezci’nin hastane dönüşlerinde anlatabildikleri genelde şöyle:

“Buradan çıktık, vardığımızda araçtan indik, hapishaneye götürdüler (nezareti kast ediyor), nereye niçin gittiğimizi, geldiğimizi bilmiyorum, sonra bir araca bindirdiler. 2-3 yere gittik, doktorlar bir şey söylemedi, muayene eden doktor olmadı, sonra indik, minibüse bindirdiler, yola çıktık, nereye götürdüklerini bilmiyorum, indiğimde nerede olduğumu anlayamadım, giriş kapısı görünce ben buraya daha önce geldim, benziyor dedim, bina içerisine girdik, kafamı yine toparlayamadım, buradaki memurlara nereye gideceğiz dedim, memur gidelim dedi, merdivenleri görünce burada olduğumuzu anladım.”

Şeref Aytekin tedavi ve tetkiklerle ilgili memurdan bilgi alabilmek için 11 gün beklediği zamanlar bile olduğunu belirtiyor.

Yusuf Bekmezci, 9 Nisan 2021’de örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla 17 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. 82 yaşındaki Bekmezci, nerede olduğu, niçin yargılandığı ve ne kadar ceza verildiği gibi birçok şeyin farkında değil. Mahkeme heyetine üç kez “Ben neden burayım?” diye sorduğu da SEGBİS kayıtlarına geçmiş durumda. “Bir rahatsızlığın, şikayetin var mı?” sorusuna ise genelde “Şikayetim yok, iyiyim” diye cevap veriyor.

KOĞUŞ DUVARLARINDA ÇİÇEKLER GÖRÜYOR

Tutuklandıktan birkaç ay sonra unutkanlık baş gösteren, koğuşun duvarlarında çiçekler gördüğünü, komşularının ve onların çocuklarının kendisini koğuşa ziyarete geldiğini söyleyen Yusuf Bekmezci’nin en önemli sağlık sorunları uyku apnesi, hafıza kaybı ve halisünasyon görmesi.

Bunların yanı sıra prostat, ileri derecede işitme kaybı, bilişsel bozukluklar, algı ve muhakemesinde ciddi sıkıntılar, yaşlılığından dolayı düşkünlüğü de var. Gün geçtikte ilerleyen uyku apnesi, çiçek görmesi ve Alzheimer için hastaneye sevk edilen Yusuf Bekmezci, aciliyeti olmayan bir-iki şikayetinden muayenesi yapılıp geri gönderiliyor.

“Kayınbabamın hastaneye sevki yapıldı, durumunu biliyorsunuz, kendini ifade edemez, rahatsızlıklarıyla ilgili not yazayım, bu notu, onu hastaneye götürecek olan görevliye verelim, dedim. ‘Gerek yok sizin anlattıklarınızı doktor not aldı, hastanedeki doktor sistemden görür’ dedi. Kurum doktoru benim söylediklerimi not olarak yazmadı hastanedeki doktor bakmadı. Hastaneye götüren memur ve doktor da Alzheimer olduğunu bilemediklerinden farklı ve aciliyeti olmayan önemsiz bir iki şikayetiyle ilgili muayenesi yapıldı.” diyen Şeref Aytekin’in dilekçelerinde buna benzer birçok açıklama bulunuyor.

HASTANEYE KELEPÇELİ GÖTÜRÜLÜYOR

Dilekçelerinde kayınpederinin hastaneye kelepçeli götürüldüğünü ve 82 yaşındaki insana eziyet edildiğini de vurgulayan Aytekin, “Hastaneye ne kadar az giderse o kadar iyi. 82 yaşında, birçok hastalığı var. Bu durumuna rağmen bile araç içinde kelepçeleri çözülmüyor. Ayrıca Kovid-19 riski var. Normal bir insan bile o araçla hastaneye gidip geldiğinde başı dönüyor, istifra ediyor, bazıları 1-2 gün kendine gelemiyor. Bu durumdaki birinin hastaneye gidip gelirken ne kadar sıkıntı çektiğinin izahına gerek yok sanırım.” diye yazdı.

Şeref Aytekin, Yusuf Bekmezci’nin 27 Ocak 2020’den 21 Ekim 2021’e kadar hapiste geçirdiği hastane sürecini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na 25 Ekim 2021 tarihinde yazdığı uzun dilekçede tarih sırasına göre anlattı. Ekleriyle birlikte 60 sayfayı bulan dilekçe, hasta mahpusların ve yakınlarının yaşam hakkı için nasıl bir sistemle mücadele ettiklerini göstermesi açısından önemli.

ŞEREF AYTEKİN’İN MAHKEMEYE SUNDUĞU 60 SAYFALIK DİLEKÇENİN İLK 14 SAYFASI

 

Okumaya devam et

Popular

Shares